az önce yatmaya hazırlanırken gözüm telefonun takvimine ilişti. sonra saate... baktım öylece. evet tam 5 yıl oldu. ankaradaki deprem... hep böyle anımsıyorum o geceyi. ankaradaki deprem evdeki depremin habercisi... ankaradaki deprem...
5 yıl... ne çabuk geçti zaman. acılara alıştık, yokluğunu öğrendik.
5 yıl... şaka gibi...
öyle güzel şeyler gelmişti ki aklıma bugün yazmak için, sonra hepsini unuttum. sadece güzel şeyler gelmiş olduğunu anımsıyorum. ama neydi unuttum.
5 yıl... dile kolay... dönüp bakınca göz açıp kapamış gibi... dün varsın, bugün yoksun...
...
huzur içinde yat babacım, ben iyiyim...
aklın bende kalmasın, ben iyiyim...
sadece seni çok özlüyorum... ama iyiyim...
huzur içinde yat bir taneciğim
canım babacım
ben iyiyim.
26 Aralık 2012 Çarşamba
kabus
Bu sabah gerçek bir kabusla uyandım uykumdan. yani bir kabus uyandırdı beni de denebilir. tabi bu şey bir nevi gürültüydü. önce ne olduğunu tam anlamadım. sonra ezan sesi olduğunu farkettim. ama adam o kadar kötü okuyordu ki ezan mı, sela mı yoksa biri ezan cümleleri ile çığlık çığlığa bağırıyor mu emin olamadım. o kadar kulak tırmalayıcı, o kadar rahatsız edici bir sesti ki anlatamam. adam "aaa"ları uzattıkça uzatıyor ve uzatırken nağme falan duygusundan uzak sadece bağırmış olmak için bağırıyordu resmen. anlamadım. ya müezzin sarhoştu, ya delinin biri minareyi ele geçirmişti. saate baktım 6:30. namaz vakitlerini de bilmem ki teyit edeyim gerçekten ezan mı... böyle şaşkınlıkla bitmesini bekledim.
bittikten sonra bile kulaklarımdan gitmedi adamın sesi. nasıl sarsılmışsam 1 saat uyuyamadım ardından.
yalnız bu yeni müezzin falansa işimiz yaş demektir. yeminle arar bulur diyanete şikayet ederim.
dinle azıcık alakam kaldı zaten, ondan bile soğutacak adam beni!
bittikten sonra bile kulaklarımdan gitmedi adamın sesi. nasıl sarsılmışsam 1 saat uyuyamadım ardından.
yalnız bu yeni müezzin falansa işimiz yaş demektir. yeminle arar bulur diyanete şikayet ederim.
dinle azıcık alakam kaldı zaten, ondan bile soğutacak adam beni!
25 Aralık 2012 Salı
Sabah asabiyeti
Yaklaşık 1 ay kadar önce M&S'dan (ki çoğunuz kabe olarak bilir) çok sevimli bir etek aldım kendime. böyle grili lacivertli, ancak biraz mini.. yani tam benim vücuduma göre:PpP neyse bana ne yaa, çok sevimli ben bunu giyeceğim kriziyle aldım eteği. aynı krizin devamı olarak da 1 aydır kendime lacivert ayakkabı arıyorum. yok anasını satayım hiçbir yerde!!! en son 2 hafta önce Hande ile bir ayakkabıcıya gidip model seçip yaptırdık. hatta cumartesi gidip teslim aldım ayakkabıyı. bootie dedikleri tarzda, gayet şık birşey. arkadan fermuarlı, önde püskülü var falan. (cts ayakkabıyı alma maceralarımdan hiç bahsetmiyorum. sağolsunlar ayak ölçülerimi almalarına rağmen 1 numara büyük yapmışlar, palet formatındaydı. neyse)
bugün bir heves giydim eteği. allahım çok mini. 2-3 kere gidip geldim giysem mi giymesem mi diye, ancak o kadar azimliyim ki giymeye, her görüntüye rağmen yürü selen dedim kendime. sıra ayakkabı macerasına geldi. macera diyorum çünkü 15 dakika falan sürdü. önce sağ teki giydim. giyerken sorun yok pek. ayağı oturttuktan sonra fermuar sert ya, asıldım fermuara ve tataaam, elimde kaldı!! ben ucuna o bana bakıştık bir süre. olsun azimliyim, ittire kaktıra çektim yukarı. bu arada bir baktım parmağımın derisi yüzülmüş. la havle diyerek sol teke giriştim bu sefer. onun fermuarını daha dikkatli çekiyorum. ancak akibeti aynı. o da elimde kaldı. sol taraf daha zorlu olduğu için onu yukarı çekmeyi başaramadım bir türlü. bu arada terledim vs. en sonunda pes ettim. bu sefer fermuarları geri indirme cebelleşmesi başladı. o da kolay değilmiş. bir müddet de onunla cebelleştim. yarım çekilmiş haliyle ayakkabıyı çıkarmayı başardım.
sonra da gidip yeniden kıyafet değiştirme krizine girdim. dolap bana ben dolaba, öyle bakıştık bir süre ve en sonunda gerçek anlamda pes ettim ve elime geçen bir şeyi takıp çıktım sırtıma.
şu anda resmen harpten çıkmış gibi hissediyorum kendimi. yorulmuş olmasam asabi olabilirdim resmen. cumartesi ayakkabıyı götürüp adamların kafasına atmayı planlıyorum:)
höf!
bugün bir heves giydim eteği. allahım çok mini. 2-3 kere gidip geldim giysem mi giymesem mi diye, ancak o kadar azimliyim ki giymeye, her görüntüye rağmen yürü selen dedim kendime. sıra ayakkabı macerasına geldi. macera diyorum çünkü 15 dakika falan sürdü. önce sağ teki giydim. giyerken sorun yok pek. ayağı oturttuktan sonra fermuar sert ya, asıldım fermuara ve tataaam, elimde kaldı!! ben ucuna o bana bakıştık bir süre. olsun azimliyim, ittire kaktıra çektim yukarı. bu arada bir baktım parmağımın derisi yüzülmüş. la havle diyerek sol teke giriştim bu sefer. onun fermuarını daha dikkatli çekiyorum. ancak akibeti aynı. o da elimde kaldı. sol taraf daha zorlu olduğu için onu yukarı çekmeyi başaramadım bir türlü. bu arada terledim vs. en sonunda pes ettim. bu sefer fermuarları geri indirme cebelleşmesi başladı. o da kolay değilmiş. bir müddet de onunla cebelleştim. yarım çekilmiş haliyle ayakkabıyı çıkarmayı başardım.
sonra da gidip yeniden kıyafet değiştirme krizine girdim. dolap bana ben dolaba, öyle bakıştık bir süre ve en sonunda gerçek anlamda pes ettim ve elime geçen bir şeyi takıp çıktım sırtıma.
şu anda resmen harpten çıkmış gibi hissediyorum kendimi. yorulmuş olmasam asabi olabilirdim resmen. cumartesi ayakkabıyı götürüp adamların kafasına atmayı planlıyorum:)
höf!
20 Aralık 2012 Perşembe
Macera dolu İstanbul
Salı günü bir telefon geldi ismini şimdi zikretmeyeceğim bir şirketten. Bir pozisyon için görüşmek isterlermiş. Hay hay dedim ben de. ne zaman olsun? perşembe uygundur. ben size detayları maille göndericem dedi çocuk ve kapattık. aynı akşam 6'yı geçe mail geldi. 10:30'a randevu koymuşlar. tamam diye düşündüm ama mail geç geldiğinden adrese neyin bakmadım. mailden 45 dk kadar sonra tlf geldi, ok midir diye. tabi tabi sorun yok dedim. bir yandan da adamların profesyonelliğine hayran oldum.
neyse dün ofise geldim. gönderdikleri bilgilerden toplantı yerine bakıcam. maslak vs olsa gerek diye düşünüyorum. sabah kuaföre uğrar giderim rahat rahat vs. derken krokiyi açtım, ana baktım tem üzerinde nispeten uzak bir yer gibi. hmm olmadı ablamlarda kalır ordan giderim diye düşündüm. sonra krokiyi biraz daha inceleyince ablamlardan daha bile uzakta, tekirdağdan sonra:P olduğunu gördüm. olayın şoku ile planı revize edip akşamdan ablamlara gitmeye karar verdim ve netekim de oyle yaptım.
Bugün hava kar karışık yağışlı veriyor istanbul için. sabah da aynen öyle bir havaya uyandık. neyse ben 9:35-40 sularında çıktım ablamlardan, tıngır mıngır gidiyorum. şaka değil gerçekten tıngır mıngır gidiyorum çünkü hava kadar yollar da berbat! hele bir yerde feci tıkandı, 2 farklı noktada durup telefondan haritaya baktım vs derken 5 dk rötarlı olarak ulaştım şirkete. tabi arabayla ulaştım ama içeri girmek kısmı var asıl zor olan. ana girişe yanaştım arabayla, güvenlik görevlisi dedi ki "hanfendi misafir otoparkına lutfen" dedim "valla çok isterdim ama ayağımda topuklu var, gidersem gelemem, siz parkeder misiniz?" yüzsüzlük bazen çok işe yarıyor. çocuk aldı parketti arabayı. sonra binaya kadar olan bir 50 mt falan yol var. tuzladık dediler. ben de çok yüzsüzlük etmiyim diye milim milim yürürken baktım çocuk koştu geldi, girdim koluna, sefil sefil yürüdüm binaya:)
aynı çocuk dönüşte de bekliyordu beni kapıda. yine koluna girerek arabaya kadar gittim bu sefer:)
görüşmeler benim açımdan çok güzel geçti ama karşı taraf ne düşünür bilmem. adamların yaklaşımı ve profesyonelliğine aşık oldum. umarım olumlu sonuçlanır.
ay bir de işin dönüş kısmı var, arabanın tekeri hafif kabak olunca tırsa tırsa 2 saatte döndüm o yolu. 2 saat bence gene müthiş bir süre. bugün istanbulda ortalama seyahat süresi 3-4 saatten açar kontağı.
böyleyken böyle işte.
neyse dün ofise geldim. gönderdikleri bilgilerden toplantı yerine bakıcam. maslak vs olsa gerek diye düşünüyorum. sabah kuaföre uğrar giderim rahat rahat vs. derken krokiyi açtım, ana baktım tem üzerinde nispeten uzak bir yer gibi. hmm olmadı ablamlarda kalır ordan giderim diye düşündüm. sonra krokiyi biraz daha inceleyince ablamlardan daha bile uzakta, tekirdağdan sonra:P olduğunu gördüm. olayın şoku ile planı revize edip akşamdan ablamlara gitmeye karar verdim ve netekim de oyle yaptım.
Bugün hava kar karışık yağışlı veriyor istanbul için. sabah da aynen öyle bir havaya uyandık. neyse ben 9:35-40 sularında çıktım ablamlardan, tıngır mıngır gidiyorum. şaka değil gerçekten tıngır mıngır gidiyorum çünkü hava kadar yollar da berbat! hele bir yerde feci tıkandı, 2 farklı noktada durup telefondan haritaya baktım vs derken 5 dk rötarlı olarak ulaştım şirkete. tabi arabayla ulaştım ama içeri girmek kısmı var asıl zor olan. ana girişe yanaştım arabayla, güvenlik görevlisi dedi ki "hanfendi misafir otoparkına lutfen" dedim "valla çok isterdim ama ayağımda topuklu var, gidersem gelemem, siz parkeder misiniz?" yüzsüzlük bazen çok işe yarıyor. çocuk aldı parketti arabayı. sonra binaya kadar olan bir 50 mt falan yol var. tuzladık dediler. ben de çok yüzsüzlük etmiyim diye milim milim yürürken baktım çocuk koştu geldi, girdim koluna, sefil sefil yürüdüm binaya:)
aynı çocuk dönüşte de bekliyordu beni kapıda. yine koluna girerek arabaya kadar gittim bu sefer:)
görüşmeler benim açımdan çok güzel geçti ama karşı taraf ne düşünür bilmem. adamların yaklaşımı ve profesyonelliğine aşık oldum. umarım olumlu sonuçlanır.
ay bir de işin dönüş kısmı var, arabanın tekeri hafif kabak olunca tırsa tırsa 2 saatte döndüm o yolu. 2 saat bence gene müthiş bir süre. bugün istanbulda ortalama seyahat süresi 3-4 saatten açar kontağı.
böyleyken böyle işte.
18 Aralık 2012 Salı
sevindi gariban
Sevindirik oldum ben:))))
ne zamandır bilgisayarım can çekişiyor. artık 5 yaşını doldurdu. gerçi içindeki vistadan nefret edip kaçak 7 yükletmesem ve o da yakalanıp ağırlaştırmasa gayet iyi çalışacak ve işimi görecek ama öyle olmuyor işte. kanırta kanırta bir hal oldu son 1-2 aydır. hayır oyunlarımı rahat oynayamıyorum:P
bir süredir laptop avındayım. ordan burdan ama sürekli internetten bakıyorum. illa lenovo diye tutturdum. alıştım bir kere 10 yıldan fazladır. neyse geçen ay güzel bir tane bulmuştum ucuza ama ben karar veresiye kaçtı. sonra amazonda dehşet ucuza buldum bir tane. ancak amerikadan gelecek birini bulamadım bu sefer de... aynı bilgisayara burda 2 katı para vermek de kanıma dokunuyor ne yalan söyliyim.
ancak pazar günü alet beni o kadar bunalttı ki "eeeeh!" diyerek ilk bulduğum bilgisayara atladım ve aldım. az önce geçti elime. bi sevdim ki kendisini daha ilk görüşte:)))
bu arada içinde windows8 yüklü... kaçak olayından dilim yandığı için programlı gelsin istedim özellikle. gelince bir heves açtım tabi aleti. ama o ne? karşımda garip bir sistem duruyor. start diye bişey yapmışlar ama bildiğin start olayı değil böyle köşelerden açıyon falan... çözmek için biraz uğraşmam gerekecek sanırım.
asıl komik yanını şimdi söyliycem. aletle biraz oynadıktan sonra kapatmaya karar verdim ama o ne? nerden kapanıyor lan bu alet? start tuşu olmadığı için ordan kapatamıyorum. haydaa oraya baktım yok, buraya baktım ı-ıh... en iyisi mi internetten araştırayım dedim. evet benim gibi zorluk çeken başkaları da olmuş. daha "how to turn off computer" yazarkenden "with windows8 diye kendiliğinde çıktı arama çubuğunda. meğer settings'e girmek gerekiyormuş. yuh yani, settingsden bilgisayar mı kapatılır...
neyse böyleyken böyle işte. ben şimdi gidip akşam yeni oyuncağımla oyniyim. çok heyecanlıyım. ehe!:)
ne zamandır bilgisayarım can çekişiyor. artık 5 yaşını doldurdu. gerçi içindeki vistadan nefret edip kaçak 7 yükletmesem ve o da yakalanıp ağırlaştırmasa gayet iyi çalışacak ve işimi görecek ama öyle olmuyor işte. kanırta kanırta bir hal oldu son 1-2 aydır. hayır oyunlarımı rahat oynayamıyorum:P
bir süredir laptop avındayım. ordan burdan ama sürekli internetten bakıyorum. illa lenovo diye tutturdum. alıştım bir kere 10 yıldan fazladır. neyse geçen ay güzel bir tane bulmuştum ucuza ama ben karar veresiye kaçtı. sonra amazonda dehşet ucuza buldum bir tane. ancak amerikadan gelecek birini bulamadım bu sefer de... aynı bilgisayara burda 2 katı para vermek de kanıma dokunuyor ne yalan söyliyim.
ancak pazar günü alet beni o kadar bunalttı ki "eeeeh!" diyerek ilk bulduğum bilgisayara atladım ve aldım. az önce geçti elime. bi sevdim ki kendisini daha ilk görüşte:)))
bu arada içinde windows8 yüklü... kaçak olayından dilim yandığı için programlı gelsin istedim özellikle. gelince bir heves açtım tabi aleti. ama o ne? karşımda garip bir sistem duruyor. start diye bişey yapmışlar ama bildiğin start olayı değil böyle köşelerden açıyon falan... çözmek için biraz uğraşmam gerekecek sanırım.
asıl komik yanını şimdi söyliycem. aletle biraz oynadıktan sonra kapatmaya karar verdim ama o ne? nerden kapanıyor lan bu alet? start tuşu olmadığı için ordan kapatamıyorum. haydaa oraya baktım yok, buraya baktım ı-ıh... en iyisi mi internetten araştırayım dedim. evet benim gibi zorluk çeken başkaları da olmuş. daha "how to turn off computer" yazarkenden "with windows8 diye kendiliğinde çıktı arama çubuğunda. meğer settings'e girmek gerekiyormuş. yuh yani, settingsden bilgisayar mı kapatılır...
neyse böyleyken böyle işte. ben şimdi gidip akşam yeni oyuncağımla oyniyim. çok heyecanlıyım. ehe!:)
12 Aralık 2012 Çarşamba
Tembelovski
Hayatımıza giren herkesin bir görevi vardır, bazıları görevini tamamlayıp çıkarlar...
İlk kez Çamay'dan duymuştum bu lafı. O zaman çok anlam verememiş hatta "aa ama benimkiler hep kalıcı olur" diye düşünmüştüm.
geçenlerde yeniden geldi bu söz aklıma... ne kadar haklı olduğunu o zaman anladım. genel anlamda yani. hayatımıza giren herkesin iyi yada kötü bir amacı bir görevi var. bazıları her daim etrafımızdayken bazıları dönemsel girip çıkıyorlar. bazıları zor zamanlarımızda yanımızda oluyorlar bazıları keyifli anlarımızda... O an o insanlar hiç gitmeyecek sanıyoruz yada biz hiç uzaklaşmıycaz. ama öyle olmuyor işte. Hayat devam ederken rüzgara akıntıya kapılıyoruz, hepimiz farklı bir yana dağılıyoruz işte.. diğer bir deyişle görevimizi tamamlayıp bir sonraki göreve doğru yelken açıyoruz.
allahım ne genel ne üstü kapalı yazdım di mi... ne yazacağımı benim de bilmememden kaynaklanıyor bu muhtemelen...
birkaç gün önce benim için çok anlamı olan bir dost geldi aklıma. ne zamandır düşünmemişim onu. görevini tamamlayınca usulca sıyrılmış hayatımdan. öyle usul usul yapmış ki bunu, yokluğunu daha az hissetmişim her adımında ve kabul etmişim gidişini.
eğer okuyorsan bir şekil, kadehimi sana kaldırıyorum tembelovski... her daim minnetle ve gülümseyerek anımsayacağım seni...
İlk kez Çamay'dan duymuştum bu lafı. O zaman çok anlam verememiş hatta "aa ama benimkiler hep kalıcı olur" diye düşünmüştüm.
geçenlerde yeniden geldi bu söz aklıma... ne kadar haklı olduğunu o zaman anladım. genel anlamda yani. hayatımıza giren herkesin iyi yada kötü bir amacı bir görevi var. bazıları her daim etrafımızdayken bazıları dönemsel girip çıkıyorlar. bazıları zor zamanlarımızda yanımızda oluyorlar bazıları keyifli anlarımızda... O an o insanlar hiç gitmeyecek sanıyoruz yada biz hiç uzaklaşmıycaz. ama öyle olmuyor işte. Hayat devam ederken rüzgara akıntıya kapılıyoruz, hepimiz farklı bir yana dağılıyoruz işte.. diğer bir deyişle görevimizi tamamlayıp bir sonraki göreve doğru yelken açıyoruz.
allahım ne genel ne üstü kapalı yazdım di mi... ne yazacağımı benim de bilmememden kaynaklanıyor bu muhtemelen...
birkaç gün önce benim için çok anlamı olan bir dost geldi aklıma. ne zamandır düşünmemişim onu. görevini tamamlayınca usulca sıyrılmış hayatımdan. öyle usul usul yapmış ki bunu, yokluğunu daha az hissetmişim her adımında ve kabul etmişim gidişini.
eğer okuyorsan bir şekil, kadehimi sana kaldırıyorum tembelovski... her daim minnetle ve gülümseyerek anımsayacağım seni...
7 Aralık 2012 Cuma
Çareler tükenmez
Dün akşam uzun bir zamandır uğramadığım kuaförüme uğrayıp, lisedeki orman kaş hocamıza benzeyen kaşlarımı yeniden kadınsal formata döndürmek ve ellerime ayaklarıma hasret kaldıkları ilgiyi vermek istedim. hatta bu iş için biraz da erken fırladım işten. gittiğimde benimle ilgilenecek olan kızın biraz işi olduğundan hadi bari bir de fön çektireyim bu arada dedim. saçlar yıkandı, kurutmaya geçildi, iyi güzel. hatta kızın işi de bitti ve fakat tam o anda elektrikler kesilmesin mi? ben öyle ıslak saçla ve orman kaşla kaldım mı ortada.. sonra dedim ki, saçı boşverin ama bana kaş lazım. açtım telefonun fener ışığını, tuttum yüzüme "hadi bakalım" dedim. ciddi ciddi fener ışığında aldı kaşlarımı... tabi bir yandan o parlak ışık gözüme gözüme giriyo, ama güzellik uğruna katlanacaksın bacım dedim... biçimi yamuk olursa artık napalım diye gülerekten tamamladık işlemi. baktım elektriğin geleceği yok, atkıma sarınıp ıslak saçla döndüm eve. allahtan evde elektrik var da kurutabildim yani...
26 Kasım 2012 Pazartesi
Ankara kaçamağı
Cumartesi günü günübirlik bir Ankara kaçamağı yaptım. Amaç pisinin babyshower'ına katılmak. Muhtemelen uzun bir süre kendisini göremeyeceğim için kaçırılmaz bir fırsat:)
Bir önceki geceden Ankara soğuk uyarısı aldığımdan sıkı giyinme olayını biraz abartmış, lahana formatında gitmişim. ama iyi oldu üşümedim.
Önce sevgili kölem selim beni karşılayıp Muti'ye götürdü. ama yolda kafes'de durmayı ihmal etmedik. Tabi Kafes'e girince benim gözüm döndü. Kıtlıktan çıkmış gibi "ondan da bundan da" yapınca koca tepsiyle oturduk masaya. allahım o ne güzel muffindı öyle. resmen parmaklarımı yedim. Neyse töhmelemeye 1 kala durmayı başardım. Ardından Muti... tabi garibanımın en yoğun gününü denk getirmem ayrı bir mesele oldu. bir yandan bavul hazırlayacak diğer yandan eve gelen giden vs... kızcağız beni neresine gördü emin değilim.
sonra da saat 2 gibi baby shower. Kapıdan içeri bir girdim, herkes şıkır şıkır. Özge danası bana haber vermediği için ben kotlu!!! evi bir süslemişler, çenem düştü resmen. ilk gelen misafir ben olduğum için diğerlerini karşılama şansım da oldu, yalnız her gelenle benim moral biraz daha yerde. çünkü herkes şıkır şıkır gelmiş, bir ben evin beslemesi modunda. özge'yi bir kaşık suda boğsam yeridir. hayır haberim olsa Max Mara kıyafetimle altına jimmy choo'larımı giyip giderdim:PPP
neyse yavaş yavaş diğer misafirler geldi ve oyun faslına geçildi. İşin ucunda hediyeler olunca oyunlar da ayrı bir şamata geçti. ne oynadık inanın pek anımsamıyorum ama en çok eğlendiğim celebrity babies ve bebek malzemesi oldu. celebrity babies de özge bebe fotosu gösterdi biz de adını ve ana-babasını bilicez. tabi benim olayla hiç alakam yok. ben de başladım soytarmaya. yok özcan deniz - can, hayrinüsa gül - kadriye... bir yandan gülmekten yerlere yatıyorum bir yandan da yazdıklarımı güneş'e gösteriyorum. tabi güneş de koptu ve o da salllamaya başladı. bu arada özge kopya çekiyoruz diye sinir krizine girdi girecek. tabi nerden bilsin biz zırvalıyoruz:)))))
bebek malzemelerinde de alfabenin her harfiyle başlayan bir şey yazacaksın. önce bildiklerimi ciddi ciddi yazdım sonra başladım yine boşluk doldurmaya: N-naftalin, J-jeton, ve en yaratıcısı Ö: ömzük!!! Özge önce direk yazılanları sayınca "allah yutturduk" dedim ama sonra detaya inince o da koptu garibim:))
Akşama o kadar çok yemiş ve gülmüştüm ki resmen yorgunluktan bayılacaktım:) ama çok eğlendim valla:)
akşam nasıl eve geldim, kendimi yatağa attım bilemiyorum:)))
Bir önceki geceden Ankara soğuk uyarısı aldığımdan sıkı giyinme olayını biraz abartmış, lahana formatında gitmişim. ama iyi oldu üşümedim.
Önce sevgili kölem selim beni karşılayıp Muti'ye götürdü. ama yolda kafes'de durmayı ihmal etmedik. Tabi Kafes'e girince benim gözüm döndü. Kıtlıktan çıkmış gibi "ondan da bundan da" yapınca koca tepsiyle oturduk masaya. allahım o ne güzel muffindı öyle. resmen parmaklarımı yedim. Neyse töhmelemeye 1 kala durmayı başardım. Ardından Muti... tabi garibanımın en yoğun gününü denk getirmem ayrı bir mesele oldu. bir yandan bavul hazırlayacak diğer yandan eve gelen giden vs... kızcağız beni neresine gördü emin değilim.
sonra da saat 2 gibi baby shower. Kapıdan içeri bir girdim, herkes şıkır şıkır. Özge danası bana haber vermediği için ben kotlu!!! evi bir süslemişler, çenem düştü resmen. ilk gelen misafir ben olduğum için diğerlerini karşılama şansım da oldu, yalnız her gelenle benim moral biraz daha yerde. çünkü herkes şıkır şıkır gelmiş, bir ben evin beslemesi modunda. özge'yi bir kaşık suda boğsam yeridir. hayır haberim olsa Max Mara kıyafetimle altına jimmy choo'larımı giyip giderdim:PPP
neyse yavaş yavaş diğer misafirler geldi ve oyun faslına geçildi. İşin ucunda hediyeler olunca oyunlar da ayrı bir şamata geçti. ne oynadık inanın pek anımsamıyorum ama en çok eğlendiğim celebrity babies ve bebek malzemesi oldu. celebrity babies de özge bebe fotosu gösterdi biz de adını ve ana-babasını bilicez. tabi benim olayla hiç alakam yok. ben de başladım soytarmaya. yok özcan deniz - can, hayrinüsa gül - kadriye... bir yandan gülmekten yerlere yatıyorum bir yandan da yazdıklarımı güneş'e gösteriyorum. tabi güneş de koptu ve o da salllamaya başladı. bu arada özge kopya çekiyoruz diye sinir krizine girdi girecek. tabi nerden bilsin biz zırvalıyoruz:)))))
bebek malzemelerinde de alfabenin her harfiyle başlayan bir şey yazacaksın. önce bildiklerimi ciddi ciddi yazdım sonra başladım yine boşluk doldurmaya: N-naftalin, J-jeton, ve en yaratıcısı Ö: ömzük!!! Özge önce direk yazılanları sayınca "allah yutturduk" dedim ama sonra detaya inince o da koptu garibim:))
Akşama o kadar çok yemiş ve gülmüştüm ki resmen yorgunluktan bayılacaktım:) ama çok eğlendim valla:)
akşam nasıl eve geldim, kendimi yatağa attım bilemiyorum:)))
13 Kasım 2012 Salı
Provalar
2 haftadır hergün akademiye gidip bitirme oyunumuzun provalarını yapıyoruz. geçen perşembe açılış kareografisini çalıştık. 3 saat boyunca yerde ve dizlerimizin üzerinde süründük resmen. sonuç? dizlerim mor ve yara içinde:( şikayet ediyor muyum? hayır!
çok ilginç bir tecrübe. mesela dün bir yandan zigzaglar çizerek koşarken diğer yandan replik tekrar ediyorduk. (replik tekrar ediyoruz dediğime bakmayın. benim 3 satırım var hepi topu:) ayıp olmasın dediler:Pp) heyecanlıyken, yorgunken, nabzın hızlı atarken, kafan başka işle meşgulken aynı vurguyu vererek konuşmaya çalıştık.
Bambaşka bir dünya bu yaa, gerçekten şimdiye kadar yaşadıklarımdan çok farklı. teknik, disiplin, adanmışlık... bir de kendimi bırakabilsem:))
Bu arada geçtiğimiz haftasonu da yeni kursum başladı. İki kurs birbirinden çok farklı ama farkları görmek de tecrübe... burada bir de sanat tarihi, ses ve nefes eğitimi gibi dersler göreceğiz. şan dersini iple çekiyorum. zaten hocaya bayıldım. bu kadar mı sevimli sempatik bişey olur yani. gerçi benim gibi umutsuz bir vaka ile çok uğraşması gerekecek muhtemelen ama uğraşmaya gocunmayacak bir imaj bıraktı bende.
sanat tarihi hocasına da vurucu sorumu sorup kadını felce uğrattım. "mona lisa'yı bu kadar değerli kılan ne allah aşkına?" bunun üzerine bir ders ayırmaya söz verdi o da... öğrenicem bakalım neymiş bu kadar şaheser yapan onu:P
çok ilginç bir tecrübe. mesela dün bir yandan zigzaglar çizerek koşarken diğer yandan replik tekrar ediyorduk. (replik tekrar ediyoruz dediğime bakmayın. benim 3 satırım var hepi topu:) ayıp olmasın dediler:Pp) heyecanlıyken, yorgunken, nabzın hızlı atarken, kafan başka işle meşgulken aynı vurguyu vererek konuşmaya çalıştık.
Bambaşka bir dünya bu yaa, gerçekten şimdiye kadar yaşadıklarımdan çok farklı. teknik, disiplin, adanmışlık... bir de kendimi bırakabilsem:))
Bu arada geçtiğimiz haftasonu da yeni kursum başladı. İki kurs birbirinden çok farklı ama farkları görmek de tecrübe... burada bir de sanat tarihi, ses ve nefes eğitimi gibi dersler göreceğiz. şan dersini iple çekiyorum. zaten hocaya bayıldım. bu kadar mı sevimli sempatik bişey olur yani. gerçi benim gibi umutsuz bir vaka ile çok uğraşması gerekecek muhtemelen ama uğraşmaya gocunmayacak bir imaj bıraktı bende.
sanat tarihi hocasına da vurucu sorumu sorup kadını felce uğrattım. "mona lisa'yı bu kadar değerli kılan ne allah aşkına?" bunun üzerine bir ders ayırmaya söz verdi o da... öğrenicem bakalım neymiş bu kadar şaheser yapan onu:P
10 Kasım...
Bu yıl denk geldi 29 Ekim'de Ankara'daydım ve gönlümce 29 ekim'i kutlayabildim. Ancak 10 Kasım törenleri için aynı şey mümkün olamadı. Bizimkiler Ankara'ya gittiler Anıtkabir'e, kursum başladığı için gidemedim. Kadıköy Belediyesi insan zinciri oluşturdu, önceki gece ablamlarda kaldığım için gidemedim. ikisi de içimde o kadar kaldı ki...
Derken cts sabah ablamla şehre inerken (beni taksime bırakacak) 8:30 sularında dolmabahçe'nin önünden geçiyorduk ve kalabalığı gördüm. Biran gözlerim ışıldadı. (kaza kurşunu olduğumu öğrendiğim andan birkaç dakika sonrası). Hemen arabadan inip kalabalığa karıştım. 9:05'de saygı duruşunda bulundum, istiklal marşına eşlik ettim, Atatürk maskemi taktım:)
aslında kalabalık saraya girmiş ama ben meydan tarafında olduğumdan onu göremedim dolayısıyla ben de giremedim. çok isterdim atamın son nefesini verdiği odaya da gitmek ama farketmemişim. Neyse gene de bir törene katılmış olduğum için mutlu oldum...
demek ki gerçekten isteyince bişeyleri, evren sana yol gösteriyormuş...
Derken cts sabah ablamla şehre inerken (beni taksime bırakacak) 8:30 sularında dolmabahçe'nin önünden geçiyorduk ve kalabalığı gördüm. Biran gözlerim ışıldadı. (kaza kurşunu olduğumu öğrendiğim andan birkaç dakika sonrası). Hemen arabadan inip kalabalığa karıştım. 9:05'de saygı duruşunda bulundum, istiklal marşına eşlik ettim, Atatürk maskemi taktım:)
aslında kalabalık saraya girmiş ama ben meydan tarafında olduğumdan onu göremedim dolayısıyla ben de giremedim. çok isterdim atamın son nefesini verdiği odaya da gitmek ama farketmemişim. Neyse gene de bir törene katılmış olduğum için mutlu oldum...
demek ki gerçekten isteyince bişeyleri, evren sana yol gösteriyormuş...
Kaza kurşunu...
yazacak ne çok şey birikmiş... hepsini bir seferde anlatmak istemediğimden başlıklara bölmeye karar verdim. bu da ilki...
Cumartesi sabahı yani 10 Kasım sabahı ablamla şehre inerken (cehennemin dibinde yaşadıkları için bana şehre inmek şeklinde geliyor olay) muhabbet bir şekilde hayattaki en büyük travmalara geldi. ölüm, boşanma, aldatılma, taşınma... bir de kardeş doğumu varmış listede. ancak ablam bir kardeşi olmasını çok istediği için "seni kıskanmadım" dedi. ben de "zaten sen istedin diye doğmuşum sanırım" deyince ağzından "aslında sen kaza kurşunuymuşsun"u kaçırdı.
Biran varlığımı sorguladım. Nerdeyse 40 yaşındayım (bunu da başka yerde söylemem bak) ve ben kaza kurşunu olduğumu öğrenince biran yıkıldım... tamam uzun sürmedi ama yine de bir gidip geldim karışık duygularda...
sonra devamını anlattı minnoş. annem daha hamile olduğunu öğrenmeden bir rüya görmüş. rüyasında hamile imiş ve bir kızı oluyormuş. Bunu babama söylemiş. bu arada bir dip not geçmek gerek: annemle bende kan uyuşmazlığı var. dolayısıyla ikinci çocuk riskli. hele o yıllarda.. dolayısıyla bizimkiler 2. çocuk yapmaya korkuyorlarmış ve istememişler. annemin bu rüyası üzerine babam "sen kız olacak diye istemiyorsun bu çocuğu. ben kızım olsa da istiyorum" deyince sonlandırmadan devam etmişler...
bu detayı duyunca da bu sefer "aslan babam" diye daldım olaya... "sonra bir de neden babamı daha çok seviyorsun diyorsun:)"
Babamın bir golü de ben doğduğumda gelmiş mesela. Halam kız olduğumu duyunca "neydem, kız!" demiş de babam halamı terslemiş:))))
sonuçta bir miktar sarsılsam da nerdeyse 40 yıldır burada olduğuma göre üzerinde durmak saçma olur sanırım... hayır bir de ortada hesap soracak kimse yok:PpP
30 Ekim 2012 Salı
bayram x 2
Bir bayramı daha geride bıraktık. aslında 2 bayram bıraktık. biri kurban bayramı diğeri cumhuriyet bayramı.
ne zamandır gidemiyordum bu sefer sürenin uzunluğunu da fırsat bilip koştum ankara'ya. gerçi çoğunluk şehir dışında ama kalan sağlar benimdir diyerekten gittim valla. iyi ki de gitmişim. o kadar keyifli geçti ki 5 gün anlamadım ne zaman gittim de ne zaman dönüş vakti geldi:(
bu sefer ankaraya varınca içimi bir sevgi kapladı. özlemişim lan şehri resmen. seviyorum ben ankarayı. hala seviyorum. içindekiler daha güzel yapıyor ama şehiri de seviyorum.
Çarşamba gider gitmez soluğu serkanda aldım. beyazlarımdan arındıktan sonra doğru kuzenlere. gece ablamlar da geldiler. perşembe onlarla dolandık biraz, paso aile muhabbeti yani. gayet keyifli idi. cuma da akşama kadar kuzenlerde takıldım sonra dido'ya. akşam orda kaldım, sohbet muhabbet süper. bir nevi de aydınlanma yaşadım sayelerinde, bilahare bahsederim. ama beni içinde bulunduğum karanlık dünyadan çıkaracaklar gibi görünüyor. neyse cts gecesi istikamet ise burak ve derya. onlarla da sohbet muhabbet. pazar öglen perihan hanım, akşama kadar da anilar vs...
bir baktım pts olmuş, kurban bayramı bitmiş. derken sabah 11 suları biber gazı yemeye eski meclisin önüne gittik ama biz varasıya gazı ve suyu sıkmışlardı, bana bişey kalmadı. onun yerine usluca yürümek düştü meclisten anıtkabire. allahım o ne kalabalıktı. tek başıma olmama rağmen kendimi hiiç yalnız hissetmedim. elimde bayrak salladım durdum.
anıtkabir de artık yürüyüş bittiği ve dikilme faslı başladığı ve ben yalnız olduğum için fazla oyalanmadım. bahçeliye uzadım. derken pisimle buluştuk ancak ben yorgunluktan ölmek üzereyim. 7 gibi ondan ayrılıp eve geldim, bi duş alıp kendime geldikten sonra kısa bir ziyaret için özlem ve saltuk'a uğradım.
gece saat 1 otobüsü ile de istanbula döndüm.
5 günü bu kadar kısa özetledim diye böyle yalap şaplak geçti sanmayın, sadece uzun uzun yazacak takaatim yok şu anda:)))
ama çok güzel geçti be yav...
ne zamandır gidemiyordum bu sefer sürenin uzunluğunu da fırsat bilip koştum ankara'ya. gerçi çoğunluk şehir dışında ama kalan sağlar benimdir diyerekten gittim valla. iyi ki de gitmişim. o kadar keyifli geçti ki 5 gün anlamadım ne zaman gittim de ne zaman dönüş vakti geldi:(
bu sefer ankaraya varınca içimi bir sevgi kapladı. özlemişim lan şehri resmen. seviyorum ben ankarayı. hala seviyorum. içindekiler daha güzel yapıyor ama şehiri de seviyorum.
Çarşamba gider gitmez soluğu serkanda aldım. beyazlarımdan arındıktan sonra doğru kuzenlere. gece ablamlar da geldiler. perşembe onlarla dolandık biraz, paso aile muhabbeti yani. gayet keyifli idi. cuma da akşama kadar kuzenlerde takıldım sonra dido'ya. akşam orda kaldım, sohbet muhabbet süper. bir nevi de aydınlanma yaşadım sayelerinde, bilahare bahsederim. ama beni içinde bulunduğum karanlık dünyadan çıkaracaklar gibi görünüyor. neyse cts gecesi istikamet ise burak ve derya. onlarla da sohbet muhabbet. pazar öglen perihan hanım, akşama kadar da anilar vs...
bir baktım pts olmuş, kurban bayramı bitmiş. derken sabah 11 suları biber gazı yemeye eski meclisin önüne gittik ama biz varasıya gazı ve suyu sıkmışlardı, bana bişey kalmadı. onun yerine usluca yürümek düştü meclisten anıtkabire. allahım o ne kalabalıktı. tek başıma olmama rağmen kendimi hiiç yalnız hissetmedim. elimde bayrak salladım durdum.
anıtkabir de artık yürüyüş bittiği ve dikilme faslı başladığı ve ben yalnız olduğum için fazla oyalanmadım. bahçeliye uzadım. derken pisimle buluştuk ancak ben yorgunluktan ölmek üzereyim. 7 gibi ondan ayrılıp eve geldim, bi duş alıp kendime geldikten sonra kısa bir ziyaret için özlem ve saltuk'a uğradım.
gece saat 1 otobüsü ile de istanbula döndüm.
5 günü bu kadar kısa özetledim diye böyle yalap şaplak geçti sanmayın, sadece uzun uzun yazacak takaatim yok şu anda:)))
ama çok güzel geçti be yav...
23 Ekim 2012 Salı
Karar zamanı
Yeni bir kurs buldum gibi. kasım ortasında başlayacaklarmış. cts pazar günleri 10:30 - 16:30 arası.
başka bir okula gitme konusunda kendimi biraz huzursuz hissediyorum ama sonuçta eğer buradaki kurs bitecekse yapacak bişey yok değil mi?... keşke akademi de devam edebilsem.
yeni bir oyun başlatıyorlar. vardiya oyuncuları olarak. altan hocadan provalara katılmak için izin aldım ama provalar hafta içi mesai saatinde:( ulan tam da işe başlayacak zamanı buldum ha:(
yaaa ühühühüühühüh...
piyango aldım az önce. bana çok para çıksın ki geçim derdi olmadan şu işe devam edebileyim:)
öğrencilik ne güzelmiş yaa, ekmek elden su gölden yaşıyorsun, anan baban bakıyor sana, sen istediğini yapıyorsun... aaah ah!
başka bir okula gitme konusunda kendimi biraz huzursuz hissediyorum ama sonuçta eğer buradaki kurs bitecekse yapacak bişey yok değil mi?... keşke akademi de devam edebilsem.
yeni bir oyun başlatıyorlar. vardiya oyuncuları olarak. altan hocadan provalara katılmak için izin aldım ama provalar hafta içi mesai saatinde:( ulan tam da işe başlayacak zamanı buldum ha:(
yaaa ühühühüühühüh...
piyango aldım az önce. bana çok para çıksın ki geçim derdi olmadan şu işe devam edebileyim:)
öğrencilik ne güzelmiş yaa, ekmek elden su gölden yaşıyorsun, anan baban bakıyor sana, sen istediğini yapıyorsun... aaah ah!
22 Ekim 2012 Pazartesi
şimdi nolcek?
Az önce sonuçlar açıklandı. 61 ortalama ile bitirmişim. sınıfın en yüksek notu. ama diğer sınıflarda 2 tane 75 varmış...
aslında bu civarlarda bir not bekliyordum. 64-65 olsa diyordum, 61 olmuş... ilk duyduğumda sevindim ama aslında daha iyi olmalı... daha iyi olması için ne yapmalıyım şimdi bu bulmam gerekiyor. acaba şu craft'a yazılmayarak hata mı yaptım:(
neyse bulucam bişeyler devam etmek için. ilerletmem lazım bu olayı. bir yol gösterici bulmam lazım:)
şu oyun provalarında hocaları biraz sıkıştırayım bakayım ne yapabilirim:)
aslında bu civarlarda bir not bekliyordum. 64-65 olsa diyordum, 61 olmuş... ilk duyduğumda sevindim ama aslında daha iyi olmalı... daha iyi olması için ne yapmalıyım şimdi bu bulmam gerekiyor. acaba şu craft'a yazılmayarak hata mı yaptım:(
neyse bulucam bişeyler devam etmek için. ilerletmem lazım bu olayı. bir yol gösterici bulmam lazım:)
şu oyun provalarında hocaları biraz sıkıştırayım bakayım ne yapabilirim:)
akşam olsana!!!
Hay Allahım yaa, yeminle heyecandan kafayı yiycem.
Cuma günü kursumuzun bitirme sınavı vardı. Aslına bakarsanız bizimki sertifika programı olmadığı için sınav falan olmayacaktık ama biz halimizi görelim diye cazlayınca peki dediler ve bizi de sınava aldılar. 2 hafta boyunca tirat ve şiir çalıştım gergin bir biçimde. tabi bu arada evdekileri ne derece baydığım konusuna hiç değinmiyorum. Gariplerim akşamları oturup benim ultra tiratlarımı ve şiirimi dinlediler:))
neyse cuma geldi çattı, gittik erkenden okula. bir heyecan bir heyecan sormayın. hatta sınava girmeden önce gidip likör falan aldık kendimize. isim sırasına göre girilecekmiş, ben 5. girdim. benden önce fatih girdi, ben kapıda beklerken garip bir sakinlik çöktü üzerime. dedim selen hadi bakalım.
girdim sınıftan içeri. hoşgeldin beş gittin. hangisiyle başlayacaksın dediler. dedim fidelia. başladım oynamaya. birara baktım resmen ellerim titriyor. hani gerçek anlamda titriyor ancak heyecan gösteren tek yer ellerim. gözardı etmeye çalışıp devam ettim. bir yerde repliğimi karıştırdım ama devam selen dedim, durmak yok.
ilk tiradı yarım kestiler ama herkesinkini kesiyorlarmış. sonra şiire geçtim. arda'dan aldığım tüyo eşliğinde arada seyircinin yüzüne de baktım. seyirci dediğim de vahide hoca ve diğerleri. ama o anda onlar benim için vahide hoca ve diğerleri değildi. onlar kimse değildi, kimliklerinden sıyrılmış beden olarak gördüm onları. neyse şiirimi okudum, ardından serbest tiradımı yaptım. şiiri ve son tiradı kesmediler. onları koşturarak bitirdim.
birçok yorum yaptılar. normalde sesin güçlü, neden daha alçak konuşuyorsun dedi vahide hoca. dedim o kadar çok espri konusu oluyor ki baskılamaya çalışıyorum. sonra dadıyı seçmekle aslında hata ettim, yaşlı kadın falan dedim. yok sen yaparsın sende o enerji var dedi ersin hoca. diksiyon hocası "hem, annem ve lazım" kelimelerini yanlış söylediğimi söyledi. farkındayım ama heyecandan işte:)
neden koştun dediler dedim yine heyecandan.
sonra vahide hoca bana birkaç yorum yaptı, ağzı açık baktım kadına. sen gerçekten istiyor musun dedi. istediğini ben görüyorum ama sen istiyor musun. dedim istiyorum ama yeteneğim var mı bilmiyorum. önce istemek dedi o da. bu konuda biraz konuştuk. sonra bana "sen aslında çekingen bir yapıya sahipsin ve enerjinle bunu kapatmaya çalışıyorsun" dedi. ben orda kalakaldım. kadın beni hepi topu 3-5 dakika gördü ve bir cümlede özetledi. düşüp bayılacağıdım resmen:)
neden kısa programa geldin diye sordu, o denk geldi dedim. aslında diğerine de tekrar gelsem mi diye sordum ama pek tavsiye etmediler dedim. araştırıyorum ben yeni kursları, soğutmak istemiyorum dedim. hatta sizin belki ileri derece bir kurs açacağınızı söylediler, ona alırsanız ona da gelmek istiyorum dedim. bütün workshoplara geleceğim dedim. dedim de dedim. ne çok dedim yaaa:P
neyse sonuç olarak sende o enerji, ışık var dediler. bir de kimsenin istediğin şeyleri yapmana engel olmasına izin verme vs dediler. vahide hoca'ya bunları sizden duydum ya çok mutlu oldum diyerek hoplaya zıplaya çıktım sınıftan.
tabi ben öyle kendi kendime çok sevindirik çıktım ama belki de tamamen yanlış yorumladım söylediklerini. yada kızı gaza getirelim yazık morali bozulmasın demiş de olabilirler:)
henüz notlar açıklanmadı. bugün öğleden sonra açıklanacakmış. 50 baraj notu. bakalım geçebilecek miyim:)
heyecandan patlayacağım. haftasonu kolay geçti ama şu gün geçemiyor bir türlü... akşam olsana be!!!
Cuma günü kursumuzun bitirme sınavı vardı. Aslına bakarsanız bizimki sertifika programı olmadığı için sınav falan olmayacaktık ama biz halimizi görelim diye cazlayınca peki dediler ve bizi de sınava aldılar. 2 hafta boyunca tirat ve şiir çalıştım gergin bir biçimde. tabi bu arada evdekileri ne derece baydığım konusuna hiç değinmiyorum. Gariplerim akşamları oturup benim ultra tiratlarımı ve şiirimi dinlediler:))
neyse cuma geldi çattı, gittik erkenden okula. bir heyecan bir heyecan sormayın. hatta sınava girmeden önce gidip likör falan aldık kendimize. isim sırasına göre girilecekmiş, ben 5. girdim. benden önce fatih girdi, ben kapıda beklerken garip bir sakinlik çöktü üzerime. dedim selen hadi bakalım.
girdim sınıftan içeri. hoşgeldin beş gittin. hangisiyle başlayacaksın dediler. dedim fidelia. başladım oynamaya. birara baktım resmen ellerim titriyor. hani gerçek anlamda titriyor ancak heyecan gösteren tek yer ellerim. gözardı etmeye çalışıp devam ettim. bir yerde repliğimi karıştırdım ama devam selen dedim, durmak yok.
ilk tiradı yarım kestiler ama herkesinkini kesiyorlarmış. sonra şiire geçtim. arda'dan aldığım tüyo eşliğinde arada seyircinin yüzüne de baktım. seyirci dediğim de vahide hoca ve diğerleri. ama o anda onlar benim için vahide hoca ve diğerleri değildi. onlar kimse değildi, kimliklerinden sıyrılmış beden olarak gördüm onları. neyse şiirimi okudum, ardından serbest tiradımı yaptım. şiiri ve son tiradı kesmediler. onları koşturarak bitirdim.
birçok yorum yaptılar. normalde sesin güçlü, neden daha alçak konuşuyorsun dedi vahide hoca. dedim o kadar çok espri konusu oluyor ki baskılamaya çalışıyorum. sonra dadıyı seçmekle aslında hata ettim, yaşlı kadın falan dedim. yok sen yaparsın sende o enerji var dedi ersin hoca. diksiyon hocası "hem, annem ve lazım" kelimelerini yanlış söylediğimi söyledi. farkındayım ama heyecandan işte:)
neden koştun dediler dedim yine heyecandan.
sonra vahide hoca bana birkaç yorum yaptı, ağzı açık baktım kadına. sen gerçekten istiyor musun dedi. istediğini ben görüyorum ama sen istiyor musun. dedim istiyorum ama yeteneğim var mı bilmiyorum. önce istemek dedi o da. bu konuda biraz konuştuk. sonra bana "sen aslında çekingen bir yapıya sahipsin ve enerjinle bunu kapatmaya çalışıyorsun" dedi. ben orda kalakaldım. kadın beni hepi topu 3-5 dakika gördü ve bir cümlede özetledi. düşüp bayılacağıdım resmen:)
neden kısa programa geldin diye sordu, o denk geldi dedim. aslında diğerine de tekrar gelsem mi diye sordum ama pek tavsiye etmediler dedim. araştırıyorum ben yeni kursları, soğutmak istemiyorum dedim. hatta sizin belki ileri derece bir kurs açacağınızı söylediler, ona alırsanız ona da gelmek istiyorum dedim. bütün workshoplara geleceğim dedim. dedim de dedim. ne çok dedim yaaa:P
neyse sonuç olarak sende o enerji, ışık var dediler. bir de kimsenin istediğin şeyleri yapmana engel olmasına izin verme vs dediler. vahide hoca'ya bunları sizden duydum ya çok mutlu oldum diyerek hoplaya zıplaya çıktım sınıftan.
tabi ben öyle kendi kendime çok sevindirik çıktım ama belki de tamamen yanlış yorumladım söylediklerini. yada kızı gaza getirelim yazık morali bozulmasın demiş de olabilirler:)
henüz notlar açıklanmadı. bugün öğleden sonra açıklanacakmış. 50 baraj notu. bakalım geçebilecek miyim:)
heyecandan patlayacağım. haftasonu kolay geçti ama şu gün geçemiyor bir türlü... akşam olsana be!!!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)