Sayfalar

9 Kasım 2007 Cuma

Bu da bana kapak olsun!!! :)

2001 yılında master yaparken bilim kurgu - fantazi romanlarından hoşlandığımı gören bir arkadaşım bana Robert Jordan'ı tavsiye etmişti. LOTR ne ki, Jordan çok iyidir felan dedi. Ben de madem bu kadar iyi, okuyayım bari demiştim. Ne bileyim ben adamın yazdığı yegane romanın - Zaman Çarkı - 12 cilt olduğunu!!! ve her cildin yaklaşık 1000 sayfa olduğunu!!! hatta o 12 cildin de henüz bitmediğini ve yazmaya devam ettiğini... Neyse ben master boyunca hevesle okumaya başladım. Oku allah oku, 1, 3, 5 derken 4 yılda 9 cildi bitirmeyi beşardım. Gel gelelim 10. ciltte bana kal geldi. Zaten tasvir betimleme neyin çok sevmem. RJ ise elini korkak alıştırmamış, yok onun elbisesinin deseni, yok havada bilmemne kokusunun yansıması... Bir de bunları ingilizce okumaya kalkınca iyice zor oluyo. Netekim 9 cilt bana yetmiş de artmış olacak ki, 2,5 yıldır ilk 50 sayfadan öteye gidemedim. Bu sebeple de geçen bu sürede kim iyiydi, kim kötüydü ve hatta o kimdi tamamen unuttum gitti.
Geçen ay son bir azimle tekrar okuma girişiminde bulundum ve bu kez başarılı oldum. Kim kimdi hatırlamıyorum ama olsun, ilk 9000 sayfanın hatırına direnci kırdım ve yavaş yavaş da olsa okumaya tekrar başladım. Bu olay bende öyle bir sevinç yarattı ki iş yerindeki herkese de "hihoaa, başladım, yeniden okuyorum" diyerekten kitaptan bahsettim. 10. cildi okuduğumu duyanların dehşetine de "ohooo, adam hala yazıyo. total 12 kitap + prologue, 12.yi daha yeni yazıyo" bilgisine ek olarak "yalnız adam kitabı bitirmeden ölürse falan ne gülerim, o kadar okuduğum elimde patlar, bu da bana kapak olur" diye soytardım.
Geçen gün ekşi sözlükte yazar olma hayali ile "bakayım robert jordan dan bahsetmişler mi, belki o konuda yazarım" diyerekten sitede aradım. Entry'leri okurken de dehşet içinde kalakaldım. Adam ÖLMÜŞ! Neee, nasıl yaaaa nidaları ile okumaya devam ettim. Kesmedi bilimum internet sitesinde olayı doğruladım. İnanmamak için elimden geleni yaptım ama nafile! Adam gerçekten de geçtiğimiz eylül ayında çufçuflamış!
Şimdi okuduğum 9.000 sayfaya mı yanayım, onca emeğe rağmen sonunu öğrenemeyeceğime mi!!! E be adam, o kadar cıcık cıcık tasvir yapıp olayları boğacağına bitirseydin ya şu kitabı 5-6 ciltte!
Neyse adamcağız yeterince not vs bırakmış, karısı ve editörü son kitabın 2009 gibi yayınlanmasını sağlayacakmış. Ben de diğer 2 kitabı o zamana anca bitiririm.
Bundan sonra 3 ciltten uzun kitap okumuycam. Daha uzun olanlarda da serinin yazılıp bittiğinden emin olmadan başlamıycam. Ne bu yaaa!

6 Kasım 2007 Salı

ben de yazar olucam - mı acaba?

Ne zamandır bekliyordum, nihayet ekşi sözlük 9. dönem yazar alıyormuş. Bir heveslendim ben de. Eksik kalmıycam ya:) Deminden beri neye ne entry girsem diye dolanıp duruyorum. Ha deyince de 10 entry girilemiyormuş ki kardeşim!!!

Bezen'im

Maşallah yakında bebeği olmayan arkadaşım kalmayacak. Son olarak Bezen'imin de kızı oldu.
Bezen benim sahip olduğum en eski arkadaşlarımdan biri. Lise ve üniversite yıllarına ait birçok anımın en eğlencelilerinde hep o var. Ne çok şey yapmışız birlikte. Dersane yolları, Gün FM muhabbet ve maceraları, relay, Radyo ODTÜ, daha neler neler. Hayatımda tanıdığım ve "lan bir insan hiç mi üşenmez yaa" dedirten en enerjik insandır kendisi. Şimdi O'da de anne oldu. Ama doğuracağı son ana kadar hala o hareketli, enerjik hatun olmaya da devam etti. Telefonda doğumdan önceki gün otobüse koşturduğunu duyduğumda kahkahayı bastım ama valla şaşırmadım. Gözümde canlandırmak hiiç zor olmadı:)
Vay bee, Bezenim de anne oldu. Haha, eğer kendisini birazcık tanıyorsam annelik dönemini de şaşkınlıkla izleyeceğimden eminim. İki emzirme arası pasta yapıp üzerine markete koşan sonra gelip emzirip gazını çıkarırken bilmemneyi bitiren bir hatun olacak.
Mutluluklar benim güzel arkadaşlarım:)

5 Kasım 2007 Pazartesi

Haftasonu özeti

Geçtiğimiz haftasonu oldukça yoğun geçti. Cuma akşamı Ayşe'nin Ankaradaki son akşamı olduğu için işden çıkıp ona uğradım. Sonra babama gittim. Cumartesi evde temizlik olacaktı, sabah erkenden kalkıp eve gittim ki kadıncağız kapıda kalmasın. Ardından Ege'nin okuldaki basketbol turnuvasına, onu müteakip ablama bavul toplamaya. Saat 1 gibi eve gelip bir kısım eşyayı bıraktıktan sonra uçarak Telekom-Banvit maçına. Maç sonrası Akman'da sosisli ve kazandibi, ardından eve dönüş ve konutkent yolu.
Pazar sabahı ise güne daha erken başladım. Sabah Voldemort geleceği için babam onu karşılamaya çıktı bense evimin yolunu tuttum. Sonra tekrar Bilkent basketbol turnuvası. Maç sonrası bir miktar real, praktiker alışverişi ve Armada. Saat 2:30 gibi Selim'le Kafes. Hava güzelken Kafes'e gitmeyi çok seviyorum. Bahçesine oturup kahvemi yudumlamayı. Bizde aynen öyle yaptık. Kahve sonrası Invasion isimli filme gittik. Ben şahsen beğendim filmi. Sanırım ruh halim uygundu:) Salaktı ama fena değildi işte. Film ardından da eve geldim. Amma yorulmuşum!!!!

Evime döndüm

Bugün itibariyle benim büyük ve küçük oğlanları ana ve eşlerine teslim ettim ve evime döndüm. Evimi nasıl da özlemişim. Koltuğuma oturmayı, kucağıma bilgisayarımı alıp tv karşısına geçmeyi:) Koltuğumu özlemişim, kırmızı kocaman koltuğumu. Şöyle ayağımı uzatıp oturmayı özlemişim. Sonra yatağımı özlemişim, sere serpe, yayıla yayıla yatmayı. Alışmam zaman almıştı bu eve ama öyle alışmışım ki, içinde zaman geçirmeyi hatta sıkılmayı bile özlemişim.
Insanın evi gibisi var mı...

1 Kasım 2007 Perşembe

Bir üzüntü, bir sevinç

Dün akşam halletmem gereken bir yığın iş listesi ile işten fırladım. Arabama bindim, kontağı çevirmemle radyonun açılması ve sonra tüm ışıkların sönmesi bir oldu. Hayııııııır nidaları ile kontağı birkaç kez daha kapatıp açtım ama nafile. Arabada tık yok ya da sadece küçük bir klik var. Işıklar ya kendi kafasına göre yanıp sönüyor ya da hiç yanmıyor. Anahtarı çıkardıktan sonra ışıkların hala aynı tepkiyi vermesi üzerine "Allahım nolur sorun sadece akü olsun" diyerek arabadan indim. Bir yandan halletmem gereken ve elimde patlayan bir yığın iş programı, diğer yandan eve nasıl gidicem planları. O sırada Gülsün imdadıma yetişip beni eve ulaşım derdinden kurtardı. Arabaya bugün bakıldı. Aynen aküye bir miktar para sıkışmış. Onu çıkarınca sorun kalmadı!

Sonra bu sabah aküye sıkışan paraya dertlenirken güzel bir email aldım. Başvurduğum kurstan kabul almışım. Bir sorun çıkmazsa 2-15 Aralık arasında Rotterdam'da olacağım. Kurs AB direktifleri ile ilgili, bir nebze ağır ama çok gidesim geldiği için çok sevindim. Didoşumu da görürüm hem:) Kek de yerim:P

31 Ekim 2007 Çarşamba

Sabah sabah hoplattılar yine

Birkaç gündür babamda kalıyordum ama tatil olduğu için trafik sorunu yaşamadım. Bugün uzun zamandır ilk kez Konutkent'ten işe geldim. Gelmeyi becerdim de sinirlerim yine hopladı. O kadar öküz, o kadar saygısız ve bencil bir milletiz ki bize herşey müstehaktır. Ben de olsam AB'ye almam yani. Gerci AB de ne kadar matah bişey o ayrı ya neyse. Neye bu kadar sinirlendiğime gelince: Konutkent'ten gelirken eskisehir yolunun bir bölümünde tadilat olduğu için ayladır ümitköy köprüsüne gelmeden içeri doğru kıvrılarak gelmekteyiz. Kıvrıldığımız yerde yol 1-2 şerit ama sonra genişleyip 3er şerit falan oluyor. sonra eskişehir yoluna cıkmak için tekrar sola dönüyorsun. Tam orada yol bayagi geniş. ve bugün benim öküz halkım 3 şeritlik gidişi yetersiz bulmuş olmalı ki 3 şeritlik geliş yönünü de doldurmuştu. karşıdan gelen zavallı arabalara yolu kullanma izni vermiyorlar. Üstelik geliş tarafı daha hızlı akıyor diye gelen araçların çoğu o taraftan gidiyor. Burası karşı taraf, gelen araçlara saygı gösterelim vs diye düşünen yok. Ben ve benim gibi düşünen %30, kalabalık da olsa doğru tarafa yönelirken kendini zeki ve uyanık sanan yaratıklar (öküze de ayıp) diğer taraftan yolu kitlemeye devam ediyordu. Neyse sonunda baktım bir jandarma trafik geldi, araçları olmaları gereken şeride yönlendirdi de karşıdan gelen garibanlar geçebildi.
Üstelik bu olayın gerçekleştiği yer konutkent. Güya gelir ve eğitim seviyesi diğerlerine göre yüksek olduğu düşünülen bir bölge. Bu insanlar bile bunu yaptığına göre bizim adam olmamıza hakikaten imkan yok. Türk'üz, ırkımı seviyorum falan ama gerçekten daha çoook eğitilmeye ihtiyacımız var.

29 Ekim 2007 Pazartesi

Kıyamıyorum ki izleyeyim

Dedim ya cuma laptop geldi. Cuma akşama babamlarda internet yok, priz için adaptör yok, bööyle kös kös oturdum evde aklım bilgisayarda. Sonra cts soluğu ablamlarda aldım. Hemen açtım bağlandım. Bir miktar vista keşfi yaptım. Hakkaten birçok şeyi keşfetmek gerekiyor. Mesela bugün bayağı bir refresh nerden yapılıyordu aradım:) Sonra diğerinden aktarımlar yaptım bilgisayarıma. Gerekli programlari indirmeye ve yüklemeye başladım. Gerekli programlar dediğim de flashget, bsplayer, msn felan:) tamamen medya amaçlı:DDD
Sonra prison break serisini tamamlamaya adadım kendimi. 5. bölümü de indirdim sayılır. Ama hala izleyemiyorum. Başlarsam bitecek diye elim bir türlü gitmiyor diziye. Onun yerine şimdi yeni sezon başlamadan heroes'u tamamlayacağım ki cnbc-e'de başladığında takip edebileyim.

Modern sabahlar

Aksam saat 7:30 sularında Selim telefon etti. If'de modern sabahlar konferans dizisi varmış. O ne yaa oldum ama işin içinde modern sabahlar olunca hemen gönlüm kayıverdi. Ben de 8'i biraz geçe Burak'ı aradım. O da tam eve dönüyormuş ki yoldan çevirdim. Sonra dooğru IF'e. Neymiş şimdi bu derken baktım bir sahne, 3 sandalye. Bunlar harbi harbi show yapacaklar. Mutlu mutlu beklemeye başladık. Saat 10'a doğru geldiler sahneye. Konferans dizisinin ilk bölümünün konusu dünyayı tehdit eden şeyler. İlk sırada da robotlar vardı. 1.5 saatlik sohbetin sonunda çıkan listede ise robotlar, kıl dönmesi ve osuruk yer alıyordu. 1.5 saat boyunca o kadar çok güldüm ki birara gözümden yaş geldi. Ege süperdi, Fahir ondan hiç geri kalmadı. Hele Ege'nin robotla seks ve osuruk yorumları kırdı geçirdi. Zaman nasıl geçti anlamadım resmen.
Bir sonraki konferans -ki tarihi belli değil- soyu tükenen hayvanlar üzerine olacakmış. Şimdiden iple çekiyorum:)

26 Ekim 2007 Cuma

Oyuncak

Bugün bekleyiş sona erdi ve yeni bilgisayarıma kavuştum. Yalnız bilgisayarın tipi hiç beklediğim gibi çıkmadı, çok bozuldum. Hani kendisini önceden görseydim %90 almazdım. Neyse olmuşla ölmüşün arkasından ağlanmazmış. Şimdi aptal vista kullanmayı öğrenip bilgisayarımı abuk subuk bilimum programla doldurcam:)
Aslında heyecan da yaptım hani. Akşam babama gidecek olmasam kesin başında sabahlardım:) Yeni oyuncağa kavuşmuş çocuk gibi hissediyorum kendimi:)

24 Ekim 2007 Çarşamba

Tam itiraf.com'luk

Dün akşam Selim ve Pınar'la Arjantin starbucks'in bahçesini çınlattık. Konu benim rezil anılarım. Hele bir tanesi var ki, hala utanırım.
Lise yıllarında çoğumuzun olduğu gibi bizim sınıf kızlarının da aşık oldukları (feci platonik) tipler vardı. Hepimiz kim kime aşık bilirdik. Herkes kendi aşkını görmeye gittiğinde diğerlerini de kaş altından gözetlerdi. Açık açık isimleri ifşa edemeyeceğimiz için de kod adları geliştirmiştir. En başlıca hatırladıklarım Jeff, Jessie, Doyle, Dickie, Fanta vs. (isimler o sıralar izlediğimiz dizi, film vs oynayan kahramanlara ait) Benimki Jeff olandı. Sanırım ortasondan başlayarak ben bu çoçuğa aşık gezdim. Artık olay o kadar belliydi ki kendisi de bilir arkadaşlarına gösterirdi. Tabi ben platonik platonik dolanırdım ortalıkta. Tam mezuniyet günü gidip tanışmaya cesaret etmiştim ama o kadar:) Allahtan akıllı ve medeni bir çocuktur. Neyse sonuçta bunlar mezun oldu gitti. Sonra kim kime dım dıma. ODTU'de arada orda burda görürdüm ama dedim ya, yıllar geçmiş.
Yıllar geçmiş de sanki ben büyümüşüm. Sene 2005, yaş olmuş 31! Bendeniz bir konferansa gitmişim kalabalık bir grupla. O da ne! Jeff de orda. Allah allah ne alaka felan derken, e şimdi konuşmak lazım. Kazık kadar olmuşuz, olgunlaşmışız, üzerinden yıllar geçmiş. Sonuçta o beni tanıyor, ben onu tanıyorum, eşek değiliz. İlk açılış cümlesi çok önemli. Cool olmak lazım. Tamam olay utanç verici ama üzerinden yıllar geçmiş, herkes büyümüş. Herşey geçmişte kalmış. Ama dedim ya cool olmak ve olayı yadsımamak veya salağa yatmamak ve karşındakini salak yerine koymamak lazım. Sonuçta o beni biliyor, benim onu bilmemem gibi bir durum söz konusu değil. Direk muhabbete girmeli, saçmalamamalı. Sanki bütün bunları düşünen ben değilmişim gibi ağzımdan çıkan ilk cümle "merhaba, atatürk anadolu'dan di mi?!!!!!!!!!!!!!" Yuh selen!!!! Kendimi "new adventures of old christine" deki salak christine gibi hissettim. Güya kendime güvenle olan olmuş canım modunda yaklaşacaktım. Tabi o cümleden sonra cool'luk falan kalmadı. Hani 'bu kız o zaman da salaktı şimdi de salak' diye düşünse yeridir.
Atatürk Anadolu'dan di mi? Yani sizi gözüm bir yerden ısırıyor, yoksa o salak platonik aşık kız kesinlikle ben degildim:))) Yediniz mi?... Hala aklıma geldikçe çok gülüyorum... dün akşam Selim ve Pınar da çok güldü:)))

22 Ekim 2007 Pazartesi

Kalkın yemeğe gidiyoruz:)

Geçen hafta bir email geldi. Alamanya'da Frankfurt yakınlarında bir kasabadaki bilmemne restoranına ait bilgi ve görüntüler. Porsiyonlar yuh dedirtecek ölçüde. Önce schnitsel. Tabaklar pizza servis tabağı ebadındaymış! Ona göre gözünüzde canlandırın yani!

Yok, son zamanlarda benim gibi sosis krizine girdiyseniz size sosis ve patates kızartması da ikram edebiliriz: Büyük sosis, büyük sosis diye sayıklayanlara... Herhalde kolum kadar var bu sosis, yummmm!!!

Ben sosis istemem, bana hamburger getirin diyenlere hamburgeri bitirmek için aileyi davet etmesi önerilebilir.. Üff acayip ağzım sulandı...

19 Ekim 2007 Cuma

Takıldım

Bugün feci şekilde Dave'in 2 şarkısına takıldım. "little lie" ve "down"... resmen içim eriyo dinlerken:)
calm down people, it's just a little lie...

80'ler

Bu sabah iş tatili sayesinde Ayşe ve Gökben'le "biz gençkene" konulu bir muhabbete bir girmişiz 2 saat boyunca gençliğimizde dinlediğimiz gruplar, diziler vs derken zaman nasıl geçti anlamamışız:) Konu da yine benim wallpaper'dan açıldı:))) Gökben taktı ya Dave'ciğimin burnuna... Dedim benim ruhum hala genç, duvarımda hala posterler var:)

2 gün iş yeri tatili

Malum bizimkiler dün sabah itibariyle toplantılara gittiler. Vekilleri saymazsanız şu anda direk başbakana bağlıyız:))) O yüzden bir rehavet çöktü ki üzerimize sormayın. Gerçi dün bütün günümü IPA kapsamında bir kursa başvuru hazırlamakla geçirdim. Yok iş tanımı, yok motivasyon, onlar da yetmezmiş gibi 3 hedef falan istemişler. Konu ile uzaktan alakam var, hatta beni dahil ettikleri bir komite nedeniyle cok yakinen alakam var ama hiçbir fikrim yok. O yüzden bayağı yaratıcı olmam gerekti. Neyse dün sündüre sündüre akşama kadar başvuruyu anca doldurdum. Bugün de bir terslik olmazsa şu sıralar elçiliğe teslim ediliyor olması lazım. Hayırlısı bakalım.
Hadi dün öyle geçti, bugün de paso facebook takıldık. Kardeşim iş yapmadan gün geçmiyormuş. Bütün gün de oyun oynanmaz ki... O da sıktı bir süre sonra. Akşam olsa da eve gitsem:)