Sayfalar

17 Ocak 2013 Perşembe

bi de ben bitirmeyeydim iyiydi!!!

Dün yine görüşmeye gittim. hani şu hayran olduğum adamlara. sona 2 kişi kaldınız, bir de genel müdürle tanıştırmak istiyoruz sizi dediler. peki dedim ben de. tabi bu son dakika haberi olunca eğlence orada başladı. önce gece yatarken "anaaam saçımın beyazları!!!" oldum. sabah kalkıp doğru kuaföre. sonra ablamdan arabayı aldım, gittim gene cehennemin bir dibine. neyse tanıştım genel müdürle. yabancı bir adam. hoş da bir tip. gayet dinamik vs.
kendimden bahsettim, o sordu ben söyledim yada sohbet ettik derken adamın böyle bir toplantıyı bitirme havasında olduğunu görünce o "good" dedi ben de "thank you" dedim. aslında bu cümleyi adamın söylemesi gerekiyordu. sonrası daha bir vahim. "yani siz bitirdiniz gibi geldi bana da ama başka sorunuz varsa" falan diye zırvalamaya devam edince çıktığımın üstüne güzel de bir tüy dökmüş oldum.
toplantıyı ben bitirmeyeydim iyiydi:))))

15 Ocak 2013 Salı

herşey güzel olacak

Yok yok herşey güzel olacak. bu kendimi kötü hissettiğim dönem geçicek, terslikler bitecek ve güzel şeyler olmaya başlayacak. evet aynen öyle olacak.
babamın evi ile ilgili yaşadığımız sorunlar bitecek, çözülecek. başım ağrımayacak, canım sıkılmayacak, herşey güzel olacak.
hayat gülecek, ben gülücem, herşey güzel olacak...

14 Ocak 2013 Pazartesi

Bana n'oluyo?

Bana bişeyler oluyor, yada oldu ve olmaya devam ediyor bilmiyorum. böyle abuk subuk bir ruh halinde, garip bir moddayım son zamanlarda. aslında tam olarak son zamanlarda da değil, bir süredir bu moddayım ben.
öncelikle asosyal bir insan oldum. uzun zamandır dışarı çıkma, hoplama zıplama eğlenme aktivitelerim son derece kısıtlı. az gidiyorum gitsem bile erkenden eve dönüyorum.
sonra evde son derece uyuz moddayım. tv karşısında bilgisayar başında oturup oyun oynuyorum. akşam kapıdan girdikten sonra 1 gıdım faydalı, üretken bir adımım olamıyor.
sonra mesela 1.5 aydır kursa gidiyorum güya ama sadece mal mal derslere gidip geliyorum. hazırlık yapma, pasaj çalışma vs hak getire. halbuki akademide böyle miydim... oturup günlerce çalışırdım. şimdi hiç içimde gelmiyor resmen:( istiyorum da tembellikten yapmıyorum.
kitap okumayı da bıraktım... ne biçim oyun ve kitap okuyordum yaz sonu, şimdi elim gitmiyor resmen. varsa yoksa aptal bilgisayar oyunları. harbi aptallar ha onlarda. boş boş, insana bişey katmayan.
bu oyunculuk olayı beni feci sarstı aslında. sanırım sosyalliğimi öldüren en büyük etmen o... yani haftasonu dersim olunca bişey yapasım gelmiyor ve yapsam da çok gece kalmadan dönüyorum eve. uykusuz kalmıyım diye... evet uyku düşkünlüğüm de hiiç azalmadan devam ediyor malesef...
son zamanlardaki yegane sosyalliğim oyuna gitmeye çalışmak. uzun zamandır gitmediğim kadar oyuna gittim. böyle dediğime bakmayın. 3ü 4ü geçmez o da... ama gitmeye çalışıyorum işte.
yoruldum sanırım. haftaiçi iş, haftasonu kurs... yorucu geldi...
sonra iş durumları sakat... ankara olayı var ya, sanırım çok kurcalıyor aklımı... alttan alttan istemiyorum sanırım. böyle karman çorman oldum. ha arayış var mı? o da yok... iş gel beni bul...
hadi bulsana yaaa!

8 Ocak 2013 Salı

baydım...

höf pöf modundayım. bir hesaplama yapmakla uğraşıyorum haftalardır, her seferinde bir yerinden bişey fırtlıyor. üstelik 2 hafta önce teslim etmiş olmam gerekiyordu:(
üstüne bir de ankara stresi bindi. ruhen gidip geliyorum. dönmek isteyip istemediğimi bilmiyorum. direk kaçma moduna geçtim. zaten onlardan da ses çıkmıyor:D üzülüyor muyum? hayır...
...
bugün, daha doğrusu 2 gündür istanbula kar yağıyor. o kadar güzel ki..lapa lapa... her taraf bembeyaz... tabi ben trafikte cebelleşmediğim için sadece keyfini sürüyorum ama istanbulun yarısı kardan kırılıyor bu durumdan.
galiba gitmek istemiyorum...

7 Ocak 2013 Pazartesi

vay be:P

Bir aydır yazıcam yazıcam unutuyorum, şimdi yeniden aklıma geldi, yazıvereyim dedim. bunda 260 MB büyüklüğündeki excel dosyamın açılmasını bekliyor olmamın payını da eklemeliyim.
Şimdi benim Ayşe adında çok tatlı bir arkadaşım var. Aslında kendisi ilk başta ablamın arkadaşı idi, yani ben o sayede tanıştım ama hemen kaynaştık, benim de arkadaşım oldu. hatta sanırım ben daha çok görüşüyorum o derece:)
neyse bizim Ayşe'cik TR de tanışmış olduğu bir amerikalı ile evli. eşi de dünya tatlısı bir adam. ben master'dayken ziyaretlerine gitmiştim, hatta her amerikaya gittiğimde onlara da mutlaka uğramaya çalışırım.
neyse sondan bir önceki seyahatimde, hani şu az kalsın beni sokmayacakları (budur) seyahat, gittiğimde wayne'in bir iş arkadaşı yurtdışı göreve gidecek olduğundan veda yemeği gibi birşey vardı ve tabi yanlarında beni de götürdüler. işin komik yanı adam türkiye'de bulunduğundan bir türk restoranına gitmek istemiş vs. bizimkiler "ya kusura bakma" falan oldu ama benim için hiiiç sakıncası yok. neyse gittik biz, bir sürü amca ve eşi. zaten beni "merhaba, hoşgeldin" diye karşıladılar. benim nutkum tutuldu. hepsi az çok türkçe biliyor, ülkeyi biliyor, bilimum yerlerini gezmiş görmüşler vs. yani hepsi türkiyede bulunmuş. ben bir sevindim, şımardım anlatamam.
yedik içtik güldük eğlendik vs. ben klasik ben, geveze, komik ve kimbilir başka neler...
gelelim sadede. ben bunca şeyi neden yazdım: geçenlerde ayşe istanbula geldi ve yemekteyken bu konu açıldı. sonra bana şöyle bir itiraf geldi. "selencim, o akşam masadakilerden biri savunma bakanıydı." şu anda bile aynı şoku yaşamaya devam ediyorum. böyle kalakaldım resmen. aklımdan geçenler "lan ben o akşam ne yaptım acaba, çok şaklabanlık yaptım mı? patavatsızlık yaptım mı? allahım ben o akşam ne yaptım, ne dedim???"
olay aklıma geldikçe olayın şokunu yeniden yaşıyorum desem yalan olmaz. hangisiydi gerçekten anımsamıyorum. adama ne dedim onu bile anımsamıyorum vs vs.
yalnız işin can alıcı diğer bir noktası bir bakanın gayet spor bir kıyafetle arkadaşları ile yemeğe gitmesi, gidebilmesi. senden benden farkı yoktu adamın. bizde olsa binbir türlü tören, koruma, terane, şaşa, gösteri bilmem ne.. olay şova dönerdi.

4 Ocak 2013 Cuma

Dürtmesene kardeşim

Dün biopsim yapıldı. Doktora aşık oldum:) ne hoş ne karizmatik bir adam bööyle allahım hep burada kalayım o da beni iğne ile delik deşik etsin razıyım yani, o derece:) esprili de:DDD
Şaka bir yana adam harbi etkileyiciydi. önce uzun uzun anlattı. ben daha çok "bla bla" duydum o sırada. dediklerinin bir kısmını anladım ama bazı kısımlar da gerçekten "bla bla" idi. sonra yatırdılar beni işte. hazır mısın dedi, hazırım dedim. soktu iğneyi. nodül nerdeydiyse açılı gircem dedi. ıyk, insanın boğazında iğne gezmesi hiç eğlenceli diil. neyse dürttü birkaç çıktı sonra. incelediler aldıkları şeyi ama sanırım görmek istedikleri neydiyse onu göremeyince hadi bir daha dediler. ben gene kurban formatında yatakta. ikinci kez biraz canım yandı çünkü bayağı bir dürtmesi gerekti anladığım kadarıyla. hemşire kızın elini acıtmış olabilirim bu arada:)
neyse aldılar ne aldılarsa, temiz görünüyor dediler. sonuç haftaya çıkacak. sonra işte işlem sonrası şöyle olursa ara, böyle olursa bilmem ne bana açıklıyorlar. ben de soytarıyorum. "abla ben öldüm" diye ararım, biopsiden ölen mi olur vs... ama doktor çok hoştu beee:))))
ablam dedi ki "selen bizi yemeğe götürsün" atladım hemen, götürürüm diye:DDD

3 Ocak 2013 Perşembe

Heyecana mahal yok

Temiz görünümlü çıktı la heyecan yapmayın.

manyak mıyım ben...

gerildim mi ne... geçen hafta tiroid kontrolüne gittim. aslında sebep su salak rosacea. roaccutane'a başladığım için karaciğer fonksiyon testlerimin yapılması gerekiyor. onları yaptırcam nasolsa bari endokrinciye de gideyim de o da aradan çıksın dedim. aradan çıksın dediğim de aslında 1 sene önce kontrole gitmiş olmam gerekirken bir senedir salladığım bir şey. neyse kalktım gittim, muayene vs. tahlillere ek olarak bir de ultrason istedi doktor amca. ablam da ultrasonla baktı işte. bakarken "ne olmuş buna böyle, görünümünü sevmedim" dedi. ben de "başıma iş açma beee" diye vızırdadım.
gel zaman git zaman (yaklaşık 1-2 hafta sonra) ablam yine "sana biopsi yapıcaz, görünümünü beğenmedim" dedi. hah dedim, bir kanser eksikti başımıza, o da olsun tam olsun. neyse ayak üstü bayağı bir geyiğini çevirdik olayın. işte ameliyat olmak gerekir mi vs... ben bir heyecan yaptım "anaaa kanser oldum ya la" geyiği çeviriyorum. bir baktım duruma hevesleniyorum resmen:) o diil de en kıytırık kanser tipi olduğundan kendisi pek kayle almıyorum olayı. sadece havam olacak derdindeyim:) sanırsın madalya takmışlar:))))
neyse sonuçta bugün biopsiye gideceğim. böyle biraz gerildim sanki ne olacaksa.. sanırım daha çok boğazıma iğne batıracaklar derdindeyim:)
çok komik ya, ne hissedeceğimi bilmiyorum. bir yandan harbi şekilde sonuç pozitif çıksın istiyorum ama onun da eziyeti koşturmacası çok, üşeniyorum yani... bilemedim:) manyak mıyım ben???

27 Aralık 2012 Perşembe

5 yıl

az önce yatmaya hazırlanırken gözüm telefonun takvimine ilişti. sonra saate... baktım öylece. evet tam 5 yıl oldu. ankaradaki deprem... hep böyle anımsıyorum o geceyi. ankaradaki deprem evdeki depremin habercisi... ankaradaki deprem...
5 yıl... ne çabuk geçti zaman. acılara alıştık, yokluğunu öğrendik.
5 yıl... şaka gibi...
öyle güzel şeyler gelmişti ki aklıma bugün yazmak için, sonra hepsini unuttum. sadece güzel şeyler gelmiş olduğunu anımsıyorum. ama neydi unuttum.
5 yıl... dile kolay... dönüp bakınca göz açıp kapamış gibi... dün varsın, bugün yoksun...
...
huzur içinde yat babacım, ben iyiyim...
aklın bende kalmasın, ben iyiyim...
sadece seni çok özlüyorum... ama iyiyim...
huzur içinde yat bir taneciğim
canım babacım
ben iyiyim.

26 Aralık 2012 Çarşamba

kabus

Bu sabah gerçek bir kabusla uyandım uykumdan. yani bir kabus uyandırdı beni de denebilir. tabi bu şey bir nevi gürültüydü. önce ne olduğunu tam anlamadım. sonra ezan sesi olduğunu farkettim. ama adam o kadar kötü okuyordu ki ezan mı, sela mı yoksa biri ezan cümleleri ile çığlık çığlığa bağırıyor mu emin olamadım. o kadar kulak tırmalayıcı, o kadar rahatsız edici bir sesti ki anlatamam. adam "aaa"ları uzattıkça uzatıyor ve uzatırken nağme falan duygusundan uzak sadece bağırmış olmak için bağırıyordu resmen. anlamadım. ya müezzin sarhoştu, ya delinin biri minareyi ele geçirmişti. saate baktım 6:30. namaz vakitlerini de bilmem ki teyit edeyim gerçekten ezan mı... böyle şaşkınlıkla bitmesini bekledim.
bittikten sonra bile kulaklarımdan gitmedi adamın sesi. nasıl sarsılmışsam 1 saat uyuyamadım ardından.
yalnız bu yeni müezzin falansa işimiz yaş demektir. yeminle arar bulur diyanete şikayet ederim.
dinle azıcık alakam kaldı zaten, ondan bile soğutacak adam beni!

25 Aralık 2012 Salı

Sabah asabiyeti

Yaklaşık 1 ay kadar önce M&S'dan (ki çoğunuz kabe olarak bilir) çok sevimli bir etek aldım kendime. böyle grili lacivertli, ancak biraz mini.. yani tam benim vücuduma göre:PpP neyse bana ne yaa, çok sevimli ben bunu giyeceğim kriziyle aldım eteği. aynı krizin devamı olarak da 1 aydır kendime lacivert ayakkabı arıyorum. yok anasını satayım hiçbir yerde!!! en son 2 hafta önce Hande ile bir ayakkabıcıya gidip model seçip yaptırdık. hatta cumartesi gidip teslim aldım ayakkabıyı. bootie dedikleri tarzda, gayet şık birşey. arkadan fermuarlı, önde püskülü var falan. (cts ayakkabıyı alma maceralarımdan hiç bahsetmiyorum. sağolsunlar ayak ölçülerimi almalarına rağmen 1 numara büyük yapmışlar, palet formatındaydı. neyse)
bugün bir heves giydim eteği. allahım çok mini. 2-3 kere gidip geldim giysem mi giymesem mi diye, ancak o kadar azimliyim ki giymeye, her görüntüye rağmen yürü selen dedim kendime. sıra ayakkabı macerasına geldi. macera diyorum çünkü 15 dakika falan sürdü. önce sağ teki giydim. giyerken sorun yok pek. ayağı oturttuktan sonra fermuar sert ya, asıldım fermuara ve tataaam, elimde kaldı!! ben ucuna o bana bakıştık bir süre. olsun azimliyim, ittire kaktıra çektim yukarı. bu arada bir baktım parmağımın derisi yüzülmüş. la havle diyerek sol teke giriştim bu sefer. onun fermuarını daha dikkatli çekiyorum. ancak akibeti aynı. o da elimde kaldı. sol taraf daha zorlu olduğu için onu yukarı çekmeyi başaramadım bir türlü. bu arada terledim vs. en sonunda pes ettim. bu sefer fermuarları geri indirme cebelleşmesi başladı. o da kolay değilmiş. bir müddet de onunla cebelleştim. yarım çekilmiş haliyle ayakkabıyı çıkarmayı başardım.
sonra da gidip yeniden kıyafet değiştirme krizine girdim. dolap bana ben dolaba, öyle bakıştık bir süre ve en sonunda gerçek anlamda pes ettim ve elime geçen bir şeyi takıp çıktım sırtıma.
şu anda resmen harpten çıkmış gibi hissediyorum kendimi. yorulmuş olmasam asabi olabilirdim resmen. cumartesi ayakkabıyı götürüp adamların kafasına atmayı planlıyorum:)
höf!

20 Aralık 2012 Perşembe

Macera dolu İstanbul

Salı günü bir telefon geldi ismini şimdi zikretmeyeceğim bir şirketten. Bir pozisyon için görüşmek isterlermiş. Hay hay dedim ben de. ne zaman olsun? perşembe uygundur. ben size detayları maille göndericem dedi çocuk ve kapattık. aynı akşam 6'yı geçe mail geldi. 10:30'a randevu koymuşlar. tamam diye düşündüm ama mail geç geldiğinden adrese neyin bakmadım. mailden 45 dk kadar sonra tlf geldi, ok midir diye. tabi tabi sorun yok dedim. bir yandan da adamların profesyonelliğine hayran oldum.
neyse dün ofise geldim. gönderdikleri bilgilerden toplantı yerine bakıcam. maslak vs olsa gerek diye düşünüyorum. sabah kuaföre uğrar giderim rahat rahat vs. derken krokiyi açtım, ana baktım tem üzerinde nispeten uzak bir yer gibi. hmm olmadı ablamlarda kalır ordan giderim diye düşündüm. sonra krokiyi biraz daha inceleyince ablamlardan daha bile uzakta, tekirdağdan sonra:P olduğunu gördüm. olayın şoku ile planı revize edip akşamdan ablamlara gitmeye karar verdim ve netekim de oyle yaptım.
Bugün hava kar karışık yağışlı veriyor istanbul için. sabah da aynen öyle bir havaya uyandık. neyse ben 9:35-40 sularında çıktım ablamlardan, tıngır mıngır gidiyorum. şaka değil gerçekten tıngır mıngır gidiyorum çünkü hava kadar yollar da berbat! hele bir yerde feci tıkandı, 2 farklı noktada durup telefondan haritaya baktım vs derken 5 dk rötarlı olarak ulaştım şirkete. tabi arabayla ulaştım ama içeri girmek kısmı var asıl zor olan. ana girişe yanaştım arabayla, güvenlik görevlisi dedi ki "hanfendi misafir otoparkına lutfen" dedim "valla çok isterdim ama ayağımda topuklu var, gidersem gelemem, siz parkeder misiniz?" yüzsüzlük bazen çok işe yarıyor. çocuk aldı parketti arabayı. sonra binaya kadar olan bir 50 mt falan yol var. tuzladık dediler. ben de çok yüzsüzlük etmiyim diye milim milim yürürken baktım çocuk koştu geldi, girdim koluna, sefil sefil yürüdüm binaya:)
aynı çocuk dönüşte de bekliyordu beni kapıda. yine koluna girerek arabaya kadar gittim bu sefer:)
görüşmeler benim açımdan çok güzel geçti ama karşı taraf ne düşünür bilmem. adamların yaklaşımı ve profesyonelliğine aşık oldum. umarım olumlu sonuçlanır.
ay bir de işin dönüş kısmı var, arabanın tekeri hafif kabak olunca tırsa tırsa 2 saatte döndüm o yolu. 2 saat bence gene müthiş bir süre. bugün istanbulda ortalama seyahat süresi 3-4 saatten açar kontağı.
böyleyken böyle işte.


18 Aralık 2012 Salı

sevindi gariban

Sevindirik oldum ben:))))
ne zamandır bilgisayarım can çekişiyor. artık 5 yaşını doldurdu. gerçi içindeki vistadan nefret edip kaçak 7 yükletmesem ve o da yakalanıp ağırlaştırmasa gayet iyi çalışacak ve işimi görecek ama öyle olmuyor işte. kanırta kanırta bir hal oldu son 1-2 aydır. hayır oyunlarımı rahat oynayamıyorum:P
bir süredir laptop avındayım. ordan burdan ama sürekli internetten bakıyorum. illa lenovo diye tutturdum. alıştım bir kere 10 yıldan fazladır. neyse geçen ay güzel bir tane bulmuştum ucuza ama ben karar veresiye kaçtı. sonra amazonda dehşet ucuza buldum bir tane. ancak amerikadan gelecek birini bulamadım bu sefer de... aynı bilgisayara burda 2 katı para vermek de kanıma dokunuyor ne yalan söyliyim.
ancak pazar günü alet beni o kadar bunalttı ki "eeeeh!" diyerek ilk bulduğum bilgisayara atladım ve aldım. az önce geçti elime. bi sevdim ki kendisini daha ilk görüşte:)))
bu arada içinde windows8 yüklü... kaçak olayından dilim yandığı için programlı gelsin istedim özellikle. gelince bir heves açtım tabi aleti. ama o ne? karşımda garip bir sistem duruyor. start diye bişey yapmışlar ama bildiğin start olayı değil böyle köşelerden açıyon falan... çözmek için biraz uğraşmam gerekecek sanırım.
asıl komik yanını şimdi söyliycem. aletle biraz oynadıktan sonra kapatmaya karar verdim ama o ne? nerden kapanıyor lan bu alet? start tuşu olmadığı için ordan kapatamıyorum. haydaa oraya baktım yok, buraya baktım ı-ıh... en iyisi mi internetten araştırayım dedim. evet benim gibi zorluk çeken başkaları da olmuş. daha "how to turn off computer" yazarkenden "with windows8 diye kendiliğinde çıktı arama çubuğunda. meğer settings'e girmek gerekiyormuş. yuh yani, settingsden bilgisayar mı kapatılır...
neyse böyleyken böyle işte. ben şimdi gidip akşam yeni oyuncağımla oyniyim. çok heyecanlıyım. ehe!:)

12 Aralık 2012 Çarşamba

Tembelovski

Hayatımıza giren herkesin bir görevi vardır, bazıları görevini tamamlayıp çıkarlar...
İlk kez Çamay'dan duymuştum bu lafı. O zaman çok anlam verememiş hatta "aa ama benimkiler hep kalıcı olur" diye düşünmüştüm.
geçenlerde yeniden geldi bu söz aklıma... ne kadar haklı olduğunu o zaman anladım. genel anlamda yani. hayatımıza giren herkesin iyi yada kötü bir amacı bir görevi var. bazıları her daim etrafımızdayken bazıları dönemsel girip çıkıyorlar. bazıları zor zamanlarımızda yanımızda oluyorlar bazıları keyifli anlarımızda... O an o insanlar hiç gitmeyecek sanıyoruz yada biz hiç uzaklaşmıycaz. ama öyle olmuyor işte. Hayat devam ederken rüzgara akıntıya kapılıyoruz, hepimiz farklı bir yana dağılıyoruz işte.. diğer bir deyişle görevimizi tamamlayıp bir sonraki göreve doğru yelken açıyoruz.
allahım ne genel ne üstü kapalı yazdım di mi... ne yazacağımı benim de bilmememden kaynaklanıyor bu muhtemelen...
birkaç gün önce benim için çok anlamı olan bir dost geldi aklıma. ne zamandır düşünmemişim onu. görevini tamamlayınca usulca sıyrılmış hayatımdan. öyle usul usul yapmış ki bunu, yokluğunu daha az hissetmişim her adımında ve kabul etmişim gidişini.
eğer okuyorsan bir şekil, kadehimi sana kaldırıyorum tembelovski... her daim minnetle ve gülümseyerek anımsayacağım seni...

7 Aralık 2012 Cuma

Çareler tükenmez

Dün akşam uzun bir zamandır uğramadığım kuaförüme uğrayıp, lisedeki orman kaş hocamıza benzeyen kaşlarımı yeniden kadınsal formata döndürmek ve ellerime ayaklarıma hasret kaldıkları ilgiyi vermek istedim. hatta bu iş için biraz da erken fırladım işten. gittiğimde benimle ilgilenecek olan kızın biraz işi olduğundan hadi bari bir de fön çektireyim bu arada dedim. saçlar yıkandı, kurutmaya geçildi, iyi güzel. hatta kızın işi de bitti ve fakat tam o anda elektrikler kesilmesin mi? ben öyle ıslak saçla ve orman kaşla kaldım mı ortada.. sonra dedim ki, saçı boşverin ama bana kaş lazım. açtım telefonun fener ışığını, tuttum yüzüme "hadi bakalım" dedim. ciddi ciddi fener ışığında aldı kaşlarımı... tabi bir yandan o parlak ışık gözüme gözüme giriyo, ama güzellik uğruna katlanacaksın bacım dedim... biçimi yamuk olursa artık napalım diye gülerekten tamamladık işlemi. baktım elektriğin geleceği yok, atkıma sarınıp ıslak saçla döndüm eve. allahtan evde elektrik var da kurutabildim yani...