Sayfalar

31 Aralık 2007 Pazartesi

:(

27 Aralık 2007 Perşembe günü babamı son yolculuğuna uğurladık...
Fazlasını yazmak ne elimden ne içimden gelmiyor:(
çok zor...

26 Aralık 2007 Çarşamba

Kedi

Sabahtan beri odada kedi gibi mayıştım resmen. Güneş tam kapasite dışarıda parlıyor, aynen masamda ışıyor, ben de pencere kenarında olduğumdandır ki soba kenarındaki kedi gibi mayıştıkça mayışıyorum. Gözlerimi açabilsem kahve içicem:P
Neyse anlaşmayı bitirdim. Anladım mı? emin değilim:P

Vur deyince...

Babam uyuyamıyor ya, dün akşam bir fili bile uyutacak kadar ilaç almış! sonuç: gözünü açamıyor:) Şöyle ki;
Uyuyamadığı için xanax yazdırmıştık. Önceki akşam yarım tablet alıp yatmıştı. Uyuyamayınca diğer yarısını da almış ama yine uyuyamamış. Öyle olunca dün gece tam tablet içti. Sonra bizim akıllı gece 3-4 sularında bir tane de tylenol pm içmiş. O da uyku verir. İkisi birden adamcağızı nakavt etmiş. Sabah beri gözünü açamıyor. Bu sefer de aşırı doz olacak diye korkuyoruz valla!

25 Aralık 2007 Salı

İş, anlaşma!!!

10 günlük hastane ve ev hapisinden sonra işe başlamak değişik geldi. Gerçi 10 günde beynim süngere dönmüş, her işe bu neydi yaa diye bakıyorum ama yavaş yavaş o da geçip hafızam yerine geliyor.
Bir de 2 gündür anlaşma okuyorum. Okuyorum dediğimde, gerçekten okuyorum ama anladığım pek söylenemez. Bazen kelimeler tek başına veya satır halinde birşey ifade etse bile maddenin genelinde kendimi kaybediyorum:))) Türkçesini bile anlamakta zorlandığım hukuki metinleri ingilizce okumak pek eğlenceliymiş:))) Neyse ilk tecrübem olduğu için böyle olduğunu, bundan sonrakilerde daha kolay olacağını umarak azimle devam ediyorum:)

İyileşme süreci

Altan malikanesinde Bayındır teknolojisi olmadığı için kaç gündür internet imkanım yoktu. Allahtan işe başladım da elim internet gördü:P Gelişmelere gelince:

Bayramın ilk günü taburcu olduk. Bu bize bir nevi bayram hediyesi gibi geldi. Babişko da eve dönmenin mutluluğu ile kendini daha iyi hissetti.
Ancak eve dönüş beklediğimiz kadar olumlu sonuçlar getirmedi. Hastanenin küçücük odasında daralan babam orta kata tıkılıp kaldığı için evde de daralmaya başladı. Üstelik evde yürüme alanı da yok. Dışarısı buz gibi olduğundan yürüyüş terapisi minimuma indi. Bunun yanısıra geceleri uyuyamama durumu daha da artarak adamcağızı allak bullak etmeye devam etti.
Hele evdeki ilk gece kabus gibiydi. Malum evde hastane yataklarından yok. Yastık yüksekliğini bir türlü istediği kıvama getiremeyince garibim daha da daraldı. Baba koltuğu dediğimiz TV koltuğunun olduğu odada uyumaya karar verince bu sefer yalnız yatıcam telaşesi sardı. Hadi ben burdaki koltuğa kıvrılırım, sen merak etme diyerek sakinleştirdim. Allahtan yanında kalmışım. Bizimki gece birde benim kalbim çok çarpıyor, uyutmuyor, benim 21 yıllık ilacımı kestiler, o kalbimi yavaşlatıyordu şimdi çok atıyor diyerek kafasına göre ilaç almaya kalkınca ufak çaplı bir kriz yaşadık. Bilimum dil döktüm, bana mısın demedi. Sonra Simay'ı aradım da allahtan simay ikna etmeyi başardı. Uyku? gene yok.
Bayram inişli çıkışlı geçti. Allahtan tüm eş dost anlayışlı davranıp ziyarete gelmedi. Gelen 1-2 kişiyi de maskelerle donatıp öyle karşısına çıkardık. Arada salona indik, keyfi yerine geldi. Tabi salon daha geniş, ferah. O da daralmıyor.
Yemekler hala sorun. Tüm öğünler pazarlık halinde geçiyor. 3 kaşık çorba ile 2 lahana sarma şeklinde öğün oluşturuyoruz.
Uykusuzluk ruh halini çok etkiliyor. Sabrı giderek azalıyor. Sayılı gün diyerek avutma çabalarımız pek işe yaramıyor. Sanırım ameliyat sonrası olur dedikleri depresyona giriyoruz. Bütün bunlar normalmiş ama yaşaması gerçekten zor. Hep birlikte sabır dileyerek bu günlerin geride kalması için dua ediyoruz:)

18 Aralık 2007 Salı

Hastane günleri - 2

Hastane günlüğünde fazla bir değişiklik yok. Babişko ufak ufak iyileşmeye devam ediyor. İyileştiğinin en büyük emaresi de bizimle kavga edebilitesinin artmış olması:) Yiycem, yemiycem, yu-ta-mı-yo-rum nidaları yükseliyor.
Bir de gecemizle gündüzümüz birbirine girmiş durumda. Garibim gece uyuyamadığı için gündüz gözünü açamıyor, sonra gece gene uyuyamıyor. Oyle dolanıp duruyor.
Bir terslik olmazsa yarın taburcu olabilirmişiz. Hayırlısı bakalım.

16 Aralık 2007 Pazar

Hastane günleri


Cuma öğleden sonra babamı yoğun bakımdan çıkardılar. Bu bize acaip moral oldu. Emin ellerde olduğunu bilsen de görmeyince insana zor geliyor. Cuma günü geldiğinde çok yorgun ve solgundu. Gerçi hala öyle ama giderek daha iyi oluyor gibimize geliyor. Bebek adımları ile iyileşiyor ama her gün bir öncekine göre ilerleme var.
Kan değerleri düşük olduğu için 2 gündür kan veriyorlar. Bizim gençlerin kanı bünyesine girdikçe yüzüne biraz renk geliyor.
En büyük kavgamız yemek üzerine. O kadar yorgun ve iştahsız ki yemek yerken adeta işkence çekiyor. Bir de yutma zorluğu eklenince 2 gündür kavga dövüş anca yoğurt ve çorba yedirmeyi başarabiliyoruz. Yemediği için de halsizliği geçmiyor, bunlar üstüste gelince de morali bozuluyor. Kendini hala ilk ameliyatı ile kıyaslıyor. O zaman şöyleydim de böyleydim. Sanki şu anda hala 20 yaş daha genç ve sanki ilk ameliyatı.
Bir de üfleme ve yürüyüş seanslarımız var. Onlarda yemekte olduğu kadar sorun çıkarmıyor ama genel bir pazarlık durumu söz konusu. Hele bazen hep birlikte itiraz edince "bi susun yaaa" diye isyan ediyor. Canım benim, kıyamam ben ona:)

Bu resmi de ameliyattan önceki gün çekmiştik.

13 Aralık 2007 Perşembe

2. gün

Bugün ameliyat sonrası ilk günümüz bitti. Sabah iyi olduğuna dair haber geldi hastaneden rahatladım. Sonra Simay birkaç dakikalığına yanına girmiş. İyiymiş ama çok yorgunmuş. Öğlene doğru ben de Simay'ı almaya gittim hastaneye. Bizim yukarı çıkmamıza izin vermiyorlar. Ablamın arkadaşları gidip haber getiriyor. Bitek doktor olduğu için ablam girebiliyor o da 1-2 dakika.
Öğleden sonra bir parti daha gittik. Simay yine yukarı çıktı 1-2 dakikalığına. Bu arada ben de kapağın çok kireçlendiğini ve aslında ameliyatın çok zor geçtiğini, pompadan çıktıktan sonra fazla kanaması olduğunu ve o yüzden yarım saatte kapanması gereken işlemin 1.5 saat sürdüğünü, gece kanaması olduğunu, ciğerinde sönme olduğu için akşam tüp takıldığını falan öğrendim! Herşey güllük gülistanlık değilmiş meğer. Meğer Simay danası biliyormuş da söylememiş. Ben herşey bitti sanırken Simay bütün geceyi ayakta geçirmiş. Çok kızdım gerçi ama dünkü halimiz düşünülürse sanırım söylemeyerek hepimize iyilik yapmış. Aslında olabilecek komplikasyonlarmış, yani ekstradan bir durum yokmuş ama olmayadabilirdi. İkinci ameliyat olduğu için herşey daha zor ve riskli imiş.
Neyse şimdi durumu iyi diyorlar. Gerçi artık her bilgiye şüpheyle yaklaşıyorum ben de ama, bir terslik olmazsa yarın yoğun bakımdan çıkacak. Ondan sonra odada da kalabalık yapmamıza izin vermeyecekler sanırım. Dönüşümlü dururuz artık yanında. Hele bu geceyi de iyi geçirsin de.

12 Aralık 2007 Çarşamba

Beklemek ne zormuş!

Dün babamı ameliyatı için hastaneye yatırdık. Hepimiz neşeli görünmeye çalışmakla birlikte sinirler hat safhada gergin.
Ben önce açılışı yolda beni sıkıştıran bir araba ile yaptım. Hani biran kendimi arabaya bindirme arzusu ile üzerine doğru sürerken buldum. Neyse o kısmı olaysız atlattık. Sonra nasibini hastanenin kan bankası aldı. Bir önceki gün 5 ünite lazım diyen banka dün 6 ünite dedi. Niye doğru bilgi vermiyorsunuz konusunda ufak bir tartışma çıktı, uzun uzun anlatmıycam ama hemşirenin adını dangoz hemşire koymama yetecek bir atışma ile sona erdi. Gelen bazı arkadaşların (isimlerini burda afişe etmeyeyim) çürük çıkması sonucu(:PpP) Hazineye kan ilanı verip ordan adam toplayarak kan işini hallettik.
Akşama kadar muhabbet falan derken saat 10'da babama uyutmak için ilaç verdiler, biz de evlere dağıldık.
Gün erken başladı. Ben hastaneye 8.30 gibi gittiğimde hemen ablamlar da gelmişti. Babamlar içinse gün 4.30 gibi başlamış. Habire gelip bişeyler yapmışlar. Hele saat 7.30 sularında bir entari giydirmişler, bizimki hiç mutlu değildi. Dünkü traşdan sonra bugünkü entari ile pek sevimli olmuştu:) Babam 2. hasta olduğu için ameliyata10.30 gibi alacaklardı. Ama o 2 saat geçmek bilmedi. Zaman yaklaştıkça babamın heyecanı biraz daha arttı. Biz de belli etmemeye çalışmakla birlikte aynı heyecanı paylaştık. 11'i geçe geldiler almaya. Kafasına yeşil bir bone geçirdiler, sedyeye alıp götürdüler. Odadan öyle çıkınca peşinden gidemedim:( Sanki çok önemliymiş gibi odadaki eşyaları toplamaya başladık. Hepimiz göz temasından kaçarak bir meşgale edindik. Zaten kısa bir süre sonra odayı boşaltıp bir bekleme salonuna geçtik.
Ben 2 gündür her telefonla zırıl zırıl ağlamaya başladığım için telefonları kapatıp kendimi inzivaya çektim. Ve sanırım hayatımın en uzun 6 saati başladı.
Kendimi güçlü zannederdim ama ameliyatı bir türlü aklımdan çıkaramadığım için paralize olmuş vaziyette saplanıp kaldım. 2 saat sonra bizimkilerin zoruyla kalkıp hava almaya çıkmasam sanırım bir diyazem verip beni de yatırmaları gerekecekti. Allahtan dışarı çıktık da temiz hava iyi geldi.
Ablamın arkadaşları sağolsun belli aralıklarla ameliyathaneden canlı yayın yaptılar. Şimdi göğsü açıldı, şimdi kapak değişiyor, pompadan çıktı. Sonuncusuna kadar her haber ayrı bir kriz yarattı bende. Babamı orda öyle çaresiz yatarken düşündükçe dağıldım. Sonuncusunda fışkıran ise mutluluk gözyaşları oldu:) İşin zor kısmı bittikten sonra sanki ameliyat bitmiş gibi sevinçle şakımaya başlamıştım:) Gerçi pompadan ayrılmasından sonra ameliyattan çıkması bir buçuk saat falan sürdü ama o kısım sanki daha bir hızlı geçti.
Ameliyattan çıkıp yoğun bakıma indiği haberi geldiğinde de hepimiz birden rahatlayıp toparlandık. Doktor ameliyatın iyi geçtiğini söyledi. Sağolsun başından sonuna kadar kaldı içerde.
Şimdi 2 gün yoğunbakım süreci. Yarın ablamın girmesine izin verecekler. Bir terslik olmazsa da cumaya odaya çıkar:)

9 Aralık 2007 Pazar

Yeni yerler öğrenmek lazım

Bu sabah Didogiller ve Aslı ile kahvaltıya gittik. Bu sene mübarek 3 ayların dışında da görüşmeyi başararak kendimizi takdir ettim. Kahvaltıya nereye gidelim sorusuna cevap bulamayınca yine Ümitköy Liva da aldık soluğu. Brunch kadar abartılı olmayan güzel bir kahvaltısı var oranın. Ama artik yeni yerler de öğrenmek lazım. Evde otur otur paslandık valla. Neyse,
Dido son 5 haftaya girmiş, karın maşallah. Ama onun dışında pek kilo almadığı ve kazağı da bol olduğu için gayet güzel saklıyordu valla. Bu sefer bir arkadaşları ve kızı da vardı yani Defne'de sıkılmadı. Muhabbet her zamanki gibi çok keyifli geçti. Arkadaşlarının üst komşusu Hakan Abi hikayeleri bizi bayağı eğlendirdi. Bir de benim domates almaya diye gidip kaymak ve balla masaya dönmem:)
Saat 1 gibi kalktık ordan. Ben biraz Arcadiumda dolanıp kendime dvd-r aldım. Sonra klasik babişko muhabbeti.
Eve gelince de bir heves indirdiğim dizileri kaydettim dvd ye ama kesin ben bişeyi yanlış yapıyorum çünkü playerim yine göstermedi dvd'yi. Ya ben neyi yanlış yapıyorum acaba kafayı yiycem resmen!!!

Bir düğün daha

Cumartesi akşamı Gülden'in düğünü vardı. Bütün gün o güzellik salonu senin bu kuaför benim gezip hazırlıkları tamamladıktan sonra 8'e doğru düğüne ancak varabildim. Bir gittim ki nerdeyse herkes gelmiş. Muti ile hemen gelin odasına gittik. Gülden süper olmuştu:
Nikah kıyıldıktan sonra kokteyl moduna geçildi. Hem gelin hem de damat Hazineden olunca iş yemeği gibiydi. Nereye dönsen bir Hazineli ile burun buruna geliyorsun. Muhabbetler hep aynı. Yazık sadece 3-4 kişi tanıyan Burak da bir yerden sonra daralıp çareyi erken kaçmakta buldu. Sonra alan tamamen bize kaldı:P
Pasta merasiminden sonra kendimizi piste atıp oynama faslına başladık. Yaşlanmışız artık, ayaklarda da topuklular, pes etmemiz çok uzun sürmedi:)
Eve geldikten sonra da cuma akşamı izleyemediğim dizimi izledim:)))

Mojıto

Cuma akşamı bütçe görüşmeleri sebebiyle saat 9:30a kadar işte kaldık. Neymiş, soru gelirse cevaplanacakmış. Peh! neyse takıldık biz de kendi çapımızda. Sonra yorgun argın ve baygın eve döndüm. Planda akşam Koru North'a gitmek var. Burak'ın kardeşi Deniz bir grupla orda çalmaya başlamıştı. Kaç haftadır gidip onları dinleyecektik, bu haftaya nasip oldu.
Saat 11 gibi gittik. Ekrem ve Mine de gelmişti. Müzik fena değildi. Şarkı seçimlerini ben beğendim. Kendileri çok iyi çalmadıklarını söyleseler de pek anlamayan biri olarak benim hoşuma gitti.
Ne zamandır içmiyordum sanırım. Canım güzel bir içki istedi. Margarita istedim ama kendilerine güvenmiyorlarmış. Mojitomuz güzel, dediler. OK dedim. Bir süre sonra manav sepeti gibi koca bir bardak geldi önüme. İçinden sarkan yarım demet nanenin yanısıra dilimlenmiş ve sıkılmış bir limon falan vardı herhalde. Yalnız tadı gayet başarılıydı. Alkolü de kuvvetli. Sonuç olarak hem güzel bir içki içmiş oldum hem de sezonluk C vitamini ihtiyacımı giderdim.
Ancak bardak kocaman olduğu için bitirene kadar ben de çakırkeyif aşamasını çoktan geçmiştim. Allahtan uzun kaldık da çıkana kadar kendime geldim.

5 Aralık 2007 Çarşamba

Fırtınalar koparsa kopsun

Bu sabah odaya bir geldim, Bilge'nin ve görevlilerin toplamış olmasına rağmen masam geçen haftaki kasırgadan beter durumda. Akşamdan beri fırtına var ya, aptal pencere sen açıl, dışarıdaki fırtınayı içeri al! Ben de akşam bir anlaşma üzerinden yazı yazıyordum. Artık ortada anlaşma felan kalmamış. Masanın üzerinde ne kadar kağıt varsa birbirine girmiş. Hele not defterim o şekilde katlanmayı nasıl becermiş bir türlü anlayamadık. Neyse diyorum ya Allahtan az doküman vardı da toparlamak kolay oldu...

3 Aralık 2007 Pazartesi

Akılsız başın cezasını...

Bugün sabah yine nerdeyse uyuyakalıyordum. Kuaföre gidebilmek için saati 7:52'ye kurmuştum. Ama çalınca her sabah olduğu üzere kalkamadım. Elimde tlf tekrar sızmışım. Telefon saat 8.15 de tekrar çalınca korkarak hopladım yerimden:) Neyse koşturmaca halinde hazırlandım. Tam kapıdan çıkarken çöpü farkettim. Dur şunu da indireyim diye elime aldım ve çıktım. Kapıyı kapatmamla anahtarın şıkırtısını duymam bir oldu. Ben dışarda anahtar kapının üstünde içerde öyle bakakaldım kapıya!!! Ne salaksın Selen nidaları ile kös kös inmeye başladım merdivenlerden. Hemen Ayla Hanımı aradım, gelirken yedek anahtarı getirsin diye ama o da çıkmış evden. Neyse Allahtan arabanın anahtarı cebimde. Öğlen gider ablamdan alırım olmadı yedeği dedim. ama anahtarın kapının üzerinde olduğunu düşünmüyorum tabi hiç. Neyse öğlene kadar aklım başıma geldi de tıpış tıpış eve dönüp bir çilingir buldum. Çilingir de hemen benim sokağın başındaki anahtarcı. Evi söyleyince tamam bildim, dedi. Daha komiği apartmanın kapısına geldiğimizde ortaya çıktı. Ben kapıya gelene kadar apartman kapısının anahtarının da evde kaldığını düşünmemiştim. Aaaa! diye durunca ben adam "bekir abiler evdedir, olmadı İbrahim amca veya Hacer teyze" diyerek benim komşuları tek tek saymaya başlayıp bekir abi dediğinin kapısını çaldı. Yabancı değil, dedi. Ben de "belli, komşuları benden cok tanıyorsunuz valla" oldum:)
Neyse kapıya gelince çantasından kalınca bir tel çıkarıp 10 saniyede fırt diye kapıyı açıverdi. Bu kadar basitse ben de açardım diye düşünürken bir yandan da "lan bu kapıları açmak bu kadar basit mi?" diye moral bozukluğu yaşadım.
Eve gitmişken de dün yapmaya çalışıp evde ceviz olmadığı ve büskivinin yetmemesi sebebiyle bişeye benzemeyen havuç tatlımı revize edip daha yenebilir hale getirdim. Sonuç dairedekilere yaradı. Netekim tatlı onlara yapılmıştı. Gene de daha güzel olabilirdi:PpP

2 Aralık 2007 Pazar

Hamsi paluğu

Kaç gündür o kadar çok balık muhabbeti oldu ki bugün gidip hamsi aldım. Üşenmedim hepsini tek tek ayıkladım, Mesut'un yöntemi ile mısır unuyla tavada pişirdim. Becerdim valla:))
Şimdi de battlestar galactica izliyorum. Kim şu 5 saylon kafayı yiycem valla!!!

Babişko

Babişkomun ameliyat tarihi kesinleşti. Bir terslik olmazsa 11 Aralık'ta hastaneye yatıp 12'sinde ameliyat olacak. Moraller inişli çıkışlı. Çok korkuyor ama belli etmemeye de çalışıyor. İnsan babasını nasıl teselli edebilir ki? hem de böyle büyük bir ameliyat öncesi. Stresten olsa gerek en ufak şeyi kafasına takıp uykusunu kaçırmak konusunda çok başarılı. Ben olayı espriye vurup savuşturmaya çalışıyorum ama ne kadar başarılı olduğum muallakta. Neyse tüm engelleri ortadan kaldırırsak belki biraz daha rahatlar.
Hayırlısı....

Umutsuzum ben!

Dün teyzemi ziyaret etmek için yine GATA'ya gittik. Hani geçen sefer "aman çok kolaymış, artık kaybolmam" demiştim ya, yalan söylemişim. Gene her yol ayrımında burası mıydı acaba diyerek ikileme düştüm. Allahtan yanımda yine Simay vardı da bu kez o doğru dönüşleri hatırladı. Bu kez sadece 1 hatayla hastaneyi bulduk:) Allah'ın hakkı üçtür. Artık üçüncü de kaybolmadan kendim bulmayı başarıcam.

30 Kasım 2007 Cuma

Sınıfı geçtik:)

Bugün arşiv ve oda kontrolü vardı. Bu kez odamız sınıfı geçti. Ama ben bile kendimizi takdir ettim valla. Artık masamın rengi görünüyor, 2 aydır biriktirdiğim ıvır zıvır da ilgili dosyalarda:)

29 Kasım 2007 Perşembe

Tam teçhizatlı memur parçaları

Geçen gün almanlar geldiğinde toplantı salonundaki projeksiyon aleti Bilge'yle beni çıldırttı. Alete ne zamandır bakım yapılmıyorsa hava filtresini temizleyin, sayacını sıfırlayın yazısını kimsenin kayle almadığını görünce garibim hava akımını kontrol edin diye bir yazı çıkarmaya ve bir daha da kaldırmamaya başladı. Ama biz ona da çözüm bulduk. Kapatıp açıyoruz:)
Toplantıyı aç kapa yöntemiyle bitirdikten sonra Adnan Bey'in başına ekşidim. Servis çağıralım vs diye. Adnan Bey de sağolsun araştırmış vs sonuçta servise ulaşmış ama adamlar çok yoğun olduklarından bahisle Adnan Bey'e ne yapması gerektiğini tarif edip kendiniz yapın, demişler. Adnan Bey de elinde tarifle bize geldi.
Talep bizden geldi ya, tamirat da bize düştü. Çıkardık Bilge'yi toplantı masasına, buldu alette bahsedilen filtreyi. Filtre benim elektrik süpürgesinin torbasına dönmüş resmen. Üzerinde toplananlar tozluktan çıkıp küle dönmüş. Öksüre tıksıra aldık el kadar filtreyi, elektrik süpürgesiyle iyice temizledik. Meğersem siyahmış kendisi. Sonra taktık yerine. Zaman ayarlamasını da yaptık filtenin:))) O kadar tepelere çıkmışken Bilge bir de tozunu da aldı aletin:)))
Diyorum ya tam teçhizatlı memur parçaları... Artık printer yanısıra projeksiyon aleti bakımı da yapabiliyoruz:)))

Şşşşt müdür!

Bugün tam koridorda yürüyorum (muhtemelen yazıcıdan çıktı almaya) tam yan odanın ordan geçerken bi ses duydum "şşş müdür", gayri ihtiyari dönüp bakmışım:)))) Baktım bizim bacaksız Emre'nin anası sesleniyor. Dedim seni lakayt kıdemli uzman parçası seniiii:PpP Çok lakayt bizim bu daire canım:P

bişey daha yazcaktım ama unuttum:(

27 Kasım 2007 Salı

Orman'a maliyeciler gelmis:)

Bugün Almanlar geldi. Aslında bütün gün toplantı formatındaydık ama kendimi bedenen çok yorgun hissediyorum. Çok da koşturmadım aslında ama gene de yorulmuşum.
Toplantılar sakin geçti aslında. 2 gün sürmesi beklenirken akşama bitirmiştik. Öğlen biz onları ağırladık akşam onlar bizi. Körler sağırlar birbirini ağırlar:P Öğlen yemeğe giderken hafif yağmur çiseliyordu. Gayet güzel kayıp düştüm! Allahtan sadece bir kişi gördü de çok rezil olmadan kurtardım olayı:) Ama canım da yandı hani ne yalan diyim.
Akşam Ege adlı meyhane kılıklı restorana gittik. Muhabbet çok başarılı idi. Ben yine öğlen de yanıma düşen ve dediklerini anlamakta zorluk çektiğim adamın yanına düştüm. Adamcağız muhabbet açmaya çalışıp espri yaptıkça ben 'allahım bu adam ne diyo acaba???' diye acı çektim. Hayır adama ayıp olmasın diye çoğu zaman anlıyormuş gibi yaptım ama genelde veremediğim tepkiler nedeniyle adamcağız kendini kötü hissetti. Neyse kendisini en az bir sene daha görmeyeceğime göre çok bir sorun olmaz sanırım.
Ha bir de heyet başkanıyla girdiğim dini / politik bir sohbet vardı ki burda konusunu hiiiiç açmasam benim için daha hayırlı olacak! Gerçi olan oldu çoktan ama:P Umarım hala bir işim vardır:PpP

ps: boşuna başlık ve içerik arasında bağlantı kurmaya çalışmayın çünkü yok. yani var da sadece benim için... anlatması uzun sürer:PpP

26 Kasım 2007 Pazartesi

Böööggghhhh, ühühühühühü!!!

Ya valla ben bahtsız bedeviyim yaaa! yok böyle bişey yani.
Yarın bir heyet geliyor, bilimum toplantımız var. Bir yandan onlara koşturuyoruz bir yandan günlük işler. Masamın üstü zaten normalde dağınık (bkz. kız odası dedigin) bugün daha bir dağınık. Neyse ben öyle bir printer odası bir kendi odam bir toplantı salonu koşturup dururken odama bir girdim Ufuk (bilgi işlemden bir arkadaş) ve bizim genel müdür benim masamda!!! Ben dehşet içinde masaya doğru ilerledim. Diyorum ya masamda sanki kasırga kopmuş. O sırada Ufuk oturdu bilgisayarın başına. Ben şöyle masamdakileri süpürmeye çalışırken Ufuk bir programa bakmak için diğerlerini kapatıyor. Desktopta kabak gibi Wentworth abim, kurulmuş yatıyor. Allahım daha fazla dayanamıycam diyerek kaçtım odadan.
Dağınıklığımın yanısıra ciddiyetsiz devlet memuru damgası da yiycem, yanarım ona yanarım!
Ah Ufuk, elime geçirirsem bir seni...

25 Kasım 2007 Pazar

GATA nerdeymiş?

Dün akşam kuzen aradı. Teyzemi GATA'ya yatırmışlar. Safrakesesinde taş varmış. Aslında operasyon gayet basit ama teyzemin de kalp rahatsızlığı olduğu ve babam gibi comadin kullandığı için en ufak bir operasyon bile büyük bir ehemmiyet kazanıyor. Bu sebeple Arapgir'den Ankara'ya göndermişler. Kuzen de GATA'ya yatırmış.
Ben de dün akşam babamda kaldım. Haftabaşından beri görmemiştim. Onun da bacağı bayağı morarmış. Yok bişey falan dedim ama bir yandan da acaba sızıntı mı oluyor diye endişelendik Simay'la. Yarın ona da baktırtmak lazım.
Neyse teyzem diyordum. Ziyarete gidicem ama GATA nerde bilmiyorum. Şimdiye kadar hiç gitmemişim. Babama sordum, çok kolay dedi. Etlik'te. İyi de ben Etlik'e hayatımda kaç kere gittim acaba! Nasıl gidicem, dedim. Çok kolaymış. Dışkapı'dan sola dönecekmişim!!! Tarifin kendisi yeni bir sürü tarif gerektiriyor. Dışkapı neresi ve nerden sola dönücem??? Bir süre cebelleştikten sonra ümidimi kestim, otobüsle gitmek daha kolay olacak sanırım.
Sonra Simay'a sordum. O daha önce gitmiş GATA'ya birkaç kere. Yolu tam bilmiyor ama oklar varmış, takip ede ede bulunuyormuş. İyi dedim, Simay'ı aldım, yola çıktık. Simay Allahtan yola çıkış noktasından emin. Konya yolundan gidelim, dedi. Çıktık Konya yoluna, gerisi mevlam kayıra. Migros'u geçtikten sonrası benim için tam bilinmeyen. Simay sol tarafı göstererek bak işte şurası, dedi. Baktım, GATA hakkaten koccaman duruyo yanda. İyi de biz o tarafa nasıl geçicez. Simay hararetli hararetli bişeyler anlatırken biz düz gitmeye devam ettik. Ben birara en sağ şeritte Etlik levhası gördüm ama biz o sırada en soldan gidiyorduk. Simay'ın yorum daha ilginç. Eskiden burda kavşak vardı, sola dönüyorduk. Oklar vardı ayrıca eskiden, hepsini kaldırmışlar! Bu arada biz gittikçe uzaklaşıyoruz. GATA artık gözden de kayboldu. Nihayet ilerde bir yerlerden U dönüş imkanı yakaladık. Şimdi sağa dönmemiz lazım da nerden. Gene yolda gözümüze kestirdiğimiz bir yerden döndük. Maalesef, o da yanlış. Geri dön bakalım. Allahım bu Konya yolu nerdeydi. hah, nihayet tekrar Konya yolundayız. En kötü eve dönebiliriz. Şu sağdan giden yol nereye gidiyor ki? ups, galiba ona dönmemiz gerekiyormuş! Allah'ım bu çile ne zaman bitecek. Neyse Konya yolundaki 3. turumuzda doğru girişi yakaladık. Nihayet bizi GATA'ya ulaştıracak Etlik yoluna çıktık. GATA giderek önümüzde büyüyor, da bu hastanenin girişi nerden. Her dönüş yaklaştığında Simay "giriş burda olabilir, ama olmayadabilir" şeklinde vurucu cümleler kuruyor. Ben trafik canavarı modunda dönüşlerde durma raddesine gelip etrafı kolaçan ediyorum. 2 adet "oladabilir olmayadabilir" tehlikesinden sonra doğru girişi bulduk. Allah'ım GATA'ya ulaştık:))) Da olay orda bitmedi. Bir 3-5 tur da GATA içinde attıktan sonra nihayet doğru yere ulaştık! Aslında çok da kolaymış:))))
Teyzem de iyi görünüyordu. Biraz endişeli tabi. Ya pıhtı atarsa diye korkuyor o da. Aynı korkular babamda da olur hep. Biz de biraz ona moral vermeye çalıştık falan işte.
Giderken yarım saat dönüp durduğumuz yolu 10 dakkada döndük. Artık biliyorum GATA nerdeymiş. Herhalde bi daha unutmam!

22 Kasım 2007 Perşembe

Muktedirim ben:)

Geçtiğimiz hafta bir kahve sohbeti sonrasında bundan böyle aciz kadın modunda davranmaya karar verdim:) Erkeklerin kendilerini şövalye hissetmesi önemliymiş ve kıymet görmek için öyle olmak gerekiyormuş. Buna bifiil şahit oldum. Bir haftadır da bu konuda çalışmalara başladım. Ay ben korkarııım, tek başıma yapamam, beceremem, muhtacım sana:))) Ha ha ha, ne kadar başarılıyım ya da başarılı olurum işte o büyük bir soru işareti:))) Bunca senenin muktediri ha deyince ürkek tavşana dönemiyormuş. Muktedirmişim ben:)
Yok ama kararlıyım, yapılacaklar ve yapılmayacaklar listemi oluşturmaya başladım bile:))))
- restoranda hesap istenmeyecek, garson çağrılmayacak
- her yere "ben kendim gelirim canım" denmeyecek
- ???
şimdilik sadece bunları buldum... Allahım sanırım umutsuz bir vakayım ben!!!

21 Kasım 2007 Çarşamba

Çok kızgınımmmm!!!

Hollanda işi resmen yattı. O kadar başvuru yaptık, kabul aldık, sonra da ortada kaldık. Hem de pisi pisine:( Bizimkilerin iletişimsizlikleri veya işlerine öyle geldiği / gelmediği için arada ben kaynadım. Yok böyle bişey yaaa!
Uygun görmedik gitme deseler üzülmiycem ama bu da hakikaten haksızlık artık:(

20 Kasım 2007 Salı

Kaçış başladı

Direndim direndim sonunda kendi direncime galip gelmeyi başladım. Nihayet pazar günü prison break sezonunu açtım. İlk heves 2 bölüm seyrettim bir solukta... Meeee, dedim. Hani evden çıkmam gerekmese 8ini birden izlerdim. Hafta hafta beklemek çok zor olacak yaaa:(
...
az önce aldığım bir habere göre prison break 14 Ocak'a kadar ara vermiş:( Yani amerikadaki aptal bir grev bizim hayatımızı da etkiliyor ya ne diyim. Ben şimdi 14 Ocak'a kadar ne izliycem yaaaa:(

19 Kasım Pazartesi

Öff ne gündü yaaa... Sabah saat 6:30 gibi kalkıp yola koyulduk. Doktor babama 8'de gel demiş. Biz de 8 olmadan varmıştık hastaneye. Dosya ablamlarda olduğu için bi 15 dakka oyalanmamız gerekti. Bu arada ablam tutturdu inr baktırın, diye. Babam yavaştan alır felan. saat 9'a doğru aklımız başımıza geldi. Gerçekten de o test yapılmadan babamın anjioya girmesi riskli. Hemen koşup kan aldırdık. Biz sonucu beklerken bizim sıra geçti tabi. 10 gibi sonuç geldi, beklenenden iyi, tamam işleme alınacak dendi ama babamı almaları öğleni buldu. Nasıl kalabalık bir ortam. Herkes geniş ailesi ile gelmiş, bekleme yeri dolu, havasız vs. İnsan bunalıyor. Babam da beklerken iyice gerildi. Neyse öğlen aldılar işte. Murat da sağolsun onunla girdi. Yarım saatlik bir işlem aslında. Hemen çıktılar. Sonuç çok iyi degil. LAR mi LAD mi ben anlamam bir damarda bayağı bir tıkanıklık varmış. Murat %80-85, dedi. Sonuç da ameliyat kararını destekler şekilde çıktı.
Asıl kabus babam çıktıktan sonra başladı. Geç kaldığımız için yatak problemi oldu. Yatak kalmamış. Hacettepe gibi bir yerde böyle bir sıkıntı akıl alacak gibi değil. Murat yatak ayarlamaya çalıştı ama bazı bölümlerde dikta rejimi hakim olduğundan saatlerce birilerinin keyfini bekledik. Sonuçta babam pes edip ben kalmam bu akşam, çıkarın beni, diye isyan etti. Biz de onu taburcu ettik.
Allahtan kanama falan olmadı, gece de sorunsuz geçti. Şimdi asıl koşturmaca başlıyor. Doktor, hastane, tarih... tüm bunlara karar verilip tekrar bıçak altına yatılacak. Öfff, keşke kimse hasta olmasa da böyle sıkıntılar yaşanmasa.

17 Kasım 2007 Cumartesi

Giiiit, giiiit, giiiiit.... meeeeeeee

Selim askere gidiyor bu hafta. O kadar canım yanıyor ki... Farkında olmadan hayatımda öyle bir yer ayırmışım ki ona ve o yeri o kadar doldurmuş ki yokluğunda ne yapıcam bilemiyorum. En büyük sırdaşım, dert ortağım, akıl hocam...
Kötü şeyler asla getirmiyorum aklıma. Bir tek yokluğu işte...
Çabuk git ve gel hocam olur mu? sensiz hiçbir kahvenin tadı çıkmaz.

Kız odası dediğin

Dün bizim patron daha günaydın demeden baskın yaptı odalara. Arşiv kontrolü varmış. Şu aralar en büyük meşgalemiz arşivler. Indekslenmesi, dosyalanması vs. Neyse arşiv odası bittikten sonra sıra odalara geldi. Önce yan oda. Dosyalar ortada durmayacakmış. Arşiv yakın ya, orada durmalıymış. hem spor olurmuş. Sonra bizim oda. İlk yorum "Afrika kalkınma bankası gibi, ne bu böyle" gayri ihtiyarı ağzımdan teşekkür ederim, çıkmış. Dosyaların indekslerinde eksik bulunmayınca dağınıklığa takıldı bu sefer. Ben oldum olası dağınık çalışırım. Masamın üzeri karışıktır hep. Homurdandı bilimum. Vurucu cümle son dakikada geldi "kızların odasının daha düzenli olması gerekir bide":)))))

13 Kasım 2007 Salı

Tapas

Bugün işten çıkmadan Funda aradı. Sağolsun facebook sonrası bizim lise tayfası cuma akşamı buluşmuştuk. Ordan kalan bir muhabbet üzerine akşam Sinan'la buluşacağını söyledi. Ben de nasıl yorgunum. Gelemem falan diye nazlandım ama ısrara asla dayanamam. Zar zor üstümü giyinip çıktım evden. Ben gidesiye saat 9 olmuştu ve bu ikisi hali hazırda güzelleşmişti zaten. Ordan burdan, Funda'nın hayırsız kocasından, Voldermorttan bile bahsederek geceyi çok geç olmadan kapatabildik:)
İyi oldu şu lise buluşması... Arayı açmamak lazım:)

Yok ben kesin şanssızım!

Geçen hafta Hollanda'dakı kurstan kabul aldım diye çok mutlu olmuş hatta hemen haftasonu planları yapmaya başlamıştım. İşyerinde olabilecek iletişimsizlikleri gözardı etmişim. Göz göre göre kursun katılım bildirim deadline'ını kaçırıp katılamıycam. Kendimi her işte vardır bir hayır diye avutmaya çalışıyorum ama bir yandan canım da sıkılmıyor değil.
Neyse kursa gidemezsem de Gülden'ciğimin düğününe ve bilimum başka şeye katılabilicem.
Gene de arrrrrrrrrrrr!!!

11 Kasım 2007 Pazar

Yetiştim sonunda

Bugün heroes yeni bölümü başlıyor. Bense 15. bölümden sonra kitlenmiş, 1-2 bölüm anca izlemiştim. Şimde 2 gündür gündemi yakalamaya çalışıyorum. Bugün başım ağrıya ağrıya 5 bölüm izledim ve gündemi yakaladım. Darısı Prison Break'in başına. Onu da düzenli indiriyorum ama elim gidip de izleyemedim bir türlü. Sanırım bitecek diye korkuyorum.

10 Kasım 2007 Cumartesi

Cuma kaçamağı

Facebookda herkes birbirini buluyor ya, biz de lise tayfası buluşalım dedik. Yer olarak da kıtırda karar kıldık. Tahmin edileceği gibi katılım son derece sınırlıydı. Sayı birara 10a çıkmakla birlikte geceyi 6 kişi olarak noktaladık. Ama beklediğimden daha eğlenceli bir akşam oldu. O kadar çok bağırmışım ki boğazım acıdı. Geyiğin dibine vuruldu. Gerçi Özgür'le biraz fazla uğraşıp çocuğu bayağı üzdük ama son derece olgun davranıp takdirimi kazandı. Helal olsun valla dedim:)
Aslında benim giderkenki planım 10da eve dönüp dizimi seyretmekti ama bırakmadılar. Ben eve döndüğümde de dizi bitmişti. Şimdi kös kös yarın olmasını bekliyorum. Yarın olsun ki youtube'dan felan seyredeyim. meee!

9 Kasım 2007 Cuma

Bu da bana kapak olsun!!! :)

2001 yılında master yaparken bilim kurgu - fantazi romanlarından hoşlandığımı gören bir arkadaşım bana Robert Jordan'ı tavsiye etmişti. LOTR ne ki, Jordan çok iyidir felan dedi. Ben de madem bu kadar iyi, okuyayım bari demiştim. Ne bileyim ben adamın yazdığı yegane romanın - Zaman Çarkı - 12 cilt olduğunu!!! ve her cildin yaklaşık 1000 sayfa olduğunu!!! hatta o 12 cildin de henüz bitmediğini ve yazmaya devam ettiğini... Neyse ben master boyunca hevesle okumaya başladım. Oku allah oku, 1, 3, 5 derken 4 yılda 9 cildi bitirmeyi beşardım. Gel gelelim 10. ciltte bana kal geldi. Zaten tasvir betimleme neyin çok sevmem. RJ ise elini korkak alıştırmamış, yok onun elbisesinin deseni, yok havada bilmemne kokusunun yansıması... Bir de bunları ingilizce okumaya kalkınca iyice zor oluyo. Netekim 9 cilt bana yetmiş de artmış olacak ki, 2,5 yıldır ilk 50 sayfadan öteye gidemedim. Bu sebeple de geçen bu sürede kim iyiydi, kim kötüydü ve hatta o kimdi tamamen unuttum gitti.
Geçen ay son bir azimle tekrar okuma girişiminde bulundum ve bu kez başarılı oldum. Kim kimdi hatırlamıyorum ama olsun, ilk 9000 sayfanın hatırına direnci kırdım ve yavaş yavaş da olsa okumaya tekrar başladım. Bu olay bende öyle bir sevinç yarattı ki iş yerindeki herkese de "hihoaa, başladım, yeniden okuyorum" diyerekten kitaptan bahsettim. 10. cildi okuduğumu duyanların dehşetine de "ohooo, adam hala yazıyo. total 12 kitap + prologue, 12.yi daha yeni yazıyo" bilgisine ek olarak "yalnız adam kitabı bitirmeden ölürse falan ne gülerim, o kadar okuduğum elimde patlar, bu da bana kapak olur" diye soytardım.
Geçen gün ekşi sözlükte yazar olma hayali ile "bakayım robert jordan dan bahsetmişler mi, belki o konuda yazarım" diyerekten sitede aradım. Entry'leri okurken de dehşet içinde kalakaldım. Adam ÖLMÜŞ! Neee, nasıl yaaaa nidaları ile okumaya devam ettim. Kesmedi bilimum internet sitesinde olayı doğruladım. İnanmamak için elimden geleni yaptım ama nafile! Adam gerçekten de geçtiğimiz eylül ayında çufçuflamış!
Şimdi okuduğum 9.000 sayfaya mı yanayım, onca emeğe rağmen sonunu öğrenemeyeceğime mi!!! E be adam, o kadar cıcık cıcık tasvir yapıp olayları boğacağına bitirseydin ya şu kitabı 5-6 ciltte!
Neyse adamcağız yeterince not vs bırakmış, karısı ve editörü son kitabın 2009 gibi yayınlanmasını sağlayacakmış. Ben de diğer 2 kitabı o zamana anca bitiririm.
Bundan sonra 3 ciltten uzun kitap okumuycam. Daha uzun olanlarda da serinin yazılıp bittiğinden emin olmadan başlamıycam. Ne bu yaaa!

6 Kasım 2007 Salı

ben de yazar olucam - mı acaba?

Ne zamandır bekliyordum, nihayet ekşi sözlük 9. dönem yazar alıyormuş. Bir heveslendim ben de. Eksik kalmıycam ya:) Deminden beri neye ne entry girsem diye dolanıp duruyorum. Ha deyince de 10 entry girilemiyormuş ki kardeşim!!!

Bezen'im

Maşallah yakında bebeği olmayan arkadaşım kalmayacak. Son olarak Bezen'imin de kızı oldu.
Bezen benim sahip olduğum en eski arkadaşlarımdan biri. Lise ve üniversite yıllarına ait birçok anımın en eğlencelilerinde hep o var. Ne çok şey yapmışız birlikte. Dersane yolları, Gün FM muhabbet ve maceraları, relay, Radyo ODTÜ, daha neler neler. Hayatımda tanıdığım ve "lan bir insan hiç mi üşenmez yaa" dedirten en enerjik insandır kendisi. Şimdi O'da de anne oldu. Ama doğuracağı son ana kadar hala o hareketli, enerjik hatun olmaya da devam etti. Telefonda doğumdan önceki gün otobüse koşturduğunu duyduğumda kahkahayı bastım ama valla şaşırmadım. Gözümde canlandırmak hiiç zor olmadı:)
Vay bee, Bezenim de anne oldu. Haha, eğer kendisini birazcık tanıyorsam annelik dönemini de şaşkınlıkla izleyeceğimden eminim. İki emzirme arası pasta yapıp üzerine markete koşan sonra gelip emzirip gazını çıkarırken bilmemneyi bitiren bir hatun olacak.
Mutluluklar benim güzel arkadaşlarım:)

5 Kasım 2007 Pazartesi

Haftasonu özeti

Geçtiğimiz haftasonu oldukça yoğun geçti. Cuma akşamı Ayşe'nin Ankaradaki son akşamı olduğu için işden çıkıp ona uğradım. Sonra babama gittim. Cumartesi evde temizlik olacaktı, sabah erkenden kalkıp eve gittim ki kadıncağız kapıda kalmasın. Ardından Ege'nin okuldaki basketbol turnuvasına, onu müteakip ablama bavul toplamaya. Saat 1 gibi eve gelip bir kısım eşyayı bıraktıktan sonra uçarak Telekom-Banvit maçına. Maç sonrası Akman'da sosisli ve kazandibi, ardından eve dönüş ve konutkent yolu.
Pazar sabahı ise güne daha erken başladım. Sabah Voldemort geleceği için babam onu karşılamaya çıktı bense evimin yolunu tuttum. Sonra tekrar Bilkent basketbol turnuvası. Maç sonrası bir miktar real, praktiker alışverişi ve Armada. Saat 2:30 gibi Selim'le Kafes. Hava güzelken Kafes'e gitmeyi çok seviyorum. Bahçesine oturup kahvemi yudumlamayı. Bizde aynen öyle yaptık. Kahve sonrası Invasion isimli filme gittik. Ben şahsen beğendim filmi. Sanırım ruh halim uygundu:) Salaktı ama fena değildi işte. Film ardından da eve geldim. Amma yorulmuşum!!!!

Evime döndüm

Bugün itibariyle benim büyük ve küçük oğlanları ana ve eşlerine teslim ettim ve evime döndüm. Evimi nasıl da özlemişim. Koltuğuma oturmayı, kucağıma bilgisayarımı alıp tv karşısına geçmeyi:) Koltuğumu özlemişim, kırmızı kocaman koltuğumu. Şöyle ayağımı uzatıp oturmayı özlemişim. Sonra yatağımı özlemişim, sere serpe, yayıla yayıla yatmayı. Alışmam zaman almıştı bu eve ama öyle alışmışım ki, içinde zaman geçirmeyi hatta sıkılmayı bile özlemişim.
Insanın evi gibisi var mı...

1 Kasım 2007 Perşembe

Bir üzüntü, bir sevinç

Dün akşam halletmem gereken bir yığın iş listesi ile işten fırladım. Arabama bindim, kontağı çevirmemle radyonun açılması ve sonra tüm ışıkların sönmesi bir oldu. Hayııııııır nidaları ile kontağı birkaç kez daha kapatıp açtım ama nafile. Arabada tık yok ya da sadece küçük bir klik var. Işıklar ya kendi kafasına göre yanıp sönüyor ya da hiç yanmıyor. Anahtarı çıkardıktan sonra ışıkların hala aynı tepkiyi vermesi üzerine "Allahım nolur sorun sadece akü olsun" diyerek arabadan indim. Bir yandan halletmem gereken ve elimde patlayan bir yığın iş programı, diğer yandan eve nasıl gidicem planları. O sırada Gülsün imdadıma yetişip beni eve ulaşım derdinden kurtardı. Arabaya bugün bakıldı. Aynen aküye bir miktar para sıkışmış. Onu çıkarınca sorun kalmadı!

Sonra bu sabah aküye sıkışan paraya dertlenirken güzel bir email aldım. Başvurduğum kurstan kabul almışım. Bir sorun çıkmazsa 2-15 Aralık arasında Rotterdam'da olacağım. Kurs AB direktifleri ile ilgili, bir nebze ağır ama çok gidesim geldiği için çok sevindim. Didoşumu da görürüm hem:) Kek de yerim:P

31 Ekim 2007 Çarşamba

Sabah sabah hoplattılar yine

Birkaç gündür babamda kalıyordum ama tatil olduğu için trafik sorunu yaşamadım. Bugün uzun zamandır ilk kez Konutkent'ten işe geldim. Gelmeyi becerdim de sinirlerim yine hopladı. O kadar öküz, o kadar saygısız ve bencil bir milletiz ki bize herşey müstehaktır. Ben de olsam AB'ye almam yani. Gerci AB de ne kadar matah bişey o ayrı ya neyse. Neye bu kadar sinirlendiğime gelince: Konutkent'ten gelirken eskisehir yolunun bir bölümünde tadilat olduğu için ayladır ümitköy köprüsüne gelmeden içeri doğru kıvrılarak gelmekteyiz. Kıvrıldığımız yerde yol 1-2 şerit ama sonra genişleyip 3er şerit falan oluyor. sonra eskişehir yoluna cıkmak için tekrar sola dönüyorsun. Tam orada yol bayagi geniş. ve bugün benim öküz halkım 3 şeritlik gidişi yetersiz bulmuş olmalı ki 3 şeritlik geliş yönünü de doldurmuştu. karşıdan gelen zavallı arabalara yolu kullanma izni vermiyorlar. Üstelik geliş tarafı daha hızlı akıyor diye gelen araçların çoğu o taraftan gidiyor. Burası karşı taraf, gelen araçlara saygı gösterelim vs diye düşünen yok. Ben ve benim gibi düşünen %30, kalabalık da olsa doğru tarafa yönelirken kendini zeki ve uyanık sanan yaratıklar (öküze de ayıp) diğer taraftan yolu kitlemeye devam ediyordu. Neyse sonunda baktım bir jandarma trafik geldi, araçları olmaları gereken şeride yönlendirdi de karşıdan gelen garibanlar geçebildi.
Üstelik bu olayın gerçekleştiği yer konutkent. Güya gelir ve eğitim seviyesi diğerlerine göre yüksek olduğu düşünülen bir bölge. Bu insanlar bile bunu yaptığına göre bizim adam olmamıza hakikaten imkan yok. Türk'üz, ırkımı seviyorum falan ama gerçekten daha çoook eğitilmeye ihtiyacımız var.

29 Ekim 2007 Pazartesi

Kıyamıyorum ki izleyeyim

Dedim ya cuma laptop geldi. Cuma akşama babamlarda internet yok, priz için adaptör yok, bööyle kös kös oturdum evde aklım bilgisayarda. Sonra cts soluğu ablamlarda aldım. Hemen açtım bağlandım. Bir miktar vista keşfi yaptım. Hakkaten birçok şeyi keşfetmek gerekiyor. Mesela bugün bayağı bir refresh nerden yapılıyordu aradım:) Sonra diğerinden aktarımlar yaptım bilgisayarıma. Gerekli programlari indirmeye ve yüklemeye başladım. Gerekli programlar dediğim de flashget, bsplayer, msn felan:) tamamen medya amaçlı:DDD
Sonra prison break serisini tamamlamaya adadım kendimi. 5. bölümü de indirdim sayılır. Ama hala izleyemiyorum. Başlarsam bitecek diye elim bir türlü gitmiyor diziye. Onun yerine şimdi yeni sezon başlamadan heroes'u tamamlayacağım ki cnbc-e'de başladığında takip edebileyim.

Modern sabahlar

Aksam saat 7:30 sularında Selim telefon etti. If'de modern sabahlar konferans dizisi varmış. O ne yaa oldum ama işin içinde modern sabahlar olunca hemen gönlüm kayıverdi. Ben de 8'i biraz geçe Burak'ı aradım. O da tam eve dönüyormuş ki yoldan çevirdim. Sonra dooğru IF'e. Neymiş şimdi bu derken baktım bir sahne, 3 sandalye. Bunlar harbi harbi show yapacaklar. Mutlu mutlu beklemeye başladık. Saat 10'a doğru geldiler sahneye. Konferans dizisinin ilk bölümünün konusu dünyayı tehdit eden şeyler. İlk sırada da robotlar vardı. 1.5 saatlik sohbetin sonunda çıkan listede ise robotlar, kıl dönmesi ve osuruk yer alıyordu. 1.5 saat boyunca o kadar çok güldüm ki birara gözümden yaş geldi. Ege süperdi, Fahir ondan hiç geri kalmadı. Hele Ege'nin robotla seks ve osuruk yorumları kırdı geçirdi. Zaman nasıl geçti anlamadım resmen.
Bir sonraki konferans -ki tarihi belli değil- soyu tükenen hayvanlar üzerine olacakmış. Şimdiden iple çekiyorum:)

26 Ekim 2007 Cuma

Oyuncak

Bugün bekleyiş sona erdi ve yeni bilgisayarıma kavuştum. Yalnız bilgisayarın tipi hiç beklediğim gibi çıkmadı, çok bozuldum. Hani kendisini önceden görseydim %90 almazdım. Neyse olmuşla ölmüşün arkasından ağlanmazmış. Şimdi aptal vista kullanmayı öğrenip bilgisayarımı abuk subuk bilimum programla doldurcam:)
Aslında heyecan da yaptım hani. Akşam babama gidecek olmasam kesin başında sabahlardım:) Yeni oyuncağa kavuşmuş çocuk gibi hissediyorum kendimi:)

24 Ekim 2007 Çarşamba

Tam itiraf.com'luk

Dün akşam Selim ve Pınar'la Arjantin starbucks'in bahçesini çınlattık. Konu benim rezil anılarım. Hele bir tanesi var ki, hala utanırım.
Lise yıllarında çoğumuzun olduğu gibi bizim sınıf kızlarının da aşık oldukları (feci platonik) tipler vardı. Hepimiz kim kime aşık bilirdik. Herkes kendi aşkını görmeye gittiğinde diğerlerini de kaş altından gözetlerdi. Açık açık isimleri ifşa edemeyeceğimiz için de kod adları geliştirmiştir. En başlıca hatırladıklarım Jeff, Jessie, Doyle, Dickie, Fanta vs. (isimler o sıralar izlediğimiz dizi, film vs oynayan kahramanlara ait) Benimki Jeff olandı. Sanırım ortasondan başlayarak ben bu çoçuğa aşık gezdim. Artık olay o kadar belliydi ki kendisi de bilir arkadaşlarına gösterirdi. Tabi ben platonik platonik dolanırdım ortalıkta. Tam mezuniyet günü gidip tanışmaya cesaret etmiştim ama o kadar:) Allahtan akıllı ve medeni bir çocuktur. Neyse sonuçta bunlar mezun oldu gitti. Sonra kim kime dım dıma. ODTU'de arada orda burda görürdüm ama dedim ya, yıllar geçmiş.
Yıllar geçmiş de sanki ben büyümüşüm. Sene 2005, yaş olmuş 31! Bendeniz bir konferansa gitmişim kalabalık bir grupla. O da ne! Jeff de orda. Allah allah ne alaka felan derken, e şimdi konuşmak lazım. Kazık kadar olmuşuz, olgunlaşmışız, üzerinden yıllar geçmiş. Sonuçta o beni tanıyor, ben onu tanıyorum, eşek değiliz. İlk açılış cümlesi çok önemli. Cool olmak lazım. Tamam olay utanç verici ama üzerinden yıllar geçmiş, herkes büyümüş. Herşey geçmişte kalmış. Ama dedim ya cool olmak ve olayı yadsımamak veya salağa yatmamak ve karşındakini salak yerine koymamak lazım. Sonuçta o beni biliyor, benim onu bilmemem gibi bir durum söz konusu değil. Direk muhabbete girmeli, saçmalamamalı. Sanki bütün bunları düşünen ben değilmişim gibi ağzımdan çıkan ilk cümle "merhaba, atatürk anadolu'dan di mi?!!!!!!!!!!!!!" Yuh selen!!!! Kendimi "new adventures of old christine" deki salak christine gibi hissettim. Güya kendime güvenle olan olmuş canım modunda yaklaşacaktım. Tabi o cümleden sonra cool'luk falan kalmadı. Hani 'bu kız o zaman da salaktı şimdi de salak' diye düşünse yeridir.
Atatürk Anadolu'dan di mi? Yani sizi gözüm bir yerden ısırıyor, yoksa o salak platonik aşık kız kesinlikle ben degildim:))) Yediniz mi?... Hala aklıma geldikçe çok gülüyorum... dün akşam Selim ve Pınar da çok güldü:)))

22 Ekim 2007 Pazartesi

Kalkın yemeğe gidiyoruz:)

Geçen hafta bir email geldi. Alamanya'da Frankfurt yakınlarında bir kasabadaki bilmemne restoranına ait bilgi ve görüntüler. Porsiyonlar yuh dedirtecek ölçüde. Önce schnitsel. Tabaklar pizza servis tabağı ebadındaymış! Ona göre gözünüzde canlandırın yani!

Yok, son zamanlarda benim gibi sosis krizine girdiyseniz size sosis ve patates kızartması da ikram edebiliriz: Büyük sosis, büyük sosis diye sayıklayanlara... Herhalde kolum kadar var bu sosis, yummmm!!!

Ben sosis istemem, bana hamburger getirin diyenlere hamburgeri bitirmek için aileyi davet etmesi önerilebilir.. Üff acayip ağzım sulandı...

19 Ekim 2007 Cuma

Takıldım

Bugün feci şekilde Dave'in 2 şarkısına takıldım. "little lie" ve "down"... resmen içim eriyo dinlerken:)
calm down people, it's just a little lie...

80'ler

Bu sabah iş tatili sayesinde Ayşe ve Gökben'le "biz gençkene" konulu bir muhabbete bir girmişiz 2 saat boyunca gençliğimizde dinlediğimiz gruplar, diziler vs derken zaman nasıl geçti anlamamışız:) Konu da yine benim wallpaper'dan açıldı:))) Gökben taktı ya Dave'ciğimin burnuna... Dedim benim ruhum hala genç, duvarımda hala posterler var:)

2 gün iş yeri tatili

Malum bizimkiler dün sabah itibariyle toplantılara gittiler. Vekilleri saymazsanız şu anda direk başbakana bağlıyız:))) O yüzden bir rehavet çöktü ki üzerimize sormayın. Gerçi dün bütün günümü IPA kapsamında bir kursa başvuru hazırlamakla geçirdim. Yok iş tanımı, yok motivasyon, onlar da yetmezmiş gibi 3 hedef falan istemişler. Konu ile uzaktan alakam var, hatta beni dahil ettikleri bir komite nedeniyle cok yakinen alakam var ama hiçbir fikrim yok. O yüzden bayağı yaratıcı olmam gerekti. Neyse dün sündüre sündüre akşama kadar başvuruyu anca doldurdum. Bugün de bir terslik olmazsa şu sıralar elçiliğe teslim ediliyor olması lazım. Hayırlısı bakalım.
Hadi dün öyle geçti, bugün de paso facebook takıldık. Kardeşim iş yapmadan gün geçmiyormuş. Bütün gün de oyun oynanmaz ki... O da sıktı bir süre sonra. Akşam olsa da eve gitsem:)

Yaşlandık mı yaşlanmadık mı?

Dün akşam Tunalı Gölge'de DM gecesi vardı. Yarı DM partisi yarı Minerve konseri. Minerve kim diye sormayın hiçbir fikrim yok. Elektronik müzik yapan alman bir grup diye duydum. Neyse parti 10 gibi başlıyor, grup 12 gibi çıkacak. Ankara'da gece o saatte hatta haftaiçinde o saatte dışarı çıkacak bir Allahın kulunu bulmaz zor. Yani bizim yaş çevremiz icin diyorum. Allahtan İstanbul'dan Mehmet eğitim için Ankaraya gelmişti de onunla gidelim diye konuştuk. Tabi saat 10'a doğru benim de Ankaralılığım bastırdı ve yan çizmeye meğillendim ama Mehmet azimli çıktı. Gerçi bunda Gölge'nin onun oteline ve ablamlara çok yakın olmasının payı da yadırganamaz. Neyse biz 11'e dogru buluşup mekana ulaştık. Çok kalabalık değildi ama yavaş yavaş doldu. Biz de birer bira alıp o gürültüde sohbet etmeye çalıştık. Fonda bangır bangır DM:) uzun zamandır dinlememişim pek keyifli geldi. Mehmet daha cok kız arkadaşından bahsetti, çok şekerdi:)))) Sonra 12 gibi balkabağına dönmeden ve Minerve ne menem müzik yaparmış öğrenemeden mekanı terkettik. Kalabalığa bakınca yaşlandık diye düşündümdü ama erken çıkmamıza rağmen "aslında istesem "1-2 saat daha kalırdım" ruh halim sebebiyle çok da yaşlanmadığıma karar verdim:)
haha bu arada o kadar cok ballandırmışım ki haftaya Mehmet'le tavacı recep'e gitcez:)

16 Ekim 2007 Salı

Sabah sabah bedeviliğim tuttu:(

Bu sabah güya kendimce erken kalktım. Hedef kuaföre gitmek. Hemen hazırlanıp 8.35 gibi aşağıya indim. 2 alternatif var. İlki evin 200 mt ötesindeki yer, ikincisi teee Hoşdere üzerindeki şubeleri (Serkan). Nicedir Serkan'a gitmemiştim diyerek benzin ışığım yanalı 25 km de olmasına rağmen uzak olanı seçip arabaya atladım. Tabi oraya gitmem de aldı bir 7-8 dakika. İçeri bi girdim, bissürü müşteri var. Elemanlara baktım yarısı yok:( Du bi bakalım diyerek oturdum biyere, elime de gazete aldım, okumaya başladım. Sonra baktım benim müşteriden saymadıklarım da sıra bekliyormuş. Saat de 9 olmuş, ohooo benim daha sırama çok var, ben iyisimi gideyim dedim. Bir yandan da lan Tolga simdiye fönümü yarılamıştı diye düşünüyorum. Neyse çıktım kuaförden mutsuz, sonra bir de Atatürk bulvarı yerine Çetin Emeç'ten gelme gafletinde bulundum. O da tıkalı çıktı mı!
Sonuç olarak çektiremediğim bir fön için olmayan benzinimle Ankara sokaklarında turladığım yetmezmiş gibi işe de yarım saat geç geldim.
Bedeviyim ben bedevi... Ya da Murphy'nin önde gideni...

15 Ekim 2007 Pazartesi

Halt etmişler!!!

Geçen hafta Ayşe ve Gökben'le yemeğe gittiğimizi yazmıştım. Yemekle ilgili yazmayı unuttuğum nokta benim bilgisayarımdaki wallpaper'ım hakkında yaptıkları yorumlardı. Resmi Burak'a öyle bir anlattılar ki biran ben bile "lan ne iğrenç resim koymuşum" diye düşünmekten kendimi alamadım.
Halbuki ne alaka! Beni yakinen tanıyanlar her sabah bilgisayarı açınca beni kimin karşıladığını tahmin ederler (ve hatta gece yatmadan ve sabah uyanınca:):) Tabi ki Dave:) Resimde aşağıda görüldüğü üzere yeni albümünün tanıtımı için bir radyo programında çekilmiş ve bence son derece güzel bir foto... Yok ekranın ortasında kocaman bir burun varmışmış da şöyleymiş de böyleymiş...
Ya bu resmin ve içindekinin ne kusuru var yaaa, yerim ben onu:)

Gene baktım şimdi, valla da yakışıklı billa da yakışıklı... Hem ondan daha güzel sesi olan başka biri var mı?
Hıh!

Gönül işleri

Bu akşam öyle bir olay oldu ki hala etkisinden kurtulamadım.
Dün biraz bunaldığım için bugün öğlen eve gittim. Akşam da Derya ve Melih uğrayacaktı, sonra 8:30 gibi hep beraber Simaylara geldik. Ege'nin yarına kalan 1-2 ödevi varmış, şamata içinde o da yapıldı. Sonra biz büyükler bilgisayar başında birbirimize youtube'dabişeyler gösterirken Ege sessizce hazırlanıp yattı. Bunu farkedince iyi geceler öpücüğü vermeye yanına gittim. "Sana bişey sorabilir miyim?" dedi sonra beni yanına oturttu. Sonra da okulda en sevdiği (ve hatta büyüyünce evleneceği) arkadaşının onu üzdüğünü ve bir şans daha verip vermemesi gerektiğini sordu. Biran afalladım ama arkadaşlıkta böyle şeyler olabileceğini, şans vermesi gerektiğini söyledim. Herkes kavga edebilir veya birbirini üzebilir gibilerinden geveledim. Olayın ne olduğunu anlatmak istemedi. Unuttuğunu söyledi. Muhtemelen söylemek istemedi ama ben de unuttuğuna göre çok önemli olmadığını söyledim. Bana seni hiç bir erkek sevdimi diye sordu. Sevenler oldu, onlarla da tartıştığımız oldu, normal böyle şeyler vs diye geveledim. Sonra yanından ayrıldım.
Ama içim öyle bir buruldu ki... O ufacık kafasında bunu dert etmiş kendine. Yatağında yarın okula gidince ne yapacağını düşünmüş meğer. Adam artık büyüyor. Yaramazlık vs tamam ama kalp kırılması ve acı çektiğini görmek gerçekten çok zor olacak. Buna hiç hazırlıklı değildim ve sanırım bundan hiç hoşlanmadım. Kendimizi bile koruyamadığımız bir dünyada büyümekte olan bir çocuğu kalp ağrısından nasıl korursun, nasıl açıklayabilirsin ki... Kendimi çok çaresiz hissettim çok.

13 Ekim 2007 Cumartesi

Bourne kimmiş?

Yeni Bourne geldi bugün, güzel bir aksiyon filmi hayaliyle damladık biz de hemen. Malum bayramdan dolayı da tatiliz, bütün gün bizim.
Sabahtan kalkıp bayramlaşma faslını tamamladıktan sonra 3:30 gibi Selim'le Cepa'da buluştuk. Önce onu Kuki House'a sürükledim. Tatlı + kahve yaptık ardından filme girdik.
Ben 2 numarayı ne zaman izledim hatırlamıyorum bile. Hatta 2'de ne oluyordu onu bile hatırlamıyorum ama allahtan selim izleyip gelmiş. Netekim film bir öncekinin bittiği yerden başlayınca ben selim'i "bu kimdi? bura nere? niye burda?" gibi soru yağmuruna tuttum. Ama çoğu şeyi veri alıp filmi tek başına izlemek de mümkün.
Filmle ilgili yapabileceğim en belirgin yorum: film boyunca kameraman sanki bourne'un peşinden koşturmuş. Daha çarpıcı olsun istemişler sanırım ama o kadar sallanıyor ki ne doğru düzgün ne olduğunu anlıyorsun ne de tam takip edebiliyorsun. Nerdeyse midem bulanacaktı sallantıdan. Hani bunun bir adım ötesi blair witch projesi!
Tabi bu arada film oldukça hareketli. Bir nevi 24 havası var kendinde. Olayların hızına ve kameranın sallantısına yetişebildiğim yerlerde keyif aldım denilebilir. Ama kesinlikle yorucu bir film. Bittiğinde resmen oh be! dedim.
Sonunda Bourne abi aslında kimmiş onu da öğrendik. Gerçi hala bize bişey ifade etmiyor ama... Sanırım onu da 4. filme bırakmışlar. Umarım o biraz daha sakin olur:)
Ha bir de filmde en çok takıldığım bütün tlf konuşmalarının takip edilip önemli kelimelerin geçtiği konuşmaların ayıklanması idi... Ne kadar gerçek ne kadar film bilemedim. Yine de ürkütücü.

11 Ekim 2007 Perşembe

Liva şaşkınlığı

Cumartesi akşamı Mutlu'dan dönerken canım birden eve gitmek istemedi. Bir yandan yol alırken diğer yandan da kimi ayartsan diye düşünmeye başladım. Kahve, ama nerde, Armada Starbucks 10'da kapaniyo, saat zaten 9 falan. Liva olabilir... Derken Funda'ya ulaştım. Onun da işi yokmuş, tamam Liva'da buluşalım dedik. Aslında son gittiğimde Liva'ya gıcık olmuştum ama şimdi eldeki en mantıklı yer orası.
Ben kafamda böyle sakin, neredeyse boş bir pastane canlandırıyorum. Allahın pastanesi, cts akşamı nasıl olabilir ki??? Ben bu beklenti ile Liva'ya bir yaklaştım, o ne? Park yeri tıklım tıklım! Nasıl yaa, burası mekan olmuş, in olmuş diyerek arabayı parkettim. Meğer benim kafamdaki muhallebici kılıklı pastane formatı çook geride kalmış ve kendisi canlı müzik olan, gençlerin ve genç kalanların takıldığı tiki bir yere dönüşmüş. Sanki dersin Arjantin cafesi. Şaşkın bakışlarla gidip bahçede de yer bulamayarak o güzelim havada iç mekanlara mahkum kaldık mı?
Neyse kahvelerimizi içip bir müddet geyik yaparak 11'e kadar oturduk. Biz çıkarken hala kalabalıktı kendisi. Eğer bir daha akşam vakti yolum düşerse şöyle süslenip püslenip gideyim bari:PpP

10 Ekim 2007 Çarşamba

Muradıma erdim:)

Sonunda bugün gidip kaburga dolmamı yedim. Haftalardır sayıklamaktan bir tarafım şişecekti resmen. Ramazan bitmeden nihayet bugün muradımıza erip son iftarı Recep Ustada yaptık gene.
Amcamlar pek ekabir. İftardan 15 dakka önce geleceksiniz diyorlar. İftar zaten 18:28, yetişmen mümkün değil. Allahtan Burak vardı da zamanında gidip masamızı tuttu. Grup da çok komik. Gökben, Ayşe, ben ve Burak. Gökben Burak'ı 1-2 dakika falan anca görmüştür. Ayrı ayrı gittiğimiz için de onlar benden önce vardılar. Ben gittiğimde çoktan oturmuş ve tanışmışlardı, beni yormadılar.
Burak ve benim performans süperdi ama Ayşe ve Gökben zayıf çıktı. Onların yemediklerini biz havada kapıştık. Final yine irmik tatlısı ile muhteşem oldu.
Yemeğe Burak'ın kırdığı paşa kızı potu damgasını vurdu. Yine çok eğlendim.
Yemek sonrası kahve için D&R - Gloria Jeans'e gittik. Gecenin o kısmına da benim Ayşe'nin arabasına bindirip plakayı kırmam ve Burak'ın arabayı 3 seferde park edememesi (kızlar bunda benim suçum olduğunu iddia etseler de bence yok) damgasını vurdu. Aküsü bitip orda bekleşen çocukları önce panitip sonra eğlendirdik:)))
Nihayet Gloria's ulaştığımızda bizi bir sürpriz bekliyordu. Maalesef kış uykusuna geçmişler, 9'da kapatıyoruz dediler:( Çok bozulduk ama elden ne gelir... Alelacele bişeyler içip kalktık biz de.
Yarın mesai güya yarım gün ama içimden bir ses akşama kadar Hazinedeyiz diyor...

9 Ekim 2007 Salı

Lenovo

Dün akşam sevinçli bir haber aldım. Laptop'im yola çıkmış:) Ama bana ulaşması daha çok zaman alacak...
Evdeki laptop malum 6 yaşını devirdi. Hatta insan olsa bu sene okula başlaması gerekirdi. Neyse, ben "aman zaten evde ne yapıyorum ki" diyerek kendisi ile idare etmeye çalışıp güncel ihtiyaçları external cd ve dvd writer, external hard drive gibi eklemelerle gidermeye çalışıyordum. Ancak benim alet yaşı itibariyle 1.1 USB çıkışlı olduğu için hertür external alet kabus yaratmaya başlamıştı. Önümde 2 alternatif vardı. Ya paşa paşa yeni laptop alınacak ya da birgün sinir krizi geçirip laptop pencereden fırlatıldığı için yeni bir laptop alınacak. Ben ilk tercihi seçtim.
Sonra olaydan hiiç anlamayan bir insan olarak "lan ne alsam ki" modunda ona buna bakmaya başladım. Hazır dolar da dibe vuruyo, ablam gelmeden ben amerikadan daha ucuza alayım sevdasına düşüp bilimum online dükkan gezmeye başladım. Neyse sonuçta ilk göz ağrım thinkpad'de karar kıldım. Kendisinin yıldönümü imiş, hoş da bir kampanya yapmışlar. Ahanda tamam dedim tam alıcam, o ne? yabancı kredi kartı kabul etmiyorlar. İlla amarigan olacakmış. Sülalenizi diyerek alternatifleri araştırırken Özgür imdadıma yetişti. Onun kartıyla siparişi verdim. Dolayısıyla laptop önce Virginia'ya gidecek. Sonra Özgür onu toplanti için DC ye giden arkadaşlarla gönderemezse ablama SF'e gönderecek sonra bana TR ye gelecek.
Ve ben bugün gördüm kü benim laptop teeee çin'den çıkmış yola. Yani çin malı bir ibm'im olacak... Bu da yetmezmiş gibi alet bana ulaşmadan dünyayı gezecek. Bari onca eziyete ve yolculuğa değse...

Ekmek makinası furyası

Bu sıralar bizim dairede bir ekmek makinası furyası aldı başını yürüdü. Geçen hafta Jülide'ye giderken ev hediyesi olarak bir tane aldık. O yetmezmiş gibi bugün de bir arkadaşa doğumgünü hediyesi olarak yine bir ekmek makinası aldık. İşin komiği kararımızı onların işine yarar mı dan çok bize hangi tür ekmekleri pişirebilirler üzerinden vermemizdi. Ben ısrarla cevizli beklerken Hülya zeytinli ekmeğe fit görünüyor:)
Bakalım hangisi daha güzel yapacak:D

7 Ekim 2007 Pazar

PS2

Simay yok ya, PS2 evde duruyor. Alet güye Ege'nin ama her akşam Ege yattıktan sonra Murat başına geçip saatlerce maç yapıyor. Sanki çok keyifliymiş gibi bir de bana izletmeye kalkıyor. Garibim Ege'de haftasonları oynayabiliyor anca. Neyse dün dedim ki lan benim neyim eksik. Bunların kursa gitmesini fırsat bilip 9:30 gibi oturdum başına. Ben Harry Potter oynuyorum. Başlarda da 1-2 oynamıştım ama çok uzun zamandır elime almamışım. Neyse bir kaptırmışım oyuna saate bir baktım 12'yi geçmiş. Ege gelmeden kaldırmam lazım ki aklı kalmasın. Saati 13:15'e kurup oynamaya devam ettim. Alarm çaldığında da çok bozuldum. hani bıraksalar aksama kadar oynarım. Neyse aklım oyunda kalmış şekilde paketleyip yerine sakladım aleti. Ama bunlar taaa 3'te geldi. Olan benim 2 saatlik oyunuma oldu ühühühüh... Şimdi bir sonra ne zaman oynayabilirim onun hesabını yapıyorum:DDDD

Ramazan'ı seviyorum

Ya bu ramazan hakkaten çok keyifli bir ay. İnsanlarda farklı bir birliktelik yaratıyor. Özellikle iftar sofrası ve biraraya gelinmeler, bilmiyorum ama benim çok hoşuma gidiyor:)
Netekim ramazan başından beri yine o iftar senin bu iftar benim geziyoruz:) Dün akşamkini saymazsak en son perşembe Jülide ağırladı tüm daireyi. İş çıkışı uçarak gittik evlerine. Zaten anca yetişiyorsun. Kadıncağız uğraşmış bayağı, gayet mükellef bir sofra kurmuş. Ben kahvaltılıklar ve zeytinyağlılara öyle bir dalmışım ki ana yemeğe yer kalmadı sonunda. Sonra da Hülya'nın muhallebili güllacı... Damlasakızı hariç gayet başarılı bir çalışma olmuştu:)
Ekrem veletler dışındaki yegane erkek olarak kaldıysa da o da maçı bahane ederek erken kaçınca biz kızkıza sardık muhabbete.
Veletler çok şekerdi. Gayet de güzel oynadılar.
Akşama damgasını vuransa tam dağılırken Gökçe'nin kolunun Emre'ye çarpması oldu. Saati garibimin dudağını acıttı. Emre bir sinirlendi "sen yaptın! sen yaptın" Kızcağız özür diledikçe Emre kızgın bir suratla "sen yaptın" diye çığırdı:) çok şirindi ya:)

Yüzsüzlüğün de bu kadarı

Geçtiğimiz çarşamba güya yine Tavacı Recep Usta yapıcaz. Hani geçen seferden kaburga aklımda kaldı ya, hemen milleti de ayarttım. Ama sanki ayartma işini başkası yapmış gibi ben telefon etmeyi unutunca tabiki yer bulamadık:( Kös kös programı bu haftaya öteledik. Ancak o sırada öğrendim ki Selim'ler erken davranıp rez. yaptırmış. Yemekte olara katılamayacaktım ama yemek sonrası kahve için sözleştik.
Ama şimdi adam Recep Usta'dan eli boş çıkar mı??? Dedim ki "ister paket yaptır,ister cebine sakla, naparsan yap ama bana mutlaka irmik tatlısı getir". Selim ben yapamam dedikçe ben ısrar ettim. Bilimum taktik verdim ama o yine de böyle birşey yapamayacağını söyleyince de Pınar'a söylemesini söyledim. Gene de yapamam dedi ve gitti:(
Neyse akşam yemekten çıkarken beni aradılar. Kıyamamış gene tüm yüzsüzlüğü ele alıp istemiş valla. Adamlar da paket yapmışlar. Starbucks'a nasıl uçtum bilemiyorum:)) Öyle bir keyifle yemişim ki irmiği, kahvenin falan esamesi okunmadı:DDD
Bir de biz ordayken bir kampanya ile aklımızı çelip bize kupa sattılar. Çok lazımdı ya:DDDD

2 Ekim 2007 Salı

Final mi, todem mi yoksa zambak mı?

Çocuk sahibi olmak zormuş anacım. Hele ders çalıştırmak daha bir zor. Birkaç gündür ders çalıştırmaya çalışıyorum, fen, matematik tamam da bu türkçe ve sosyal ne menem şeylermiş öyle. Kendimi tanıyorumun nesi çalıştırılır anlamıyorum. Hayır 2 hafta sonra da sınavı var adamın.
Dün akşam artık iyice panikleyip bugün soluğu kitapçıda aldım. 4. sınıf derslerine yönelik test kitabı arıyorum. Bir duvar dolusu kitap çıktı önüme. Seç seçebilirsen. konusuna göre mi alsam yoksa tüm dersler mi? hangi yayınevini daha iyi hazırlamış acaba? onu mu alsam bunu mu? imdaaaat! ben kafayı yerken zavallı Hülya ve görevli kıza da kafayı yedirttim. Neyse sonucta bişeyler aldım, bakalım işe yarayacak mı?

Konya Tandır

Geçen hafta Tavacı Recep Usta beni kesmemiş olacak ki cuma günü akşam evde yiyecek birşey olmamasını da bahane ederek Bilge'yle Konyalı Tandır'a gittik. Ben daha içeri girmeden "ayy burası mı? ama burası pek salaş" diyerek Bilge'yi dehşete düşürdüm. Sonra içeri girdik, iftara daha 25 dakka falan var. Masada yalanarak bekledik. Ezanla birlikte çorbalar, onu müteakip tandır geldi. Ben zaten "eeetttt" modunda olduğum için ilk başta gözüm doymayarak yarım kilo tandıra "ay bu kadar mı?" dedim. Bilge dehşet içinde bana bakakaldı. Yemek sonuna doğru kızcağıza hak verdim. Hakikaten fazlaymış.
ama bu bizi keser mii? hayır. Hazır Hatırla Sevgili'ye daha çok var. Hadi biz Bahçeli'ye uzayalım diyerek ayrıldık Konyalı'dan. arabayı evin oraya parkedip kendimizi Starbucks'a attık. Tamam kabul ediyorum, yine çok yemişim!!! Bu seferlik sadece düz kahve içerek Starbucks'a hakaret ettim resmen. Kahve yanında vıdı vıdı eksik kalmadı tabi. Artık ne sağlık sorunları kaldı ne çocukluk anıları:)

Facebook çıktı mertlik bozuldu

Kaç gündür yazmamışım bloguma. Sanki hergün yazmam gerekirmiş gibi. Ama biran kendimi blogu facebookla aldatıyormuş gibi hissettim. Öbürki daha yeni ve civcivli ya, ister istemez insanı cezbediyor. Bir farkettim ki kaç gündür onu dürt, bunu ısır, öbürkünün hayvanını okşa derken zaman akıp gitmiş. Zavallı blogum ise boynu bükük ilgi ve alaka bekler olmuş.

28 Eylül 2007 Cuma

Ordan burdan

Geçen gece 2 sularında akşam içtiğim suların baskısı ile gözümü açtım. Ama inatçıyım, çok uykum var, kalkmıycam. Yatakta tekrar uyumak için debeleniyorum ama ne mümkün! bir sağa bir sola dönüp duruyorum. Derken gecenin sessizliğinde derinden tekdüze bir ses geliyo... Noluyo yaa diye bir yandan sesin ne olduğunu anlamaya çalışıyorum diğer yandan uykumu dağıtmamaya. Kısa bir süre sonra sesin ne olduğunu farkedip dehşet içinde kaldım. Alt komşular görev başında!!! Bu insanların çocuğu yok mu yaa? bana kadar gelen ses evdeki diğer şahısları da uyandırabilir... Yok kardeş uykum da iyice kaçtı. Ben iyisimi kalkıp biraz TV seyredeyim. 2:30 felandı herhal kalkıp online oldum. Biraz Irene ile sohbet ettim, derken sahur yapıp TV seyrettim. 5 falandı herhalde tekrar uyku moduna geçebildim:) Sonuç: iş yerinde sürünülerek geçirilen başka bir gün daha...
Ramazan başından beri zaten şu sahur olayı tüm düzenimi alt üst etti. Her gece alarm çalınca ne olduğunu anlayana kadar bir panikliyorum. Sonra bakıyorum 4:30 olmuş. Sürünerek kalkıp bişeyler yiyip yatıyorum. Sonra sabah aynı terane tekrarlanıyor. Alarm 8'e kurulu ama ben 8:45 den önce kalkmayı başaramadım henüz...
Neyse Allahtan cuma geldi. Şimdi haftasonu dilediğimce uyurum oooh!

25 Eylül 2007 Salı

Mide fesadı

Aaaaah! Ölüyoruuummm!!! İnsanlar nasıl mide fesadı geçirip çatlar çok iyi anlıyorum... Şöyle ki:
Bugun saat 11 sularında Selim cumartesinden içimizde kalan Tavacı Recep Usta iftarını yeniden gündeme getirdi. Ben de hayır diyemedim. Aynı şekilde Burak da 10 sn kadar düşünüp ok deyince organizasyonu yaptık. Bu sefer haftaiçi olduğundan yer de bulundu. Yalnız o saat itibariyle gözümün önünde uçuşan kebap ve irmik tatlısı sebebiyle günü çok zor geçirdim. Saat 4 bile olmamıştı ancak ben "açıım" nidaları atmaya başlamıştım. Saat 18:15 sularında işten çıkıp Burak'ı aldım ancak trafik gene çok kötü olduğu için ezan okunduğunda Recep Usta civarlarına ancak ulaşmıştık. Burak orda kıyağını geçip arabayı park ederken ben iftara koştum. Ama ne iftar... Önce mercimek çorbası ve yanında sıcacık pideler... Pide yemeyeyim onca güzel yemek varken diyorsun ama sana öyle bir bakıyor ki ister istemez elin gidiyor. Çorbanın üzerine mumbar, ekşili patlıcan dolması ve içli köfte. Restoran o kadar kalabalık ki Burak'ın ekstra dolma talebi üzüntüyle geri çeviriliyor, kalmamış. Bu arada biz salata ve ezmeyi kaşıklamaya devam ediyoruz. Ben birden midemde bir kasılma hissettim, çok mu hızlı yedim ne? ama daha ana yemeğe bile gelemedik. Sonra tava ile kaburga arasında tereddüt ediyoruz, galip gelen tava... Biraz sonra tava geliyor masaya. Aman da bu ne lezzetli şey derken irmik helvasına yer bırakmak gerektiğini düşünerek elimi zor çekiyorum tavadan. Bizimkiler kalanı birbirine ikram ede ede bitiriyor. En son gecenin fatihi geliyor masaya. Ustam kimi keser bu helva diyoruz, şef ordan patlatıyor, helvada sorun yok, bol helvamız. İkinci tabak birinciden torpilli geliyor. Mide dolalı asır olmuş zaten de gözümüz de nihayet doyuyor. Ben yerimden kaldıracak vinç bakınıyorum ama nafile. oflaya puflaya kalkıyoruz masadan. Eve kadar yürümek lazım şimdi ama arabayı ne yapıcaz. İyisimi gidip kahve içelim biz, hazmı kolaylaştırır. Burak 2. kıyağını çekip arabayı kullanıyor. Park edip Tunalı'da 2 turluyoruz sonra Gloria Jeans'e çıkıyoruz. Dolunay var bu akşam, manzara süper. Kahveler de bastırıyor mideyi ama hala herkeste memnun bir şikayet havası. Mide fesadı böyle bişey olsa gerek...

Oktay Kaynarca

Pazar akşamı show tv'de okulları onarmak için para toplama kampanyası vardı. Ben de bir yanda bilgisayarımda oyun oynarken diğer yandan takılıp kaldım programa. Takılmamın en önemli sebebi Oktay Kaynarca. Adamı zaten severim, yine aldı götürdü programı. Adam tam fırlama. Ordan atlıyor, burdan giriyor, ona buna çağırı yapıyor. Çevresi de geniş herhalde ki ilk onun masası hedefe ulaştı. Başından ayrılamadım programın. 2.30 olmustu ki o da dizi çekimine gittiği için ben de yatabildim.
Sonra dün akşam malum diziye rastgeldim. Kuzey Rüzgarı imiş adı. Ama başrolleri Kadir İnanır ile paylaşıyorlar. Oktay Kaynarca'ya ragmen en fazla 10 dakika dayanabildim ve kapattım. Halbuki geçen sene Zuhal Olcay'la çevirdikleri dizi ne güzeldi...

Küresel ısınma neden çok sıcak?

Dün akşam Ege ile ödev yapıyoruz. Türkçe hocası bir gazete haberi vermiş, düşündürdüklerini yazması gerekiyor. Haber küresel ısınma ve yokolan canlılarla ilgili. Dedi ki "küresel ısınma ne?" ben de aklımca en basit açıklamayı yaptım "dünya ısınıyor, denge bozuluyor, canlıların yaşam ortamı yokoluyor. hani yazın da çok sıcak olmuştu ya". Sonra Ege'nin ödev kağıdına şunu yazdığını gördüm "küresel ısınma neden çok sıcak?":))))))))

23 Eylül 2007 Pazar

Yasasin limewire

Dedim ki albumun demosu vs dagitilali bayagi oldu, belki limewire'a dusmustur ve bingoooo... artik benim de bir hourglass'im var. sarkilari kagni hiziyla indirebildigim icin ancak 1 kez dinleyebildim ama nasolsa onumuzdeki bir hafta ben bayma moduna gecerim. sonra yorum da yazarim:)

Bir gun daha boyle gecti

Gene gitti haftasonunun yarisi. Nasil ve nereye gitti gene anlamadim. Dun aksam babamlarda kaldigim icin eve oglen gibi geldim. Plan guya Selim'lerle bulusup Cepa'ya gitmek ve ardindan iftar yapmak. Ama Selim ve ahalisi islerini bitiremeyince Cepa kismi rafa kalkti olay sadece iftara indirgendi. Ben de firsat bu firsat puzzle'i bitirdim. Bu oglen son parcayi da koydum. Simdi kendimi boslukta hissediyorum:(
Neyse ne diyordum. Evet Cepa es gecildi. Saat 5:30 sularinda bizimkilerin isi hala bitmedigi icin radyoya dogru yola ciktim. Orda bulusup Tavaci Recep Usta'ya gidicez. Ben zaten recep ustanin adini duydugum anda gozumun onunde irmik tatlilari dolanmaya basladi. Ancak radyoya gidince kotu haberi aldim. Meger gec kalmisiz ve Recep abimin yeri dolmus. Ve hatta Haci Arif vs.'de de yer kalmamis. Banu'ya (Cafe Mia) gidelim dendi. Once saatlerdir kurmus oldugum irmik tatlisinin hayali sebebiyle suratim asildiysa da Banu'nun muhtesem domates corbasi ile keyfim yerine geldi. Diyebilirim ki yedigim en guzel domates corbasi idi. Feslege koymus icine, cok guzel olmus. Neyse tayfa hemen hemen ayni. Selim, Pinar, Burak, ben sabit ilaveten Kemal ve Elif var. Muhabbet gene girla gitti. Corbayi muteakip bilimum yemeklerle parmaklarimizi da yedik. En son Burak'i tavuk kanatlarinin sosuna ekmek banarken gordum:)
Guya yemegin ardindan starbucks ve sinema yapicaz. Ancak muhabbet oyle sardi ki sinemayi iptal edip kahveyi de oteledik. Yine gulmekten yanaklarimiz agridi.
Saat 9'u gecmistik anca hareketlenip Arjantin starbucksa yollandik. Ben yolda Nuran Hanimlari gorunce Burak ve Selim'in dehset dolu bakislari arasinda arabayi yolun ortasinda durdurup arabadan atladim:) Deniz dunya tatlisi olmus, pek de ozlemisim. Ayakustu biraz konustuktan sonra starbucksa yolladik. Orda bu sefer Kemal'in incileri ile koptuk. Zamanin nasil gectigini anlamadan saati gene 11 yapmisiz. Yolumuz uzun diyerek dagildik.
Seviyom bu cocuklari:)

21 Eylül 2007 Cuma

52 toplar

Dün akşam benim sefil uzman yardımcısı Bilgegil'e iftara gittim. Annesi benim tee teşvik yıllarımdan servis arkadaşım olup kendilerini pek severim. Neyse akşam gittik, yazık Muzaffer Hanım bütün gün bilimum şey pişirip sofrayı donatmış. Biz de iftar saatine anca yetişince hemen sofraya kurulduk. Abartılı yemek sonrası Bilge'nin ablası telefon etti. Muzaffer Hanım beni koparan cümleyi orda kurdu: "Bilge'nin şube müdürü iftara davetlimiz!!!" ben orda bögghh'ürderken bir yandan da tıkınmaya devam ettim.
Neyse yemek sonrası çaylarımız eşliğinde geyiğimizi yaparken Bilge kendisine gündüz bahsetmiş olduğum 52 toplar oyununu göstermem için ısrar etti. Şimdi evde annesi var, ayıp olcak ama valla izin aldım. Hatta ne kadar insaflı davranayım diye kendisine de sordum ve ardından Bilge'nin dehşet bakışları içinde desteyi etrafa saçıp "topla bakalım" dedim. Malum oyunun adı üstünde "52 toplar". Bilge'nin suratındaki ifadeyi görmek gerekir. Ben gözümden yaşlar gelirken o zavallım kağıtları topladı (kıyamadım ben de yardım ettim ama):)))
Sonra Muzaffer Hanım ağzından balalr damlayarak bana fallar baktı:))) Gece boyu ordan burdan çen çen çene yaptık. Bi baktım balkabağı olmuşum! Muhabbet de tatlı ama yarın mesai var, eve gitmek de lazım. Sırıta sırıta ayrıldım ben de. Şimdi sıra falda çıkanların gerçek hayata yansımasını beklemekte:)))

19 Eylül 2007 Çarşamba

Ezan

Malum ablamların evinin arkasındaki apartmanda bir adet mescit var. Hoparlörleri de çatıda olduğu için aynen bizim evin içinde okunuyormuş gibi hissediyoruz. Gerçi ramazanda çok işimize yarıyor çünkü sahur ve iftarı naklen yayın dinleyebiliyoruz. Ancak küçük bir problem var. Sanırım Müezzin kendini "makber" yarışmasına falan hazırlıyor. Adam a'ları o kadar uzatıyor ki ezan ezanlıktan çıkıyor ve tarzanın yardım çağrısına dönüşüyor. Dün süre tuttum, bildiğimiz ezan 6 dakka sürdü. Yani ezan başladığında uyansam bitimine sahuru yapmış olurdum. O derece! Dedim amca maşallah!

18 Eylül 2007 Salı

Ramazan gelir hoş gelir

11 ayın sultanı nihayet geldi. Gerçi kendisi geleli 6 gun oldu ama ben geldiğini anca dün farkettim:P Kafir geçirdiğim ilk birkaç günden sonra dün ilk orucumu tuttum. O da beni tuttu! Önceki gecenin uykusuzluğuna oruç da eklenince başım bir tuttu anlatamam. Uzun zamandır kadar çok ağrımamıştı. İftarda ne yedim, nereme yedim pek emin değilim. Sonra başımı dinlendirmek için uzandığımı hatırlıyorum. Bi de gece arada kalkıp yatağı açtığımı. Sonra sabah olmuş. Yaklaşık 13 saat uyumuşum. Ama orucu uykuya tutturmak dedikleri galiba bu değildi:PpP

Bu arada fen projesinin gizemi çözüldü. Bugün Ege'nin okulunu aradım. Önce santraldaki bayana "ödevi varmış anlamadık da, örtmeni ile görüşmek istemiştim" dedim. Kız gülerek aktardı. Sonra aynı gülümsemeyi hocadan da aldım. Allahtan tek sazan bizimki değilmiş. Başkaları da yanlış anlamış. Meğer dönem içinde bir proje yapılacakmış ve hoca onunla ilgili bilgi vermeye çalışmışmış. İyi bari diyerek telefonu kapattım.

16 Eylül 2007 Pazar

Şudur budur*

Haftasonu sonu itibariyle ruh halim bayağı düzelmiş durumda. Önce cuma günü eve gidip saatlerce puzzle yaptım. Bu arada tv sürekli açık olduğu için cnbc-e de ne kadar dizi varsa sanırım 2şer kez izledim. Aklım ve gözüm puzzle da olduğu için çok emin değilim. Ama diziye olan aşkımdan dolayı Hatırla Sevgili sırasında puzzle'a mola verdim. Gece 2 gibi yattığımda gözle görülür ilerleme kaydetmiştim.
Cumartesi kalkıp Murat ve Ege ile CEPA yaptık sınra eve gelip puzzle ve aynı dizilerin 3. tekrarı!!! Sanırım replikleri ezberlemişimdir. Saat 5 gibi Gülden aradı nerdesin diye. Aslında ona gidecektim. Ben de pılımı pırtımı toplayıp gittim. Gece 1'e kadar bilimum kız muhabbeti yaptık.
Bu hafta sanırım kısmetin CEPA'dan açılmış olsa gerek ki bugün de oraya gittik. Önce Muti ve Gülden'le çocukları eğledik sonra Murat ve Ege ile sinema. Onlarla dedimse ayrı filmlere girdik. Onlar raratouille ben de "I now pronounce you chuck and larry". Film öyle aman aman olmamakla birlikte komikti. Bayağı eğlendim. Sonra eve gelip hala ne olduğunu anlamadığımız ödev üzerinde eğlenip Ege'nin kitaplarını kapladım. İlk haftaki performansa bakılırsa pek kolay bir dönem olmayacak hepimiz açısından. Meee!!!

*copyright Selim:)

Bir garip fen projesi...

Dün yeni açılan alışveriş merkezini (CEPA) görmek istediği için Ege'yle CEPA'ya gittik. Murat ve Ege gelip beni evden aldılar. Bizim maymun ben arabaya bindikten kısa bir süre sonra yapması gereken bir fen projesi olduğundan bahsetti. Konu nedir aşkım dedim. Bir konu seçecekmiş.
- Nasıl bir konu Ege?
- Iııı işte türkçe, matematik gibi. Bu sene seçtiğim konuyu seneye seçemiycem
- Fen ödevi?
- Evet. Renkli karton almamız lazım.
- Ege fen ödevinde türkçe matematik gibi bir konu seçmen gerektiğinden emin misin?
- Iıı, konu seçicem işte...
- Ege ödevi bi yere yazdın mı?
- Hayır, biliyorum ben. Konu seçicem işte...
- ?????
Sonuç olarak 2 gündür ödevin konusunun ne olduğunu ve seçilmesi gereken şeyin kapsamını anlamaya çalışıyoruz. Şu önümüzdeki 1-2 ay benim için değişik bir tecrübe olacak!

14 Eylül 2007 Cuma

Bir garip gün

Dün Selen tarihinin acaip günlerinden biriydi. Gün boyu canım çok sıkkın ve aklım karışık bir şekilde dolaştım ortalıkta. Bu aralar kafamda bin tane tilki döndüğü için psikolojime yansıdı sanırım o da. Neyse akşam yapılması gereken 1-2 şey vardı, Burak'tan bana yardımcı olmasını istedim. Aslına iş çok basit. Gidip Banu'nun arabasını çekicez ama bir aydır fırsat bulamadığımız için bir yandan beni kemirip durdu.
Neyse 7 gibi işten çıktım. Gidip Burak'ı alcam sonra beraber arabayı alıcaz. O sırada o taraf gitmişken Cafe Mia'ya mı uğrasak diye Selim'i aradım. Onlar iftara gidiyormuş ama tatlı yemeye gelebiliriz dedi ama kesinleştirmedik. Neyse ben Burak'ı aldım evden. Çocuk benim suratı görünce bi garipledi zaten. Yol boyu beni eğlendirip güldürmeye çalıştı. Neyse Banu'nun arabasını benim evin önüne çektik. Sonra ben aç olduğum için ne yesem kargaşası yaşarken Selim gittiniz mi diye aradı. Öyle olunca biz de tekrar aynı sokağa dönüp Mia'ya gittik. Bizden 5 dakka sonra Selim, Pınar ve Mine geldi. Benim mod hala kötü ama 1-2 gülümseme çıkıyor arada. Karnım doydu, tatli da yedim ama durum hala umutsuz görünüyor. Derken sağolsun Selim ve Süleyman Abi olayı benim için bitirdi. Birara gülmekten gözümden yaş bile geldi. Nasıl mı?: Şimdi muhabbet bir şekilde Selim'in verdiği bilimum röportaja kaydı. Meğer adam bir kısmını benden saklamış. Hele bir tanesi vardı ki hepimizi kopardı. En seksi akşam yemeği müzikleri mi ne. Konunun uzmanı!!! olarak Selim bir liste yapmışmış. Ne nasıl yani falan derken hemen bir mizansen oluşturulup Süleyman Abi'den esinlenerek Selim'in telefon numarası seksi akşam yemeği müziklerini kapsayan listenin sonuna dahil edildi ve benim son hatırladığım gözümden gelen yaşlardı. "Selim abi, kız gidiyo abi???"
Gece başladığının çok aksine çok keyifli bitti. Hatta "My heart will go on" bile güzel gelebilirdi:)

12 Eylül 2007 Çarşamba

Arrrrrrrr....

Hayatı düzene sokma çalışmalarına devam. Gerçi mesai sağolsun 2 gündür zaten erken çıkmama izin vermediği için çıkıp eve gelmece. Sonra herkes yatınca dogru facebook ve pirates! yalnız bu oyun yalnız başına oynayınca o kadar da keyifli olmuyor! Diğer yandan Hazine'de hızla yayıldığı için geyik modu artmaya başladı.
...
Bugün iş yerinde gene toplantı modundaydık. Yeni bir danışmanlık hizmeti alıcaz. İstediğimiz programı yapması için danışmanlara sistemi anlatmamız lazım. Sabah bişeyler anlattık, öğleden sonra da farklı bir çalışma için gereken başka bir modülü anlatmaya çalıştık. Yalnız istediğimiz bizim kafamızda bile net olmadığı için adamların kafasını iyice karıştırıp bıraktık:) Birara olay öyle bir raddeye geldi ki adamlar sabah anladıklarını da birbirine karıştırıp iyice X oldular:))) Çok eğlenceli idi:)

11 Eylül 2007 Salı

Artık evde otursam diyorum

Bir düşündüm ve son zamanlarda ben yine leyleği havada görme modunda - pardon yaa o seyahat için kullanılıyordu - aktif modda habire bişeyler yapıyorum. Aslında yine kendimi evde oturup uyuzluyor gibi düşünüyordum ama sanırım gün aşırı dışarda bişeyler yapmışım. Hele de mali olarak göçmüş olduğum bir dönemde pek iyi olmamış!!
Hatta dün akşama 2 ayrı aktivite sıkışturdım ya kendimi takdir ettim.
Önce saat 18:45 sularında Selim'le Cafe Mia'da buluştuk. Selim'in arkadaşının mekanı, yemekler de gayet leziz ve makul fiyatlı. Saat 20:30'a kadar onlarla takıldıktan sonra Özge ve Chang'le buluşmak üzere Bahçeli'ye kaydım. Güya kalabalık olcaktık ama ben ve Burak'tan başka gelebilen olmadı. Benim canıma minnet. Her zaman ki gibi bol bol konuştum. Chang'e öğrencilik anılarımızı, Özge'nin inekliğini vs anlattım. Özge tam itiraz edecek gibi olmuştu ki 1-2 noktada Chang "evet evet aynen" falan diyerek onaylayınca susmak durumunda kaldı. Ben gene çok eğlendim. Saat 10 sularında dağıldık. Ben güya babamlara gidecektim ama önce eve uğramam gerekti. Eve girmişken biraz pirates oynamadan çıkamadım. Sonuçta babamlara geceyarısını geçe gidebildim:D
Karar aldım bu hafta akşamları evde oturcam. Artık biraz yeğenle de ilgilenme vakti geldi.

9 Eylül 2007 Pazar

Özge...

Bugün sezonun sanırım son düğününe gittim. Damat bizim Özge. Gelin ise Chang. Annesi o kadar çok söyledi ki Özge sonunda gerçekten bir çinli bulup evlendi. Gerçi ben geçen sene resmini görmüştüm ama hepimiz gelini merak ediyorduk.
Aslında olayı baştan almak lazım.
Dünkü puzzle gecesinden sonra gece rüyamda bile pirates oynayarak güne saat 10 gibi yine pirates ile başladım. Sonra 1 sularında kendimi başından zor ayırıp duş ve kuaför olayına girdim. Eve döndüğümde kendi kendimle savaşıp bilgisayar degil puzzle başına oturdum. Saat 18:45 sularında (ki ben 7 gibi hazırlanmaya başlamayı düşünüyordum) Didem tlf edip evden çıktıklarını söyledi. Meğer düğün 8 değil 7 de başlıyormuş. Nasıl hazırlanıp evden nasıl çıktığımı bilemedim. Uçarak Hakimevi'ne gittim. 7:30 a doğru gitmeme rağmen henüz nikah başlamamıştı. 8'e doğru çiftimiz salona geldi. Özge her zamanki komikliği ile kendine şahit seçmemiş, kim isterse gelsin dedi. Birkaç kişi gönüllü oldu:) Ben içimden geçirmekle birlikte teşebbüsde bulunamadım. Neyse evetler söylendikten sonra klasik merasim başladı. Bu arada gelin sıcak kanlılığı ile dikkatimizi çekti. Hani kısa sürede birçok kalbi kazandı sanırım. Hele öpüşme faslı bitip de dans faslı başladığında gözlerime inanamadım. Özge göstermiş olsa gerek ki gayet ortaya çıkıp oynadı. Biz de hemen dibinde bittik zaten. Gece sonunda kıza halay bile çektirdik. Birkaç saat içinde kız bizden biri olmuştu.
Bu arada Özge salona ilk girdiğinde biraz gergin gözükse de sonra mutluluğu gözlerinden okunuyordu. Özge işte:) Onu da everdik:)

Katildim ve takildim

Dun facebook'a katildim demistim ya, feci takildim alete. Baktim Bezen'ler pirates oynuyor, beni de cagirmis, hemen dahil oldum. Dahil olmakla kalsam iyi, basindan kalkamadim resmen. Sabah beri ya pirates oynayip facebook kurcaliyorum ya da puzzle yapiyorum. Bu arada aksam Bilge geldi ve tortellini pisirip puzzle yaptik. Resim ufaktan ortaya cikmaya basladi. Yalniz salonda adim atarken cok dikkatli olmak gerekecek netekim parcalar haliya yayilmis durumda:)

7 Eylül 2007 Cuma

Ben de katildim

Kac zamandir birileri beni Facebook'a dahil edip duruyor ama 'oof bir tane networking sitesi daha mi?' diyerek es geciyordum. En son Adil'in yazisi uzerine bir bakayim bu da neymis diyerek bu sabah kaydoldum. Sabah beri de kurcalayip duruyorum. Cok keyifli bir siteye benziyor ama ayni zamanda da derya deniz. Ben simdi bu sistemi anlayana kadar o-hooo! ama bekleriz, geliniz:)

Becoming Jane

"Ask ve gurur" su ana kadar okudugum ve izledigim en muhtesem romanlar serisinde basucumda hep bir numarada oldu. Kitabin hem turkcesini hem ingilizcesini defalarca okumam yetmezmis gibi diziyi de defalarca izledim. Hala arada acar bakarim veya goz gezdiririm.
E durum boyleyken Jane Austen da ister istemez sempati duydugum bir yazar halini aldi. Gerci Emma bana cok hitap etmemisti ama dedim ya ask ve gurur tum romanlara bedel.
Dolayisyla sinemalarda Becoming Jane'i gorunce gormek icin dayanilmaz bir istek duydum ama daha ilk gunden gitmek planinda degildim. Yine de yuce gucler bu sonucu yaratti.
Filmi basta bozuk ve yayik gosterip sinir ettiler ama sonra duzelttiler. Ben buyuk bir heyecanla izlemeye basladim. Film ilerledikce Ask ve Gururdan enstantaneler gordum. Anlik sahneler ama baglantiyi yakalamak zor degil.
Sonra Tom Lefroy cikti sahneye. Filme gore Jane Austen'in buyuk aski ve hikayelerindeki esin kaynagi. Ancak kosullar, imkansizliklar onlarin biraraya gelememesine sebep oluyor. Gerci filmin bu can alici noktasini biraz daha kisa gecmisler ama filmi yasayarak izledigim gozonunde bulundurulursa anlatilamayan duygulari ben yasayarak hissettim diyebilirim.
Film bittiginde cokmus bir halde ciktim sinemadan. Hayran oldugunuz bir eserin yaraticisi neler yasamis, nasil bir fedakarlik yapmis falan.
Allahtan icim icimi yedi de bir yandan bu satirlari yazarken diger yandan da kadinin hayatini arastirdim. Hicbir kaynak yasanan askin filmdeki kadar buyuk ve acili oldugunu desteklemedigi icin rahatladim:)
Artik gece uyuyabilirim:)

15 güne bedel bir hafta

Nihayet cuma geldi. Bu hafta bitmemek için çok direndi ama sonunda onun da sonu geldi. İnanamıyorum!!! Bu hafta girdiğim toplantının haddi hesabı yok. Tabi toplantılardan eli boş çıkmak kimin haddine... Onu yap, bu komiteye dahil ol, şundan sen sorumlusun... Valla artık ucunu ben de kaçırdım. Tabi bizim gençler de bundan nasiplerini aldı:) Hep beraber bunalip durduk. En son ne zaman bu kadar daralmistim diye dusundum de sanirim 'Bankacilik Kanunu' gorusmeleri sirasiydi. Brrr, dusunmek bile istemiyorum.
Simdi haftasonu hayallerim var. Bol bol uyuyup puzzle yapacagim. Bir de pazar aksami sezonun son dugunu:)

6 Eylül 2007 Perşembe

Kabus ve mola

İş yerindeki kabus devam ediyor. Dün yine günü bilimum toplantılara girerek geçirdim ve sürpriz olmadığı üzere yine bilimum iş bitarafımda patladı. Artık gülerek tepki göstermeye başladım. Battı balık yan gider onu da yapalım ağalar beyler şeklinde eğleniyorum ben de.
Neyse, akşam yine yapmamız gereken bir çalışma endüstri mühendisleri olarak Hülya ve bana patlayınca oturup 3-5 parça bişey hazırladık ancak Hülya garibim de kaç gündür mesaiye kaldığı için 18:30 sularında iş yerinden kaçara uzaklaştık. Fırsat bu fırsat diyerek Burak'ı aradım. Adam kaç gündür yoktu zaten, özlemişim nasıl. Buluşup Tunalı'daki D&R'ın tepesindeki Gloria Jeans'e gittik. Oranın manzarasını seviyorum. Burak güneşin batışı diye tutturduysa da batışa yetişemedik malesef. Oturup bir müddet muhabbet ettik, araları doldurduk derken orası baymaya başlayınca çıkıp biraz Tunalı'da yürüdük. Bu kez de Cafe des Cafes de oturup çay içtik sonra da yaşlı insanlar olduğumuza karar verip eve yolladık.
Eve ulaştığımda TR-Çek Cumhuriyeti basket maçı ikinci yarısı olmuştu. Nihayet bir maçı kazanma yolundaydık. Yarı uyur yarı uyanık şekilde sonucu takip ettim (adamlar hala kabus, farkı 11-12 sayıya çıkarıp sonra 6 sayıya indirmeye izin veriyorlar!!! Nerde o geçen seneki takım!) Maçı aldık da ben de rahat bir şekilde uyudum.
Şimdi gene iş. Bakalım bugün hangi işlere gebe...

4 Eylül 2007 Salı

Çok bunaldım!

Gerçekten yıpratıcı bir hafta oluyor benim için. Jülide'nin yokluğunda işler çok üstüste geldi ve ben çoğu konuda spot üzerime düştüğü için bunaldım. Bugün kaç toplantıya girdim bilmiyorum. Bir de konuda bilgim olmasa bile orada bulunma zorunluluğu beni çıldırtıyor. Bunu birkaç defa dile getirdim ama sanki duvara konuşuyorum:(
Bugün öğlen bir işim olduğunu ve biraz erken çıkmam gerektiğini söylemek için Pehlivan'a gittiğimde saat 11:00 de Almanlarla toplantımız olduğunu öğrendim. Tamam ama ben 12 çıkayım dediysem de dinletemedim. Adamlar da 10 tane last issue sıralayıp toplantıyı anca 12:20 de bitirdiler. Sonuçta trafik canavarlığı yaparaktan 25 dakika rotarla hedefe anca vardım. Sonra 15:00 de başka bir toplantıya, 17'de bir üçüncüye ve 18'de bir dördüncüye katılaraktan 8.30 a doğru resmen kaçtım! Ha bu arada katıldığım her toplantıda da üzerime başka bir iş kalıyor. Geldiğimden beri dahil edildiğim çalışma grubu, porje ve komite vs sayısını ben bile bilmiyorum.

Ha bir de milli teyzelik görevime dün akşam itibariyle başlamış bulunuyorum. Önümüzdeki 2-2.5 ay boyunca hepimize Allahtan sabır dilemekteyim.

3 Eylül 2007 Pazartesi

MFÖ

Cuma gunu sunum çalışmaları 1'e doğru bitti. En son gözümden uyku akarak masaya yapıştığımı hatırlıyorum. Sonra nihai düzeltmeleri yapıp çıktık işten. Tabi olay burada bitmedi. Cumartesi de 9'da mesaiye gitmek durumunda kaldık. 11'e kadar genel müdür son duzeltmeleri yaptı ve 11'de aşağıya indik.
Bakan normal bir tipe benziyor. Kafatası şeklini biraz yuvarlasan Özgür'ü andıracak sanki. Sanırım o yüzden bir nebze sempati duydum adama. Sunumu Genel Müdür yaptı. Ben de 'button boy'olarak gorev yaptim. 12:30 itibariyla ozgurlugumuze kavustuk. Kendimi eve atip uyuma planı yapiyordum ki eve geldikten sonra planda değişiklik oldu. Öğlen öğlen uymak istemediğimi farkedip puzzle başına oturdum. Geceyarısına kadar çeşitli aralıklarla puzzle, tv ve internet arasında gezip durdum. Sonuçta puzzle'in nerdeyse yarısı bitti.
Bugünse yataktan 11:30 gibi kalktım. Sonra gene puzzle moduna girecektim ki Oya arayıp Ahlatlıbel'e cağırdı. En son kimbilir ne zaman gitmiştim. ok diyerek soluğu orda aldım. Temiz hava, hafif rüzgar, güneş vs derken mayışmışız. 4 gibi eve dönüp tekrar yattım. Ne demis atalar uyku uykunun mayasıdır:) Hani nerdeyse akşamki konseri boşlayacağım. Ama 6:30 gibi kalkıp hazırlandım ve konsere yollandım.
İyi ki de uyumamışım:) Son parçalarını çok da bilmiyorum diye hayıflanırken Mazhar çıkıp en bildik şarkıları söyleyeceğini belirtti ve şölen başladı. Özkan çok şekerdi. Şarkılarla birlikte yüzü şekilden şekile girdi. Gerçekten de hep bildik şarkılar söylediler. Biz de Gülden'le kendimizden geçerek eşlik ettik:) Bu sabah yağmur var İstanbulda, sarı laleler, psikopat, mecburiyetten, daha neler...
Mazhar eski Ankaralı olarak önce bilimum iltifat yağdırdı ama sonra bir yerde batırdı:) Birara o kadar çok konuştu ki sussa da tekrar şarkılar başlasa diye düşünmekten kendimi alamadım. Bol bol şeytan bantlı kızlara takıldı. Seyirci ile iletişimi fena değildi kısaca. Bizim yakınımızdan bir bayan 'güllerin içinden' diye çok çığırdı ama programlarında yokmuş. Kızcağız ama evlilik yıldönümümüz diye bağırdıysa da sesini duyuramadı. Ben de üstüme vazifeymiş gibi çok üzüldüm bu duruma:( neyse sonra konser bitti. Zorla bis yapıp diday diday day çaldılar. Bittikten sonra da 'normalde turneyi burda bitiririz ama size özel' dediler ve güllerin içinden çalmaya başladı. Herkes mest bir şekilde eşlik etti. Kızcağızı aradı gözlerim hemen. Kocasına sarılmış dansediyordu. Bir elinde de telefon. Ne gerzek yaratıklarız diye düşündüm içimden. Artık kimi aradıysa!
Sonra eve gidesimiz gelmedi hemen, Vişnelikde oturup kahve içtik. Biraz muhabbet felan derken 12 olduğunu farkedip kalktık. Grupla aynı anda çıktık binadan. Yanımızda kalem neyin olsa imza şeyettirseydik dedik ama sonra amaaan deyip yürüdük.

Not: Selim'cim bize bu kadar keyifli bir gece yaşattığın için sana tekrar tekrar teşekkür ederim:) Söz sana bidaha işini öğretmiycem:DDDD

31 Ağustos 2007 Cuma

Çölde su arasam ütü bulurum...

Allahım nedir bendeki bu talihsizlik anlamış değilim! Gerçi bir yandan talih olarak da adlandıranlar olabilir ama bu benim huzursuzluğuma çözüm üretmiyor.
Neyse uzun lafın kısası bugün tam öğlen yemeği için arkadaşların yanına inmiştim ki telefonum çaldı. Yöneticiler toplantısı varmış, Genel Müdür soruyormuş. Ben hödö ama ne yöneticisi felan derken Jülide'nin yokluğunda yegane kıdemli olarak katılmam gerektiğini farkedip toplantıya koştum. Konu yeni bakana yapılacak brifing. Sunum felan hazırlanacakmış. Allahım dairenin en kıdemlisi benim ama aynı zamanda en çömez de benim!!! Neyse mevcut sunumlar üzerinden giderek bişeyler toparladık, ilk üzerinden geçiş çok komikti. Her daire bişeyler yapıp biraraya getirdiği için bu ne perhiz bu ne lahana turşusu şeklinde bir sunum olmuştu. Hele bizim slidelarda sorulan sorulara "bilmem, vardı biz de güncelledik" cevabı bence günün olayıydı. Neyse sonra sunumu alıp tekrar adam etmeye çalıştık. Birazdan ikinci tur üzerinden geçicez.
Bu arada yarınki brifinge de daire başkanları / en kıdemliler girecekmiş sanırım. Ben ufak çaplı uçuklamaya devam ediyorum. Şansıma genel müdür yardımcısı da izinde. Yani biri soru sorarsa nanaylardayım:(

Allah akıl fikir versin

Dün akşam misafirlerimi uğurladıktan sonra hadi 3-5 parça puzzle yapayım dedim. Puzzle'ı halıya yaydım, başına oturdum. O parça bu parça derken 1-2 saat yerleştirdim. Sonra baktım yorulmuşum biraz internette takıldım. Çok gerzek ama eğlenceli 1-2 oyun keşfettim, onları oynadım felan. Sonra hadi 1-2 parça daha yerleştireyim derken "aa saat 1:30 olmuş" dedim. Dur şu parçayı da yerleştireyim, bu arada da şu dizi bitsin, aaa 3 olmuş!!! ben iyisimi yatayım, ama daha parça da vardı. Neyse nihayet aklım ağır bastı da başından ayrılıp yatağıma gidebildim.
Sonuç: çok uykum vaaaar!

30 Ağustos 2007 Perşembe

30 Agustos'un ardindan

Basliga bakip da bayramla ilgili bisey yazacagimi sanmayin. Tatil olmasi haricinde bayram olayini nerdeyse ruhum duymadi. Ustelik bugun istedigim kadar uyuyacagim diye kendimi kosullandirmama ragmen 6:45 itibari ile uyanmayi basardim. Ama uyumaya o kadar israrliydim ki saat 10:30 olana kadar defalarca gozumu acip saati kontrol edip yatakta debelenmeye devam ettim. Sonra artik pes edip kalktim.
Aksamdan cogu seyi hazirladigim icin sabah geriye kalanlari toplamak ve kisiri yapmak fazla zamanimi almadi. Hatta geri kalan zamanda puzzle'ima 2-3 parca yerlestirmek ve TV izlemek gibi isler bile yapmistim ki 3'e dogru Selim geldi. Pinar'in gelmesi ile sofraya oturduk sonra bi daha kalkamadik:) Gunun eglenceli gectigini dusunuyordum taa ki onlara Diyarbakir kahvesi yapmayi teklif edene kadar. Kabul etmeleri ile mutfaga gittik ve ben kahveyi pisirmek icin yardimlarini istedim. Pisirme kismindan hatirladigim birara gulmekten gozumden yas geldigi ve ocakla ilgilenmeyi kestigimiz icin kahvenin bunu firsat bilip kendini cezveden atisi... Suleyman amca (ya da kardes) bize bu kadar malzeme olacagini bilse telefon numarasini tarife yazar miydi acaba?
Neyse sonucta felekten kocaman ve cok eglenceli bir gun daha calmis olduk. Bunlardan bolca yapmak lazim:)

29 Ağustos 2007 Çarşamba

Balerina ciftir benim adiiim

Bugun bi hamaratlik yaptim kendim bile kendime hayran kaldim valla. Yarin malum 30 Agustos Zafer Bayrami. Milli bayram yani tatil. E tatil gunu evde tek basina oturmak sanimiza yakismaz. Selim ne zamandir yine kisir sayikliyordu. Ben de e hadi gelin dedim. Yarin Pinar'la bana gelecekler. Pinar da Selim'in arkadasi ama cok ortak yonumuz oldugu icin benim de ilk goruste kanim kaynadi ne yalan diyim.
Ne diyordum, ha evet yarin bana gelecekler ama ev dandini. Isteyken biraz karamsarliga kapilmistim nasil toparliycam diye ama eve gelip kollari sivadiktan sonra ben bile kendime hayret ettim. Bir yandan tatliyi hazirlarken diger yandan ortaligi toplayip silip supurdum. Hatta uzuun zamandir girmedigim detaylara bile girdim ve 2.5 saatte hepsini bitirdim. Gerci hala toparlanmasi gereken yerler var ama onlari da yarina biraktim. Pili bir seferde bitirmenin manasi yok degil mi?:) Dolmalari da zaten isten gelirken yolda sarivermistim;)

28 Ağustos 2007 Salı

Ya-ya-yaamur

İki gündür havada muhteşem bir yağmur kokusu var. Nasıl huzur verici. Hatta arada çok uzun olmasa da atıştırıveriyor. Dün akşam da öyle bir kandırdı bizi. Tam Armada'dan çıktık, nasıl yürüyesim var, ve fakat daha 15-20 metre gitmemiştik ki iri damlalar düşmeye başladı. Biz de taksiye yöneldik. Tabi ki de yağmur hızlanmak yerine yavaşlayıp bizi sinir etti. Bugün de aynı şekilde evden çıktım ve ufak ufak atıştırdığını görüp arabaya yöneldim. Sonuç gene aynı. Ama Allahtan öğleden sonra birara indirdi de günlerdir çektiğimiz sancı son buldu. Gerçi hala İstanbuldaki gibi bir yağmurun özlemini çekiyoruz ama bu yağmur kokusu beni bir süre daha idare eder.

Aksam için de Bilge'yi kandırdım. Gidip puzzle'ima kaldığım yerden devam edicez. Gerçi kendisini puzzle canavarı olarak tanımladığı için ürkmüyor değilim ama bitirme işlemini hızlandırmak açısından olumlu bir adım olacak sanırım:)

Sandro Botticelli, Spring


Dun aksam itibariyle yeni puzzle'ima basladim. Gerci puzzle benim degil Gulden'in ama kendisi yapmaktan umudu kestigi icin bana vermisti. Ben de aylardir bir koseye atmistim. Simdi baslamak icin ideal zamandir diyerek dun gidip kendime karton falan aldim. Bir heves actim paketi basladim ayirmaya. Kendimi bi kaptirmisim, saate baktim 1:40!!! Nerdeyse 3-4 saat oturmusum basinda ama tam tahmin ettigim gibi beynimde beklenen etkiyi yaratti. Mutlak dinginlik. Bu 1500 parca muhtemelen onumuzdeki birkac hafta (belki de ay) benim sakinlestiricim ve dinlendiricim olacak. Gerci ucunda kendimi cok kaptirip uykusuz gecelere sebep olmak da var ama seviyorum ben bu isi napayim:)

24 Ağustos 2007 Cuma

Eve gitmek istiyorum

Ne zor bir haftaydı Allahım. Ne kafamı toplayıp kendimi işe verebildim ne işten kopup kendime zaman ayırabildim. İki arada bir derede yuvarlandım durdum! Allahtan artık son demlerini yaşıyoruz. Biran önce çıkabilsem şurdan. Şimdi eve gitmek, kendime güzel bir çay yapmak, koltuğuma gömülmek ve bolca dvd seyrederek kafamı dinlemek istiyorum. Önümüzdeki iki günü ruhumu sıkıntılardan arınmak için kullanmak konusunda kararlıyım. Bakarsın sonunda eğlence bile bulurum kendime:)

Çok başarılı:)

22 Ağustos 2007 Çarşamba

Sauna...

Benim evi sauna olarak isletmeye karar verdim. Masallah disaridan sicak kendisi. Oturdugun yerde 2 kese atsan karli cikarsin olaydan. Gerci hakkini yemeyeyim, temmuz sonu gibi sanki daha sicakti ya da ben giderek alisiyorum:) Sicaklar sebebiyle de konu komsuyla daha bir kaynastik, butun pencereler fora netekim:) Dun aksam da salonun yatak odamdan daha serin oldugunu farkedip koltuguma tasinip orda uyudum. Bu sayede kendim de test etmis oldum. Uyunabiliyormus:P

19 Ağustos 2007 Pazar

Hourglass...

Hourglass kum saati demekmis. Ben de yeni ogrendim. Nerden mi? tabikine Dave'den. Yeni albumunun adi Hourglass ve Ekim sonunda piyasaya cikiyor. Bunu Dave'in kendi sesinden dinlemek ayri bir zevk.

Adam hala bir ilah:) Sonra da DM yeni album icin studyoya girecekmis. Guzel gunler bizi bekliyor:)

Coupling ve abur cubur

Ayse ile kac zamandir konustugumuz seyi bu haftasonu uygulamaya koyup kendimizi eve kapadik ve paso dvd seyrettik. E tabi dvd bos gitmez:)
Ayse couplingleri getirdi yaninda sarap, ben evdeki koleksiyonu serdim onumuze ve akliniza gelebilecek bilimum junk! Cumartesi saat 5 gibi basladik maratona. Once kisir ve yanina mercimek koftesi koyup 'The Holiday' le basladik. Ayse hic seyretmemis. Benimse mutlu kiz filmleri listemin ilk 10unda sayilabilir. Mutlu mutlu seyredik kendi kendimize mayistik. Sonra coupling 1. sezona gectik. Uzun zamandir bu kadar guldugumu hatirlamiyorum. Cok ama cok basarili bir dizi. Bir de bu kadar cok abur cuburu birarada yiyip bu kadar karistirdigimi. Bir noktada midem kendini imha edecek sandim. Sanirim saat 1 de gozlerimiz cakmak cakmak oldugunda uyku moduna gectik.
Pazar cok gec baslamadi. Ayse erkenden uyanmis ama benim ayilmam 9:30'u buldu. Kahvaltiyi hazirlayip 2. sezon coupling esliginde gune basladik. Aslinda ikimiz de defalarca seyretmistik ama her seferinde komik gelmeye devam ediyor. Neyse diziye aksamdan kalan abur cuburlarla devam ettik. 2. sezon bittikten sonra biraz TV ve muzik ardindan 'Addicted to Love' izledik. O da gayet hos bir filmdi. Ben yillaaar once izlemisim, detaylari unutmusum ama izlerken animsamak zor olmadi. Sonra bir baktik aksam saat 5 olmus. Ayse dehset icinde evden cikti ama ben 3. sezon ve kalanlarin son damlalari ile geceye devam ettim. Sonucta 3. sezonu da devirdim ve rahata erdim. Simdi bir yerlerden 4. sezon edinip izlemek lazim. Ama Jeff olmadan bu dizi ne kadar guzel olur bilemedim:)
Yarin gene is var. Haftasonu neden bu kadar hizli geciyor ki...

15 Ağustos 2007 Çarşamba

Yine costum

Aksam Hulya'daydik. Yeni dairemden tayine giden Izzet icin veda yemegi gibi bir organizasyon yapalim diyerek Hulya evini bize acti. Ben gitmeden once oyle oturcaz, cay yaninda biseyler olacak felan saniyorum. Bir gittim ki hatun dokturmus. Kac cesit vardi sayamadim ama yediklerimden 4 cesit tatliya yer kalmamisti. Ha bu beni durdurdu mu, elbette hayir:)))

Muhabbet bekledigimden guzeldi. Once endustri muhendisleri cogunlugu kapsaminda ufak capli bir cekisme yasadik. Aslinda cok gereksizdi cunku herzamanki gibi ezici ustunlugumuz asikardi. Sonra bilimum hazine geyigi yaptik. Hele sonlara dogru Izzet'le aldik sazi ele basladik hazine hikayeleri anlatmaya. IMF anilari, sakalar, geyikler... O kadar cok gulmusum ki su anda yuzum agriyor. Yarin is olmasa muhabbet daha da uzardi aslinda ama is guc malum, uyumak lazim.

14 Ağustos 2007 Salı

Ev alma komşu al

Dün gece saat 12 sularında yattığımda ilerleyen saatlerde küfür dağarcığımın bu kadar gelişeceğini bilmiyordum tabi. Netekim muhtemelen 2 sularında sıcaktan tilki uykusu moduna geçmiş olan uykum bir mırıltı ile bölündü. Ne olduğunu anlamak için kulak kabarttığımda muhtemelen yan apartmanda bir amcanın mırıl mırıl ana avrat dümdüz gittiğini farkettim ama öyle böyle değil. Adam duruyo duruyo yeniden başlıyo. Birileriyle telefonda falan konuşuyordu sanırım. Küfürün bini bi para. Küfür dağarcığım bayağı genişlemekle birlikte çok da rahatsız oldum. Önce duymamaya çalıştım ama o sessizlikte duymamak mümkün değil, sonra acaba ikaz etsem mi diye düşündüm ama bir yandan da tırstım. Zaten yalnız yaşıyorum, beladır felan hiç bulaşmayayım dedim. Polisi arasam bizim polis böyle şeyleri kayle almaz ve muhtemelen gene bir önceki şık devreye girer. En son çareyi bu sıcakta pencereyi kapamakta buldum. Neyse allahtan sesler duyulmaz oldu da uyuyabildim.

Düşündüm de benim yan apartman hep problemli. 1-2 ay kadar önce de gecenin bir yarısında (yine 2 falandı) terasda alem yapan gençler (arada toplanıp bayağı bir eğleniyorlar - valla gözüm kalmıyo:P) olayı abartıp teybe Ibo koyup sesini açmışlardı. Pencereyi açıp "yuh artık" diye bağırmak istemiştim ama sonra ilk ve tek iletişimimin bu şekilde olmaması için ya sabır diyerek yatakta debelenmeye devam etmiştim.