Akşam kendimi nasıl yatağa attım bilemedim. O kadar yorulmuş ve hamlamışım ki yatakta dönemedim bile. Daha doğrusu dönme çabalarım bilimum ağrı ve sızı ile sekteye uğradı:( Demek bir önceki sefer daha zindeymişim:(
Akşam da dersim var:( eve gidip dinlenme hayalim suya düşmüş durumda. Gerçi yoğunluk sebebiyle derse gitmesem işte kalıp çalışmam gerekeceğinden pek bir farkı da bulunmuyor ya...
aaaahhh:(
9 Mart 2009 Pazartesi
8 Mart 2009 Pazar
Kartalkayak
Ikinci kayak maceramda az önce sona erdi. Aslında cümleyi "kazasız belasız sona erdi" olarak bitirmek isterdim ama bugün olanca şiddetiyle bacağıma çarpan lift yüzünden şu anda sol bacağımda yumurta kadar bir şişlik ve hareli bir morluk mevcut:((
Detaylara gelince:
Haftalardır tüm viyaklamalarıma ve mızırdanmalarıma dayanamayan Aylin bu haftasonu kayağa gitmeye ok dedi. Hareket yine cts sabahı kargalar daha kahvaltısını yapmadan olacaktı. Ben güya cuma akşamı işten çıkıp direk eve gelicek ve eşyalarımı toplayıp erkenden yatacaktım. Ama gelen bir telefona ayarıp geceyarısına kadar dışarıda dolandım. Tabi sonra eve gelip hazırlanıp yatmam 1:30 oldu.
Sabah saat çaldığında kafamı yastığa yeni koymuşum gibime geldi! Neyse kalkıp gözü yarı kapalı hazırlandım, gidip otobüse yerleştim. Bu sefer yol boyu uyudum valla. Sonra otele girdik hemen eşyaları odaya atıp piste döküldük. Yalnız bu sefer hava çok ama çok rüzgarlı ve ılık idi, yani karlar suluydu. Kaymak adama hiç zevk vermeyen formattaydı. Ben yine de pratik yapıcam aşkıyla eğitim pistinde inip çıktım. sonra havaya ve kötü koşullara rağmen ders almaya karar verdim. Hocayla da daha uzun başka bir eğitim pistinde dolandık. Ama hava koşullarına dayanamayıp günü erken noktaladık.
Bu arada otelde eski işim sebebiyle tanıdığımız birileriyle karşılaştık. Öğlen onlarla muhabbet ettik, yemekte beraberdik falan. Akşam da yemek sonrası biz Aylin'le tavla oynadıktan sonra onlar da geldi. Osman Bey tavlayı görünce "hanginiz iddialı?" dedi. Aylin hemen topu bana atınca ben başladım tavla oynamaya. Bir yandan oynuyorum bir yandan stresten ölmek üzereyim. Hem kaybetmek istemiyorum hem kazanmak ayıp olur gibi geliyor. Ama bütün gece melekler benim yanımdaydı ve farklı bir skorla aldım oyunları. Bir yandan espri felan yapıyoruz ben gülüyorum falan ama bir yandan da harbi stres oldum. Yemekte abartmıştık, stresten hepsini hazmettim, ateş bastı falan. Artık 10. oyunun sonunda Aylin kaan'ın uykusu geldi dedi de oynamayı bıraktık:)
Pazar sabah bir uyandık ki bütün gece yağan karın etkisiyle pistler süper olmuş ve rüzgar dinmiş. Hava ve pistler kayak için süper elverişli durumda. Ben önce bir heves dün hoca ile kaydığımız piste gittim. İlk turu düşe kalka bitirdim ama biraz da moralim bozuldu. Sonra Aylin ve Kaan o pistin iyi olmadığını iddia ederek beni Nazlı'ya çıkardılar. Allahım hayatımın kabusu idi. 2-3 kere düştüm, nasıl dik geldi bana, nerdeyse dizlerimin bağı çözüldü. (Bu arada Nazlı da eğitim pistinden sonraki en kolay pist:PPP) Sonra ben gene eski uzun eğitim pistine gittim. 2. turda da bilimum düşüş ve ufak çaplı taklalar sonunda 3. turu düşmeden tamamlamayı başardım.
Yemek molasında bizimkiler kanıma girdi, daha doğrusu kaan'ın dolduruşları ile dağın arkasında Nazlı'dan kolay olduğunu iddia ettikleri orta zorluktaki bir piste (kuzey pisti) gittik. Yemek molasında bana ne olduysa artık hem inişte hem de kuzey pistinde düşmeden kaymayı başardım. Hala pek bir sarsak kayıyorum ama dengeyi koruyabiliyorum. Sonra Aylin ve Kaan olimpiyat pistinden dönmeye karar verince bana da arkadan dolanıp Nazlı'dan inmek düştü. Bir yandan yavaş yavaş piste giderken diğer yandan nasıl inicem diye kara kara düşünüp durdum. Sonra pisti buldum, inmeye başladım, anaa sabah ben mi bu pistte debelenip durdum lan ne rahatmış halbuki diyerek indim aşağıya. Bir de gurur duydum kendimle:)))
Eğer bu sene sezon kapanmadan 1 kayış daha yaparsam muhtemelen oturturum kaymayı. Bundan sonra yazın dalış kışın kayağa vericem kendimi. ve her daim dans:)))
Detaylara gelince:
Haftalardır tüm viyaklamalarıma ve mızırdanmalarıma dayanamayan Aylin bu haftasonu kayağa gitmeye ok dedi. Hareket yine cts sabahı kargalar daha kahvaltısını yapmadan olacaktı. Ben güya cuma akşamı işten çıkıp direk eve gelicek ve eşyalarımı toplayıp erkenden yatacaktım. Ama gelen bir telefona ayarıp geceyarısına kadar dışarıda dolandım. Tabi sonra eve gelip hazırlanıp yatmam 1:30 oldu.
Sabah saat çaldığında kafamı yastığa yeni koymuşum gibime geldi! Neyse kalkıp gözü yarı kapalı hazırlandım, gidip otobüse yerleştim. Bu sefer yol boyu uyudum valla. Sonra otele girdik hemen eşyaları odaya atıp piste döküldük. Yalnız bu sefer hava çok ama çok rüzgarlı ve ılık idi, yani karlar suluydu. Kaymak adama hiç zevk vermeyen formattaydı. Ben yine de pratik yapıcam aşkıyla eğitim pistinde inip çıktım. sonra havaya ve kötü koşullara rağmen ders almaya karar verdim. Hocayla da daha uzun başka bir eğitim pistinde dolandık. Ama hava koşullarına dayanamayıp günü erken noktaladık.
Bu arada otelde eski işim sebebiyle tanıdığımız birileriyle karşılaştık. Öğlen onlarla muhabbet ettik, yemekte beraberdik falan. Akşam da yemek sonrası biz Aylin'le tavla oynadıktan sonra onlar da geldi. Osman Bey tavlayı görünce "hanginiz iddialı?" dedi. Aylin hemen topu bana atınca ben başladım tavla oynamaya. Bir yandan oynuyorum bir yandan stresten ölmek üzereyim. Hem kaybetmek istemiyorum hem kazanmak ayıp olur gibi geliyor. Ama bütün gece melekler benim yanımdaydı ve farklı bir skorla aldım oyunları. Bir yandan espri felan yapıyoruz ben gülüyorum falan ama bir yandan da harbi stres oldum. Yemekte abartmıştık, stresten hepsini hazmettim, ateş bastı falan. Artık 10. oyunun sonunda Aylin kaan'ın uykusu geldi dedi de oynamayı bıraktık:)
Pazar sabah bir uyandık ki bütün gece yağan karın etkisiyle pistler süper olmuş ve rüzgar dinmiş. Hava ve pistler kayak için süper elverişli durumda. Ben önce bir heves dün hoca ile kaydığımız piste gittim. İlk turu düşe kalka bitirdim ama biraz da moralim bozuldu. Sonra Aylin ve Kaan o pistin iyi olmadığını iddia ederek beni Nazlı'ya çıkardılar. Allahım hayatımın kabusu idi. 2-3 kere düştüm, nasıl dik geldi bana, nerdeyse dizlerimin bağı çözüldü. (Bu arada Nazlı da eğitim pistinden sonraki en kolay pist:PPP) Sonra ben gene eski uzun eğitim pistine gittim. 2. turda da bilimum düşüş ve ufak çaplı taklalar sonunda 3. turu düşmeden tamamlamayı başardım.
Yemek molasında bizimkiler kanıma girdi, daha doğrusu kaan'ın dolduruşları ile dağın arkasında Nazlı'dan kolay olduğunu iddia ettikleri orta zorluktaki bir piste (kuzey pisti) gittik. Yemek molasında bana ne olduysa artık hem inişte hem de kuzey pistinde düşmeden kaymayı başardım. Hala pek bir sarsak kayıyorum ama dengeyi koruyabiliyorum. Sonra Aylin ve Kaan olimpiyat pistinden dönmeye karar verince bana da arkadan dolanıp Nazlı'dan inmek düştü. Bir yandan yavaş yavaş piste giderken diğer yandan nasıl inicem diye kara kara düşünüp durdum. Sonra pisti buldum, inmeye başladım, anaa sabah ben mi bu pistte debelenip durdum lan ne rahatmış halbuki diyerek indim aşağıya. Bir de gurur duydum kendimle:)))
Eğer bu sene sezon kapanmadan 1 kayış daha yaparsam muhtemelen oturturum kaymayı. Bundan sonra yazın dalış kışın kayağa vericem kendimi. ve her daim dans:)))
5 Mart 2009 Perşembe
Alçak tiroid!!!
Son zamanlarda artan şikayetlerimin sebebi gene hormon değerlerimin kafasına göre takılmasıymış. Aylardır şikayet ettiğim konsantrasyon problemi, gözlerimin şişmesi, uyanamamam, yıllardır yaşadığım unutkanlık... İşin komik yanı 3 ay önce de düşük çıkmıştı ve nedense doktor ilacımı azalttı, şimdi gene düşük çıkınca artırdı. Aslında ilk başta artırması gerekiyordu bence.. Boşu boşuna kaç aydır vücuduma zarar verip durdum. Tamam benim de ihmalim var, benim de kontrolü simdi degil 1.5 ay önce yaptırmam gerekiyordu... tembellik işte. onun sorumlusu da tiroid. bu tiroid benim hayatımı alt üst ediyo yaaa:((( ne boktan bir hastalıktır bu:(
dip not: az önce ankaradaki doktorumla konustum. adamcağızın günahını almışım, doğru karar vermişmiş önceden. neyse şimdi ara doz verdiler. allahım ne gerzek biz hastalıktır bu yaaa!
dip not: az önce ankaradaki doktorumla konustum. adamcağızın günahını almışım, doğru karar vermişmiş önceden. neyse şimdi ara doz verdiler. allahım ne gerzek biz hastalıktır bu yaaa!
4 Mart 2009 Çarşamba
Ofis komedisi
Bu akşam 18:30 sıralarında ofisin kapısı çaldı. Ben "allah allah bu saatte kim ola ki?" derken patron kapıyı açmaya gitti. Bir bayan gayet girdi içeri, merhaba falan dedi. Biz de buyur ettik. Ben herhal AHE'nin misafiri diye düşünürken bir baktım o da bana ??? ile bakıyor! Bunu farkedince bu sefer gelen bayana "buyrun?" diyerek soru işareti ile baktık. Kadın da "Altuğ Bey yok mu?" dedi. Altuğ Bey bizim yandaki komşu dişçi. Şu benim dolgu kırıldığında hayatımı kurtaran şahıs. "Yok" dedim "Altuğ Bey'in ofisi yan taraf". Kadıncağız bozuldu mu bilmem ama bozuntuya vermeden "ay ben geleli çok oldu, şaşırmışım" dedi ve gitti. Biz de gayet kibar "iyi akşamlar" diyerek kapıyı kapatıp sonrasında sessiz kahkahalar patlattık:)))))
Yetmiyor...
Günler haftalar yetmemeye başladı. Yapmak istediğim o kadar çok şey, görmek istediğim o kadar çok yer ve insan var ki günler, haftalar yetmiyor. Ankara'ya gitme planı yapmaya çalışıyorum, bir bakıyorum 3-4 hafta sonraya anca zaman bulabiliyorum:( Zaman akıp geçerken ne oluyor da yetmiyor anlayamıyorum. Peki ne yapıyorum? aslında hiç... Diyorum ya anlamıyorum. Nice haftasonudur ilk defa bu haftasonu boştum, onu da palladium ve aile, arkadaş ziyaretleri ile doldurdum.
Yapacak bişeyim olmadığı zaman sıkılıyorum ama yapacak bişeyimin olmadığı zamanların olmasını özlüyorum bir yandan. Hani zaman yetse, günler, haftalar uzasa, yapacaklarım bitmiş olsa da ben de ne yapsam ki diye düşünsem:)))
Kel alaka olcak ama iyi ki şu dansa gidiyorum yalnız, beni çok mutlu ediyor:)
Yapacak bişeyim olmadığı zaman sıkılıyorum ama yapacak bişeyimin olmadığı zamanların olmasını özlüyorum bir yandan. Hani zaman yetse, günler, haftalar uzasa, yapacaklarım bitmiş olsa da ben de ne yapsam ki diye düşünsem:)))
Kel alaka olcak ama iyi ki şu dansa gidiyorum yalnız, beni çok mutlu ediyor:)
2 Mart 2009 Pazartesi
Okul başladı:(
Bugün gene okul başladı. Yine pazartesileri derse gidicem. Üstelik bu sefer resmi kayıtlı olacağım için oturup ders çalışmam da gerek. Üstelik Aylin'de yok, yani ders de eğlenceli olmayacak sonrası da:( neyse artık arada ders çıkışı kandırabilirsem takılırız arada.
Cat on a Hot Tin Roof
Yıllar önce TRT1 de izleyip de bayıldığım bir film. Dün ablamlarla Bağdat Caddesinde dolanırken girdiğimiz D&R'da dvd'sini görünce gözlerim ışıldayarak atladım üzerine. Yıllar oldu izleyeli ve tekrar izleme fikri karşı konulamazdı:)
Akşam eve geldiğimde geç olmasına rağmen filmi koydum dvd'ye. Önce gene bilgisayarı da aldım kucağıma ama sonra bu konsantrasyon problemime çare bulmak amacıyla kenara bıraktım, kendimi filme vermeye çalıştım. Film de eski zamanlardaki yayvan ve hızlı konuşması ile anlamak için daha dikkatli dinlememe sebep oldu zaten, bu sayede dikkatimi dağıtmadan (mümkün olduğunca) izledim filmi.
Paul Newman... adam gerçekten nefes kesiyor. Hani şimdinin brad pitt'i, tom cruise'u ne bileyim jude law'i ve hatta pierce brosnan'i bile adamın eline su dökemez:)) Konu güzel, oyuncular güzel...
Filmin başka bir faydası da eski ingilizcede kullanılan ve komiğime giden cümle/kelimelere yenisini eklemesi oldu. Pride and Prejudice'deki "are you unwell?", ".. claim acquintenance with u" ve benim favorim olan ve her lafa maydonoz teyzenin "I must have my share in this conversation" ından sonra burda da "boy of mine" listemde yerini aldı. yeni öğrendiğim kelime ise "mendacity". yalancılık demekmiş:)
Akşam eve geldiğimde geç olmasına rağmen filmi koydum dvd'ye. Önce gene bilgisayarı da aldım kucağıma ama sonra bu konsantrasyon problemime çare bulmak amacıyla kenara bıraktım, kendimi filme vermeye çalıştım. Film de eski zamanlardaki yayvan ve hızlı konuşması ile anlamak için daha dikkatli dinlememe sebep oldu zaten, bu sayede dikkatimi dağıtmadan (mümkün olduğunca) izledim filmi.
Paul Newman... adam gerçekten nefes kesiyor. Hani şimdinin brad pitt'i, tom cruise'u ne bileyim jude law'i ve hatta pierce brosnan'i bile adamın eline su dökemez:)) Konu güzel, oyuncular güzel...
Filmin başka bir faydası da eski ingilizcede kullanılan ve komiğime giden cümle/kelimelere yenisini eklemesi oldu. Pride and Prejudice'deki "are you unwell?", ".. claim acquintenance with u" ve benim favorim olan ve her lafa maydonoz teyzenin "I must have my share in this conversation" ından sonra burda da "boy of mine" listemde yerini aldı. yeni öğrendiğim kelime ise "mendacity". yalancılık demekmiş:)
1 Mart 2009 Pazar
Konsantrasyon???
Bir süredir çok yüksek konsantrasyon problemim var. Sadece iş vs de değil, herşeye karşı. Aylardır kitap okuyamıyorum, oturup herhangi bir filmi hatta normal tv bile izleyemiyorum. Tv karşısındaysam mutlaka kucağımda laptop, bir yandan ya orda burda dolanıyorum ya oyun oynuyorum. İşte makale okurken kendimi kimbilir nerde buluyorum, hastası olduğum hiçbir diziyi takip etmiyorum işin ilginci merak da etmiyorum. Aylardır sinemaya gitmiyorum, dert de etmiyorum. Onlarca filmi kaçırdım, hangisini kaçırdığımı bile bilmiyorum, dahası umursamıyorum. Müzik dinlemiyorum, bir tek dans ediyorum ama bazen ondan bile kopuyorum... Bir sorunum var muhtemelen ama adını koyamıyorum:)))
27 Şubat 2009 Cuma
"HER KADIN HAYATININ BİR BÖLÜMÜNÜ BUDİST OLARAK YAŞAR ÇÜNKÜ MUTLAKA BİR ÖKÜZE TAPMIŞLIĞI VARDIR."
ben koyu bir budistim:))))
* düzeltme: muti dedi ki budistler hiçbir hayvana tapmaz, hintliler ineğe tapar. ama bence öküze tapan bir din olmalı ki biz kadınlar ona ait olalım:))
* düzeltme: muti dedi ki budistler hiçbir hayvana tapmaz, hintliler ineğe tapar. ama bence öküze tapan bir din olmalı ki biz kadınlar ona ait olalım:))
26 Şubat 2009 Perşembe
Akşamdan kalanlar
6 ayın sonunda dün akşam nihayet Crix bana geldi. Birkaç haftadır yapalım edelim e artık görüşelim vs derken dün nihayet gerçekleştirdik planı. Gelirken de remastered'larını kaptı, gece boyunca paso dm dinleyip kendimizden geçtik. Hayrına ses sistemimi de kurdu, artık daha bir keyifli izleyebilicem film ve konserlerimi.
Tabi dm yanında içtiğim yaklaşık 1 şişe şarabın etkisiyle bugün sersem gibiyim ama gülü seven dikenine katlanırmış değil mi:)
Tabi dm yanında içtiğim yaklaşık 1 şişe şarabın etkisiyle bugün sersem gibiyim ama gülü seven dikenine katlanırmış değil mi:)
güncem...
Blog tutmak güzel de bazen istemediğin sonuçlar da doğurmuyor değil... Gizlin saklın kalmıyor artık kimseden. Yaptığına, yazdığına dikkat etmen gerekiyor bir yerden sonra, tam da kendin olamıyorsun aslında. Okuyanları seçemediğin gibi kimseye okuma ya da sen bunu okuma da diyemiyorsun... Ben buna kısmi çözüm olarak ikinci bir blog ve yazılı günlük yaptım ama yine de kendi özgürlüğümü kısıtlamışım gibi geliyor... Bu nedenle de artık eskisi kadar şevkle yazamıyorum... Yargısızca, sınırsızca paylaşmak istediklerimle uzak tutmak istediklerim arasında bir denge oluşturmak hem kendime hem onlara haksızlık gibi geliyor... Bu durumu da insan kendi yaratıyor aslında, yani ben de kendim yarattım ama işte her zaman ileriyi göremiyorsun ki...
Bir yanım attığım her adımı, güldüğüm her olayı yazmak, paylaşmak isterken diğer yanım dur selen diyor, dur yazma...
Bir yanım attığım her adımı, güldüğüm her olayı yazmak, paylaşmak isterken diğer yanım dur selen diyor, dur yazma...
25 Şubat 2009 Çarşamba
Halbuki ne çok istemiştim:(
Kaç haftadır haftasonu gidip kaymak istiyorum. yani işe başlamışken biraz öğreneyim ama bir türlü ayarlayamadım. Ya gidecek adam olmuyor ya iş yoğun ya da yer kalmamış:( Hevesim kursağımda kalıyor resmen. Şeytan diyor bas git tek başına günübirlik. sonuçta kayıp geleceksin hepi topu...
Ben... ben... ben...
Allahım ben süper bir insanım. Ben inceyim, düşünceliyim, her şeyi yaparım. Ben megaloman olmayayım da kimler olsun:)))))
24 Şubat 2009 Salı
Kutup ayısı değilmişim!
Yavru kutup ayısı annesinin yanına sokulur:
- Annecim, bizi kutup ayısıyız değil mi?
- Evet oğlum
- Peki annecim, senin annen baban da kutup ayısı mı?
- Evet
- Peki ya babamınkiler? onlar da kutup ayısı değil mi?
- Evet!
- Peki anne ya onların anne babaları?
- Evet oğlum hepsi hepsi kutup ayısı ama sen bunu neden soruyorsun???
- Brrrr, üşüyorum anasını satiim...
- Annecim, bizi kutup ayısıyız değil mi?
- Evet oğlum
- Peki annecim, senin annen baban da kutup ayısı mı?
- Evet
- Peki ya babamınkiler? onlar da kutup ayısı değil mi?
- Evet!
- Peki anne ya onların anne babaları?
- Evet oğlum hepsi hepsi kutup ayısı ama sen bunu neden soruyorsun???
- Brrrr, üşüyorum anasını satiim...
Ucuz kurtardım
Benim bazen böyle aklıma takılıverir. Aklıma gelince de mutlaka başıma gelir. Hani mesela bir işi yaparsın, çok ama çok minik bir kontrol geçer derinlerden bir yerden, üzerinde durmazsın ya, işte o mutlaka patlar bana! Lan aklıma da gelmişti dersin ama patlamıştır bir kere. Önsezilerine güvenmen gerektiğini hatırlatırsın kendine... ama yine aynı ihmal... hep alakasız dediğim şeyler birbiri ile çakışır, engeller felan.
Geçen hafta da alacağım ders geldi aklıma. "Bir de dans dersimle çakışırmış" dedim. Bunu dedim ya, olmayacağı varsa da olur artık diye de düşündüm. Ama elim gidip de bir türlü programa bakamadım.
Az önce kontrol ettim. Ders programını açtım, almayı düşündüğüm dersin koduna baktım: persembe!!!! allahım yaaa, olur mu bu dedim. Bir daha baktım! gene perşembe! sonra diğer derslere baktım. aaa yanlış dersin kodu imiş o! Benim alacağım yine pazartesi. Bir sevindim ki:))))
Geçen hafta da alacağım ders geldi aklıma. "Bir de dans dersimle çakışırmış" dedim. Bunu dedim ya, olmayacağı varsa da olur artık diye de düşündüm. Ama elim gidip de bir türlü programa bakamadım.
Az önce kontrol ettim. Ders programını açtım, almayı düşündüğüm dersin koduna baktım: persembe!!!! allahım yaaa, olur mu bu dedim. Bir daha baktım! gene perşembe! sonra diğer derslere baktım. aaa yanlış dersin kodu imiş o! Benim alacağım yine pazartesi. Bir sevindim ki:))))
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)