Sayfalar

31 Aralık 2008 Çarşamba

Acil bahane lazım:)))

Akşama kısır sözü vermiştim. Daha doğrusu doğru düzgün yapabildiğim yegane şey olduğu için ben kısır yapayım dedimdi. Sonra da nasılsa kolay, yanına bi börek attırayım dedim. Bi heves alışveriş yapıp işe koyuldum. Sonuç hayal kırıklığı ve muz kabuğu. Kısırda bişeyler ya noksan ya fazla börekse kuru oldu:( Hadi böreğin kuruluğunu fırına yükleyebilirim ama ya kısır??? Hah buldum. Ona da selim'in ahı tuttu derim:))))

Dönüm noktası - new year's resolution mu acaba?

Dün akşam yeni yıl yazımdan sonra içim buruldu birden. Benim için değerli ve keyifli birşeyin yokolup gitmesini düşündüm ve hüzünlendim. Sonra akşam alışverişe çıktım. Önce mecburiyetten gittim (herkes 1-2 tane minik hediye alsın denmiş) ama sonra hediye bakarken mutlu olduğumu farkettim. İnsanlara hediye almayı, yüzlerindeki mutlu ifadeyi görmeyi özlediğimi farkettim. Bunun beni de mutlu ettiğini farkettim. Yeni yılı sevdiğimi, sevmek istediğimi hissettim.
sonra bu sabah uyandığımda yeni yıl neden yeni bir umut olmasın dedim. evet 2007 ve 2008'den nefret ettim. Sevmek istemedim. İstemezsem 2009'un da benim için hiç farkı olmaz aslında. Ama acaba 2009'un da ruhsuz ve mutsuz geçmesini istiyor muyum? Yoksa silkinip kendime gelsem ve hayata olumlu gözlerle baksam, elimdekinin değerini bilsem... Acımı yaşamaya devam etmek, hayattan zevk almak istememek yerine acımı unutmadan mutlu olmaya çalışsam mı dedim. Mutlu olucam deyip mutlu olunmaz ama mutlu olmak istemezsen kesinlikle olmazsın. Ben bu sene istemedim. 2009'da da istemeyebilirim. İşte bugün bunun kararını vericem. Yeni umut dolu bir yıl mı olacak 2009 yoksa 2008'in bir uzantısı mı?

MUTLU YILLAAARRR:)))

Çok hoşuma gitti, dayanamadım, buraya da koyucam.
Herkese MUTLU YILLAR:)))

30 Aralık 2008 Salı

Yılbaşı

Yeni yılı oldum olası severdim. Ama bu sene pek umurumda değil kendisi. Aslına bakarsanız geçen sene de ruhum duymamıştı. Bir tek yeğenimin serzenişleri ve talebi doğrultusunda yalandan ağaç süslemiş ve yemeğimizi masayı biraz süsleyerek yemiştik. Geçen yılbaşına ait yegane komik anı Ege'nin çok uykusu geldiği için koltukta uyuklaması ve bizim onu "uyuma bak uyursan biz 2008'e gireriz sen 2007'de kalırsın. sabah bi uyanırsın hala 2007'desin" şeklinde keklememizdi. Garibim öyle saf ki nerdeyse inandı bize:) Simay klasik kıyamadı oğluna, şaka yapıyorlar diye avuttu çocuğu:))) safım benim:)
Bu yıl da yılbaşı pek farklı değil. Yani, yeni yıl heyecanına giremedim bir türlü. Ağaç çıkarıp süsleyesim bile gelmedi içimden. Halbuki süslerdim 1-2 hafta önceden. Janet'tan kalma alışkanlıkla gittiğim yerlerden ağaç süsü de toplardım, asardım zevkle üzerine. Işıklar felan. Bu sene ağaç hala kutusunda duruyor.
Belki 1-2 hediye alışverişi yapsam moda girerdim ama bu sene herşey olduğu gibi ona da isteksizim... Kendi kendine bir plan oluşur belki ya da evde oturup tv izlerim derken Aylin benim evin yakınlarında bir arkadaşlarında toplanacağını söyleyerek beni de davet edince ben de hiç tanımadığım insanlarla dolu, tanımadığım bir eve yeni yıl kutlamasına gidiyorum. Belli olmaz, bakarsın çok eğlenceli bir akşam olur. Ne de olsa beklentiler ne kadar az olursa sonuç o kadar olumludur.

29 Aralık 2008 Pazartesi

Bu akşam

Haftasonu madden ve ruhen yoruldum sanırım, bugün kafam pek yerinde değil. Zaten sabah da sürünerek kalktım yataktan. İş yerinde gün boyu ben ekrana baktım, ekran bana. Akşam sınav var ama kapak kaldırmadığım için girmiycem sınava. Bu durumda akşamım boş kaldı. Gider erkenden uyurum derken eve gitme fikri itici geldi birden. İçsem mi yoksa sinemaya mı gitsem karar veremedim birden... güzel film var mı acep?

27 Aralık 2008 Cumartesi

1 sene...

1 senede neler değişir insan hayatında... neler olur biter...
bebek doğar mesela, ana rahmine düştükten sonra, 3 aylık bile olur...
dogmus bebek yürümeye başlar,
öğrenciler sınıf atlar
mevsimler değişir, kış biter, sonra yaz gelir, sonra yine kış...
insanlar 1 yaş daha yaşlanır, saçlarındaki beyazlar artar...
askerler eve döner...
ama özlem
özlem işte hiç bitmez...
ankarayı sallayan o minik deprem nasıl da köklerimden kopardı beni...
1 yıl oldu babacım sen bizi bırakıp gideli...
1 koca yıl
1 koca yıl dolusu hergün özledim seni, hergün bir öncekinden daha çok. hergün gözümü her kapadığımda yana düşmüş yüzün geldi gözlerimin önüne. hergün uyanman için çığlıklar attım ama sen beni hiç duyamadın...
bazen bir damla yaş süzüldü gözümden, bazen sel oldu hıçkırıklarla aktı yüzümden...
kimbilir kaç defa seni aramak için telefona gitti elim. hala silmedim telefonunu rehberimden, silemedim, silemem...
kaç kere öfkelendim sana çekip gittin diye, isyankarlık ettim, senin ne günahın vardı ki gidişinde...
terkettim yaşadığımız şehri bir faydası olur diye, kendimi kandırırım dedim, ölmedi de uzakta diye, gittiğim yerde sensizlik daha bir koydu babacım. her adımımda eksikliğini daha bir hissettim. daha bir korktum hayattan, gelecekten.
sen benim hayata karşı tek güvencemmişsin meğer. sen gidince anladım bunu.. daha bir korkar oldum hayattan, yalnızlıktan, yaşlanmaktan... yok korkum ölümden değil asla. şimdi bile açıp kollarımı gelebilirim yanına. korkum sensizlikten yana...
ne çok özledim bilsen o kocaman kucağını. hayalimde hala kosarak gıdından öpüyorum, sarılıyorsun da bana, tıptıplıyorsun sırtımı... yumuşacık, çekingen, şefkatli... sıcaklığını hissedemiyorum ama babacım, hayalim hep donuk kalıyor, yarım kalıyor bir yanım...
hatırlamaya korkuyorum babacım o son geceyi... göremedim ya kayıp gidişini, affedemiyorum kendimi... konduramadım ya sana ölümü... inkarımın cezasını çekiyorum şimdi. benimki değil ki ceza, asıl sen çektin benim yetersizliğimin cezasını...
tek tesellim var babacım, o da seni ne kadar sevdiğimi biliyor olman. ama sevgi değildi seni kurtaracak olan... yetmedi işte boş sevgim, kurtaramadım ben babacım seni. affet beni:(

23 Aralık 2008 Salı

Değerini bilememişim

Bidenem biricik dostum selim'ciğim askere gitmeden bile trilyon yıl önce bana "portecho" diye bir grup var, kesin seversin demiş, sonra da askere gitmeden az önce albümünü vermişti. Salak ben bir türlü dinlememiştim. Geçen ankara'da yolda giderken radyoda bir şarkı duydum. Aman ne güzelmiş derken grupla ropörtaja geçtiler. kim? portecho! yuh selen dedim. yani çocuk sana rahat 1.5 sene önce bahsetmiş, sitesine koymuş, senin şu yaptığına bak!!!
Selim'cim bi daha seni dinlemeyen n'olsun!
gel artık çok özledim!

Hadi bakalım

Biletler bugün satışa çıktı ve ben de biletimi aldım. Asıl hedefim geçen seferki gibi sahne önü bileti almaktı ama 300 YTL'yi görünce uygun bir ünlem fırlatıp normal biletlerden aldım. Arada halkın arasına da karışmak lazım ama değil mi:PpP
Gerçi konserin haftaiçi olması, uzakta olması gibi şeyler sebebiyle en arkada kalma ve nefret etme ihtimalim çok fazla. Yine de içim elvermedi ne yalan diyim:(

21 Aralık 2008 Pazar

Issız adam

Nihayet bu akşam şu meşhur filme gittim. Belki şartlandığım için filmi ben de beğendim. En azından insanı sürüklüyor. Sonunda ise insanın içi sızlıyor. İnsan içten içe mutlu son istiyor. Belki de filmin güzelliği burda, gerçekçi ve mutlu son değil:)
Şu anda dışarıda çok güzel bir hava var. Hafiften yağmur yağıyor, mis gibi yağmur kokusu var havada. Gecenin keyfine varmak için bir kadeh şarabımı doldurup balkona çıktım. Karanlıkta oturmak istedim biraz. Ama ne mümkün! sensörlü olan balkon lambam deniz feneri gibi habire yanıp sönüyor. hareketsiz durma çabalarım bile fayda etmiyor. dolayısıyla ben de kabak gibi meydanda kalıyorum. Eminim dışarıdan süper komik görünüyorumdur:(
Bu arada gecenin güzel sürprizi film için gittiğim alışveriş merkezinde oyalanmak için girdiğim bir dükkanda (çok gizemli oldu di mi:PpP tepe nautilus ve esse) ne zamandır istediğim türde bir bulaşık sepeti buldum. Gülmeyin, bulaşık sepeti önemli. İstediğim gibi bişey olsun diye 1.5 aydır bulaşıkları havlu üzerine seriyordum:) Şimdi artık tam keyfime göre bir sepetim var. Artık dağ gibi bulaşıkları yıkayabilirim.
Allahım bir de şu salak lamba yanıp sönmekten vazgeçse!!!

Heyecan


Nihayet beklenen haber geldi. Konserin bilet satışları bu hafta yapılacakmış. Geçen sefer hasta yatağımda yatarken Özge'nin hatırlatmasıyla en önden yer kapmayı başarmıştım. Bakalım bu kez aynı şans ve marifeti gösterebilecek miyim:)
Hahahhaa şu hale bak yaaa! yaş kemale ereli asır oldu ama ben hala çocuk gibi heyecanlanıyorum:)))) Boşuna dememişler akıl yaşta değil baştadır diye.

Bu arada aslında şu anda ders çalışıyor olmam lazım ama hak getire! her fırsatta ya telefondayım ya da bilgisayar başında. Akşam da acaba sinemaya mı gitsem diyorum. Herkes Issız Adam filmini pek bir methetti...

Yarım kalan akşam sefası

Akşam Burkay'ın doğumgünü için Taksim Narpera'da toplandık. Burkay'ın korodan ordan burdan ve lise sınıf arkadaşları olarak yaklaşık 30 kişi vardı sanırım. Gecenin temasına uyarak hepimiz şapkalarımızı takıp gittik mekana. Ben de nasıl hoplayıp zıplama modundayım. İçesim de var ama her içtiğim yol su elektrik olarak döndüğü için vicdan yaptık sadece 1 mojito içebildim. Hopladım zıpladım, bana kalsa daha çok dans ederdim ama bizimkiler 1'e doğru kalkınca biz de Aylin'le bari başka yere gidelim diye arkalarından çıktık. Ama orası mı burası mı felan derken -ki ikimiz de beyoğlu mekanları cahiliyiz- kendimizi dolmuşların orda eve dönüş yolunda bulduk. Ben de hem çakırkeyif olamadığımla hem de istediğim kadar hoplayıp zıplayamadığımla kaldım.

20 Aralık 2008 Cumartesi

Ateşimi aldım geldim

Aynen dediğim gibi oldu. Bugün koşturmaktan helak oldum. Sabah 9 itibariyle Hazine'de yerimi almıştım. Kapıdaki görevli kız önce "ziyaret 10'da başlıyor" deme gafletinde bulundu. Ben de şahin gibi atladım ne ziyareti kardeşim, ben bu kuruma yıllarımı verdim diye:) Neyse ben 9'da geldim ama katta in cin top oynuyor. Netekim ben de normal zamanda mesaiye 9'da hiç gitmedim ki:)))) Milletin toparlanması 9:30 oldu, e ben de 9:50 gibi kaçmak durumunda kaldım. Sonra akşama kadar çalıştay. Sabahki kızım tamam da öğleden sonra polonyali amca ne dedi hiçbir fikrim yok. Birkaç kez konsantre olmaya çalıştım ama nafile. Resmen gözü açık rüya gördüm 2 saat boyunca.
Çalıştay 4.30 da bitince soluğu yine hazinede aldım. Sabah göremediklerimi de öpüp sarıldım. Çıkışta Koray sağolsun seni Havaş'a bırakayım dedi ama Ankara trafiğine bişey olmuş, tıkandık kaldık. Stadın oraya geldiğimizde saat 6.40 olmuştu. nerdeyse direk havaalanına gidecektik. Allahtan yine de bir havaşı kontrol edelim diye tutturdum ve şansıma ek sefer koymuşlardı:) Yalnız ek sefer de trafiğe takılınca ben 7.25 sularında anca havaalanına vardım. Uçak rötar yapmış olmasa ucu ucuna yetişmiş olacaktım! Dönüş yolu da bi uzadı bi uzadı, içim bayıldı resmen.
Şimdi de lan ne vardı dönecek, kalsaydın haftasonu da arkadaşlarınla takılsaydın oldum ama neyse geçmiş ola artıkın!

18 Aralık 2008 Perşembe

Ateş almaya geldim

Bugün-yarın iki günlük bir çalıştay için dün gece ankara'ya geldim. ama geliş saatimiz gecenin 11'i. İki güne en fazla ne kadar şey sıkıştırılabilir ki? hele de tü gün süren çalıştay varken. Ben de aynen öyle dedim. Sabah soluğu Serkan'da aldım. Fönümü çektirip SGK'ya yollandım. Çalıştayın başlamasına yarım saat olmasından yararlanarak hemen eski tanıdıkları turladım. aynı işi gün boyu diğer kahve molalarında da yaptım. Öğle arasında evdeki 1-2 işi halletmeye babamın evine ordan da ikametgah almaya muhtara. Uçarak döndüm kuruma ve öğleden sonra aynı fasıllara devam. Bu arada anlatan adamlar muhtemelen konularında uzman ama herkes de anlatamıyor ki kardeşim! Hele polonyalı olan amcam direk uyutma modunda monoton bir sesle anlattı ki nasıl uyumadım hala şaşıyorum.
Akşam çıkışta bir kısmımız Hacıbaba'ya yemeğe gittik. Bana kalsa 1-2 arkadaş görmeyi tercih ederdim ama bu da bir nevi görev. 9'u geçe yemekten kalkınca bir koşu da kuzenleri görüp daha şimdi eve geldim.
Yarınki plan daha içler acısı. Sabah çantayı kuruma bırakıp 9'da hazineye gidicem. 10'a kadar birkaç kişiyi daha görme umudundayım. Sonra öğlen sema hanımlarla yemek. Akşam da çalıştay biter bitmez fırlayıp havaalanına. Sanki ateş almaya geldim!
Bu seferlik haftasonu kalmıyorum ama zaten haftaya gene burdayım. Bu hafta İstanbulda yapılacak işlerim var... Bir de ders çalışmam lazım! aman allahım!!!

17 Aralık 2008 Çarşamba

Ucuz kurtarmışım!!!

Bu sabah tam kalktım hazırlanırken baktım tlf çalıyor. Arayan Bülent Bey. Kendisi sağolsun ankaradayken arabamla ilgili bütün işleri halleder, takip ederdi. Neyse hayırdır inşallah diye açtım telefonu. Günaydınlaşmadan sonra dedi ki "selen hanım ruhsatınız nerde?" dedim "nerde?":)) salak ben dün akşam Carmen'imin (bundan sonra garminin adı carmen) aşkı ve heyecanı ile dolanırken ruhsatı bi güzel düşürmüşüm! Allahtan Aylin'in sitede düşürmüşüm de bulan güvenliğe vermiş, güvenlik de Bülent Bey'i aramış. (demekki neymiş, ruhsat içinde ulaşılabilecek tlf numarası bulundurulacak) Ben de hemen Aylin'i aradım alır mısın diye... Sabah sabah ikisini de rahatsız etmiş oldum ama hakikaten ucuz kurtardım. Birileri benle barış yapmaya mı karar verdi nedir:)

Garminim

Bugün Garmin'imi ilk ciddi testinden geçirdim. Sınıfını geçti valla, çok akıllıymış ablasının güzeli:) önerdiği rotadan gitmeyince hemen alternatif çiziverdi, dönüşlere yaklaşırken uyardı vs. Bi sevindim ki, baktım yolda giderken "eferim" diye seviyorum aleti:))) komik miyim nedir:)))

14 Aralık 2008 Pazar

Son yaramazlık

Bir yandan vicdan azabı çekiyorum ama diğer yandan masada duran çikolata kaşıklar gözüme batmaya devam ediyor. Hele bunun üzerine bir de Hülya'nın süper kahve yazısını okuyunca dayanamadım! Türk kahvesi yalnız başına içilmez. İçilse de keyfi çıkmaz. ama sütlü olursa tek başına da olsa keyfini sürebilirsin. Ben de kendime sütlü bir türk kahvesi yaptım bir fincan. Koydum yanına çikolata kaşığımı, son kaçamağımın keyfini çıkarayım şimdi bi güzel:)

Geçti bitti bile

Aman da ne güzel, 9 gün bayram felan derken bir baktım bitmiş bayram mayram kalmamış. Gerçi bu sefer bayramı pek anlamadım da. Janet'la beraber rahatlama modunda dolandık. aslında hiçbir şey yapmadık. Muhabbet, tv ve yemek idi tatilin anafikri. Sonra persembe günü janet'ı yolcu edince ablamlara uzadım. Orda bomboş günü bitirmeye niyetliyken son dakikada msn'de bir arkadaşı görüp yamandım hemen. Tophaneye gidiyormuş başka arkadaşları ile. Düştüm peşine. 3-4 saat çay / nargile felan yaptık. ayaklarımızın donmasına rağmen keyifli birkaç saatti. Arkadaşları hoş sohbet insanlarmış:)
Cuma yine öğlene kadar uyuduk resmen. Zaten bu bayram uyku düzenimi iyice altüst etti. Hacıyatmaz gibi oldum. Neyse cuma da kuzenle buluşup kapalı çarşı taraflarına gittik. Ne zamandır babamdan hatıra olsun diye kendimize bişeyler almak istiyorduk. Simay'la o işi hallettik. Simay kendine yüzük ben de kolye ve küpe aldım. Umarım bir ömür takmak nasip olur. Cuma çıkışta diğer kuzenlere gidip sülalenin kalan bölümünü görmek de nasip oldu. Sonra akşam hep birlikte bana geldik.
Cumartesi deseniz önce Kadıköy'de dolanma ve donanma ile geçti. Körler sağırlar birbirini ağırlar modunda herkes birbirine bişeyler aldı. Sonra ablamlarla buluşup Füsun'la yemeğe gittik. Akşam 9'a kadar da orda takılıp eve döndük. Bu arada benim navigasyon aleti nihayet geldi. Gerçi bayram geçtiği için kullanmak kimbilir ne zamana nasip olacak ama şimdi daha bir rahat çıkarım sokağa. Yalnız alet benim evi şaşırdı:)) hani diğer adresleri de öyle bulursa tuttuk demektir:)
Kuzenler bu sabah gidince ben de kaldım kendi başıma... insan yanında sevdikleri olunca alışıyor valla. Şimdi kendimi pek bi boşlukta hissettim resmen. Yapmam gereken işlerim var ama ona bile elim gitmedi, oturdum tv karşısına bön bön bakıyorum kanallara...
Bu arada bayramda yaptığım yaramazlıkları dile getirmiyorum bile. Her yerde tatlı ve çikolata ikram edilince dayanamadım:( ama dayanamadıklarım da janet'ın en sevdiğim çikolatıcıdan getirdiği çeşitli çikolatalar, kahve dünyasının kahveli çikolataları, çikolata kaşıkları ve güveçci abdullahın ayva tatlısı idi... meee!!!

11 Aralık 2008 Perşembe

.

İçimde bir sıkıntı var bugün. Sabahtan beri yerimde duramıyorum. Sürekli bişeyler yapmak istiyorum ama yaptığım şeyler tatmin etmiyor, oyalanmaya çalışıyorum ama nafile. Huzursuz bir modda dolanıyorum ortalıkta:( En son böyle hissettiğim gece hayatımın en kötü gecesi olarak sonuçlanmıştı. Şu anda hatıralar ve aynı korku ile çaresizce kıvranıyorum resmen:( ayh!

10 Aralık 2008 Çarşamba

Trafik dedikleri bu olsa gerek!!!

Allahım ne gündü. Janet'la rumeli fenerine gittik. Ardından rumeli hisarına gitmeye çalıştık ama trafik süper(!!!)di. Dolanıp Sarıyer'e döndük. Simaylarla bulaşıp yemek yedikten sonra 6 sularında eve dönmek üzere hareketlendik. Ama eve gitmek ne mümkün. Zar zor sahil yolundan çevreyoluna çıktık ama çevreyolunda önce dur kalk yaparken sonra bir durduk pir durduk. Sebebini bilene aşkolsun. Köprüye yaklaşan 1 km.yi yaklaşık 2 saatte, köprüyü 15 dakikada geçtik. Hayatımda böyle bişey görmedim. Hani arabada olmasam inip yürüyecektim. Bu ne yaaa!!!

5 Aralık 2008 Cuma

Puu rezil ben!!!

Bugün ales sonuçları açıklanmış. 90'ı geçmişim ama ola ola 7595. olmuşum. rezil ben!!! daha komiği ilk defa sözelim daha iyi gelmiş!!! rezilim rezil!

4 Aralık 2008 Perşembe

Latin

Ha bugün ha yarın, orası mı burası mı derken nihayet biryerde karar kılıp bugün ilk dans dersine gittim. Gittim ama sınıf başlayalı nerdeyse 1 ay olmuş, sizi direk alamayız, önce ayrı ders yapıp sizi yetiştirmemiz lazım dediler. Bende potansiyel varmış, tek dersle yakalarmışım diğerlerini:PPP Şaka bir yana çok ilerlememişler güya, o yüzden de 1 derste öğrenirmişim. Cumartesi özel derse gidicem. Bin yıl önce öğrendiğim adımları çabuk anımsarsam gerçekten de yakalarım. görecez bakalım:)

Hadi iyi günler!!!!!

İki gündür kendimi ablammış gibi göstererek thy'yi arıyor ve uçak biletinin önce tarihini değiştirip sonra açığa almaya çalışıyorum. Dün aradığımda kızın sorduğu hiçbir soruya doğru düzgün cevap veremediğimden simay olduğuma pek inandıramadım. önce hangi uçuş olduğunda çuvalladım. 19 yerine 17 demişim kıza:) ordan kıllandı zaten. sonra sormaya başladı. bileti nerden aldınız? eee, ööö telefonla almışımdır (eee! yanlış cevap), kaç liralık bilet? eee hatırlamıyorum:)))) ben iyisimi sizin cebinize bilet numaranızı sms ile göndereyim siz bana söyleyin dedi. tamam dedim ama allahim umarim ablamın cebi aciktir modundayim. sonra tlf sesini kapatip panik simayi aradim, mesaj gelcek hemen bana ilet diye. bu arada kiza da allah allah hala gelmedi diye ayak atiyorum. neyse 1-2 dakka oyalandıktan sonra simay arayıp bilet numarasini soyledi, ben de kıza aktardim da değişikliği yaptık:)))) yazık kızcağız da kibar, açık açık ben sizden şüphelendim de demiyor. ben de ilkinde ablam yurtdışında dediğim için bu sefer kendisiymiş gibi aradığımdan bozuntuya vermiyorum:))
az önce de yine arayıp açığa aldırmaya çalıştım. bu sefer de soyadında afalladım. onunki yerine kendiminkini söyledim önce. kimle görüşüyorum deyince de ee benim dedim:))) asıl komik olan telefonu kapatırken çocuğa "hadi iyi günler" dedim. "hadi iyi günler!!!" yaaa!!!

Coştum iyice!!!

Bu istanbul bana çok yaramadı sanırım. Kendimi güvende hissetmek için dur durak tanımadan bişeyler yapmaya başladım. Aslında son derece güzel bişey ama maliyeti yüksek. Evi korumak için alarm taktırmıştım. Sigortalar cabası:) Şimdi de yer yön bulmak adına kendime navigasyon cihazı aldım. hem de hiç yapmayacağım bişeyi yaparak online olarak hepsiburada dan aldım. Ben ki bişeyi elime alıp incelemeden almayı sevmem, gözümü kapadım ve hakkında hiçbişey bilmediğim bir aleti online satın aldım. Ama hakkında okuduğum yorumlar iyiydi:)
İnşallah pişman olmam ve inşallah kaybolmam:)))
amaaaaan sefam olsun:)

3 Aralık 2008 Çarşamba

Janet geliyor:)

Bayram için bundan daha güzel bir sürpriz olamazdı:)))) Ne zamandır ses çıkmayınca gelmesinden umudumu kesmiştim ama son dakikada geliyorum mesajını görünce uçtum resmen:) yaşasın!
bu durumda kırklareli planı yatar ama onu da öbür cts yapabilirim:))))

2 Aralık 2008 Salı

Başka şey dileseymişim!

Bugün birara "ne zamandır maç izleyemedim, ankarada az da olsa maça giderdim burda cennetine geldim, tık yok" diye kendi kendime hayıflandım. Akşam da tv de izleyecek bişey bulamayıp da zaplarken Sky Türk'te Telekom - Panallinios maçına denk geldim:)) Gerçi bir süredir tek başıma maç izlemekten zevk almıyorum ama yine de geçtim karşısına. Bir de galip gelirseeek...

KAZANDIIIIKKKK:))))))

Dizimdeki tıkırtılar:(

Birkaç haftadır sol dizimde bir gariplik var. Hafiften bir ağrıma olayı ama öyle kendini pek hissettirmeden. Bir de bastırınca felan ağrıdığından bastırmıyorum:P
Bir haftadır gariplikler artmaya başladı. Yürürken felan ufaktan hissetmeye başladım. Demin de baktım dizimden resmen tıkırtılar geliyor. Google diyor ki menisküsde böyle tıkırtılar gelirmiş!!! benim yaşım ne başım ne! sporcu değilim bişey değilim, nerden çıktı şimdi bu yaaa:(
neyse şu bayram geçsin de bir doktora gideyim bari. Neymiş derdi öğrenelim eklemciklerimin!

30 Kasım 2008 Pazar

Sünnet Gölü

Lise sınıfım bu aralar gaza gelmiş durumda, görüşme sıklığımız arttı. hele en son öyle bir gaza geldik ki yıllardır sözünü edip de gerçekleştiremediğimiz şeyi yaptık ve haftasonunda Ankara - İstanbul arasında Sünnet Gölü denen bir yerde buluştuk. Göl hakkında çoğumuzun bir fikri yok, bir kişi en son 6 yıl önce gitmiş. Olsun dedik, değişiklik işte. Ankaradan kalabalık ekip geliyor ama İstanbul tayfası elene elene 3 kişi kaldık. Ben son dakikada Aylin'i de kandırdım 4 kişi olduk. Bizi güya Kemal götürcek ama cuma günü kendine ulaşabilene aşkolsun. Ben de iş başa düştü diyerek hazırlık yaptım ama allahtan gece 1 gibi gidiyoruz teyidini aldım kendisinden.
Cts sabah 10 olan buluşma saati 10:30'u bile geçti. Kemal akşamdan kalmış hala kayık bakıyor!!! Ben kullanayım dedim ama vermedi! Özlem ve ben tekel bayii formatında çıkmışız yola. Aylin ise kendini zor yetiştirdi.
Yol 3 saat kadar sürdü. Önce otoban sonra kıvrıla kıvrıla gittik. Bütün o dönemeçler benim birara midemi bulandırdı ama heba olmadan tamamladım yolu. Bu arada eğer Kemal olmasaydı ben kesin kaybolurdum! Allahtan o yıllar önce bi uğramış da hayal meyal hatırlıyor yolu. İşin komiği yolu sorduğumuz bir adam öyle bir göl olmadığını iddia edip bizi sülüklü göle yollamaya kalktı:) Neyse sonunda sağ salim ulaştık göle.

Bizden yarım saat sonra Ankara tayfası da nevalelerle damladı. Jet gibi odalara yerleşip tüm soğuğa rağmen mangal sevdasına tutuştuk. Ben hazırlıklı olduğum için soğuk umurumda değil ama birçok sazan ince gelmiş, dondu resmen. Hanımlar ve çocukları otelin içine alıp mangala odaklandık. Ancak mangal istediğimiz tepkiyi vermemekte ısrarlıydı. Biz de onların yanmasını beklerken ısınmak için başka yollara başvurduk:)

Tam umudumuzu kesmek üzereyken otelin diğer misafir grubu imdadımıza yetişip hazır tutuşmuş ve köz olmuş mangallarını bizimle paylaştı. Nasıl sevinçle pişirmeye koyulduk bilemezsiniz:)

Yemekler yendikten sonra soğuk biraz daha hissedilir olmaya başlayınca biz de artık içeri kaçtık. Bu arada onca zaman geçmiş gibi görünmesine rağmen zamanın son dereve yavaş geçmesi hepimizi pek şaşırttı. Kahve çay muhabbet derken ittire kaktıra saati 7 yaptık. 7'de de akşam yemeği var, yemekte ise canlı müzik. Yemekte de demlenince ister istemez biz de müziğe ayak uydurduk. E artık geç olmuştur dediğimizde saat daha 9 olmamıştı!!!!

Bi gayret muhabbeti gece yarısına kadar uzattık ama artık ondan sonra hepimiz gidip odalarımıza yığıldık. Sabaha kadar nasıl uyudum bilmiyorum.
Sabah kahvaltının ardından hep birlikte yürüyüşe çıktık ama ortalık çok çamur olduğu için çok uzatmadan dönüp geri dönüş için toparlandık.

Yol dönüşte daha kolay geldi. Aynı dönemeçler beni yine salladı ama bu sefer öne geçip paçayı kurtardım. İstanbula geldiğimizde hava süperdi. İlk planım eve gelir gelmez kendimi banyoya atıp is vs kokularından kurtulmak iken havayı görünce Aylin'le birbirimizi doldurup soluğu caddede aldık. Yine yavaşlatılmış olarak geçen 2 saatten sonra eve döndüm.
Bir daha tekrarlanır mı bilmiyorum ama süper keyifli bir haftasonuydu:))))

26 Kasım 2008 Çarşamba

Öldüren diyalog

Birkaç haftadır insanlarla aramda şu diyalog geçiyor:
- Kasımın son haftasonusu sünnet gölüne gidicem.
- Kimin?
- !!!!!
:))))))))))

Mutluluğun resmi

Mutluluğun resmini aradım bugün. En yakın bunu buldum...

25 Kasım 2008 Salı

Rahat uyku

Bugün nihayet gelip alarmımı taktılar. Şimdi artık cam ve kapılarım daha emniyetli. Geceleri daha rahat uyuyabileceğim. Gerçi hırsız fikriyle barış yaptıktan sonra uyku sorunum kalmamış, tüm uykusuzluğum izlediğim abuk subuk filmler neticesinde oluşur olmuştu:)
Bu sabah da 4.30 sularında hortlayıp Jodie Foster'ın "the brave one" isimli filmi yüzünden dönüp durdum. Onda da bir grup serseri kadını ve erkek arkadaşını dövüp adamı öldürüyordu. Sonra kadın psikopata bağladı ve önüne geleni vurdu. Gerçi izlerken insanın içinin yağı eriyordu ama gene de karanlık ve stres bir filmdi. İkisi üstüste süper oldu! Tam da ihtiyacım olan şey!
Ben iyisimi bu akşam dvdye söyle eğlenceli bir chick flick koyayım da neşem yerine gelsin:)

24 Kasım 2008 Pazartesi

Geç kalmış hayat felsefesi:)

It is better to lose your pride to the one you love than to lose the one you love because of pride.

23 Kasım 2008 Pazar

Mükemmel bir gün


Ne abuk bir filmdi yaaa! Bunca zaman sinemaya gitmeyip gitmeyip seçtiğimiz filme bak! afişe bakınca insan mutlu aile filmi sanıyor ama film tam bir psikopat hikayesi! film esnasında sinirimizin bozulması yetmezmiş gibi bir de sabaha karşı hortlayıp gene hatırladım, gene sinirlerim bozuldu! ruhlara işkence bir film:( Başlığına ünlem koymayı unutmuşlar sanırım!

Yoğun gündemli haftasonu

Haftasonu aynen tahmin ettiğim gibi süper yoğun ve zevkli geçti. Cuma akşamı gece 1'e kadar muhabbetin arkasından nerdeyse sızdım. Sabah kahvaltı sonrasında karşıya geçip turistik gezimizi yapmaya başladık. Ben bu yaşa kadar hiçbirini görmemiş olmanın utancı ile düştüm yola:) Güne geç başladığımız için ancak ayasofya ve yerebatanı gezebildik. Tam topkapının kapısına geldiğimizde saat 16:05 olmuştu ve 5 dakika ile girişi kaçırdığımızı öğreninc kös kös taksime yollandık. Hava erken karardığı için saat geç olmuş gibi gelmişti ama o saatte yapılacak bişey de olmadığından bari 1-2 saat oyalanmak için sinemaya gidelim dedik. Nedir şudur budur derken Ferzan Özpetek'in mükemmel bir gün isimli filmine girdik. Allahım o ne kabus bir filmdi öyle. İlk yarıda hepimiz oldukça gerilmiştik ama film bittiğinde lanet okuyarak çıktık sinemadan. Afişinden mutlu bir film edası yayılan film son derece sinir bozucu çıktı.
Filmden bi çıktık ki bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor. Kendimizi çiçek pasajına zor attık. Acıkmışlığın da etkisiyle meze ve rakı olayına dalmışız ufaktan. Benim zaten mezelerden gözüm döner asla ana yemeğe geçemem, gene öyle oldu. Ufak çaplı demlendikten sonra ordan kalkıp hayal kahvesine gittik. Saat 2 sularında Burak yan çizene kadar hoplayıp zıpladık. Bize kalsa daha çok hoplardık ama yaşlı kemikleri yorulan arkadaşlar sebebiyle tıpış tıpış eve döndük.
Bugün hava süperdi. Kahvaltı sonrası fenerbahçe pakında dolanıp çay bahçesinde güneşlendik bir süre. Sonra güneş kaçınca donmadan biz de kaçtık ordan. Biraz da civarda dolanıp Bağdat'a göründük. Sonra geri dönüş vakti geldiğinden bana da eve dönmek kaldı.
Bu arada arabam da geldiği için ilk istanbul siftahımı kısa mesafe de olsa yaptım. Artık daha mobilim:)))

21 Kasım 2008 Cuma

Haftasonu umudu

Bütün hafta heyecanla haftasonunu bekledim. Ankara'dan 2 arkadaşım burda olacak. Henüz detay program yapılmadı ama keyifli olmasını bekliyorum. Hava soğumadan 1-2 gün daha müsade etseydi adalar yapacaktık ama şimdi görünen o ki bu civarlarda takılıcaz. Cts akşamı da muhtemelen beyoğlu:)

20 Kasım 2008 Perşembe

Kakılmıştır benim adıııım

Bugün üzerime nasıl bir bereket çöktüyse eve geldiğimden beri daha yeni oturdum. Önce yemek pişirdim. sonra kakılmıştır benim adııım eşliğinde yerleri silip süpürdüm. O sırada prison break başladığı ve boş durmamak için karşısında ütü yaptım, yerleştirdim biraz daha ortalığı topladım derken bu saat oldu! Hala da bitmedi:( ama ben bittim, yeter bugünlük!

Ders almamışım

hahaha, demin blogdaki 1-2 eski yazıya baktım da gene yağmurlu bir günde düştüğümden bahsetmişim. hatırladım da o günü! rezalet:)))
sanırım benim yağmurla pek aram yok:)) bundan sonra daha dikkatli olmak lazım!

Sünger beyin

Şu anda kafamın içinde beyin değil de sünger varmış gibi hissediyorum. Ben ekrana bakıyorum, ekran bana bakıyor, 2 kelimeyi biraraya getirip 2 satır yazamadım sabah beri! Verim yerlerde sürünüyor:( acıktım da...

İstanbul şakası

Saçma sapan bir gecenin üzerine süper! bir sabah yaşadım.
Dün içtiğim bi kazan çayın etkisiyle midir nedir gece saat 1:30 sularında hala cin cin etrafa bakıyordum. Sonra bu da yetmezmiş gibi saat 7 sularında yaptığım süperzekalığın sonucu olarak çamaşır makinasının sesiyle uyandım! Neyse olur böyle şeyler diyerek hazırlanıp yola koyuldum ki şakalar başladı. Önce dalgınlıktan sanırım su dolu bir çukura adım attım. Neyse onu hasarsız atlattığıma sevinerek yola koyuldum. Bu sefer de az ileride adımımı atmamla ayağımın kayması ve benim yere yapışmam bir oldu. Sırtımdaki çanta ile kaplumbağa formatında yan yattım resmen:))) Halim çok komikti! Bir yandan bozuntuya vermeden toparlanmaya çalıştım bir yandan gülüyorum:) Allahtan çabuk toparlayıp kalktım ama üstüm başım feci battı:( neyse biyerime bişey olmadı ya:))) töbe töbe!

19 Kasım 2008 Çarşamba

Garip

Anlamadım neden bu hafta bi yavaş geçiyor. Ya kaç haftadır taşınma koşturmacasına alışmıştım şimdi boşlukta gibi hissediyorum o yüzden ya da yapacak bişey bulamadığımdan zaman geçmiyor gibi geliyor. harbi bir gariplik var.

18 Kasım 2008 Salı

Güvenlik tedbirleri

Şu eve daha önce giren hırsız olayı kafamı pek kurcalıyor 1 haftadır. Ömrümde ilk defa huzursuz yatıyorum evde. Gerçi ilk günlere göre giderek pozitifleşiyorum ama bu kendimi güvende hissetmemden çok hırsızla barış ilan etmemden kaynaklanıyor. Yani fikri kabullendim sanırım:) Yine de alternatif güvenlik yöntemleri taramaktan da geri kalmıyorum. Mesela yarın ilk işim pronetten randevu almak olacak. Alarm taktırıp rahat etmeyi düşünüyorum:) Ama yazın pencere açamama fikri çok can sıkıcı. Hele benim gibi temiz hava meraklısı biri için:(

16 Kasım 2008 Pazar

Eferim bana

Uzuuun bir pazar geçirdim bugün. E sabah 7'de kalkınca ister istemez uzun oluyor tabi. Yok manyak diilim, LES'e girmek için kalktım o saatte. Kalktım, 8 olmadan çıktım evden. Sınav Kartal Şehit Ağırman ... Lisesinde. Dolmuşlar geçiyormuş önünden. Ben de 8 gibi Kadıköy'de olunca daha çok zaman var diye Mado'da kahvaltı yapayım dedim. Ancak kahvaltı sonra bana hafiften bir stres olarak geri döndü. Yol uzun, dolmuş da adım başı durduğundan sınava yetişecek miyim acep adrenalini beni bayağı bir ayılttı ne yalan diyim. Okula vardığımda sınavın başlamasına 5 dakika kalmıştı.
Sınav da 3 saatmiş. Ben genelde sonuna kadar kalmam ama bu sefer gerçekten tüm süreyi kullandım. Bana zor gelmedi, kaç zamandır boşuna kasmışım bakamadım diye. Ama baksam geometri sorularını çözerdim ya neyse... Bi de çıkınca çok basit bir soruyu atladığımı farkedip kendime çok kıl oldum. İnsan negatif kökü nasıl atlar yaaa!!! Bu arada süper çalar saatim çok tıkırdadığından çantamda tutmak durumunda kaldım:))) Neyse, sınav yarım gibi bitti. Ben de güya hemen dolmuşa atlayıp Kadıköy'e indim. Hemen = 1 saatten fazla!!! Dolmuş adım başı durdukça bana fenalık geldi. Bu ne yaaa! Bu arada hava nasıl güzel, dedim birilerini arayıp dışarı çıkmak lazım. Ama ben Kadıköy'e varasıya hava kapanmış benim de hevesim kaçmıştı.
Gitmişken bari dedim ne zamandır sayıkladığım hamsiden alayım. Sonra da bir daha dolmuş çekemeyeceğimden yürüyerek eve döndüm.
TV karşısında hamsileri temizleyip pişirdikten sonra da evi yerleştirme çalışmalarına devam ettim. Valla daha mı iyi oluyor daha mı kötü bilmiyorum ama kutulardan kurtuldum denebilir. Ne çok döküntüm varmış! İnsan hatıra vs ayağına atmaya da kıyamıyor:( Bu ev bile nerdeyse küçük gelecek ya yuh olsun bana!

15 Kasım 2008 Cumartesi

Akşamüstü

Nihayet kaç gündür aklımda olan şeyi yapıp akşam caddeye indim. İndim mi çıktım mı gerçi orası biraz muallakta. Dolmuşla caddebostana gidip ordan biraz yukarıya yürüdüm önce. Sonra caddedeki milyon starbuckstan birinden kahve alıp aşağıya doğru yürümeye başladım. sonra yalnız olmayı sindiremeyip bilimum arkadaşı telefonla taciz edip kendimi eğledim.
Şimdi evde tv karşısında güya matematik çalışıyorum. Aslında çalışmamak için blog yazıyorum:))))

Çalar saat

İnsanın tüm gününün kendine ait olması güzel bişey. Bisürü iş becerlemişim gibi geliyor bugün. Aslında bakınca hiçbişey de yapmamışım ama:)
Bu arada çok lazım ve eksiğim kalmasın diye yarın sınava giricem ya, sınav giriş belgesine eşek kadar yanında cep telefonu olan adaylar sınava alınmayacaktır yazmışlar. Tamam cep telefonu olmadan birkaç saat yaşarım ama o birkaç saatten telefonsuz nasıl haberim olacak??? Ben yıllardır saat olarak telefonunu kullanan biri haline gelmiştim. Şimdi bu durum beni zora soktu. Neyse eski saatlerimden birini buldum ama en son herhalde üniversitede felan kullanmıştım. Gidip pil taktırdım ama saat çalışmadı. Sanırım geçen yıllarda bana küsmüş. Ben de sınavda saatsiz ne yapıcam telaşesiyle ordaki saatlere bakıp sonunda kendime bir çalarsaat aldım:)))) Sınavdan sonra da işe yarasın bari:D Yarın sınavda kendime çok gülücem yalnız. Masasında çalarsaat olan yegane kişi ben olacağım kesin:))) heheheh!

14 Kasım 2008 Cuma

Allah müstehakımı versin!

Versin vermesine de bir müstehak olamadım ki! Ne acaip bişeymiş su SSK veya SGK kardeşim. Biz böyle mi kurguladık:Pp Online oluverseydi ya herşey. Sorduk soruşturduk, önce aktive ettirmen gerek dediler. bugün tay tay gittim ilgili sigorta müdürlüğüne vizite kağıdı lazım dediler. Kardeşim ben doktora gelmedim, müstehak olmak istiyorum dedim. Allah müstehakını versin e mi, onun için de vizite kağıdı lazım dediler. E nerden bulucam bu kağıdı? Muhasebeci vercekmiş. Heee! diyerek döndüm kös kös. Şimdi evrakları bul tamamla, tekrar yaylan müdürlüğe. Gidince gene başka bişeyler istemezlerse bana da selen demesinler!
Aaaaah ES'nın gözünü seviim:)

13 Kasım 2008 Perşembe

biri bana dur desin

Sabah eski pırtık kotumun içine girmenin sevinci ile odanın içinde danseden ben sabah beri başka ne yesem diye gözü dönmüş bir şekilde ortalıkta dolanıyorum. Depresyonda mıyım nedir... Allahtan ofiste yiyecek çok bişey yok. Yine de sanırım şu saate kadar yediklerimle Elif ve Özge bir hafta boyunca doyardı. Neyse, eve giderken de bişey almazsam belki günün kalanını kurtarırım.
Sabah sabah kotla ne işin vardı demeyin, aklıma düştü birden:)

Bu kadar yakın, ne kadar uzak

iki akşamdır eve dönerken aslında pek eve dönesim gelmiyor. Yolda saatler harcamaya alışmışken 10 dakikada evde oluverince bir tuhaf oluyorum. Tabi bir de eve girince yapılması gereken işler gözümde büyüyor. İki gündür şurdan atlasam dolmuşa, bi caddebostan yapsam diyorum, sonra o da gözümde büyüyor. Aslında bir starbucks yapıp gelsem bile kendimi daha iyi hissedebilirim. Sonra diyorum tek başıma, lunatik gibi... Kös kös eve gidiyorum, ama iş de yapmıyorum. TV karşısında kucağıma laptopımı alıp salak salak internette dolanıyorum:) Yani aktiviteye bu kadar yakınken kendimi pek bi uzak hissediyorum!

Banyo çözümleri

Birkaç gündür feneryolundaki yegane galatasaraylı banyomdan kurtulmak için çözümler bulmaya çalışıyorum. Nuhnebiden kalma fayans, ayna ve küvet akşamları resmen rüyama giriyor:) aynanın çözümü kolay: ikea:) fayanslar için de duvar kağıdı alternatifi üzerinde odaklanmışken bir arkadaşım yağlı boya yapılabilecegini söyledi. Daha ucuza gelirse bu alternatifi de değerlendirebilirim.
Kaç gündür internetten tarıyorum aslında banyolar için de kağıt üretilmeye başlanmış hatta bizim ofise yakın 1-2 yer var. Üşenmesem de bi gidip baksam ne iyi olur aslında.

11 Kasım 2008 Salı

Murphy tatile mi gitti nedir

İşlerim ufaktan yoluna girmeye başladı. Bugün telefonum açıldı, digitürküm bağlandı ve az önce gelen habere göre internetim de açılmış. Tabi onu akşam eve gitmeden teyit edemeyeceğim. Ama sanki üzerimdeki kara bulutlar çekilmeye ve düzenim yerine gelmeye başladı. Acaba diyorum Murphy tatile mi gitti? yoksa benim için hain planlar mı peşinde...:(

10 Kasım 2008 Pazartesi

Yalnız yaşamak

Hepitopu 10 aydır ablamlarla yaşıyor ve 9 aydır kendi evim yok gibi görünse de şöyle bir düşününce aslında 1 seneden fazladır tek başıma yaşamadığımı farkettim. Tüm bu süre zarfında ise tekrar yalnız yaşayacağım günün hayalini kurdum. Şimdi kendi evimi tutup yerleştim ama çok ilginçtir ki tekrar yalnız yaşama fikri beni ürkütüyor. Ne ilginç, bir yandan iple çekiyorsun diğer yandan istemiyorsun... Sonuçta artık durum bu olduğuna göre bu ürkekliğin çabuk geçmesini umarım:)

Up and running

Yazmaya bile takatim kalmamış:P
Sonuç olarak taşındım. Son derece yoğun ve yorucu bir haftasonuydu. Cuma öğleden sonra otobüse binip ankara'ya yollandım. Akşam eve vardıktan sonra da toplanmaya devam ettim. Ne kadar strese girdiysem artık gece boyunca yatakta dönüp durdum, saat başı gözümü açtım ve uyuduğum sürelerde de taşınma rüyaları gördüm. Saat 7 olmadan ayaklandım, adamlar geldi. Tiplerinden pek de usta olmadıkları belli oluyordu. Önce aşağıdaki paketlileri taşıdılar sonra eve çıktık. Yatak odasını sökmeleri bir asır aldı. Neyse yavaş da olsa nihayetinde tüm eşyalar yüklendiğinde saat 15.30 olmuştu. Sonra klasik Ankara koşturmacam başladı. Bu arada bir de ameliyat olan kuzenimi ziyaret bile ettim. Akşam da bir arkadaşın doğumgünü yemeğinde uyuklamakla meşguldüm.
Gece 00:30 otobüsüyle İstanbul'a dönüp de 5.30 da bomboş eve girince yapacak bişey olmadığından 7:30'a kadar dolapları kağıt kapladım. sonra 8 gibi eşyalar taşınmaya başladı. Bir yandan eşyalar taşınıyor bir yandan ben açıyorum. Sonra ablamlar yardıma koştu. Bu arada karşı apartman kıllık çıkardığından eşyaları önce bahçeye boşalttık sonra yavaş yavaş eve taşıdık. Yerleşme ve kurulum aşamasında adamlar gene kanırttı, sonra da zaten kavga ederek ayrıldık. Bir daha pahalı ama iyi bir nakliye firması ile taşınmaya karar verdim. hıyar adamlar, hepimizin sinirini bozdular.
Neyse çoğunu kendi açtığımız kutuları da akşam 10'a kadar boşalttıp bir kısmını yerleştirdik bir kısmını resmen dolaplara tıktık. Sonra ben pes ettim.
Bugün de ocağımın dönüşümü yapıldı. Artık o da çalışıyor. Ev oldukça yaşanır hale geldi. TV işini de halledersem (kablo mu, digitürk mü?) geriye pek bişey kalmayacak:)

7 Kasım 2008 Cuma

Umut ışığı

Bugün işler ufaktan yoluna girmeye başladı. Sabah gittiğim müdürlükte telefon talebim başarıyla sonuçlandırıldı ve artık bir numaram var. hem de oldukça uyumlu ve kolay.
Sonra ofise hat bağlanması işlemini de tamamlattım. Artık ordaki sorunlar da çözüldü. Sonuç olarak telekomla ilgili dertlerim şimdilik sona erdi. Pts telefonum eve bağlanır da adsl'im de sorunsuzca açılırsa şikayeti kesicem:)

Karmaşık duygular

Ne zaman Ankara'ya gelsem karmaşık duygular içerisine giriyorum. Rutin koşturmacamı yaparken ufacık bir hareket, sıradan bir dönemeç, köşede olduğunu bildiğim bakkal bir an kendimi evimde hissettiriyor, bir aidiet duygusu sarıyor içimi. Sanki üzerime giydiğim eski pırtıl hırka* gibi, rahat sıcacık... Sonra, kısacık bir an sonra bunun artık sona erdiğini, bu aidiyetin devam etmeyeceğini farkediyorum. Bir soğukluk kaplıyor yüreğimi. sanki kendi ciğerimi söker atar gibi. Belki amaç buydu, içimdeki anılarla birlikte bu şehri de hayatımdan söküp atmak. Çok değil birkaç ay sonra gelecek bir evim de olmayacak burda. O zaman gerçekten sökmeye başlayacağım içimdekileri. Sonra... sonrası meçhul... Bir bilinmeyende bin bilinmeyenle mücadele...

*copyright başkasına ait

6 Kasım 2008 Perşembe

Başladı:)


Bunalan bünyeye bir sıkımlık Micheal Scofield iyi gelir:)

yetti gari!

Hani bu şansızlık biraz daha devam ederse çığlıklar atmaya başlıycam. Bugün 3. gün ve Telekomla ilgili sorunum hala çözülmedi. Yarın sabah gidip kadıköydeki müdürlüğe baskın yapmayı planlıyorum. Umarım kimseyi rehin almam gerekmez:)))
Sonra ofis telefonlarının nakli için yine aynı salak telekom 9-15 gibi son derece makul!!! bir zaman aralığı verdi. Ve son derece dakik bir şekilde 3'te geldi! Geldi de olay çözüldü mü? Tabii ki hayır! Ofisin elektrik tesisatını yapan adam kabloları nereye sakladıysa bulamadı. Bana söylediği şeylerden hiçbişey anlamadığım için bi koşu elektrikçi bulup geldim. Çocuk dinledi, tamam abi dedi. 1 saat kadar sonra o da ilgili kabloyu bulamamıştı. Bulsa şaşardım zaten.
Bu arada ocağın montajı için çağırdığım arçelik yetkili servisinin de zamanlama konusunda telekomdan farkı yoktu. 2-6 arası!!! Saat 5'e doğru servisi arayıp bu nasıl sistemdir, daha makul süreler versenize diye cazlayınca telefondaki kadın ukala bir şekilde 20 yıldır bu şekilde çalışıyoruz, değişmeyiz herhalde dediğinde bende sağlam kalan son sigortalar da attı. Başlarım lan tesisatınıza diyerek ofisi terkettim. Bundan sonra hergün arayıp servisi çağırıcam ama işim olunca da çıkıp gidicem. denk gelirse:)

5 Kasım 2008 Çarşamba

Küçük kaçamak

Bugün işten dönerken markete uğrayıp kendime salatalık, evdekilere de yemeklik malzeme aldım. Sonra dedim ki, kaç gündür bir koşturmaca bir stres, gel sen şu salatanın yanına şarabını da aç, biraz keyif yap:)
simdi de ayne öyle yapıyorum. bir yandan salatamı yerken bir yandan şarabımı yudumluyorum. internet ödevlerimi bitirince dvd'mi de koydum mu...

Telekom kadar başlarına taş düşsün!!!

İki gündür eve telefon ve adsl bağlatmaya çalışıyorum ama telekom koccaaa binayı ısrarla sisteminde göremiyor. Ya diyorum bina orda, içinde hiç yoksa 15 daire var. Hatta bugün birileri keşfe bile gitmiş, apartman gerçekten var ama sen bunu gel de sisteme anlat! açmam da açmam. Aynı apartmanda başka numaralar bulup bildiriyorum, yine görmüyor. hay tepenize telekom kadar taş düşsün emi!

4 Kasım 2008 Salı

Az gittim uz gittim

Bugün bütün gün orda burda koşturup ev ile ilgili işleri halletmeye çalıştım ama sanki hiçbir işi halledemedim!!! Telekom bayiine uğrayıp telefon ve adsl başvurusu için 1 saatten fazla harcadım ama sistemlerinden kaynaklanan bir sebep başvurumun tamamlanmasına izin vermedi. Üstelik seçmiş olduğum uyumlu tlf numarasını da kaybettik. Gün içerisinde 3 kere uğramama rağmen olay hala çözülemedi!
Sonra OGS almak için bankaya 2 kere gitmek durumunda kaldım çünkü sanırım bankaya da nur yağmıştı. Bankalar neden bu kadar kalabalık ki? İşlemi yapan kız da ilk kez kampanyalı OGS veriyormuş, o da gerekenden uzun sürdü.
Ayedaş'a gidip elektriğimi bağlattım ama sanırım civardaki herkes faturasını bugün ödemeye karar vermişti, vezne kuyruğu dışarı taşıyordu. Orada da bolca bekledikten sonra işi hallettim.
Ha bir de arada markete gidip bilimum temizlik malzemesi alıp eve taşıdım.
Bugün aynı mekandan kaç kere geçip kaç tur attım bilmiyorum ama şu anda haşadım çıkmış durumda:(

Aklım çıktı!

Akşam ders çıkışı dolmuşa bindiğimde yol uzun diye mp3 çalarımı taktım kulağıma. Tam dinlemeye başlıycaktım ki birden kitleniverdi. Öylece dondu kaldı alet. Ne hareket ediyor, ne kapanıyor, ne açılıyor. Eve gelene kadar zor ettim. Pili mi bitti acaba diye bilgisayara taktım ama gene tık yok. İçindeki şarkılar hiç önemli diil ama babacığımın sesi var içinde. telesekreterimde kalan son mesajlarını kaydetmiştim. Biran onlar gidicek diye aklım çıktı. Allahtan sonra bilgisayarda aletin kurulum programının yüklü olmadığını hatırladım, gidip kurdum da alet şarj olmaya başladı. Sanırım pili bitmiş. Şimdi eğer çalışırsa ilk iş ses dosyasını bulduğum heryere yedeklemek...

3 Kasım 2008 Pazartesi

Fındık, fıstık, badem

Alkol veya sigara bağımlılığım olmadığı için kendimi takdir ediyordum. Ama bir bağımlılık çıkardım ki kendime, ben bile hayret ettim. Bir insan kuruyemişe bağımlı olabilir mi? Oluyormuş!
Rejimim kapsamında yemekten tatmin olmayınca kendimi fındık fıstıkla kandırmaya başlamıştım. Sonra bu fındık fıstık bir nevi alışkanlık haline geldi. Şimdi yemediğim zaman canım acaip derecede istiyor. Ellerim titremiyor henüz ama o da yakındır:PpP Fındıkların içine de koladaki gibi bağımlılık yapan bişey mi koyuyor olabilirler mi acaba?
ya çok canım istiyor, gidip alsam mı?

Hayırdır inşallah

Bu sabah saçma sapan bir rüya gördüm. Hani uyur uyanık modda görülen cinsinden. Vücuduma 1.5 cm çaplı, vida gibi de değil de montaj yaparken kullanılanlara benzeyen plastik bişey batmış. Aslında 2 tanesi içiçe geçerek batmış ama canım hiç yanmamış. Sonra görünce allah allah bu ne diye çekip çıkarıyorum. Tabi orda koca bir delik kalıyo, içinden sıvı bişeyler akıyo. Sonra bu kocaman yara açık kalmasın diye gazlı bezle kapatmaya çalışıyorum ama gazlı bezi bir türlü doğru şekilde çıkarıp yerleştiremiyorum. Gazlı bez ve bantlarla cebelleşirken saat çaldı. Oh be!

2 Kasım 2008 Pazar

yorgunluk vs.

Bu haftasonu da jet gibi geçti. Planladığım işlerin çoğunu tamamladım. Yorucu olmasını bekliyordum ama görmezden geldiğim bazı şeyler yüzüme çarpınca yorgunluğa bir de moral bozukluğu eklendi. İnsan ne kadar hazırlıklı ve güçlü olduğunu düşünse de aslında ne kadar çaresiz olduğunu böyle zamanlarda daha bir anlıyor... İşte böyle zamanlarda ayakta durmak daha bir efor gerektiriyor. İşin komiği çaresizlik insana altından kalkacak gücü de veriyor. Ne garip bir dünya...

1 Kasım 2008 Cumartesi

Ne gündü!

Ankara'daki maraton sabah 10 gibi başladı. Önce paketlenme için gereken zırzavatları alıp dişçiye gittim. Yok dişçiyi paketlemeyecektim ama yol üstündeydi. Dişçiden sonra uçarak Bilge'yi alıp babamın evine. saat 1:30'a kadar ordaki ayıklama ve istifleme işlerini neredeyse bitirdik. Uçarak Kafes'e gidip hayalini kurduğum tulum peynirli salatayı yedikten sonra soluğu tekrar dişçide aldım. Diş işimi hallettikten sonra evin anahtarlarını çoğalttım. Sonra içim rahat etmediği için akılsız başımın cezasını ayaklarım çekti ve taa konutkente anahtarları denemeye gittim. çalışıyormuş:) Sonra Özge'yle bilkentte buluşup kahve içtim. Ardından kuzenlere uğrayıp yaptırdığım anahtarları verdim. Biraz muhabbetten sonra 20.30 gibi eve geldim. Bu sefer burdaki ayıklama işlerina başladım. 2 saat dolmadan pes ettim. Kalanı yarına...
Yorgunum, hapşırıyorum ve taşınmaktan nefret ediyorum:(((

31 Ekim 2008 Cuma

Hasta oldum beeen:(

Dün akşam Refik'te otururken bpğazım ufak ufak acımaya başladı. Kavundandır geçer diye düşünürken gece boyunca şiddetini artırdı. Rakı da fayda etmedi:PpP Hala çok acıyo ve üzerimde bir kırıklık var. Gözlerim de yanıyo:( Yani bunca iş varken olacak şey midir yaaa!!!

Refik

Sağolsun lise tayfam sayesinde yeni yerler keşfetmeye devam ediyorum. Bugün de Tolga'nın 3 haftalık Burdur tatilini aman askerliğini:PpP bitirip Amerikaya geri dönecek olması şerefine biraraya geldik. Kim ortaya attıysa meyhane fikrini attı ve biz de Refik denen yere gittik. Organizasyon 8 de başlayacaktı ama milletin toparlanması herzamanki gibi daha geç oldu. Ama yine de 9-10 kişi olduk.

Toplanmamızın nispeten geç olması sebebiyle ben gittiğimde kurt gibi açtım. Mezeler de çeşitli ve bol olunca gecenin sonuna töhmeleyerek vardım.
Muhabbet yine çok keyifliydiç Herzamanki gibi çenem düşüktü:) Bir sonraki toplantıyı benim evde house-warming party ile yapmaya karar vererek ayrıldık. Gerçi ayrılırken bir babylon lounge muhabbeti dönüyordu ama eve gitmeleri konusunda çok ısrar ettim. Gitmişlerdir umarım:))))

30 Ekim 2008 Perşembe

Öf!

Oldum olası pazartesi görünümlü perşembelerden hoşlanmamışımdır. Tabi bu pazartesi görünümlü her gün için geçerli aslında. Yani perşembeye özel bir garezim yok. Tatil sonrası iş sendromu kısaca. Dün de aslında cts olmalıydı ama pazar gibiydi, falan filan. Yani sonuç olarak işe geldim ama pek bir hayrım olamadı henüz.
Öf şu taşınma hayırlısıynan bir biteydi!

29 Ekim

Bugün hem bayram hem de hava süperdi. Ama ben bu süper havada ne yaptım? İkea'ya gidip ofis için alışveriş!!! Günün en güzel saatleri ikea'da bilimum ofis malzemesi seçmekle geçti. Allahtan akşam için plan yapmıştım da 5 gibi bitirdik.
Program Aylin'in koordinasyonunda Ankara'dan göçmüş 6 kişinin biraraya gelmesiydi. Ortak noktamız ise Aylin ve yolumuzun Ankara'dan geçmiş olması. Güya 18:30'da ortaköy il meditrino da yemek için buluşacaktık ama trafik sebebiyle toplanmamız nerdeyse 8'i buldu. Bu arada Ortaköy seçmemizin en önemli sebebi 29 ekim için düzenlenen havai fişek gösterileriydi. Saat 7 gibi lazerler açıldı, sonra tekneler fener alayı yaptı. O kadar güzel bir görüntüydü ki anlatamam. Saat 7.30 gibi de havai fişekler başladı. Tam 15 dakika ziyafet şeklinde gösteri yapıldı. Boğaza sıralanmış teknelerden boğaz boyunca senkronize şekilde atılan fişekler gökyüzünü rengarenk yaptı. Bir yandan 10. yıl marşı çalarken diğer yandan fişekler patladı da patladı. İzlerken resmen ürperdim ve tüylerim diken diken oldu. Zaten sulugözümdür. 1-2 damla düşürdüm ama allahtan kimse anlamadı.
Saat 8 gibi gösteri bittiğinde son eleman da restorana ulaşmıştı. Biz de yemek ve muhabbet olayına girdik. Aslında birbirini hiç tanımayan bir grup için oldukça keyifli bir sohbet ve yemek oldu.
Bugün cts olmadığı ve yarın iş olduğu için geceyi çok uzatamadık. Yine de benim eve gelmem 12'yi buldu. İstanbul güzel amaaa, mesafeler pek yaman...

28 Ekim 2008 Salı

Biliyorum yanlış ama...

Kaç zamandır coupling sayıklayıp duruyordum. Birkaç haftadır da türkiyedeki bilimum sanal markette arayıp bulamadığımdan amazonda dvdsine bakıp bakıp çıkıyordum. Tam sipariş verecekken kriz patlayınca isteğimi rafa kaldırmıştım kiiii... google'da yaptığım bir arama beni bir foruma, o da bir listeye ulaştırdı. Sonuç olarak ertesi gün elimde divx formatında da olsa coupling'in tüm bölümleri vardı:)
Şimdi sıra keyifle izlemekte. başım ağrımasa şimdi izliycem ama... evime geçince dizi geceleri yapayım bari:)

Taşınmak

Allahım şu taşınma işi ne kabus birşey yaa! Geçen haftasonu Ankara'ya gidip 5-6 tane taşıma şirketi ile görüştüm. Aralarında uçurum olan bilimum fiyat teklifi aldım. Aslında ben en pahalıyı beğendim ama adı üzerinde, pahalı. En komiğime haftasonu çalışmayan firma gitti. Ekabir adamlar, haftasonu çalışmıyorlar. Onlar direk elendi. O mudur bu mudur diye kafayı yememe ramak kalırken dilek imdadıma yetişip olayı noktaladı. ben de şirketi arayıp işi bağladım. Allah razı olsun:)
Şimdi haftasonu yine Ankara yolundayım. Bu kez geçen hafta başlayıp da bitiremediğim ayıklama ve paketleme işine devam edicem. Özellikle babamın evinde ayırılması gereken bir ton döküntü var. (Sağolsun bizim kaltak da evin bütün döküntüsünü bize bırakıp gitmiş, neden şaşırdımsa...) İnsanın sadece haftasonu olunca hiçbir şeye yetmiyor maalesef. Son derece planlı hareket edersem yetiştirirm herhalde. Ondan sonraki hafta da taşınma! sonra yerleşme...
İmdat!

Dolmuş molmuş

Dün akşam 6'yı biraz geçe "len geç kaldım. 6.15'i kacirdim simdi, derse yetişemiycem" diyerek fırladım işten. ama o ne, meğer bizim ordan beşiktaş-taksim dolmuşları geçiyormuş. Atladım hemen. bir yandan da mesai çıkışı ilk kez karadan karşıya geçiyor olmanın verdiği tereddüt var. trafik nasıldır vs.
Bu arada baltım bizim şoför kırmızı ışıkta yan dolmuşun şoförüne bişeyler diyo ama (abi solladın ayıp oldu felan) adam tınmıyo bile. hatta duyduğundan bile emin diilim. neyse dedim bizimki söyledi rahatladı herhal. sonra yola devam ettik. baktım bizimki ara ara konuşmaya devam ediyor. Ardından çakozladım ki kulaklık takmış, birileri ile konuşuyor. kendime çok güldüm.
bu arada dolmuş ve taksicilerin haberleşme ağına hastayım. yol boyu şura açık, burdan dön felan birbirlerine bilgi veriyorlar. bazen kıvraklığımıza hayran oluyorum valla:)

Gurur Tablosu

Minnoş'umun profesör olma sevinci ve heyecanı blogun kapanması ile kursağımda kaldı. Haberi alır almaz sevinçle sayfayı açmaya çalışınca çuvalladım. Neyse allahtan proxyler var:)

Neyse sonuçta ablam artık bir prof. hepimiz onunla gurur duyuyoruz. Keşke güzel babacım da görebilseydi:(

:(

Ya bi keyfimiz vardı onun da içine ettiler!!! Ne minyatür beyinli insanlar var şu ülkede yaaa!
Aptallar yüzünden fotolarımı da göremiyorum. Allah hepsinin belasını versin!

25 Ekim 2008 Cumartesi

Gerizekalılığın da bu kadarı...

Blog'a erişim engellendi. 21. yüzyıl derken M.Ö. 21. yüzyıla doğru emin adımlarla gidiyoruz. Özgürlük derken özgürlükleri düşünmeden sınırlıyoruz. Ülke beyinsiz insanlarla dolu ve onlarca yönetiliyoruz. Bu ülkenin tadı iyice kaçmaya başladı.

23 Ekim 2008 Perşembe

Bir işkence de böyle bitti:)

Dün akşam nihayet benim kabus dizi sona erdi. Başrol kahramanımız bile dizinin ne menem bişey olduğunu anlamış olacak ki son 2 bölümdür kazaydı, komaydı ayaklarına zaten diziyi terk etmişti. Ancak ben akıllanmaz biri olarak ısrarla son dakikaya kadar izledim. Kendimi sezonun salağı ilan ediyor, başarılarımın devamını diliyorum:)))

20 Ekim 2008 Pazartesi

Yazık değil mi burnuma:(

Bugün iş yerinde bir yandan TV'ye bakıp diğer yandan mutfaktan su almaya giderken başımı çevirmemle burnumu kapıya geçirmem bir oldu. Ama öyle böyle değil, resmen bir çıtırtı duydum. Çarpmanın şiddetiyle korkarım beynim bile salladı. Allahtan kanamadı ama gözümden resmen yaş geldi. Bir de baktım kapı hala sağlam demek ki o çıtırtı burnumdan geldi. Hemen koşup buz felan koydum ama yine de şişti. Yarına da morarırsa artık tam komedidir halim.
- Hiii, yüzüne ne oldu?
- Kapıdan kroşe yedim:)))
Allahtan evli diilim, sonra millet dayak yedim sancak:PpP

19 Ekim 2008 Pazar

Evim güzel mi aceba?

Nihayet arayış sona erdi ve dün bir evde karar kıldım. Aslında öyle hummalı bir arama da olmadı ama bu hafta bu işi bitirme kararı vermiştim ve biraz daha sistematik çalışınca olay sonuçlandı. Bahçenin en güzel gülü değil belki ama beni idare eder sanırım.
Gerçi henüz sözleşme felan imzalanmadığı için kesin tuttum diyemiyorum, nedense hala içimde bir kuşku var, sanki bir terslik olacakmış gibi. Neyse hayırlısı olsun bakalım.
Ev aslında güzelcene. Feneryolunda, caddeye 2. ev. otoparkı felan da var. En güzeli işe yürüme mesafesinde. içi geniş, yalnız mutfak ve banyosu çok komik. yani banyoda sarı üzerine kırmızı desenli fayanslar var... nasıl bir zevktir onu döşeyen anlamıyorum. neyse desen kötü ama temiz diye razı geldim. Artık banyoda gözü kapalı duş almayı öğrenmem lazım:))) mutfak da pek farklı değil ama eşyalarla felan tölere edilir hale gelir diye umuyorum.
Şimdi işin diğer boyutu gözümde büyümeye başladı: taşınma faslı...
ooooffff offf!!!

15 Ekim 2008 Çarşamba

Geceyarısına doğru sıradaki programı uygulamak üzere Elif'le vedalaşıp arabaya doluştuk. Bu kez Aylin direksiyonda ben gps başında, ufak bir şaşırma ile Ulus 29'a ulaşmayı başardık. Hepimizde acep içeri girebilecez mi heyecanı var çünkü rezervasyon yapmaya çalışan ben muhtemelen yeterince sosyetik bulunmadığımdan geri püskürtülüp kapıda duruma bakar, yardımcı oluruz şeklinde savsaklandım. Sanırım tipimize bakıp ona göre karar verecekler.

Neyse düğünden çıkıp gelen 5 bayana acık cakcukdan fazlasını yapmadan içeri aldılar hemen. Manzara gerçekten süper, barda takılıp club kısmını geç farkettik ama zaten et yığını formatında olduğundan içeri girmedim bile. Biz tam ayrılmaya niyetlenirken beggin çalması üzerine koştum, içerisi de sakinlemişti, kalasım geldi ama araçlar kapıda diye dışarı sürüklendim.

Misafirhaneye döndüğümüzde saat 3 falandı.

12 Ekim 2008 Pazar

Kaptan

Bazen sabahları hele de geç kalmışsam Murat'la Bakırköy İdo iskelesine gelirken aynı geyiği yapıyoruz. Kaptan seni beklemiyor mu, her sabah biniyorsun tanıştınız mı vs geyiği. Ben de evet yaa bekliyorlardı, nerde kaldın dediler vs diye geyiği döndürüyorum. Derken bugün yine deniz otobüsüne binerken baktım kaptan çıkmış köprüde çay içiyor. Beyazlarıyla pek de cakalı duruyor. Derken biraz daha ilerledim ve kaptan seslendi "selen, napıyorsun sen burda? yukarı gelsene":))))) Baktım benim liseden sınıf arkadaşım! Gülerek gittim yanına. Kaptanın ordan seyahat etmek de süper keyifliymiş. Deniz ayrı bir güzel görünüyor. Murat'la geyiğimizi de anlattım, bak dedim oldu sonunda. Meğersem 6 aydır IDO daymış, çünkü en son bildiğim uluslararası biyerlere gidip geliyordu. Artık yerleşmenin zamanı gelmiş sanırsam.
E bundan böyle Sinan'a denk gelirsem benim otobüs yolculuğu daha keyifli geçecek demektir. Hamili kaptan yakınımdır:)

Haftasonu deyip geçmemek lazım

Bu haftasonu 2 güne neler sığdırılabileceğine güzel bir örnek oldu. Özellikle İstanbullular açısından:P
Bu cts hazineden bir arkadaşımızın düğünü olduğu için Ankaradan 3 arkadaşım geldi. Ben daha istanbula gelmeden bu haftasonunun hayalini kuruyorduk. Netekim 2 haftadır da planlar üzerinde çalışıyorduk. Ne nerde, hangi mekanlar in vs:) Ben evimi tutmuş olsaydım bende kalacakları ama maalesef o fırsatı kaçırdık.
Kızlar öğlene doğru uçakla geldiler. Bilimum tlf trafiği neticesinde Yenisahra havaş ofisinde buluşup çamlıcadaki misafirhaneye gittik. Yağmur felaket. Moraller bozuldu bozulacak ama herkes eğlenmek için son derece azimli. misafirhane konusunda ise yorum yapmıycam:)
Eşyalarımızı bırakıp programları uygulamaya başladık. İlk hedef avrupa yakası:) Sabah bindiğimiz taksideki amca köprü trafiğine girmeyin üsküdardan gidin dedi ama şansımıza gelen taksi henüz karşıdan gelmişti, açık olduğunu söyleyince taksiyle devam ettik. Yol boyu hangi restorana gideceğimize karar vermeye çalıştık. Allahtan şoför çok sabırlı çıktı:) Nihayet ortaköydeki Banyan restoranda karar kıldık. Taksi bizi ordan burdan aralarda kısa zamanda getiriverdi. Bu arada benn de bir yandan gpsden yolu takip edip kaybolmamaya çalışıyorum:)
sonuçta Banyan'a vardık ama yağmur yağdı diye terası kapamışlar, içerinin de manzarası hiç de süper değil, biz de bir alt kattaki italyan restoranına gittik. İçerisi boş, mekan ve manzara süper olunca öyle keyifli bir yemek yedik ki kalktığımızda hepimiz şakıma modundaydık. Bu arada hava da bizim moodumuza uydu, güneş açtı.
Sırada Bebek Lucca'da kahve vardı ama o kadar doluyduk ki araya kısa bir Kanyon ziyareti sıkıştırdık. Ancak hava güneşe rağmen serin olduğundan Kanyonda bi yarım saat dolanıp çıktık. Bebek'de Lucca'nın tipini beğenmeyip gözünü sevdiğimin starbucksında kahveleri yudumladık.
Saat 4 sularında yine taksi mi, vapur mu vs cebelleşmesi sonucu şansımızı taksiden kullanıp Anadolu yakasına döndük. Kuaför faslının planladığımızdan uzun sürmesi ve misafirhaneye gitmek için seçtiğimiz yolun feci tıkalı olması sebebiyle düğüne olması gerekenden 1 saat geç ulaştık. allahtan burda da şansımız yaver gitti ve gelin ve damatla eş zamanlı girdik salona. evetleri kaçırsak gerçekten üzülecektik. Bu arada ben geldiğimden beri ilk kez fenerbahçe parkına gitmiş oldum. Gerçi gece gece göremedik ama faruk ılgaz tesisleri çok güzelmiş.
Düğün de gayet keyifli geçti. Bir yandan yedik içtik güzelleştik, diğer yandan hoplayıp zıpladık.
Bugünkü program ise daha sakindi. Lacivert'te brunch. Ha bu arada gidilen bilimum güzel restoran ve içki sebebiyle benim rejim felç oldu. Bu hafta yeniden toparlamam lazım. Neyse, kahvaltımızı güzeelcene yaptık, sonra tekneleri ile karşıya geçip geldik ki kızlar boğaz havası alsın:)
Ayrılık vakti geldiğinde hepimiz hem çok keyifli hem de yorgunduk. Süper eğlenceli ve verimli haftasonu sebebiyle pek tatmin olarak evlerimize yollandık:)
Eve geldiğimde havanın güzelliğinden sahile inesim vardı ama uzanıverdiğim yatakta uyuyakalınca planlar suya düştü. Birazsan sızmazsam yarını zor geçiririm:DDD

Koş koş nereye kadar

Cuma günü bir heves yeni aldığım elbiseyi giydim. Elbiseye uysun ve şık dursun diye de topuklularla çıktım evden. İşe giderken topuklar sorun olmadı. Cuma öğlen yeşilköyde havalimanının orda bir toplantı vardı. En mantıklı ulaşım da benim klasik rotam deniz otobüsü. Neyse 12deki toplantı için yegane otobüs 10.40daki. Mantıken 10.20 gibi çıksak rahatça yetişiriz. Ancak çalan telefon bizim 10.30 da çıkmamıza sebep oldu. Sonuç, taksiden fırladıktan sonra otobüse olan mesafeyi o topuklularla koşan ben. İşin daha komiği AHEnin cüzdanını unutması sonucu tek akbile kalmamız ve benim o anda kontürümün bitmesi!!! Zaten otobüs kalkmak üzereyken bir de dönüp kontür almak zorunda kaldım. Allahtan beklediler. Nefesim? 10 dakkada anca kendine geldi.
Sabahki koşturmam az gelmiş olmalı ki dönüşte de aynı şekilde saniyelerle ve yine koştur koştur yetiştik. Dedim ki pes vallahi, ben oynamıyorum!!!
topukluyu geçtim de derhal antremanlara başlamam lazım!

7 Ekim 2008 Salı

Aktüerya matematiği 1 ve inanılmaz tesadüf

AHE'nin gazlamasıyla Bahçeşehir Üniversitesinden bir ders almaya karar verdim. Şimdilik bir ders en azından çünkü LES'im yok. Sonra ona da giricem. Neyse dün ilk ders vardı. Pazartesi akşamları 7-10 arasında. Karmaşık duygularla girdim sınıfa. Tekrar öğrenci olmanın heyecanı ve sıkıntısı bir arada. Olay sadece derse girmek değil, bunun bir de çalışma faslı var:(
Neyse az sonra hoca geldi. Sınıftakilerin %95'i sigorta şirketinde çalışıyor ve konulara daha yakınlar. ve yine sınıfta her sınıfta olmazsa olmaz olan bir adet her konuda bir fikri ve yorumu olan, anlatılan şeyle ilgili illa muhalefet bir yaklaşım sergileyen şahsımız da mevcut. Dedimki yani şu 20 kişilik sınıfta bile biri çıkmasa şaşardım. Hepimize sabırlar diliyorum.
Asıl tesadüfe ve komik olaya gelince; hoca (Aylin) sınıfa girince daha önceden tanıdığı 1-2 kişi olduğunu söyledi. Sonra bana bakıp sizi de bir yerden tanıyorum dedi ama benden tık yok. Hangi okul, yıl kıyaslamasında kendisinin 94 istatistik mezunu olduğu ortaya çıktı ama odtude karşılaşmış olmamız da zayıf. Lise, anadolu lisesi, ordan olabilir ama o kadar hafızanız varsa süpersiniz dedim:) Sonra derse başladık. 1 saat kadar sonra ara verdik. ben de bişeyler konuşmak için yanına gittim ama başka bir kız benden önce davranıp hocayı lafa tuttu. Ben orda konuşmaları dinlerken dinlerken birden hatırlayıverdim. Ben taaa lise 2 deyken Aylin'lerle erdek kampında beraberdik. Kardeşi felan da vardı hatta. ben olayı çözünce gülmeye başladım ama diğerlerinin konuşması bitmek bilmedi bir türlü. Nihayet nefes aldıklarında "hatırladımm" diye atladım. Arada 2 dakka ayaküstü konuştuk. Asıl çıkışta hadi bişeyler içelim şeklinde ordaki bir cafe-bara gidip geceyarısına kadar muhabbet ettik. geceyarısı dediğime bakmayın gittiğimizde zaten saat 10u geçtiğinden 2.5 saat felan anca kalabildik. ben eve vardığımda saat 1.30 idi. Şimdi de uykusuzluktan ölüyorum:(((

Laz İsmail

Dün okula gitmek için Beşiktaş'a indiğimde İstanbul'daki ilk ünlümle karşılaştım. O da çıka çıka Çocuklar Duymasın'daki laz ismail çıktı. adamı görünce önce aaa oldum ondan sonra da lan şansa bak bula bula bunu buldum diye kendim kendime güldüm:)))

5 Ekim 2008 Pazar

yaz bitmeden

İstanbul'a geldiğimizden beri ağzımızda yaz bitmeden adalara gitme türküsü vardı ama bir türlü gerçekleştiremedik. Şimdi de yağmurlar başladı, hayal yine hayal kaldı derken cuma günü ani bir kararla adalara sürüklendim.
Cuma bayram bitti güya mesai yaparken Aylin'den gelen bir telefonla ayardım. Önce kıyafetim uygun değil diye mırın kırın etmekle birlikte Aylin'in vazgeçmeyen azmi ile bana sağladığı spor ayakkabı sayesinde ben de tamam oldum. saat 5deki vapurla büyükadaya geçtik. Adada 2 tur varmış. büyük ve küçük. Aylin'in ailesi de yanımızda olduğundan biz küçük olanı tercih ettik (yok yani uzun turun 18 km olması ve aslında benim de gözümün yememesinin bunda kesinlikle rolü yok!!!). Allahtan onu seçmişiz çünkü kısa olan bile bizim tempoyla 2 saati geçti:)
O kadar yolu yürüdükten sonra güzel bir yemeği hakettik diyerek bir balıkçıya konuşlandık. Süper ızgara kalamar ve balık yedik. Tam yemekten kalkacaktık ki (bu arada saat 10'u geçmiş, bırakın direk giden vapurları adaların hepsine uğrayan son makul vapuru da kaçırmışız) bir yağmur indirdi ki inanamazsınız. Hani bardaktan boşalmak tabiri sanırım bu yağmur için oluşturulmuş. Bir anda İstanbul görünmez oldu, deniz kabardı. Ne yapsak ne etsek derken birden aklımıza deniz taksi geldi. son vapuru bekleyip saat 1de karaya ulaşacağımıza deniz taksiye başvurduk. bu arada yağmur bir bastırıyor bir diniyor, biz saçaklar altında ordan oraya koşuyoruz. Sonunda taksi geldi. Süper bir olaymış, kendilerinden çok memnun kaldık. Ben tüm ısrarlara rağmen eve dönmeye azmettim. Allahtan her saat dolmuş var da rahat geldim. tabi eve gelmem 1i buldu.
bu arada ada süpermiş. oradaki evlere bayıldım. adada yaşayan insanlar hakkaten ağzının tadını biliyormuş dedim. burası dururken şehirde yaşamak sanırım çok yavan gelir:)))

2 Ekim 2008 Perşembe

Bir bayram daha jet gibi geçti...

Bu yaz tam anlamıyla bir tatil yapamadığımdan bu bayramı iple çekiyordum ama ip çok kısaymış hemencecik bitiverdi.
Haftasonu nasıl geçti pek anlamadım zaten. Pazartesi de orda burda akşam ettik. Salı günü bayram heyecanı mailecek Ankara'ya uçtuk. Ben önce soluğu kuaförde aldım, sonra 1-2 bayram ve kabir ziyareti. Ardından arkadaş turlarına başladım. Salı Burak'la Kuki, kahve ve random. Yalnız bu sefer kukinin hayalini kurduğum bademli çıtır tavuğu hayal kırıklığı ile sonuçlandı. yemeği 2-3 ayda bozmayı başarmışlar:(((
Çarşamba sabah Ülkü ve Bilgeyle Liva'da kahvaltı, öğlen alışveriş, akşamüstü kuzen ve akşam Gülden'le geçirdim günü. Eve geldiğimde yine 1 felan olmuştu.
Bayramın son günü bu kez benim diğer hatun tayfası ve ekleriyle big chef's de kahvaltı, ardından Özge'yle cepa starbucks da muhabbet. Bir baktım ayrılık vakti gelip çatmış, uçağa 2 saatten az kalmış. Uçağı bıraktım tatilden geriye sadece birkaç saat kalmış.
Daha göremediğim tonla insan vardı halbuki...
ben saymıyorum bu bayramı, çok çabuk bitti yaaa:(((

28 Eylül 2008 Pazar

İstasyon caddesi

Dün akşam Simay'la caddeden dönerken Ege'nin siparişlerini almak üzere marketlerin olduğu İstasyon caddesine doğru yürüdük. Saat 21'i geçmişti. Buralar pek sakin, yoldan öyle çok araba geçmiyo, sokaklar boş felan. Ben de konu üzerindeki şaşkınlığımı dile getirdim. Sonra aynı durumun Ankarada da olduğunu hatırlayıp güldük:)
Neyse, marketin olduğu İstasyon caddesine dönmemizle ortamın çehresi değişiverdi. Denize doğru yaklaştıkça kalabalık artı. Yol boyu araçlar, gençler, yol boyu bar ve cafeler. Gayet canlı, hareketli bir bölge uzanıyor önümüzde. Biran gözlerim ışıldadı, burda da hayat varmış diye sevindim. Şimdi akşam takılcak birilerini bulmakta sıra:)

Yağmurun gazabı

Havalar birkaç gündür felaket. Hele cuma günü nasıl bir fırtına vardı anlatamam. Birara işten dışarı çıktım, rüzgar beni bile salladı!!! Deniz kabardı, seferler iptal oldu. Sonunda şu isimsiz yorumcunun dediğine geldi yani. Allahtan ben işten çıkasıya biraz sakinledi de paşa paşa deniz otobüsüme binip geldim eve.
Dün de kiralık ev bakma turuna çıkacaktım. Benim kalkıp hadi demem saat 1'i buldu. sonra Simay'ı da ayarttım, apar topar geçtik karşıya. Kadıköy'e bir indik ki şırıl şırıl yağmur yağıyo. Hadi biraz Caddede takılalım dedik. Atladık dolmuşa gittik caddeye, lahve falan içtik. Sonra aşağıya doğru yürümeye başladık ama yağmurun durmaya hiiç niyeti yok, hatta arada şiddetini artırıyor. Bu havada ev mi bakılır diye vazgeçtik. Ama gidip kapaılı bir yerde oturduk sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Tam tersine amaçsızca caddede dolanmaya devam ettik:)))

22 Eylül 2008 Pazartesi

Püsküllü bağyan

Şimdi ben sabahları hep aynı otobüsle geçiyorum ya karşıya; benim gibi yolculuk eden bilimum insan var. Bunlardan bir tanesi de benim gibi etrafa ilgisiz ve dikkatsiz birinin bile dikkatini çekmeyi başardı. Yok kadının öyle ahım şahım bir özelliği yok. Sadece kafasına taktığı toka bi değişik. Geçtiğimiz günler boyunca böyle püskül püskül rengarenk bir lastik toka takıyordu. Rengarenk ve püsküllü olması sebebiyle de benim dikkatimi çekti. Ama hep aynı toka. Başka taktıysa da o gün farketmemişimdir kadını. Neyse, bugün baktım yine önümde oturuyor, tokanın tipi aynı ama bu sefer mor. Vaay dedim ablam koleksiyon olayına girmiş. Demek tokayı sevmiş. Sonra inerken farkettim bugüm mor giyinmiş, tokayı da ona uydurmuş:)
Bu arada millete laf ediyorum sanmayın benim durum da pek iç açıcı değil. Mevsimlikleri henüz getirmediğim için lahana formatında dolanıyorum. Daha da kötüsü kapalı olan yegane ayakkabım spor olanlar. Böyle alakasız kıyafetlerin altında spor ayakkabılarla dolanıyorum ortalıkta!! kıroyum ben kıroyum, kıroyum:))))

21 Eylül 2008 Pazar

Haftasonusu

Haftaiçi nasıl geçiyor pek anlamıyorum ama haftasonu ondan da beter. Bir bakıyorum pazar akşamı olmuş bile.
Cumartesi yoğun sayılırdı. Önce mezunlar derneğinin düzenlediği bir söyleşiye gittim. Finans sektöründe çalışan üst düzey yöneticileri çağırmışlar, anı ve deneyimlerini aktardılar. Çok eğlenceli geçti diyebilirim. Söyleşi çıkışında Taksimde Burak ve Sinemle buluştuk. Ben çok aç olduğum için yemek yiyecek yer aradık ama tam iftar vakti olduğu için uğradığımız ilk birkaç yerden eli boş döndük. Sonra çiçek pasajına girdik. Allahtan orda yer varmış, oturduk hemen. Saldırdım mezelere ve herzamanki gibi ana yemeğe gelemeden tıkandık. Yemek sonrası da gene oralardaki bir bara geçtik. Bizimkiler arabalarını park ettikleri otoparkın 12de kapandığını iddia ettiklerinden 11 gibi kalktık.
İstanbulun güzel yanı saat kaç olursa olsun etrafta bisürü insan olduğundan sen de kendini ayakta olmaya şevkli hissediyorsun. Ankarada olsa uykun gelip çekileceğin saatte hala enerjik ve dimdik kalabiliyorsun:)
Pazar günü ise havanın gazabına uğradı. Güya hava güzel olacaktı ve ben adalara gidecektim. Ama hava soğuk ve yağıslı olduğu için bırakın adaları evden bile doğru düzgün çıkamadık. Bütün gün pinek modunda bilgisayar başında aptır saptır şeyler yaptım. İşe yarar yegane adım prison breakin bölümlerini indirmek oldu:) Şimdi sıra izlemekte:)

17 Eylül 2008 Çarşamba

TR - Belcika

Buralara kadar gelmişken İstanbul'un nimetlerinden de yararlanmak lazım değil mi? Netekim ben de ilklerden birini gerçekleştirip enişte ve yeğenle Abdi İpekçideki ilk basket maçıma gittim. Maça yetişmek için işi biraz erken terkedip uçarak olmasa da deniz otobüsüyle hemen geldim. Sağolsun bizimkiler de beni yoldan aldılar, geç kalmadan vardık maça.
Rakip biraz zayıftı ama millileri ilk kez canlı izleme fırsatının keyfine diyecek yoktu. Çok fazla bağırıp hoplamadan geçirdik ilk yarıyı. Rakip zayıf diye bizimkiler de pek iplemediler zaten. Ama 2. yarı daha keyifliydi. Fark birara 20 sayıya çıktı. İsteseler daha da açarlardı ama kendilerini yormadılar.

Yalniz kızın türküsü

telefonum çalmaz oldu
posta kutuma baktim,
kimse mail atmaz oldu
ben istanbula geleli
yüzüme kimse bakmaz oldu:(((

16 Eylül 2008 Salı

Feribot dalgasi

İstanbul'a geldim, hergün yeni birşeyler öğreniyorum. Mesela geçen gün denizotobüsünde tıngır mıngır salınırken birden durduk. o sırada cep telefonundan internet gezintisi yaptığım için deniz otobüsünü bozdum sanıp biran korktum. Sonra kaptan anons yaptı: "feribot dalgasına giriyoruz, lütfen ayakta yolcu kalmasın" ben feribot dalgası da ne ola ki derken sallanmaya başlayınca anladım. Türbülansın suda yaşananı. Tabi, kıçıkırık demek istemiyorum kalbi kırılmasın diye netekim hayatımı kurtarıyor ama küçücük denizotobüsü koccaaa feribotun dalgasına girince desturuvermesi gerekiyormuş:)))

15 Eylül 2008 Pazartesi

Ankara

Siz İstanbul anısı beklerken ben Ankara yazıcam yine.
Geçtiğimiz cuma Ankara'ya toplantılara gelen AHE bana hadi sen de gel deyince bana da gün doğmuş oldu. Hemen arkadaşlara haber uçuruldu ve programlar yapıldı:)*
Cuma günü bilimum toplantı arası 1 saatlik Hazine molası verilerek arkadaşlar görüldü. Öğlen çukurambar bigchef's de hasret giderildi. Akşam ilk aktivitem Balıkçıköy. Lezzetli mezelerin yanında süper deniz levreği. Biraz tuzlu oldu ama o balığa değdi sanırsam:) Ordan çıkınca da November'a gittik. Son gidişimde bir daha kimbilir ne zaman görürüm diye pek duygulanmıştım, pek de uzak olmadı:) Yalnız ankara akşamlarının serin olduğunu unutmuşum, dondum resmen.
Cts ve pazar tam bir koşturmaca ile geçti. Cts erkenden kalk, bilimum kuaför vs işlerini hallet, dişçiye git, dolgu yaptır vs. İşlerim 3'de bitince 2 haftadır yerinden kalkmayan arabamı yıkamaya kafese götürdüm. Arabayı beklerken 2 haftadır hayalini kurduğum muhteşem tulum peynirli salatasından yedim. Saat 4de kızlarla yine bigchefs de buluşacaz ama ben bu salatayı başkasına değişmem arkadaş.
Araba bıcısını müteakip bu sefer kızlarla ve veletleri ile bigchef's. neyseki karnım tok, birbirinden güzel tatlılar pek cazip gelmiyor. Cazip gelmiş olanlar da gazabımdan korkarak uzak duruyor.
Saat 7de kalkış ve ardından Özge ile buluşma. Bu sefer hedef Ümitköy'deki Marmelatte. Önce gidip gitmeme konusunda tereddüt ettik ama sonra bahçesini görünce atladık. Süper mekan. Tam benim sevdiğim gibi, çimenler üstünde masa ve koltuklar... Yanında bir de deniz olsa burdaki değme restoranlara taş çıkarır. Muhabbet yemekleri gölgede bırakınca gece uzayıp gitti. ben bu sefer tedbirli ancak tembel olduğumdan yine geceyi donarak kapattım.
Pazar aynı koşturmaca devam. Sabah didolara kahvaltı, sonra muti ve bebek ziyareti ardından kabristan derken eve gelip kalan eşyaları toplamaya anca fırsatım oldu.
İstanbula dönerken yanımda ankara hatırası boğaz ağrısı ve hapşırık getirdim. Kendisini pek güzel anmaktayım.

* geldiğimi haber edemediğim arkadaşlardan bu seferlik özür diliyorum. Bir dahakine farkı kapatacağıma emin olabilirsiniz.

8 Eylül 2008 Pazartesi

Bu kıta anadolu kıtası, şu kıta avrupa kıtası ortada deniz otobüsü rotası

Kıtalar arası gide gele nevrim döndü. Pazar günü bizimkilerle birlikte dolanırken harbi bir şekilde nerede ve hangi kıtada olduğumuzu karıştırdım. Blank formatında "biz şimdi anadolu yakasındayız" dememle Simay ve Murat'ın kahkahayı basması bir oldu:( Napayım her gün bir orda bir burda beynim sulanmış. Bir de hangi kıtanın telefon kodu neydi onu karıştırıyorum. Bugün birilerine iş telefonunu 0.212 diye vermeye kalktım. En komiği ise adresi söylerken "Kadıköy-Ankara" demem:)))))

7 Eylül 2008 Pazar

6 Mat-E Reunion

Burkay'ın önayak olması ile uzuun bir aradan sonra lise sınıfı buluşması yaptık dün. Beklenmedik bir şekilde 15 üzerinde katılım sağlandı. İstiklal üzerinde Ponte Restoran diye bir yere gittik. Manzara süperdi. Sağolsunlar biz taşralıları manzaraya karşı oturttular.
Önce sakin sakin yemek yedik, ama araya bunca senenin girmesi ile anlatılacaklar artmış, herkes gece boyunca ordan oraya yer değiştirdi. Bir sürü fotoğraflar çekildi. Aynı fotoğraflar defalarca çekildi:)

Hazır toplanmışken Kemal'in de 35. yaşını bir kere daha kutladık. Sonra ilerleyen saatlerde etraftaki masaların dehşet bakışları altında kalkıp oynamaya başladık. Türk yabancı farketmez ne çaldıysa oynadık. Hatta istek yaptık gene oynadık. Serdar Ortaç bile istedik ne yalan diyim. Emre uzaktan geldi, yaz şarkılarına uzaktır şimdi diye istedik de oynadık.
Gece yarısı falandı herhalde artık restoranı terketme zamanı gelmişti ama olay bizi kesmediği için yine İstiklal'de şimdi adını anımsamadığım bir yere daha gittik. Zaten 10 kişi olduğumuz doğrultusunda gittiğimiz yeri doldurup coştuk. Müzikler de oldukça başarılıydı. Üzerine hafif alkolün etkisiyle kendimizden geçmiş bir şekilde eğlendik. Eve geldiğimde saat 4 olmuştu ama sabaha kadar kalsam kalırdım sanırım:)

İstanbul'da ilk hafta

Şaka maka ilk haftayı tamamladım. Hatta haftasonunu eklersen geçtim bile. İlk haftam nasıl geçti diye soracak olursanız ben de çok emin değilim aslında. Ancak ilk izlenimler olumlu diyebilirim.
İşe gitmek için yapmakta olduğum yolculuk bir miktar maceralı. Yani evden çıktıktan sonra bir şekilde Bakırköy Deniz Otobüs iskelesine ulaşmam gerekiyor. Murat bıraktığında sorun yok, henüz dolmuş veya otobüse binmeyi beceremedim ve bir keresinde taksiyle gitmeme rağmen turnikelerin ordan el salladım:( Bu durumda orda benim gibi salaklar otursun diye yapılmış cafede oturup 45 dakika sonraki diğer otobüsü bekliyorsun.
Deniz otobüsünden sonra sorun yok. Otobüs 20-25 dakikada karşıya geçiyor sonra dolmuşla 5 dakikada ofise varıyorum. Dönüşte deniz otobüsünün saatine göre iskeleye ve ordan bakırköye. Bakırköy sonrası gene kabus. Sonuç olarak daha birinci hafta sonunda yoldan bezme moduna geçtim denebilir.
Onun dışında işe alışma turlarındayım. Ofisin yeri süper. İş kısmı biraz ağırdan gidiyor, hummalı bir şekilde yeni ofis aramaktayız. Geçen salı ve perşembenin bir kısmını bağdat caddesi üzerindeki kiralık ilanlarını izleyerek geçirdim. Bu arada bağdat caddesi deyip geçmemek lazımmış. Çaktırmadan üzerinde 5-6 adet semt barındırıyor. Eee yani değil, emlakçıya evi sorunca cadde demek yetmiyormuş, bizzat tecrübe ettim:)
Onun dışında değişikliğin henüz farkında olmadığımı farkettim. Yani sanki şu anda izindeyim de Hazineye geri dönücem. Muhtemelen bunda denizin de etkisi var. Benim için deniz ancak tatilde görülür. Bu sebeple ben şu anda tatilde olmalıyım. Ha bir de hazine de değilim, o yüzden yine tatilde olmalıyım:))))
Ruh halimdeki geçiş ya farkettirmeden son derece pürüzsüz bir şekilde olacak ya da bir gün uyanıp yumruk yemişe dönücem... Bakalım hayırlısı:)

31 Ağustos 2008 Pazar

Nur (yani Gümüş)

Murat'ın tee Japonya'dan Libyalı arkadaşı burdaydı bugün. Evlenmiş, eşiyle birlikte Tokyo'ya gidiyorlar. Yolculuk İstanbul üzerindenmiş. Biz de bugün onlarla buluşup biraz etrafta dolandık. Gelin hanımın bir isteği vardı. Nur yani Gümüş dizisinin çekildiği yalıyı gezmek. Malum dizi arap dünyasında çok meşhur olmuş, ziyaretçisi bol. Neyse düştük yollara, Kandilli'de bulduk yalıyı. Kapıda bir güvenlik görevlisi. Dedik biz yalıyı gezmek istiyoruz. Dedi "hay hay, 50$ adam başı!!!" Şaka yapıyorsunuz dedim, bileti gösterdi. Meğer dizi arap dünyasında süper meşhur olunca yalıyı kiralayıp biletli gezilir hale getirmişler. Gerçekten 50$ ya da 60 YTL! Hadi len! diyerek döndük biz. Gelin ve kardeşi girdi sadece içeri. Onlar da hayal kırıklığıyla çıktı. Yalı göründüğünden küçük ve kötü haldeymiş, su basmış vs. 60 liralarımız yanımıza kar kaldı:)))

30 Ağustos 2008 Cumartesi

İşte geldim burdayım...

Geri sayım bitti.
Genel Müdürlükteki son yarım saatlik tur biraz acı koydu. Ertelenen vedalaşma... ya da vedalaşamama... Dile kolay, bunca senenin dostlukları, paylaşımları. İnsanın veda etmeye eli gitmiyor:(
Bir yandan ağlayıp bastırmaya çalışarak uçtum eve. Sonra Burak geldi bizi götürmeye. Taşınma modunda ne buldumsa doldurduğum 3 devasa bavul ve ıvır zıvır arabaya anca sığınca Simay'a yer kalmadı:) Kendisi bizi taksiyle izlemek durumunda kaldı. Bunca bavulu otobüse almazlar herhal derken ses etmeden koydular hepsini. Saat 7 de yolculuk başladı. Tüm hazırlık ve vedalara rağmen hala kendimi haftasonu tatiline çıkıyormuş gibi hissettim. Herhalde bir nevi savunma psikolojisi.
Yolculuk pek vasattı. Otobüs sıcak, servis idare eder, priz bozuk. Ulusoy bu kez bizden eksi puan aldı, ibreler yine Varan'a kaydı.
Bir çaba sığdık bu kez arabaya, geldik kuş yuvasına. Şimdi resmi ilk günümdeyim İstanbuldaki, henüz tembel modundayım ama birazdan çıkıp yol yordam öğrensem hiç fena olmaz:)

29 Ağustos 2008 Cuma

Kafa kalmadı ki:)

İş yerindeki son günümde bi koşturmaca geçti. Son kalan işleri hallet, görmediklerini gör, vedalaş falan. Derken öğlen tam işe dönerken "amanın, Coşkun Bey'e uğramadım, ayıp olacak" diyerek geldim. Bi panik aradım hemen sekreterini. dedim veda ziyaretine gelicem. ok dedi o da, indim aşağıya. Tam ben beklerken Gülsün geldi bişey konuşcaklarmış. Ben 2 dakika girip çıkıcam dedim. Coşkun Bey'in tlf konuşması bitti, ben içeri girdim, adama baktım ve o anda dank etti "ben size vedaya gelmiştim di mi?" ve başladım gülmeye. Coşkun da güldü. Sonra ayaküstü geyiğe vurdum olayı. Kusura bakmayın, kafam dağıldı artık, neyse atlamaktansa 2 kere veda etmek daha iyidir vs. Gülerek çıktım odadan. Kapıda Gülsün'ü de kopardım:) Ne komik kızım ben yaaa! dağıldım iyice gider ayak:)

28 Ağustos 2008 Perşembe

Eşeğim ben:)

Şu son 1-2 hafta bana sen ne kadar iyi niyetliysen ve alttan alırsan tepene o kadar binerler gerçeğini birkez daha kanıtladı.
Kurumdan istifa ediyorum, son güne kadar çalışıyorum ama onların buyurduğu değil de kendi istediğim tarihte ayrıldığım için benden kötüsü yok. Hayatımı onlar yaşıyacak ya:) Ha bi de ülkesini, kurumunu tek seven onlar, tek çalışan onlar, biz yunan evladıyız, işe yan gelip yatmaya, devlette havadan para kazanıp sömürmeye geliyoruz.
Müsteşar veda ederken ne kadar onore edici şeyler söylüyor, olaya nasıl bakıyor, bizimkiler nasıl bakıyor... arada dağlar kadar fark var! Biri özelde de faydalı olacağınıza inanıyorum, devlete millete hizmet her şekilde olur derken diğeri kendi sığ penceresinden bakmaya devam ediyor.
Siz siz olun size gösterilen töleranslardan haberdar olun. Mesela benim babamın çiftliği olan SGK'da çalışmam bunlardan birisiymiş. Hani ben SGK'ya kimsenin onayı olmadan kendi kafama göre gittim ya. Bir sabah uyandım, ya ben bugün Hazinede değil de SGK'da çalışayım, amaaan dedim. Oraya gidip gelmeye başladım. Üstelik SGK benim babama ait. Direk ona hizmet ediyorum yani. Kim o da kamu görevi diyorsa külliyen yalan diyor benden size söylemesi. Babamın o benim. Hatta şimdi babam ölünce bana miras kaldı. Artık SGK benim:)
Ne diyordum, ha evet, ben ne kadar utanmaz ve bencil bir insanım ki babamın çiftliği olan SGK'ya gidip çalışmam için tölerans gösterilmiş olmasına rağmen hala 2 gün izin isteyebiliyorum. Ba ba ba!!! 11 yıl bu kuruma hizmet vermişsin falan fasarya. ülkeni sevsen patronun dediği tarihte ayrılırsın işinden, kendi hayatın değildir önemli olan. Bir de bunu diyen adam 2 gün önce bana özel sektör çok çalıştırır, cumartesi pazarını kaptırma, hayatına zaman ayır, mesaini konuş vs diyen adam!!!! Kendi izinlerimizi tam kullandırıyor ya, o bakımdan. Hani diyor gidince meczup olma (ya da öyle bişey)
Lan 45 gün iznimi yakıp gidiyorum, son güne kadar koşturup gidiyorum gene de yaranamıyorum.
Çuvaldızı başkasına batırırken durup bir de iğneyi kendine batırmayı bilmeyenler yönetici olunca sonucun böyle olmasına şaşmamak lazım aslında.
Şeytan dedi Selen aç ağzını yum gözünü, dök içindekileri... dedim ya sabır. Şurdan kavga etmeden barış içinde ayrılalım, gemileri yakmayalım, onlara değil ama benim emeğime yazık olur sonra:)
Ya sabır Selen, kaldı tek gün:)))

21 Ağustos 2008 Perşembe

Veda Turları devam...

Gidişe sayılı gün kaldıkça veda turları daha bir hız kazandı. Hergün hem öğlen hem akşam birileri ile biyerlerdeyim:)
Dün akşam SGK'dan Perihan Hanım ve Rasim Bey'le bahçelideki Sicily's e gittik. İkisini de uzun zamandır görmemiştim iyi oldu. Tam oh istanbula gidiyorum Perihan hanımcığımı daha sık görücem diye umutlanırken onun projesini bitirip dönmesi çok acı oldu. Neyse artık gezmeye gelir ya da ben gelirim.

Bugün de öğlen dairemle yemek yedim. Hep beraber Çukurambardaki Big Chefs'e gittik. Önce sıcağın da etkisi ile oturacak yer bulma konusunda bayağı bir debelendik. Adamlar bizi 35 derecede güneşin altında oturtmaya kalktı. Sonra nihayet kendimize güzel bir köşe bulduk.

Son derece keyifli bir yemek yedik. Zaten Big Chef's'in dana etli salatası süper.Ayşe beni alıştırdığından beri başka bişey yemiyorum orda. Gerçi muhtemelen dürüm vs de güzel ama onlar cıs... neyse daire başkanımızın da yanımızda olması sayesinde rahat rahat yedik yemeğimizi, ettik sohbetimizi. Yemeğin en komik anı ise faturayı göstermemeye çalışan Ali Bey'le cebelleşen Nur'un az kaldı sandalyeden düşmesi idi. Kızcağız heyecandan sandalyesini fazla itelemiş olacak ki birden iki ayak platformdan aşağı iniverdi. Hani son anda yakalamasak kaplumbağa formatında ayakları dikmesi olasıydı:))))

Akşam da bu sefer Özge, Ayşe, Gökben, Rengin ve ben GOP'daki WOK'a gittik. Bizi Simay'ın doğumgününde oturduğumuz masaya oturttular ama bu sefer bizim hoş dostluk amcası yoktu:PpP

WOK bu sefer bir rezaletti. Servis kötü, yemekler kötü. Hele servis ve garsonlar beni tamamen dumur ettiler. Daha restorana girdiğimiz andan itibaren bir self servis havası. Ne karşılayan var ne yol gösteren. Garsonlar güya etrafta ama nedense masalarla ilgilenmek yerine balkondan bakmayı tercih ediyor, bişey istemek için kırk takla atmanız gerekiyor. Kuverinde çayına her kalemden ekstra para yazmaları da cabası. Tüm bunlara rağmen keyfimizi bozmayı başaramadılar. Gece boyunca hem kaynattık hem güldük. Birara gülmekten yüzüm ağrıdı resmen.
Bazen bütün bunları bırakıp nasıl gidicem diye düşünmüyor da değilim hani...

Bizim sokak

Tam yattım bu gece, sokaktan bi bağırışlar kavga sesleri falan. Bizim bu civarlardan şamata pek eksik olmaz. Güvenlikte barlar var ya, içen gençler coşuyor bazen. Önce alt sokak sandım ama baktım ses bizim sokaktan geliyor. Cam sesleri vs de karıştı işin içine. Durum ciddi. Salona koştum ama evin önündeki ağaç sağolsun görüntü vermiyo. Sokakta sesler hala yüksek. 155'i aradım. açan yok!!! hani gerçekten başım dertte olsa yandık. 3. arayışımda açtılar. Daha güvenlik dememler ekip geliyor demeleri bir oldu. Başkası aramış demek ki. Birileri de öldürdüler çocuğu falan diyor. Polis geldi o sırada. Sanırım birisini apar topar hastaneye gönderdiler. Birara aşağıya insem mi oldum ama sonra vazgeçtim. Bir miktar bekledim pencerede ama anlayamadım ne olduğunu. Büyük bir kavga olduğu kesin de kim, neden ve sonuç ilişkisini öğrenemedim. Yalnız bir daha duyduğum ilk seste telefona koşucam. Belki birileri daha erken arasa olay büyümeden ve o yaralanan her kimse yaralanmadan kurtulabilirdi...

18 Ağustos 2008 Pazartesi

Kim taşınıyor ki? Ben mi?

İstanbul'a göçüşüme şunun şurasında 10 günden az kaldı. Ama ben taşınacak kişi ben değilmişim de başkasıymış gibi davranmakta ısrar ediyorum. Yani vedalaşma bahanesiyle bütün arkadaşlarımı görme çabası haricinde herhangi bir hazırlık yapmıyorum. Buluşmalar da zaten aktif olan sosyal hayatımı bir miktar daha hızlandırmaktan başka bir şey değil yani.
İstanbul'la ilgili girişimler hala sıfırda. Ofis değişeceği için ev arama derdim yok. Ev aramadığım için taşınma telaşesi henüz sarmadı. Ama bu kaçınılmazı ertelemekten başka bişey de değil.
Yaptım diye sevindiğim yegane iş babamın evinde bırakmış olduğum resim ve kitaplarımı kolilemek oldu. Malum o ev de boşalacağı için onların da toparlanması lazım. İstanbul'a gittikten sonra bu işe zaman ayıramayacağımdan cumartesi gidip resimlerimi, kitap ve oyuncaklarımı paketledim. En çok resimler mutlu etti beni. Tozlu kutularda geçmişe ait yüzlerce belki bin kadar resim buldum. En çok da annem ve babamın gençlik resimlerini bulduğumda sevindim. Hepsini özenle koliledim ki taşınırken onları da alabileyim. Bir de peluş hayvanlarım. Hepsi tozdan kararmış gerci ama olay bir makineye atmaya bakar:)
Cumartesi 3 saatlik ameleliğimi 3. kez mamma mia! ya giderek kutladım. Filmin ardından Panora num num da kocaman bir pitcher dolusu margaritayı 2 kişi devirince ne rejim kaldı bende ne de muhakeme. O kadar alkol insanın dilini de çözüyor haliyle. 3 saat kadar vıdı da vıdı, vıdı da vıdı:)))))
Cumartesi iş yaptım!!!!! diye pazar dinlendim. Dinlendim diyorum ama sabahın 8'inde bir gerizekalının ağaca bağlayıp gittiği hayvanın durmak bilmeyen havlamasıyla uyandım. Aslında sadece ben değil bütün mahalle uyandı. Hayvan bütün mahalleyi uyandırdıktan sonra öküz sahibi gelip aldı. Ama uykum bir kere kaçmıştı. O kadar erken uyanmanın da etkisiyle akşama kadar bir o tarafa devrildim bir bu tarafa. Bavul toplamak, kıyafet ayırmak mı? o ne ki? Daha 10 gün var bu işler için. Elbet bir gün yaparım:)))
Ben nasıl gidicem yaaaaaaaaaa???

Hayırdır işşallah!!!

Kaç gündür sıcak ve içtiğim alkolün sebebiyle geceleri pek bi debelenir oldum. Buna bir de muhtemelen üşüttüğüm midemin krampları eklenince dün gece hepsinden beter durumdaydı. Dün gece o sıcağa rağmen bir seferinde titreyerek uyandım. Pike vs bulup sarındım hemen. İşin asıl ilginç yanı rüyamda hastanede uyandığımı gördüm. Gözümü açıyorum bir hastane odasındayım. Vurulmuşum. Vurulma olayının öncesini hatırlıyorum ama olaylar nasıl gelişti de vuruldum onu hatırlamıyorum. Herhalde olayın şokuyla anımsayamıyorum diye düşündüm. Ha bi de sırtımdan vurulmuşum. Kaçmaya çalışıyordum herhalde diyorum. Sırttan vurulmak da ne kalleşçe diye düşünüyorum. Rüyamda bile mantık süper işliyor. sonra bir şekilde uyandım. Rüya olduğunu anlayınca da pek rahatladım:)

17 Ağustos 2008 Pazar

Veda Turları

Gidişime sayılı gün kaldığından her boş vaktimi birilerine veda ederek geçirmeye çalışıyorum. Aslında bana hala gidiyormuşum gibi gelmiyor ama konuştukça ve vedalaştıkça yavaş yavaş gerçeğin de farkına varmaya başlıyorum.
Bu hafta nerdeyse her gece dışarıdaydım. Çarşamba Oya'ya bebek görmeye, perşembe renginle sinema, cuma önce Barışla yemek sonra Harzemlerler rakı. Cumartesi babamın evine gidip orda bırakmış olduğum eşyalarımı toplamaya başladım. Başta resimlerim. Çok resmim olduğunu hatırlıyordum netekim yanılmamışım. Resim ve peluş hayvanlarım kocaman bir koli oluşturdu. Okul kitap ve notları ve derken 4 koli paketledim kaşla göz arasında.
Bu hafta da pek farklı olmayacak gibi görünüyor. İstanbul'a gidene kadar alkolik olmazsam iyi valla:)
Öyle komik ki bakışımı çevirdiğim herşey bende bir soru işareti yaratıyor. Burda hiç düşünmeden yaptığım, günlük hayatın düzeneğinde devam eden herşeyi İstanbul'da yeniden keşfetmem gerekecek. Alışveriş yapacağım market, bineceğim otobüs-dolmuş, gideceğim kuaför, ayakkabımın bağı kopsa alacağım dükkan, pantolon daraltmak istesem gideceğim terzi ve herşeyden önemlisi yaşayacağım semt ve yeni ev... Belirsizlik derecelendirmesinde 10 puanla en üstte yer alan en büyük soru...
Hayatımın ikinci büyük macerası:)

14 Ağustos 2008 Perşembe

Sessizlik...

Sanılmasın ki yazmamamın sebebi hayatımda bişeylerin olup bitmemesi. Tam tersine fırtına kıvamında bir dönem geçiriyorum. Ama kafamın içindeki fırtına o kadar kuvvetli ki yaptığım şeyler ne kadar anlamlı veya eğlenceli de olsa değerini kaybediyor. Fırtınayı bastırmak uğruna kaybolup gidiyor...

7 Ağustos 2008 Perşembe

4 Ağustos 2008 Pazartesi

Dünyaları yedik beah!

İkinci mamma mia programının iptal olması üzerine Bilge'yle felekten bir gece çalalım dedik. Nereye gitsek, orası burası derken kendimizi Tunalı'daki Balıkçıköy'de bulduk. Kendimizi orda bulduk da mantığımızı ve irademizi dışarda bırakmış olacağız ki patlıcan ve börülce yanısıra ne kadar deniz böcüğü varsa değişik kombinasyonlarda ısmarladık. Garsonun inanılmaz gözlerle bize bakmasına pek aldırış etmeden yumulduk mezelere. Üzerine bir de balık yiyince patlama noktasına vardık. Balığın son lokmalarını yerken ben bile zorlandım. Yemekten nasıl kalktığımızı bilemedik. Tunalıda 1-2 tur ve bilimum kahve bile banamısın demedi. Saatler geçmesine rağmen midem hala dolu ve nefes almakta zorluk çekiyorum. Mok vardı sanki...
Bu arada eve geldiğimde beni acı bir sürpriz bekliyordu. Kamile Hanım yemeği ocakta bırakıp gitmiş. Artık kaç saattir yanıyorduysa eve girdiğimde yanık kokusu beni karşıladı. İçindeki bir yana tencere kapağı ile bütünleşme moduna geçmişti. Ama tencerenin kapağını açmam sanırım en büyük hatamdı. Ortalık birden daha beter is ve yanık kokusu doldu. Evdeki yanık kokusu ne kadar sürede geçer bilmiyorum ama çok nahoş bir durum olduğunu itiraf etmem lazım:( Umarım bu kokuda uyuyabilirim:(

Cesaretin de bu kadarı!!!

Pazar günü öğlen bi işim için evden çıktım. Atatürk Bulvarındaki ışıklara takıldım. Bir yandan da henüz de klima soğutmadığı için pencereler açık ışığın yeşil olmasını bekliyorum. O sırada yaya bir genç de karşıdan karşıya geçmeye çalışıyor. Ben beklerken bi baktı, sonra bakarak geçmeye başladı. Ben de Allah Allah oldum, bişey mi var? Sonra baktım çocuk eğildi camdan bişeyler söylüyor. Yol falan soruyo sanıp radyonun sesini kıstım, buyrun diye. "Gelebilir miyim?" dedi. Ben "ne, hı?" derken farkettim ki çocuk tanışalım vs geyiği yapıyormuş. Ben biran salakladım ve ne dediğimi bile bilemeden kendimi çocuğa teşekkür ederim, almıyım derken buldum. Neye teşekkür ettiysem artık. Bir yandan da panik halinde pencereyi kapatmaya çalıştım. Sonra çocuk gitti allahtan. Yuh yani insanlardaki cesarete bak. Artık cesaret midir, yüzsüzlük müdür... Allahtan kapıları biner binmez kitlerim. Panik oldum birden arabaya atlayıverecek diye:) Töbe töbe!

2 Ağustos 2008 Cumartesi

Haksızlık buu!!!

Bugün Real'e gittim. Herzamanki gibi alışverişe sol taraftan başladım. Tam görmemeye çalışarak dondurmaların önünden geçerken geçtiğim şeyin ne olduğunu farkedip geri döndüm ve tekrar baktım. Yolun ortasındaki dolapta sıra sıra Ben&Jerry's lerin en altında duruyordu: Chocolate Fudge Brownie!!! Gördüğüme inanamayarak ve şansıma küfrederek ordan uzaklaşmaya çalışırken görevli kız "size Ben&Jerry's hakkında bilgi vereyim, tadım standımız bugünlük bitti ama yarın yine var" vs dedi. Ben acıklı gözlerle "biliyorum, çeşitlerinizi yakinen tanıyorum" derken benim neden bu kadar acıklı baktığımı, bu kadar sempatiyle bakarken neden almadığımı anlayamadığına eminim:)
Ben ondan birkaç tane alıp evde TV karşısında lüpletmeyi bilirdim ama bunca zaman sonra tam rejim yaparken getirilcek ürün mü şimdi yaaa! Haksızlık değil mi buuuu!!!!

1 Ağustos 2008 Cuma

Bomba haber

Haftaya...

bizi izlemeye devam edin...

Olacağı buydu

İş yerinde güvenlik vs adı altında sıkı yönetim başladı. Aynı anda hem mp3'lerimiz gitti hem de msn kapandı:( MP3 tamam da msn kötü oldu yaa, iyiydi, ulaşabiliyorduk insanlara... neyse napalım.
Facebook'da gitti sandım ama allahtan o hata olmuş Kendisi kotalı olarak izin verilmeye devam ediyor.

30 Temmuz 2008 Çarşamba

27 Temmuz 2008 Pazar

Mamma Mia!


Dün akşam Simay'la Mamma Mia'yı izlemeye gittik. Ben zaten Mamma Mia'yı severim. Şarkılar çok keyifli, zaten insanı yerinde oturtmuyor. Masterdayken de gittiğim yegane müzikaldi. Neyse dedim ya, en kötü şarkıları dinler, yakışıklı adamları seyreder gelirim diyordum. Ama filmin bu kadar eğlenceli olmasını beklemiyordum.
Önce film başlarken ekranda çıkan ve film başladıktan sonra milletin önünden geçen insanlara atıfta bulunarak hazırlanmış olan, devrilmiş bir ağaç kütüğünün yanından "afedersiniz, pardon" diyerek geçen orangutanlar beni kopardı.
Sonra film başladı. Müziklerin hareketliliğinin yanında filmi de hareketli, kasıntısız, enerji dolu yapmışlar. Filmin nerdeyse başından sonuna kadar ya yerimde fıkırdadım ya da güldüm.
Meryl Streep Donna rolünde harikalar yaratmıştı. Kadına bir kez daha hayran kaldım. Başka kimse olmasa bile filmi alıp götürebilirdi. Arkadaşları ayrı bir komikti. Baba adaylarından ilk favorim Colin Firth olmakla birlikte Pierce Brosnan insanın nefesini kesecek formatta olduğundan dolayı film bittiğinde onun adını sayıklıyordum.
Filmin ikinci yarısı biraz daha sakin ve duygusal olmakla birlikte çıktığımızda yüzümüzde kocaman bir gülümseme vardı.
Kesinlikle dvd'si alınacak.

23 Temmuz 2008 Çarşamba

Kuki'deki çıtır tavuk

Geçen hafta Özge'yle Cepa'ya gittik. Ben Ege'ye tekmelik sözü vermiştim, onu alıcam. Hedef belli olunca işimizi hemen halledip yemek katına çıktık. Ne yesek, nerde yesek derken Özge birden Kuki'yi işaret etti. Ben de severim orayı. Oturduk hemen. Menü'de birbirinden güzel yemek var. Ben yalanarak bir şekilde hepsini eliyorum. En sonunda çıtır tavuklu bir yemek ilişti gözüme. İçinde patates kızartması var ama rica ettim sebzeye çevirdiler. Önce zeytinyağı ve birbirinden güzel ekmekler geldi. Ben acıklı gözlerle bakarken Özge süpürdü hepsini:(
Az sonra yemekler geldi. Ben daha tabağa bakarken mest oldum. Uzun zamandır bu kadar lezzetli yemek yememiştim. Tavukları cornflakesli biseylere bulayıp kızartmışlar. 7-8 parça tavuk. Bunlar kocaman bir sebze tepesinin üzerine çadır kurmuş! (şu anda fotoğrafını çekmediğime bin pişmanım), yanında hardal sos var ama ben hardal sevmediğim için direk kenara ittim. Yemeği kendimden geçmiş bir şekilde yedim. Aslına bakarsanız 2 kişi rahat doyar ama ben de nede olsa 2 kişi sayılırım. Bu arada sebzeler de çok lezzetliydi. Nasıl pişirdilerse artık... süper tatmin edici bir yemek oldu. Bir daha gidersem yemeden önce kesin resmini çekip ölümsüzleştiricem:)

22 Temmuz 2008 Salı

Bitirdim!!!


Dile kolay, 3.5 yıl!!! 3.5 yıldır şu resmi görülen kitabı bitirmeye çalışıyordum. Yanlış anlaşılmasın seriyi değil, sadece bu cildi!!! Nihayet dün akşam son sayfayı da okuyup kapağı kapattım.
Kaç senedir kitap okuma alışkanlığımı felç eden bu kitabı nasıl saklasam ya da cezalandırsam bilemedim, ama bittiğine mutluyum.
Şimdi önümde verilmesi gereken önemli bir karar var. 11. kitaba başlamalı mı, başlamamalı mı?