İnsanın karakteri neye göre gelişir diye düşünüyorum da, sanırım genlerin yanısıra aile terbiyesi, büyürken içinde bulunduğu ortam vs etkili oluyordur.
Bizi birçok şeyi yapmaktan alıkoyan da bu karakter yapımız değil mi zaten? doğrularımız, yanlışlarımız, değerlerimiz... kontrollü olmamız, etrafımıza zarar vermemeye çalışmamız, faydalı olmak istememiz, iyi birer insan olmamız...
iyi insanın aklından karşısındakini üzmek ona kötülük yapmak geçmez. aklından geçmeyen, bilmediği birşeye karşılık hazırlıklı veya korunaklı da olamaz. daha çok darbe yer. ondan değil midir kötülük veya zarar gördüğümüzde şaşırmamız, yıkılmamız, acı çekmemiz. ona rağmen bu zamanlarda bile sağlam durmamız ve karşılık vermeyişimiz de iyi insan olduğumuzdan değil mi?
allah iyilerle karşılaştırsın derler çünkü kötü olmak çok kolay... sürekli kendini kontrol etmek yerine içinden geldiğince şeytana uymak, üzeni üzmek, gönlünce kızmak, yıkmak, bozmak... sınırlarını zorlamak yerine boşvermek... içini kemiren adalet duygusuna teslim olmak ve adaletini kendin bulmak... o kadar kolay ve cazibeli ki intikam almak, kötü olmak, kötülüğe kötülükle karşılık vermek, acı çektirene acı çektirmek, üzmek. zor olan bu duygularla savaşıp doğru bildiğinden çıkmamak. zor olan yapılan haksızlıkları sindirip yoluna devam etmek. zor olan seni üzen ve kandıranları affedip ileriye bakmak... unutmak...
zor olan ateşe ateşle karşılık vermemek, üzerine su dökmek...
ama sonra zoru başarmanın onuru ve gururuyla dolmak... yenilmemek, yıkılmamak, dimdik ayakta durmak... zoru zorlamak ve galip gelmek.
galip geleceğimiz zorluklara...
23 Şubat 2010 Salı
22 Şubat 2010 Pazartesi
yine deli gibi yedim!
Keyifli bir haftasonunu daha geride bıraktım. Çok hızlı geçti ama tadı çok güzeldi.
Cuma akşamı 6 sularında çıktım yola, önce havaalanına ardından Ankara'ya vardım. Özge aldı beni Havaş'dan (gene bekletti kadın ama bu sefer 2-3 dakika:Pp). Doğru eve yollandık. TV karşısında pineklerken "what happens in Vegas" izledik. Çok keyifli bir filmmiş, bayağı güldüm izlerken. Bu arada Özge'nin evinde 2 kedi var, ben aslında kedi sevmem ama bunlar pek sakin iran kedileri, nerdeyse sevdim de diyebilirim yani:)
Cumartesi güne 9 gibi başladık. Önce ben Sunny'i çekyatın altında ezmeye kalktım, sonra da üzerine basmaya çalıştım:) Allahtan kalıcı bir hasar vermeden çıktım evden. Sağolsun Özge beni şehre bıraktı. İlk aktivite SGK'dan Sema ve Merih hanımla buluşmak. Onlarla hasret dolu kahvaltının ardından kendimi kuaföre attım. Serkan'cığımı da özlemişim netekim. Serkan'dan beni Burak aldı ve Selim'le buluşmaya Quick China'ya gittik. QC'nın açık büfesi süper oluyor. Netekim yine öyleydi, kendimizi kaybederek yemeklerimizi yedik. Sonra da hazmetmek için Arjantin Starbucks'da aldık soluğu. duble espressolu amerikanolar ile anca kendimize geldik. saat 5:30 sularında onlardan ayrılıp Mutişkomla buluştum. Kısa ama koyu sohbetin ardından o da beni Gordion'a taşıdı. Günün son organizasyonu Özge ve Rengin'le akşam yemeği idi. Kızlarla Gordion'da buluşup kısa bir hediye alışverişinin ardından yemeğe yollandık. Bu seferki adres Sushisu. Yine doğu mutfağı. Tabi bu arada ben töhmeleme formatında olduğum için önce azar sonra sitem işittim:) onlar çok aç ben tok olunca onlar yedi ben izledim. Ancak 2. turda sushi ve pad thai tadına baktım. Sushi'si çok başarılı idi. yemekse fena değildi.
Cts akşamını çok uzatmadan noktaladık. Eve dönüp yine TV izledik vs. Akşam yine 12 sularında sızdık.
Pazar sabahı pek bir maceralı başladı benim için. Akşam yattığım çekyat kayıp ayrılmaya çalışmıştı. Sabah bir baktık ki ayakları çıkmış. Özge ile onu takmaya çalışırken yaptığım salak bir hareket sonucunda çekyat elime kapandı. Biran olduğum yerde donup kaldım, hasarı idrak etmeye çalıştım. Bu arada Özge panik içeri buz getirmeye koştu. Onu sakinleştirmek amacıyla ben de mutfağa gittim. Hasar çok değil, biraz sıyrık ve morluk. Ama sanırım ufak bir şoka girmiş olmalıyım ki mutfakta birden kulaklarım uğuldamaya ve gözüm kararmaya başladı. Oturduğum yerde bayılcak gibi hissedip kendimi koltuğa zor attım. sanırım tansiyonum düştü. Neyse 3-5 dakikaya kendime gelmiştim. yazık kızlar da öyle korktu ki ben daha sakindim resmen:)
Sabah maceramın sonrasında son aktiviteme doğru özge'cik gene taşıdı beni. Bu sefer dido ve cimcime ile kahvaltı. Malum mübarek 3 aylara girdik:) Burak da geldi kahvaltıya. Biz hala dünden tokuz resmen ama bu yine de kahvaltı tabaklarını silip süpürmemize engel olmadı. 12:30 gibi ordan çıktık. havaş'a gitmeden önce burak beni babama götürdü. ve anneme tabi. nasıl özlemişim anlatamam. çok ilginç, insan mezarı başında bu kadar yakın hisseder mi kendini... orda öyle oturup beklemek istedim ama hem yağmur yağıyordu hem de otobüse yetişmem gerekiyordu, vedalaşıp ayrıldım.
Ardından dönüş yolculuğu. 5 falandı eve geldim. bişeyler yiyip kestirdim. 10'da kalkıp star wars izledim ve tekrar yattım.
ya bu aralar beni sanırım gene çeçe sineği soktu. Uyuduğum saatlerin haddi hesabı yok... karpuz da yata yata büyürmüş ama:PpP
Cuma akşamı 6 sularında çıktım yola, önce havaalanına ardından Ankara'ya vardım. Özge aldı beni Havaş'dan (gene bekletti kadın ama bu sefer 2-3 dakika:Pp). Doğru eve yollandık. TV karşısında pineklerken "what happens in Vegas" izledik. Çok keyifli bir filmmiş, bayağı güldüm izlerken. Bu arada Özge'nin evinde 2 kedi var, ben aslında kedi sevmem ama bunlar pek sakin iran kedileri, nerdeyse sevdim de diyebilirim yani:)
Cumartesi güne 9 gibi başladık. Önce ben Sunny'i çekyatın altında ezmeye kalktım, sonra da üzerine basmaya çalıştım:) Allahtan kalıcı bir hasar vermeden çıktım evden. Sağolsun Özge beni şehre bıraktı. İlk aktivite SGK'dan Sema ve Merih hanımla buluşmak. Onlarla hasret dolu kahvaltının ardından kendimi kuaföre attım. Serkan'cığımı da özlemişim netekim. Serkan'dan beni Burak aldı ve Selim'le buluşmaya Quick China'ya gittik. QC'nın açık büfesi süper oluyor. Netekim yine öyleydi, kendimizi kaybederek yemeklerimizi yedik. Sonra da hazmetmek için Arjantin Starbucks'da aldık soluğu. duble espressolu amerikanolar ile anca kendimize geldik. saat 5:30 sularında onlardan ayrılıp Mutişkomla buluştum. Kısa ama koyu sohbetin ardından o da beni Gordion'a taşıdı. Günün son organizasyonu Özge ve Rengin'le akşam yemeği idi. Kızlarla Gordion'da buluşup kısa bir hediye alışverişinin ardından yemeğe yollandık. Bu seferki adres Sushisu. Yine doğu mutfağı. Tabi bu arada ben töhmeleme formatında olduğum için önce azar sonra sitem işittim:) onlar çok aç ben tok olunca onlar yedi ben izledim. Ancak 2. turda sushi ve pad thai tadına baktım. Sushi'si çok başarılı idi. yemekse fena değildi.
Cts akşamını çok uzatmadan noktaladık. Eve dönüp yine TV izledik vs. Akşam yine 12 sularında sızdık.
Pazar sabahı pek bir maceralı başladı benim için. Akşam yattığım çekyat kayıp ayrılmaya çalışmıştı. Sabah bir baktık ki ayakları çıkmış. Özge ile onu takmaya çalışırken yaptığım salak bir hareket sonucunda çekyat elime kapandı. Biran olduğum yerde donup kaldım, hasarı idrak etmeye çalıştım. Bu arada Özge panik içeri buz getirmeye koştu. Onu sakinleştirmek amacıyla ben de mutfağa gittim. Hasar çok değil, biraz sıyrık ve morluk. Ama sanırım ufak bir şoka girmiş olmalıyım ki mutfakta birden kulaklarım uğuldamaya ve gözüm kararmaya başladı. Oturduğum yerde bayılcak gibi hissedip kendimi koltuğa zor attım. sanırım tansiyonum düştü. Neyse 3-5 dakikaya kendime gelmiştim. yazık kızlar da öyle korktu ki ben daha sakindim resmen:)
Sabah maceramın sonrasında son aktiviteme doğru özge'cik gene taşıdı beni. Bu sefer dido ve cimcime ile kahvaltı. Malum mübarek 3 aylara girdik:) Burak da geldi kahvaltıya. Biz hala dünden tokuz resmen ama bu yine de kahvaltı tabaklarını silip süpürmemize engel olmadı. 12:30 gibi ordan çıktık. havaş'a gitmeden önce burak beni babama götürdü. ve anneme tabi. nasıl özlemişim anlatamam. çok ilginç, insan mezarı başında bu kadar yakın hisseder mi kendini... orda öyle oturup beklemek istedim ama hem yağmur yağıyordu hem de otobüse yetişmem gerekiyordu, vedalaşıp ayrıldım.
Ardından dönüş yolculuğu. 5 falandı eve geldim. bişeyler yiyip kestirdim. 10'da kalkıp star wars izledim ve tekrar yattım.
ya bu aralar beni sanırım gene çeçe sineği soktu. Uyuduğum saatlerin haddi hesabı yok... karpuz da yata yata büyürmüş ama:PpP
19 Şubat 2010 Cuma
Çok şirinler:)
bu hayvanları görünce içimin yağı eriyor resmen:)))) nasıl tatlı ve minikler... hani elimde olsa evde 100 tane besliycem ama ölüyo sonra gariplerim, kıyamıyorum:(
Ülkücüm, foto için sağol. hemen desktop da yaptım:)
Çelişki
Karmaşık duygular içindeyim 1-2 haftadır. Kendimi uzun zamandır olmadığı kadar iyi hissediyorum, hayata daha pozitif bakıyorum, neredeyse kendimi mutlu hissediyorum diyebilirim. ama aynı zamanda, zaman zaman bir duygu hasıl oluyor içime. sanki çok üzgünmüşüm de hıçkıra böğüre ağlamak istiyormuşum gibi. ama bu duygu o kadar derinde veya üzerinde bir sis perdesi var ki, yerini ve kaynağını bulamıyorum. sanki başka birinin duyguları gibi, yabancı kalıyor. orada olduğunu hissediyorum ama sahiplenemiyorum. o duyguyu yaşayamıyorum... o kadar karmaşık bir his ki anlatacak kelimeler bulamıyorum:) çok garip bir durum...
17 Şubat 2010 Çarşamba
Sapıtık kardeşler
Dün ablam kaçamak yapıp bana geldi. O kuaför işini halledene kadar ben de işten anca çıktım. 8 gibi buluştuk, önce biryerlere yemek yemeye gidelim dedik ama sonra şımarıklığımız tuttu ve akşamı bilimum abur cuburla doldurmaya karar verdik. Unpak'a kadayıf diye giren ablam torbasını kadayıfın yanısıra bilimum kurabiye ve simitle doldurmuş. Ben de madem öyle diyerek hemen Krispy Kreme önünde bir durak yapip donutları ekledim. Ardından starbucksda lattelerimizi alıp eve yollandık. Bir yandan ona blog yapıp diğer yandan da abur cuburlarımızı götürdük. Minnoş erkenden uyuklamaya başlayınca bana da 11 sularında yatağa girmek düştü:)
Yaşasın minnoş kardeşliği:)))
Yaşasın minnoş kardeşliği:)))
16 Şubat 2010 Salı
Düşündürücü
2 yıldır emniyet kemeri takmadığım düşünülürse... aslında düşündürücü bir reklam. insanın takası geliyor... ama sonra diyorsun ki, beni kim tutacak ki:)))
15 Şubat 2010 Pazartesi
Sakin
bir haftasonu geçirdim bu sefer. Cuma akşamı Otantik'e gittim ama 2 saat falan anca kalıp döndüm evet. Cts sabah TEGV de başka bir gönüllünün yerini doldurdum. Yerini doldurdum derken konuları bilmediğimden çocuklara oyun oynattım sadece:) Ardından öğlen eve geldim ve o oldu. Günün geri kalanını TV karşısında kırmızı koltuğumda pinekleyerek geçirdim. Akşamın tek farkı pineklememe Erdem ve Özlem eşlik etmesi oldu:)
Pazar günü planım öğlene kadar uyumaktı. Yatarken telefonu alarmı herşeyi kapattım. Kimse uyandırmasın beni, keyfimle uyuyacağım. Netekim öyle oldu. Keyifle uyandım, yatakta debelenmeye devam ettim, o tarafa devrildim, bu tarafa devrildim. Artık öğlen olmuştur herhalde diye telefonu açtım ki saat 8:57!!! Dumur halinde baktım telefona. Normalde cesedim kalkar o saatte yataktan ve ben gayet dinlenmiş moddayım. Yine de yediremedim kendime bu saatte kalkmayı, bir saat kadar daha debelendim ama sağolsun aşağıdakinin bağırtıları artınca kalktım 10 olmadan.
Yine bir film oldum dvd'ye, kuruldum koltuğuma. saat 13:30 gibi Ülkü ile buluştuk. Önce aç değiliz ayağına yattım ama sonra Go Mongo'ya doğru yönelince birden acıktık:) Orda yemeğimizi yedikten sonra biraz caddede dolandık, Cafe Cadde'de oturup çay içtik, dönüş yoluna geçtik. Bilet almaya geç kalınca kızcağız gece otobüsüne kaldı. Ben de onu eve sürükleyip TV karşısında pineklettim:) Zorla star wars izlettim, 12'de yolcu edip star wars'un sonunu yakaladım, ardından NCIS izleyip yattım.
Sabah? pazartesi ya bugün, sürünerek kalktım gene. Banyo ve kuaför ardından işteyim şimdi, ayılabilirsem çalışmaya başlıycam:))))
Pazar günü planım öğlene kadar uyumaktı. Yatarken telefonu alarmı herşeyi kapattım. Kimse uyandırmasın beni, keyfimle uyuyacağım. Netekim öyle oldu. Keyifle uyandım, yatakta debelenmeye devam ettim, o tarafa devrildim, bu tarafa devrildim. Artık öğlen olmuştur herhalde diye telefonu açtım ki saat 8:57!!! Dumur halinde baktım telefona. Normalde cesedim kalkar o saatte yataktan ve ben gayet dinlenmiş moddayım. Yine de yediremedim kendime bu saatte kalkmayı, bir saat kadar daha debelendim ama sağolsun aşağıdakinin bağırtıları artınca kalktım 10 olmadan.
Yine bir film oldum dvd'ye, kuruldum koltuğuma. saat 13:30 gibi Ülkü ile buluştuk. Önce aç değiliz ayağına yattım ama sonra Go Mongo'ya doğru yönelince birden acıktık:) Orda yemeğimizi yedikten sonra biraz caddede dolandık, Cafe Cadde'de oturup çay içtik, dönüş yoluna geçtik. Bilet almaya geç kalınca kızcağız gece otobüsüne kaldı. Ben de onu eve sürükleyip TV karşısında pineklettim:) Zorla star wars izlettim, 12'de yolcu edip star wars'un sonunu yakaladım, ardından NCIS izleyip yattım.
Sabah? pazartesi ya bugün, sürünerek kalktım gene. Banyo ve kuaför ardından işteyim şimdi, ayılabilirsem çalışmaya başlıycam:))))
12 Şubat 2010 Cuma
Kaç ay aradan sonra
dün nihayet dansa gittim. yani dans gecesine. en son ne zaman gitmiştim hatırlamıyorum. o yüzden de bu kadar paslanmış olmama şaşmamak lazım. bir de tabi dans ayakkabısı yokluğu... tembelliği bırakıp gidip kendime bir ayakkabı almanın zamanı geldi sanırım. zaten denge problemim var, rahat dönemeyince daha da kötü oluyor:))))
10 Şubat 2010 Çarşamba
Biri bitmeden...
Alt komşu bitmeden şimdi bir de alttan üstten ya da yandan çocuk ağlaması renk katmaya başladı gecelerime:) kaç yaşında bilmiyorum (muhtemelen 3 falandır) ama her gece bir saatte uyanıp ciyak ciyak ağlıyo velet. Resmen tutturma ağlaması ama, annesinin sesi geliyor yatıştırmaya yönelik, velet banamısın demiyor. Olan benim uykuma oluyor:)
8 Şubat 2010 Pazartesi
Kesin dayak
Her tarafım ağrıyo yaa:( nasıl tutulmuşum, gece yatakta dönerken bile zorlandım. EN çok da boynum. son turda nasıl başardıysam öyle bir sarsılmıştı ki başım, maske kafamdan fırlamıştı. şimdi boynum yarı tutuk modda:(((
allahım dayak yemiş gibiyim yaaa:(
allahım dayak yemiş gibiyim yaaa:(
7 Şubat 2010 Pazar
Kayak vs dayak
oy allahım nasıl bir gündü.
Dün akşamkı lise tayfasu toplantısının ardından eve gelip yatmam 2'yi buldu, kayak için kalkış saati 3:40:) kafamı yastığa koymamla saatin çalması bir oldu:( 4 gibi aylin gelip beni aldı, kadıköy evlendirmenin önünde diğerleri ile buluşup bindik otobüse.
uykusuzluk sağolsun gidişte paso uyudum. 8:30 gibi vardık Kartalkaya'ya, amanın o ne soğuk ve rüzgar. hemen hazırlanıp çıktık piste ama rüzgar kaymayı çok zorlaştırıyor. 1-2 tur attım nazlıda, körelmişim ama eh işte duruyorum dengede. sonra aylin ve kaanla aşağıya inip geçen sefer kaydığımız kuzey pistine niyetlendik ancak rüzgar nedeniyle kaanın teleferike binmesine izin vermediler. tam geri dönüyorduk ki burcuyu gördüm, o çıkınca ben de peşine takıldım. Yukarı bir çıktık kı kuzey pisti kapalı! soldan başka bir pistten inmeye niyetlendik, yabancı gibi. zaten rüzgar çok, kayan az, ne tarafa vs derken burcuya sen git geliyorum dedim ve bir anda onu da gözden kaybettim ve orda kalakaldım. ne tarafa gideceğim konusunda hiçbir fikrim yok. bir müddet ortada durup ne tarafa gideceğime karar vermeye çalıştım. o sırada yanımdan 2 kişi geçti ama nasıl indiler göremedim. diğer taraftan da 3-4 kişi inice diğer tarafa yöneldim. tam ben diğer yola yöneldiğimde adının hikmet olduğunu sonradan öğrendiğim biri daha gelip rotayı sordu. valla ben de bilmiyorum ama bu taraftan inenler oldu, ben de onların peşinden inmeyi deniyicem dedim. bu kararın hayatımın en büyük hatası olduğunu takip eden 1.5 saat içinde anladım. meğer gitmeye niyetlendiğim rota en sert ve dik rotalardan biriymiş. hikmetin yardımı ile düşe kalka biraz indim ama çok yoruldum. sonra o da kayboldu ortalıktan, ben gene düşe kalka ilerliyorum ama ne bacaklarda güç kaldı ne bişey. tam acaba aylini arasam bana kızak mı gönderseler vs diye düşünürken bir baktım aylin ve kaan bitti yanımda. onlar da şans eseri seçmişler o rotayı. onların da yardımıyla, yarı yuvarlanarak, yarı popo üstü kayarak indim aşağıya. birara ben nefeslenirken aylin içime dolan karları temizliyordu. Bir seferinde de tepede kalan kayağımı almak için bayağı bir yukarı yürüdü garibim.
Neyse sonuçta 1.5 saatlik debelenme sonucunda salimen liftlere ulaşıp kendimizi chocolate'a attık. Ben önce sahlep su vs sonra yemek yiyerek kendime geldim. tabi bir yandan da kurumaya çalıştım.
Öğleden sonra daha uslu daha sakin patikalarda 1-2 turlayıp hava şartlarına yenik düştük. Hele son turumda önümü göremediğim için en son bir tümsekten uçup yere kapandığımda "yeter" diyerek noktayı koydum.
sonuç olarak hayallerimin ötesinde biraz yorucu ve yıpratıcı oldu bu seferki kayak turu. inşallah bir sonraki sefer daha keyifli olur:)
Dün akşamkı lise tayfasu toplantısının ardından eve gelip yatmam 2'yi buldu, kayak için kalkış saati 3:40:) kafamı yastığa koymamla saatin çalması bir oldu:( 4 gibi aylin gelip beni aldı, kadıköy evlendirmenin önünde diğerleri ile buluşup bindik otobüse.
uykusuzluk sağolsun gidişte paso uyudum. 8:30 gibi vardık Kartalkaya'ya, amanın o ne soğuk ve rüzgar. hemen hazırlanıp çıktık piste ama rüzgar kaymayı çok zorlaştırıyor. 1-2 tur attım nazlıda, körelmişim ama eh işte duruyorum dengede. sonra aylin ve kaanla aşağıya inip geçen sefer kaydığımız kuzey pistine niyetlendik ancak rüzgar nedeniyle kaanın teleferike binmesine izin vermediler. tam geri dönüyorduk ki burcuyu gördüm, o çıkınca ben de peşine takıldım. Yukarı bir çıktık kı kuzey pisti kapalı! soldan başka bir pistten inmeye niyetlendik, yabancı gibi. zaten rüzgar çok, kayan az, ne tarafa vs derken burcuya sen git geliyorum dedim ve bir anda onu da gözden kaybettim ve orda kalakaldım. ne tarafa gideceğim konusunda hiçbir fikrim yok. bir müddet ortada durup ne tarafa gideceğime karar vermeye çalıştım. o sırada yanımdan 2 kişi geçti ama nasıl indiler göremedim. diğer taraftan da 3-4 kişi inice diğer tarafa yöneldim. tam ben diğer yola yöneldiğimde adının hikmet olduğunu sonradan öğrendiğim biri daha gelip rotayı sordu. valla ben de bilmiyorum ama bu taraftan inenler oldu, ben de onların peşinden inmeyi deniyicem dedim. bu kararın hayatımın en büyük hatası olduğunu takip eden 1.5 saat içinde anladım. meğer gitmeye niyetlendiğim rota en sert ve dik rotalardan biriymiş. hikmetin yardımı ile düşe kalka biraz indim ama çok yoruldum. sonra o da kayboldu ortalıktan, ben gene düşe kalka ilerliyorum ama ne bacaklarda güç kaldı ne bişey. tam acaba aylini arasam bana kızak mı gönderseler vs diye düşünürken bir baktım aylin ve kaan bitti yanımda. onlar da şans eseri seçmişler o rotayı. onların da yardımıyla, yarı yuvarlanarak, yarı popo üstü kayarak indim aşağıya. birara ben nefeslenirken aylin içime dolan karları temizliyordu. Bir seferinde de tepede kalan kayağımı almak için bayağı bir yukarı yürüdü garibim.
Neyse sonuçta 1.5 saatlik debelenme sonucunda salimen liftlere ulaşıp kendimizi chocolate'a attık. Ben önce sahlep su vs sonra yemek yiyerek kendime geldim. tabi bir yandan da kurumaya çalıştım.
Öğleden sonra daha uslu daha sakin patikalarda 1-2 turlayıp hava şartlarına yenik düştük. Hele son turumda önümü göremediğim için en son bir tümsekten uçup yere kapandığımda "yeter" diyerek noktayı koydum.
sonuç olarak hayallerimin ötesinde biraz yorucu ve yıpratıcı oldu bu seferki kayak turu. inşallah bir sonraki sefer daha keyifli olur:)
5 Şubat 2010 Cuma
Bu pazar
Hah ha haaa, gidelim kaymayaaa
nihayeeet, gidelim kaymayaaa:))))
resmen mutluluktan yerimde duramıyorum. Şubat'ın ortası oldu ve ben nihayet kaymaya gidebilicem. Bu pazar, günübirlik, kartalkaya:)
Doya doya kar kokusunu çeksem içime, başka ne isterim ki:)
hah hah haaa, gidelim kaymayaaa:)))
nihayeeet, gidelim kaymayaaa:))))
resmen mutluluktan yerimde duramıyorum. Şubat'ın ortası oldu ve ben nihayet kaymaya gidebilicem. Bu pazar, günübirlik, kartalkaya:)
Doya doya kar kokusunu çeksem içime, başka ne isterim ki:)
hah hah haaa, gidelim kaymayaaa:)))
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
