Sayfalar

25 Kasım 2015 Çarşamba

Bu sene tatilin dibine vurdum...

evet, bu sene gerçekten de tatilin dibine vurdum. hatta o derece ki iznim kalmadı!!! Önce Haziran'da bir hafta dalış ve 5 gün toscana gezimiz vardı. ama asıl konu o değil. asıl konu aybaşında yaptığım abd-meksika gezisi. ABD-MEKSIKA TATİLİ: bu sene dedim ki gitmişken biraz daha uzun kalayım ve 2.5 haftalık planladım kendisini. bunu planlarken de bildiğim yegane detay bu sürenin bir kısmında meksikada olacağım. ama nereye ve kaç günlüğüne gideceğim konusunda Janet bir türlü bilgi vermiyor. Hatta aslına bakarsanız abd ayağında da catalina adasına gidelim demiştik. gidip gitmeyeceğimiz ancak ben oradayken netleşti. Day1: Çarşamba uzuuuuun sürecek uçuşa sabah 9:30 gibi Ankara'dan başladım. 13 sularında da LA uçuşuna geçildi. Mil bilet sağolsun business uçuyorum, keyfim tıkır. koltuğa yayıldım, servis süper. derken saat 4 sularında kabin ışıkları kapandı ve millet uykuya yatırıldı. hostese gidip "ne bu yaa, kreş mi burası, öğlen uykusuna yatırdınız milleti" dedim. güldük vs, sonra ben de 1 saat içinde sıkıntıdan pes edip uykuya geçtim. LA iniş CA saatiyle 4-5 gibi ancak benim alandan çıkışım 7! murphy sağolsun en yavaş pasaport kuyruğundayım! eve varış 9, ancak Janet beni bir türlü uyutmaz çünkü meksikayı planlamamız lazım! Day2: CDM... tembel bir gün, hiçbir şey yapmadan evde pineklemece, starbucksa gidip online dizi izlemece. 5 gibi Irene beni aldı, hemen birer cha attırdık, ardından Deniz'e bbq partisine. bütün kızları gördüm orada, iyi oldu. Day3: Öğlene kadar tembel modu, öğlen Irene beni aldı, önce biraz Orange'da bir mall'a gittik. ben azıcık bir alışveriş yaptım. harbi az ama. ardından sushi vs sonrasında balboa island ve birer içki. Day4: evet catalina adasına gidebiliyoruz. ancak Janet'ın toparlanıp çıkması 2yi geçince ancak 3 feribotu ile. ada çok güzelmiş. açız. hemen bir meksika restoranı, birer margarita, güzel yemekler. akşam etrafta biraz dolanmaca. Day5: pazar sabah kalkış, sydney ile kısa bir tur, kahvaltı ardından deniz. ilk kez okyanus sıcak. rahat rahat yüzebildik. akşam long beach'e dönüş. feribottan indik, tam arabaya gideceğiz, otopark fişini çıkarmak için elimi cüzdana attım ki cüzdan yok!!!! dehşet içinde Janet'a söyleyip içeri koştum. Adamlar hemen anons geçtiler, feribotu temizleyenler bulup getirdi. o an aklımdan geçen "iyi ki fişi yanıma almışım, arabada bıraksam cüzdanın olmadığını kimbilir taaa ne zaman farkedecektim". o heyecanın ardından Janet'in annesi ve yeğeni ile yemek ve eve dönüş. Day6: bugün yegane boş günüm. 1-2 sipariş için fashion islan'a yürüdüm. ne severim kendisini. gerçi zaman kısa, hemen halletmek lazım işleri. jet gibi alınacaklar alınır ve 2 gibi Nur ve Mehmet'le buluşup Laguna Beach'deki The Deck'e gidilir. sahilde hoş bir cafe. yemek sohbet, sahilde dolaşma vs derken pts de bitti. Day7-8: Iki günlük Napa kaçamağı bugün başlıyor. Carol sağolsun beni alana bıraktı. Meksika bavulunu Janet getireceği için sırt çantamda pijama ve yedek bir t-shirt ile düştüm yola. Irene beni SF den karşıladı. gelirken Tartine'e uğramış. hayatımda yediğim en güzel ekleri yedim desem! yanında bir sürü başka pastry de var ama ekler 10 numara 5 yıldız. buluşunca hemen yola koyulduk. o aksam bir ertesi gün 3 adet winery gezip bol bol içtik. Dean and Deluca'dan bilimum peynir, somon vs alıp çoğunu bitiremeden dönüş yoluna geçtik. bundan sonrası tam macera aslında ama sonra...

29 Temmuz 2015 Çarşamba

ayh!!!

çok sıkıldım... evet hayatımın son döneminin en kısa özeti... uzun koşturmaca dönemi sonrası kendimi rölantiye aldım ama bu rölanti de içimi sıktı sanırım. gerçi koşturmaca modundayken de neyden ne kadar zevk alıyordum çok da emin değilim. neyse sonuç olarak sıkıldım işte:( işten de, evden de, ankara'dan da, herşeyden sıkıldım. ben uzuuuun bir tatile çıksam. böyle diyorum ama tatil fikri bile heyecanlandırmıyor beni. belki de ben heyecan özledim, değişiklik özledim. macera özledim... mücadeleden, monotonluktan sıkıldım. ayh! yemin ederim hayattan sıkıldım ben:(((

25 Şubat 2015 Çarşamba

acıların çocuğuyum...

aslında amacım haftasonu gittiğim Kıbrıs gezisini yazmaktı ama sabah gittiğim fizik tedavi canımı o kadar yaktı ki sabahtan beri başka birşey düşünemez oldum. garibim öyle bir travmaya uğradı ki pamuklara sarmalayıp yatsam anca kendine gelecek. hatta 3 gün falan yatmam lazım sanırım. bir de yarın sabah yeniden gitmem lazım. asıl onun şokundayım an itibariyle. önce sabah 8e verdiler randevuyu. sabahın sekizinde ftr mi olur yaa, ben daha gözümü tam açamamışken acıyla bağırmak hiç eğlenceli bir durum değil şahsen. ilk olarak bileğe elektrik veriyorlar, kaslar titriyor kendi kendine. benim orta parmak akımı yer yemez öyle komik kasıldı ki anlatamam. garip bir his. sonra 15-20 dakika içinde talaş gibi birşey olan bir kazana sokuyorsun kolunu. ısıtıyor orada kasları. sonra da işkence başlıyor zaten. bir sağa büküyor bir sola. çığlık atınca açını koruyor. which means o süre boyunca acı devam ediyor. son olarak bileğimi öyle bir büktü ki çaat diye ses geldi. ben orda çığlık modunda. bir de panikledim o ses çıkınca. meğer çıkması istenirmiş çünkü kireçlenme o şekilde açılıyormuş. falan filan. sonuç olarak mutsuzum ben:( yazık değil mi bileğime, habire hırpalıyorlar:(((

2 Şubat 2015 Pazartesi

tek elli hayat

tek elle 4. haftayı tamamlamış bulunuyorum. bir şekilde hayatı devam ettiriyorum ama gerçekten yorucu ve bunaltıcı bir durum. her iş gereğinden fazla zaman alıyor, en ufak bir harekette canın yanıyor falan. ama işte bir şekilde idare ediyorsun. geçen gün tek elle yapılamayan işler listesi oluşturmaya başladım. şimdi sizlerle onu paylaşıcam: sırası yok, aklıma geldiği düzende. 1. saç toplamak: kesinlikle bir elle başarılamayan bir olay. hangi elin toplayacak da neyle toka takacaksın. mümkün değil, yada ben yolunu bulamadım. o yüzden habire ördürüyorum. 2. saç taramak: hadi canım dediniz di mi? tarayın da görün babayı. hele bir de saçınız karışmışsa. kısa saçlıysanız olabilir ama saçınız uzunsa beraberinde bir tutam saçı veriverirler elinize. acısı da cabası. 3. ayakkabı bağlamak: itirazı olan? 4. damacanadan şişeye veya bardağa su doldurmak: bardak geniş ağızlıysa yere koyup denk getirebilirsin, aksi takdirde etrafa saçılan suları kurulamazsan bir de kayıp ayağını bacağını kırma riskin doğar. tek yolu damacanın önüne geniş ağızlı bir sürahi yerleştirip onu doldurmak. ondan şişe yada bardağa aktarmak daha kolay. 5. diş ipi kullanmak: itiraz olan? - bunun için de çözümü kendinden dişipi olan kürdanları kullanmakta buldum. faideli aletler. 6. lens takma: ben tek elle hem gözümü açıp hem de lensi takmayı başaramadım. tabi bir de lensi kutudan çıkarma ve parmağa yerleştirme süreci var. dediğim gibi ben yapamadım, becerebilen varsa saygıyla önünde eğiliyorum. ancak dirsek serbest kalınca bu da yapılabiliyor. en azından alçılı eli göze yaklaştırabiliyorsun:) 7. tabaktaki son lokmaya ulaşma: tabak sıyırma veya son lokmaya ulaşma tam bir hayal. belki çalışan el baskın el olursa yapılabilir ama ben sol elimle tabağı sıyırmayı henüz beceremedim. çorbada kaseyi direk tepeme dikip olayı öyle neticelendiriyorum. 8. saç yıkama: saçın kısa ise bir şansın olabilir ama tek elle uzun saçı yıkamaya kalkışmadım bile. tıpış tıpış gidiyorum kuaföre, yıkıyor, fönlüyor ve örüp gönderiyorlar beni. 9. şişe açma: şişeyi alçılı kolun altına arasına sıkıştırıp açabilirsin ama plastik şişe ise ıslanma ihtimalin çok yüksek:)) 10. bilimum kesme/doğrama işleri: keseceğin şeyi neyle sabitlemeyi düşünüyorsun??? 11. tırnak kesme: kırık kolu doğru açıya getiremediğin için o eli, parmaklarında zerre güç olmadığı ve tine doğru açıyı tutturma zorluğu sebebiyle diğer elin tırnağını kesmek imkansız:( 12. sütyen giyip çıkarmak: aç o kopçayı da göreyim. yada açtın diyelim nasıl geri takıcan???:) bir de baskın eli kaybettiğin için çok zorlandığın işler var. mesela sol el ile yazı yazmak. 1. sınıf bebesi gibi bir yazın oluyor. dişini fırçalarken artık ne kadarını temizlediysem kardır diyerek fazla titizlenmeyeceksin. bir de sol elle maus kullanmak tam bir savaş. aynı şekilde klavye kullanmak da. sağ el destek olsun desen tek parmakla çok yavaş gidiyor ve alçının ağırlığı sebebiyle tez zamanda yoruluyorsun. yazının düşünce hızına yetişememssi de cabası. çok sinir bozucu. bir de giyinip soyunma süreci var ki... hem uzun sürüyor hem de süper yoruyor insanı. zaten kolun alçıda olduğu için giyebildiğin kıyafet sınırlı. kolu geniş olanları seçmek zorundasın. onları da tek elle giyip yerleştirmek hakikaten yoruyor insanı. giyindikten sonra oturup dinlendiğimi biliyorum ben. neyse 4 hafta bitti,inşallah 1-2 haftaya alçı kolumdan çıkacak ve ben bu zorlukları hatırlamayacağım bile...

13 Ocak 2015 Salı

kendime ait kaç gün:P

en çok korktuğum şey bilek kırmaktı. hani herhangi bir kemik belki ama ya bilek? eklemler vs... içim ürperirdi aklıma gelince... ve sonra başıma geldi:( daha karın ilk günü, etraf bembeyaz. haftalardır bu anın özlemini çekiyorum. kar yağacak yağacak ve ben karlarda yuvariğnenlanıcam. bu hayal ve mutlulukla çıktım evden. sanırım 10 adım falan atmıştım ki hoop kayıp oturdum yere. oturmadan az evvel de tüm hızım ve ağırlığımla sağ el bileğimi yandaki beton bloğun köşesine geçirdim. o anda hissettiğim ağrının tarifi zor. bir süre düştüğüm yerden kalkamadım netekim. bir miktar inledikten sonra kalktım yerden. etrafımdakilerin dehşet bakışları altında kolumu oynatmadan eldiveni çıkardım. bileğin garip pozisyonu zaten şüpheye mahal bırakmıyor... doğru başkent acile. acildeki uzman görünce direk kırık dedi zaten. ortopediden uzmanların gelmesi biraz zaman aldı. sonra beni röntgene yolladılar. pek güzel kırmışım bileği. çökmeli parçalı harika bir kırık. yerleştirip alçıya alıcaz dediler. kaçasım geldi odadan. bir yandan aynı odada kafasını yarmış amcaya zımba basıyorlar amca inliyor... çok sinir bozucu bir durum. bayıltın beni dedim olmaz dediler. o ağrıya nasıl dayanayım. ısıracak bişey verin dedim. nihayet ikna oldular. sonra koluma bir iğne yaptılar, tam bileğe, kırığın oraya. o iğne herneydiyse onca çekiştirmeye hiçbir şey hissetmedim. ama ne çekiştirdiler kolumu biri dirsekten asıldı diğeri parmaklardan. onlar çekerken bir üçüncü yerleştirdi kemiği. sonra bir film daha. oturmuş yerine düzgünce. en sonunda da kolumu omza kadar alçıya aldılar. devasa bir alçı... pembe delikli alçı istedim ama ellerinde anca amele versiyonu varmış:))) iğneden sonra ağrıkesici vs ile geçirdim günü. ama akşam sıkmaya başladı alçı. birara panik atak oldum sanırım çünkü bayılıcam sandım. en son su altında öyle panik olmuştum. çıkış bulamadım alçıdan. neyse çilerle hastaneye gidip alçıya delik açtırdım. biraz iyi geldi o delik. 2 gün öyle kolum tepede gezdim. gezdim derken tüm gün evdeyim, doktor kontrolü hariç. sonra uğur hocamı aradım. sağolsun önce 2 gün atele aldı kolumu sonra yeniden dirsek üstünden ama en azından daha medeni bir alçı. şimdi robokop gibi geziyorum etrafta. kolu bükemeyince ve eli kullanamayınca birçok şeyi yapmak zor. mesela tek elle saçını toplayamıyormuşsun. ha bir de banyo biraz dert. giyinip soyunmak zahmetli, alçının geçtiği kıyafet sınırlı. dişini iple temizleyemiyorsun mesela yada ayakkabı bağlayamıyorsun... vs vs.. işte böyle. 4-6 hafta dediler. 3-5 hafta kaldı özgürlüğüme... allah daimi böyle olanlara yardım etsin...

1 Ocak 2015 Perşembe

Kendime ait bir gün...

son zamanların en güzel gününü geçiriyorum sanırım. yataktan istediğim saatte uyandım. gün boyunca yapmam gereken herhangi birşey yok ve ben canım ne istiyorsa onu yapmakta özgürüm. ve ben canım ne yapmak istiyorsa onu yapıyorum. ne verilmiş bir söz, ne planlanmış bir olay. hiçbirşey... sadece ben ve keyfim. keyfim bugün 10 sularında kalkmak istedi yataktan. ben de öyle yaptım. sonra oyun oynamak istedim ve oynadım. sıkılınca kahvaltımı hazırlayıp tv karşısına geçtim. son favori dizim arrow'dan 2 bölüm çaktım peşpeşe. ardından havanın ne kadar güzel olduğunu farkettim ve evin karşısındaki pet shop'un açık olduğunu. bu havada evde oturmak çok yazık olacaktı. (bu arada havayı tarif edeyim. yağmur yağmış, heryer ıslak ama müthiş bir serinlik var. güneş yok ama aydınlık. dışarısı için ideal) neyse çıkıp önce bir tasma aldım sonra da vişneliğe gittim. tasması kayıplara karıştığında beri sasha'yı (vişneliğin oraya terkedilen dünya güzeli bir haski) gezdirememiştim. çıldırdı garibim. çıktık bir 45 dakika sasha ile dolandık. dolandık derken daha çok o beni sürükledi yollarda. yine abuk subuk köpeklere rastladık ve hemen rota değiştirdik. allahtan böyle durumlarda söz dinliyor, hiç diklenmiyor. 45 dakika sonunda ikimiz de yorulmuştuk. onu yerine bağladım ben eve döndüm. o sırada canım kahve istedi. arabayı evin oraya parkedip starbucksa yürüdüm. migrostan 1-2 birşey aldım, ardından kahvemi alıp eve döndüm. yol üzerinde mağazalara uğrayıp aylak aylak ev için masa örtüsü, alez gibi ıvır zıvır şeyler aldım. ama daha güzeli yoldaki panoda cts akşamı jolly joker de yaşar olduğunu gördüm. hemen program olayına girdim. cts ofis yemeği var ama olsun, yemek sonrası süper olur:) neyse şimdi de eve geldim, bir yandan kahvemi yudumluyorum bir yandan da bu satırları yazıyorum. uzun zamandır olmadığım kadar huzurlu ve mutluyum.