Sayfalar

24 Aralık 2014 Çarşamba

hadi hadi hadi...

gene sabırsız ruh halim beni ele geçirmeye başladı. Hadi biran önce almanca öğreneyim, hadi biran önce şu vermem gereken 30 kiloyu vereyim. hadi oyun bir an önce bitsin de sahneye çıkalım... e hadi ama! bilemiyorum ama bu aralar yapmak istediğim herşey bir an önce olsun istiyorum. kendimi dizginleme çabalarım çok bir işe yaramıyor. hızlı koşan at çabuk yorulur misali ben de gelişmeler yavaş olunca hevesimi kaybedip vazgeçicem diye korkuyorum bir yandan da. o yüzden yavaşlamam ve sakinlemem lazım. yapmak istediğim o kadar çok şey var ki. okumak istediğim onlarca kitap, izlemek istediğim yüzlerce dizi/film/tiyatro/opera/bale, gitmek istediğim birçok şehir, görmek istediğim birçok arkadaş... zaman? işte bir o yok. bir de para tabi... yani kısıtlı imkanlar... gün 24 saat olmasın, iş çok zaman almasın. haftalık programıma bakıp "ayyy şu günüm de boş, naapsam ki?" diyebileyim. programlar çakışmasın, hiçbir şey eksik kalmasın... işte aynen bu ruh haliyle bitiriyorum bu seneyi. yapmak istediklerine yetişemeyen, "şimdi ne yapsam ki?" diyecek zamanı olmayan bir durumda. yok bir dakika yanlış anlama olmasın, boş boş oturup oyun oynadığım saatler de çok. işte o saatlerde de salak salak oyun oynamamak istiyorum. aslında bu da benim elimde değil mi.. hmm bunu iyi ki yazdım buraya:) şaka bir yana gerçekten bazı şeylerin hızlı ilerlemesini istiyorum bu aralar. ilerlesin ki ben sıkılıp vazgeçmeyeyim... ilerlesin ki kendime hedef koyup başardığımı göreyim ve yeni hedefler koyabileyim... ilerlesin işte... ben vazgeçmeden, pes etmeden ilerlesin:)

20 Aralık 2014 Cumartesi

nedensizce...

binbir türlü değişik duygular içerisindeyim bugün. son 1 saat içinde hem hüzünlenip hem sinirlenip gözyaşları döktüm... önce dünyanın ne kadar küçük bir yer olduğunun bir ispatını daha yaşadım bugün. nermin'cim çok sevdiği ve "çok kafa, çok iyi anlaşırsınız" dediği bir arkadaşı ile tanıştırdı bugün beni. aslında bir 6 aydır falan tanıştıracaktı da en sonunda "e hani ama" diyince bugüne nasip oldu. buluştuk 3ümüz, hatta önce kentpark denildi ama görsen sanki bütün ankara orada. park yeri bulmam mümkün görünmeyince aldım onları doğru tepe prime'a. daha ilk saniyeden çocuğu sanki uzun zamandır tanıyormuşum gibi. sonra nerdensin vs derken hem oturduğu yer, hem de ismi ve çalıştığı yeri bir de yüzünün benzerliğini birleştirince bende şimşek çaktı. benim en eski, en çok sevdiğim, kankam olan ama yıllardır dünyanın öbür ucunda olduğu için görüşemediğimiz bir arkadaşımın abisi!!! dedim sen özgenin abisisin. o anda o da anımsadı beni. senin adın çok geçerdi diye. nermin dumur bir şekilde bize bakıyor. dedim ki kendisinin de haberi var, dolayısıyla söylememde mahsur yok. özge benim üniversiteden beri çok ama çok sevdiğim ve o yıllarda sırıl sıklam aşık olduğum çocuktu. nermin dumur oldu tabi. niye olmadı vs. dedim olmadı işte üzerinden 20 yıl geçmiş, onun mu sorgusunu yapacağız şimdi. nerden nereye... hemen fotolar çekildi ve gönderildi kendisine tabi ki... ama abisini görünce özge'yi ne kadar özlediğimi farkettim. içim buruldu resmen. sonra belki de sohbetin de tesiri ile yaşayamadığıöm, küçük salaklıklarım veya korkularım yüzünden elimden kaçan mutluluklara hüzünlendim. sonra bunu birine anlatmak istedim. normalde hiçbir tereddüt etmeden anlatacağım kişiye artık anlatamadığıma da hüzünlendim. sonra eve geldiğimde otoparkın girişine park eden bir adama sinirlenip kendisi ile dükkanın içinde kavga ettim. dükkandakilere de ayıp oldu gerçi. sonra da sinirimden oturup ağladım. şu anda da sinirimden, hüznümden, ondan bundan saçma sapan bir şekilde ağlıyorum işte...

16 Aralık 2014 Salı

new year (or age) resolutions

bu sonbahar ile bana birşeyler olmaya başladı. hayatımda bir değişiklik yapma ihtiyacı yada gereği duymaya başladım. 40 yaş bunalımı gibi de değil aslında, sorgulamıyorum yani hiçbir şeyi, daha çok daha kayda değer şeyler yapıp kendime oyalanmamı sağlayacak değer katacak birşeyler. ilk adımı sanırım evi taşıyarak yaptım. ikinci adım diyetisyene 256326653. defa başlamak oldu. yavaş gidiyor ama en azından gidiyor. şimdi evde geçirdiğim boş zamanlara kafayı takmış bulunuyorum. evet oturup saatlerce mal gibi dizi izlemeyi seviyorum ama bir yandan bu olaydan sıkılıyorum da. onun için üçüncü adım olarak kendime almanya öğrenme hedefi koydum. eminim bundan çok pişman olacağım ancak bu haftasonu almanca kursuna başlıyorum. hem de sabah 9:30 seansına. diğer bir deyişle şu çok sevdiğim haftasonu uykularım hikaye olacak. ve son olarak da yemek yapmayı öğrenmeye karar verdim. şu yaşıma geldim evimde yemekli misafir ağırlayamadım daha. başta takmıyordum ama son zamanlarda kendimi çok sefil hissetmeye başladım bu konuda. o yüzden bir sonraki adım da arada değişik yemekler pişirip arkadaşlarımın üzerinde denemek olacak:) gönüllü olan?

1 Aralık 2014 Pazartesi

Vazgeçebilmek...

öncelikle bu yazıyı yazarken kendi kendimi yayınlama konusunda ikna etmem gerekiyor. (eğer okuyorsanız başarmışım demektir:)) bir süredir kafamdaki bu çelişkiyi satırlara dökemememin arkasında bu ikilem yatıyor. yada belki de düşüncelerimi netleştiremememin üzerine bu da ekleniyor da olabilir. konu ilişkiler. yada benim ilişkilerim. yani ikili ilişkilerim. bir süredir hayatımda çok büyük bir yeri olmuş olan bir arkadaşımla uzaklaştık. sorun bende yada onda veya ikimizde. sorun o değil. sorun benim bakış açımda. çok nadide bir şeyin yok olduğunu görüyorum. hatta görmeyi bırak içinde yaşıyorum. ancak bu yok oluşa tepkim yok veya var da, değişik. bu değişikliğin sebebini ben de bilemiyorum. bazen kızıyorum bazen üzülüyorum bazen hüzünleniyorum ama hangisi esas olan, hangisi ağır basan işte onu bilemiyorum. daha ilk adımda olayın ilk haftasında gelen bir mesaja nasıl tepki vereceğime karar verememekle başladı bu kargaşa. çok farklı duygular içeren birçok mesajı yazıp yazıp sildim. "canın cehenneme"den tut da "kararın ne olursa olsun ben hep buradayım" a kadar. ancak ne istediğime karar veremediğim için hiçbirini yazamadım. yazmadım. ek not: geri dönüp okuyunca farkettim ki aslında olayın ilk adımı daha öncesine, bizi ters düşüren ana denk geliyor. ama belki de o adım aylardır üstü kapalı tutan bir durumu su yüzüne çıkarıyor. bunu bile bile bu adımı atmış da olabilirim. bilinç altımla ne olacaksa olsun demiş de olabilrim. bilmiyorum. herneyse... bir insanın başka birini ne pahasına olursa olsun hayatında tutma kararı nasıl alınır, yada alınır mı bilemiyorum. oldum olası lüzumsuz bir gururum olmuştur. beni istemeyeni ben hiç istemem. oldum olası bir inadım olmuştur. ben buyum. beni seven böyle sevsin yada sevmesin. belki son söylediğim bir yalan. çünkü ben buyum ama herkes beni sevsin sevdamdan daha ancak yeni yeni vazgeçebiliyorum. beni sevmiyor musun? olabilir, tabi ki böyle bir hakkın var. peki bu benim senin hakkındaki düşüncemi etkiler mi? sanırım evet. nedense çok umurumda olmayan bir insan için "ay seni çok sevmiş" gibi bir yorum duysam hemen sempati yapar sevmeye başlar, hatta bu sevgisini daha da beslemek içgüdüsüyle daha bile iyi davranırım. evet bu da incelenmesi gereken bir durum. evet ne diyordum. hayatında tutma azmi... yada duygusu... nedir bu işte bunu bilemiyorum. hayatımda tutmak isteyip istemediğimi de bilmiyorum. yada bunun için çaba harcayıp harcamamak. belki karşı taraftan bir adım gelmediğini görmek beni çaba harcama konusunda olumsuz etkiliyor ve nasıl isterse moduna sokuyor, bilmiyorum. ama cevap veremediğim konu işte ben nasıl istiyorum. ne hissediyorum ve neden böyle hissediyorum. bunun cevabını bulamıyorum. bazen kızıyorum, bazen hüzünleniyorum, hep üzülüyorum ama sonra hüznü kovalıyorum. onun kararı diyip geçiyorum ama gerçekten onun kararı mı yani benim bundaki rolüm ne emin olamıyorum. bunun daha uç boyutunu düşünelim. aşk boyutunu... aşık olduğun bir adamı ne pahasına olursa olsun hayatında tutmak, geri kazanmak mıdır olay yoksa başını dik tutmak mı? yıllar önce denedim, saçma sapan bir sebeple bana ters davranan, neredeyse suratıma bile bakmayan bir adamı azimle geri kazandım. ama "tamam seni affediyorum" dediği o an kendimi o kadar küçük hissettim ki anlatamam. ve benim için herşey o anda bitti. saygı, sevgi herşey... kendimi aşağılanmış hissettim ve ondan uzaklaştım. işte bu yüzden kendime olan saygımı hep en ön planda tutuyorum sanırım. yanlış anlaşılmasın, hatalı olduğumda özür dilerim. ama reddedildiğimde asla geri dönmem. belki bunun acısını çekiyorum şu anda. reddedilme, küçük düşme korkusu ile yaşayamadığım şeyleri düşündükçe çok üzülüyorum. ama biri cesaretsizlik diğeri gurur... işi daha da komplike hale getireyim. kendi gururumu el üstünde tuttuğum kadar karşımdakinden de aynı tavrı beklerim. ezilip büzülen, yalvaran tipte insanlar bana çok itici gelir. dik durup hatasıyla yüzleşmek yada talebini dik bir şekilde dile getirmek.. kendine güvenmek ve bunu sergilemek.. neyse konu nerden nereye geldi.. işte benim zorlandığım konu bu... gurur ve sevgi ikilemi... ne olursa olsun hayatında tutmak mı yoksa vazgeçmek mi?

17 Ekim 2014 Cuma

Tembel taşınması

Şimdi bu olay şöyle oluyor. Taşınmanın ilk günü harala gürele büyük eşyalar kurulup ıvır zıvır içlerine rastgele tıkılıyor. sonra sen elzem olanları o gazla yerlerine yerleştiriyorsun. sonra açıktakileri görünce için kararıyor ancak yorulduğun için de gözünde büyüyor ve onları da bir yerlere tıkıyorsun. sonra bir yerlere tıkamadığın ama tıkılması gereken ıvır zıvırlar kalıyor ortalıkta. işte onlar öylece kalıyor:) sanki düzenliymişçesine üstüste koyup öylece bırakıyorsun. her yanından geçisinde sana selam duruyorlar ama sen görmezden geliyorsun. tamam aklımdasın diyorsun ama elini atmıyorsun. Şu anda evim aynen bu durumda:) el atmam ve düzenlemem gereken 2 oda var ama ben onlara sanki düzgünlermiş gibi davranıyorum. Dün akşam ayıp olmasın diye dvd ve cd lerimi dolaba tıktım. dizdim diyemeyeceğim çünkü herhangi bir sıralama gözetmedim:) sonra da sanki büyük bir iş yapmışım gibi kendime aferin diyip oturup tv izledim:) ha bir de buzdolabıma magnetlerimi dizdim. kırıkları tamir etmek üzere bir kenara ayırdım. yersen:) bir yandan da yapılması gereken bir sürü tadilat var evde. gevşemiş/kırılmış menteşeler ve kapak kulpları. o daha kapsamlı bir iş ama. alışveriş gerektiriyor:) ha bir de asıl perdeler var yaaa!!! mutfak ve bir odada perde yok. kabak gibi ortadayım resmen!!! ama o da alışveriş gerektiriyor:) istanbulda eve yerleşmem 4.5 yılımı almıştı. zaten o süre sonunda da taşınmıştım. sanırım burası da benzer olacak:)

16 Ekim 2014 Perşembe

ölmek de bir seçim olmalı...

Sabah sabah face'de gezerken bir arkadaşımın başka bir arkadaşının paylaştığı bir videoya yorum yaptığı bilgisi düştü news feed'ime. paylaşanın mesajı ilişti gözüme. "bu bir intihar mesajıdır..." tam es geçiyordum ki altındaki yorumlardan olayın gerçekten bir veda mesajı olduğunu anladım ve izledim. videonun sahibini tanımıyorum. ortak arkadaşlarımız var ama kendisi ile hiç karşılaşmadım sanırım. ama izledikçe ekranın karşısına çakıldım resmen. mesaj boyunca kafamda çocuğu bu noktaya neyin itmiş olabileceği dönüp durdu. ancak belki konuşması belki dinginliği yada kararlılığı... bişeyler çok etkiledi beni. bir yandan çok üzüldüm gencecik bir insanın böyle bir karar vermesine. geride kalanları düşündüm biraz. bir yandan mesajı alan yakınlarını düşündüm. ama çocuğu izledikçe saygı duydum, takdir ettim, etkilendim. öyle kararlı, öyle sakindi ki kıskandım. son derece ilham verici bir video olduğunu düşündüm o anda. bir insan hayata veda etmeye karar verirse işte bence aynen böyle gitmeli. acitasyonsuz, bilinçli... hele sonunda sevdiği bir parçayı çaldı ve karşısında şarabını yudumlayıp sigarasını içti. sanki birazdan kalkıp pijamalarını giyecekti. kararını nasıl gerçekleştirdi bilmiyorum ama "thats the way to go" dedim kendi kendime. şarabını yudumlayıp sevdiğin bir müzik eşliğinde. her kim idiysen huzur içinde uyu güzel adam.

14 Ekim 2014 Salı

taşındım bile...

Cumartesi nihayet taşındım. Taşınma işlemi tamam da yerleşme kısmı henüz bitmedi. ne zaman biter çok da emin değilim. salondaki ıvır zıvırı da dolaplara tıktım mı bir süre elimi sürmem yeminle:))) iyi mi ettim kötü mü bilmiyorum. öncelikle kirası daha fazla, işe daha uzak. ama buna rağmen işten dönünce eve girmeden yürüyerek balıkçıya gitmek yada makas almak için köşedeki hırdavatçıya inivermek hoşuma gitti. etrafta yok yok. her daim hareketli. gürültü yok mu, hem de bolcana. ama kendi düşen ağlamaz modunda sallamıyorum onu da. henüz şöyle yayılıp oturmadım evde. belki de asıl amacım oturamamaktı:) ama alarm haricinde tüm işlemler tamamlandı. internetim, telefonum, elektrik, su, digitürk... allah ne verdiyse hallettim:) ha maliyet olayına hiç girmiyorum, hepsi ayrı noktadan iliğimi kemiğimi sömürdü yeminle:( hele bir de dün salaklığımdan elimde metrelerce tlf kablosu olmasına rağmen yeniden kablo falan kestirdim tesisatçıya... vs... vs... neyse güle güle oturacağım inşallah... yani niyetim odur:)

10 Ekim 2014 Cuma

meğer...

Bugün liseden bir sınıf arkadaşımla buluştum. İçesim var selen dedi, tamam dedim:) ardından sohbete başladık ve konu babama geldi. Önce manyak mukaddesi anlattim sonra babamın ölümünü. Daha konu açılır açılmaz ağlamaya başladım herzamanki gibi ama ölümünü anlatırken hıçkırıklara boğulmayi ben de beklemiyordum. Artık alıştım kabullendim sanıyordum ama yaram hala çok derinmis meğer. Meğer dingin olmamın sebebi konuyu düşünmememmiş. Yine bir mekanda hönkürerek ağlarken bunu farketmem hiç hoş olmadı tabi. Sonra da herzaman oldugu gibi konu değişince kahkahalara büründük. Aha dedi etraftakiler, bunlar tam manyak:)))

18 Eylül 2014 Perşembe

24 saatte

evet 24 saatte, karar verdim ve ilk adımı attım... Ne zamandır şu evin yokuşundan nefret ediyordum malum. her geliş gidişimde söylene söylene, depresif modda.. bir süredir de bahçelinin ne kadar canlı olduğunu düşünüp iç çekiyordum. hatta ev bakıp bulamamıştım da... en son pazar günü nermin gelip de "ay sen bu evden taşınmalısın" dediğinde "evet yaaa gitmeliyim buralardan" dedim bir kez daha. salı günü kabus sunumu bitirip gönderince ve çarşamba güzel bir yemekten sonra outlook sisteminin çökmesini de bahane bilerek kendimi hürriyet emlak'a verdim. bahçeli tarafında kaç tane ev varsa hepsine tek tek baktım. 1-2 tane belledim hatta 1 tanesini bugün görmek üzere aradım. sonra bu sabah outlook arızası devam edince biraz daha bakayım dedim. sonra başka bir ev daha buldum. dün de görüp beğenmiş ama "bekara/öğrenciye hayır" görünce seçtiklerime eklememiştim. bugün tekrar bakarken tepem attı. aradım emlakçıyı, evi sordum. sonra bekara? dedim, yok kesinlikle aile istiyorlar deyince bende başladım söylenmeye "olur mu ama, yaşını başını almış insanım, kaç yıldır çalışıyorum, evlenmedim diye neden ayrıcalıklı tutuluyorum" falan diye saydım. çocuk birden "a siz kendinize mi bakıyordunuz, ben öğrenci sandım" falan diye değiştirdi, özür falan diledi valla haklısınız, olmaz mı vs. neyse ev sahibini aradı. ok demiş adam. sonra öğlen arasında gidip gördüm evi. yeri çok güzel ancak biraz ufak mı karanlık mı falan diye düşünürken... diğer yandan taşınmayı düşündüğümü her söylediğim insandan ayrı bir yorum geldi. her kafadan ayrı bir ses çıkmazsa olmaz malum. evet iyi fikirden, ne gerek var canıma, bahçeli kalabalık, bahçeli çok güzel, site olsun, uzak olsun olmasına... en son simayla da tartışıp "bir yokuş çıkamıyorsun diye ev mi taşınılır, zayıfla o zaman" noktasına geldiğimizde bende olay koptu... her konu kiloma gelmese olmaz zaten. "canım su istedi?" "evet, kilolular çok su içer, şekere sebep olur" "tv de .. filmi varmış" "tv izlemek tembel işi, kilo olunca insanın canı bişey yapmak istemez tabi" "havalar sıcak" "kilo daha çok hissettirir" vs vs... neyse "eee başlarım yaaa tutacam laaan, herkese inat tutacam" moduna girdiğim sırada nermin sağolsun evi gidip görmüş ve çok güzel dedi. ben de tamam o zaman, hadi bakalım dedim. yarın kontrat imlalayacağım. bu arada kendi ev sahibime haber verdim. çok hoşlanmadı durumdan. umarım bir sıkıntı çıkmaz. şimdi iş çok. evi topla, taşı, adres değiştir, tüm abonelikleri aktar vs vs... bir de bu arada tatile gidip gelicem. nasıl olacaksa artık:)

14 Eylül 2014 Pazar

Ne geceydi!!!!

Hayır canım, bu post aşk ve şehvet içermiyor:)))) Dün akşam Nermin Hanım'a sürpriz bir doğumgünü yemeği düzenlendi. Arcadium'un oradaki NewCastle'da eğlenceli bir yemek yedik. Saat 12'ye doğru Saltuk "hadi Manhattan'a gidelim" diye kıpırdanmaya başladı. Anonim çıkacakmış, uzun zamandır dinlememiştik. Önce yaa yorgunuz falan diye mırın kırın ettikten sonra "hadi lan gidelim" diyerekten Özlem, Saltuk, Esra, Nermin ve ben yola koyulduk. İlk Nermin ve ben vardık mekana, 10 dakika sonra da diğerleri geldi. Gayet güzel kapıda fıçıların arasında durup sohnet etmeye başladık. daha geleli 5 dakika falan olmamıştı ki karşımda ayakta dikilen Saltuk birden bire ağaç gibi geriye devrildi. Hayatımda bir insanın bu şekilde devrildiğini görmemiştim. Gerçi kaç kere bayılan insan gördün diyeceksiniz ama ne bileyim, insan olduğu yere yığılır sanırdım hep. Saltuk direk geriye devrildi. Tabi kafayı fıçıya ve sonra yere çarptı. Biran hepimiz neye uğradığımızı şaşırdık. Panik halinde bir kısmımız etrafını sararken bir kısmımız ambulans çağırma derdine düştü. İnanır mısınız telaştan telefonu çevirmeyi başaramadım. Önce ilk panikle 155'i aradım. sonra 112 arayacağım diye video call yapmaya çalıştım. 3 hamlede ulaştım adamlara. bu arada orada bulunan doktorlar hemen müdahale edip saltuk'un ayaklarını kaldırmışlar. Bir baktım gözünü açmış konuşuyor. Ama herkes başını çarptığı için tedirgin. Derken Saltuk biraz daha kendine geldi, baktık konuşuyor, aklı başında vs yavaşça kaldırdılar. Ambulans gelene kadar kenardaki banka oturttuk. Orada da bir ara gözü kararınca bir panik moduna daha giriyorduk ki ambulans yetişti. Hemen boynunu sabitlediler. Tansiyonu ölçüldü,düşükmüş. neyse aldılar saltuk'u bindirdiler ambulansa. onlar önde biz arkada güven hastanesinin aciline. Orada tahlil tetkik vs derken önemli bir sorun olmadığı, muhtemelen besin zehirlenmesi olduğu tespit edildi. Biz de tahlil tetkiklerin temiz çıkması üzerine rahatladık ve bu sefer olayın makara kısmına vurduk kendimizi. Önce hepimizin dikkatini olaya ilk müdahale eden doktor çekmiş. Hoş adamdı, küpeliydi. Başta hakikaten bizi ve saltuk'u çok rahatlattı. Ne şanslıyız, allahtan orada birileri vardı diye konuştuk. Ardından yine orada olan, kendi çapında müdahale etmeye çalışan ama muhtemelen alkollü olduğu için saçmalayan başka bir doktorla ilgili eğlendik. Biz saltuk'un başında sabit kalsın vs diye cahilce olmayan müdahale etmeye çalışırken amcam "öyle müdahale de etmemek lazım" diye nutuk çekmekte yada aklının yerinde olduğunu kontrol etmek için saçma sapan sorular sormaktaydı. onunla da bayağı eğlendik. ehehhe o da veterinermiş meğer vs diye espriler yaptık. Neyse saat 3 gibi artık hastamızın önemli bir sıkıntısı olmadığını tespit ederekten taburcu ettiler. önce tekrar manhattan'a gidip arabayı alıcaz ordan evlere dağılıcaz. ama esra rahat durmadı, gidip yakışıklı küpeli doktora haber verelim, merak etmiştir dedi. iyi hadi dedik bizde. özlem ve saltuk'u eve yollayıp biz manhattanda durduk. esra bir türlü dönmeyince de nermin ve ben de içeri gittik. bir baktık ki esra adamın telefonunu alıyor. sohbet ilerlemiş!!! tabi biz yokken çocuk içmiş bir miktar çenesi düşmüş. İşin daha komiği bu bizim kurtarıcı doktor aslında veterinermiş!!!! biz bunu duyunca bastık kahkahayı. biz asıl diğerinin öyle olduğunu düşündük vs diye. biraz orada sohbet ettik. adam alkollü kafayla bayağı bir anlattı da anlattı. sonra kendimize bira ısmarlattık bir de. ardından hadi bir de içeri girelim dedik. bu arada esra habire beni dürtüyor, gülümse adamla konuş vs diye. ben odun modunda adamı inceliyorum habire çünkü "lan bu adam doktorum diye müdahale etti, ya yanlış bişey yapsaydı" duygusunu atamıyorum. gerçi fizyoloji benzer ama ne bileyim. Neyse indik aşağıya, garibim bizim yanımızda dururken birilerine de el sallıyor falan. sanırım arkadaşları. sonra yanımıza bir kız geldi böyle nasıl bir kırıtma, çocuğu götürmeye çalıştı o da ayıp olur sen kal dedi sanırım ama cilveli bir nazla gitti hatun gene. bizimki de peşinden. bu sefer biz gene koptuk muahahaha lan 1. kız bizi kıskandı, 2. kız da pek ... idi şeklinde. neyse 3-5 dakika daha durup ayrıldık oradan. Tabi eve geldiğimizde 4:30 falandı sanırım. o adrenalinle yatamadım da. sürekli gözümün önünde saltuk'un düşüş anı:( İnsanın akllından neler geçiyor o anda. kısacık bir anda ne büyük korkular yokluyor. ben o kadar korktum özlem'i düşünemiyorum bile. allah beterinden saklasın. Çok ilginç bir tecrübe.

19 Ağustos 2014 Salı

Bunu da yaptım ya!!!

Sene 2014, yaş 40. Din ve türevleri ile ilinti minimum seviyede. hurafelere tahammül:0 ve ben gidip kurşun döktürdüm:)))) hatta sadece kurşun döktürmekle de kalmadım bunun için taaaa beypazarı'na gittim. evet şaka değil, gerçek:))) bir süredir aklımda kurşun döktürme olayı vardı, niye bilmiyorum ama çocukluğumda bir kere döktürmüştük onun anısı vardı işte. böyle çarşaf altına giriyorsun falan. ona özendim sanırım. bir de belki diyorum manyetik alan vırt zırt:P neyse bir süredir istiyorum ama ticari birine de gitmek istemiyorum diye kendi kendime sallayıp duruyorum. sonra cts akşamı bir arkadaşla konuşurken beypazarına gezmeye gittiklerini, oradaki yaşayan müzede de kurşun döktürdüğünü söyleyince yaa ben de istiyorum döktürmek diyiverdim. e hadi gidelim mi gidelim. ama pazar prova var, olsun çıkışta gidelim. iyi dedik, pazar prova sonrası atölyeden 3 kişiyi daha kandırıp atladık arabaya. bu arada saat akşam 5 falan. ama isabet oldu çünkü hava 40 derece. bir saat sonra beypazarındayız. biraz dolandık, ben bir koşu gidip kurşun döktürdüm. kabul ediyorum çok salakça bir olay. ve ticari olmasın diyip en ticarisine gitmem de ayrı bir olay. neyse klasik hikaye, bak göz var vs vs... kurşundan da bir parça aldım, kararında akan suya atacakmışım. lan akan su bizim evde bir tek muslukta var ve onun da gideceği yer belli:)) neyse sonra birşeyler atıştırdık ve hava kararmaya doğru döndük ankaraya. bu arada kandırdıklarımızdan ikisi çıtır daha. ama kızlar çok sevimli, aklı başında görünüyor. tam biz masaya oturduk, 3 tane küçük çocuk gelip kaldırıma dibimize oturdu. en büyükleri desen 9 yaşında falan. en küçük de 3 olsa gerek. kir pas içinde ama çakmak çakmak cin gibi bakan kocaman gözleri var. nasıl güzel birşey. kızların o öğrenci halleri ile bu çocuklara birşeyler ikram etmeye çalışması beni çok mutlu etti. onlarla sohbet de ettiler. mardinden göçmüşler, hem türkçe konuşuyor en büyükleri hem kürtçe. bizim kızlar da kürtmüş meğer, biraz pratik yaptılar. sakız verdik çocuklara, yemeklerden ikram ettik. sonra evlerine döndüler. insan olmak akılda ve kalpte. daha yeni bir video izledim internette. gencin biri bir pizza lokantasına girip müşterilere "açım, bir dilim pizza verir misiniz?" diyor. hiçbiri kabul etmeyip "go away" modundalar. sonra çocuğun arkadaşları sokakta yaşayan bir adama "aç olmalısın" diyerek pizza veriyorlar. adam yiyor, yiyemediğini eşyalarının olduğu market arabasının üzerine koyuyor. sonra bu genç gidip "açım, orada hala bir dilim pizza var mı?" diyor. adam da almasını söylüyor... çok etkilendim... şimdi dönüp biraz kendimle hesaplaşma zamanı... nasıl daha iyi ve duyarlı bir insan olabilirim...

15 Ağustos 2014 Cuma

geç kalmış bir veda yazısı...

okuyacağından bile emin değilim, ama burası benim blogum, benim duygularım ve yaşadıklarım. o yüzden hedefine ulaşmayacak olsa da ben yazmak istedim. sana daha önce kadehimi kaldırmışım ama gerçek anlamda veda etmek şimdiye nasip oluyor. sana "hoşçakal ..." demek istedim ama o boşluğu hangi kelimeyle dolduracağımı inan bilemedim. ben anlatamam, kimse anlamaz. öyle ki gerçek olduğundan bazen ben bile şüphe ediyorum. ama sen biliyorsun. benim için ne yaptığını bir sen biliyorsun, bir de ben... o yüzden sana tüm kalbimle teşekkür ederken ve mutlulukların en güzelini dilerken ne kadar içten olduğumu da bir sen bileceksin. yüzün ve kaderin hep gülsün, hep mutlu ol, arada tökezler ve boşluğa düşersen hala kanatlarını çırpan kelebeği anımsa, gülümse ve kaldığın yerden devam et:))) farewell tembelim, kendine iyi bak...

13 Ağustos 2014 Çarşamba

hay seni yarasa gibisi!!!

Dün gece güya yorgunum ve yoğun bir gün olacak diye makul bir zamanda yatayım dedim. yatakta da biraz oyalandıktan sonra ışığı kapadığımda saat sanırım daha 12 olmamıştı. e iyi tamam makul bir saat. yattım, uykuya geçmek için yatakta bir miktar dönmem lazım. daha 3-5 dakika anca olmuş ki odada gölge oyunu başladı. önce siyah bir hareket dikkatimi çekti. karanlıkta dışarından geçen araçların farlarının gölge oyunu olup olmadığını anlamaya çalıştım. bir yandan da allahım farlardan olsun diye geçiriyorum aklımdan. emin olamayınca uzanıp başucu lambamı yaktım ve ta-taaam. tepemde dönüp duran bir yarasa. bir an bakakaldım yarasaya. lan sen ne zaman girdin içeri. panik halinde kalktım pencerinin telini açtım. salak deli gibi dönüyor ortalıkta ve pencereyi bulamıyor. benim adrenalim tavan yaptı tabi. hemen nevresimi kalkan şeklinde kaldırdım. üzerine atabilir miyim acaba diye düşünüyorum ama olacak gibi değil. o panikle odadan çıkıp kapıyı kapadım. kendi kendime diyorum ki ışığıa kapatıp pencereden ışık tutsam çıkar mı? ama hem evde fener yok hem de sinek değil bu ışığa gelmez. ışıktan kaçar belki diye usulca kapıyı açıp lambayı da yaktım. seninki fır fır dönmeye devam ediyor. hayvan yatakodamda. kapıyı kapatıp gidip başka yerde uyumama imkan yok. ayrıca burası benim evim. invader'lara hiç tahammülüm yok. derken yerde elektrik süpürgesini gördüm. aklımca ağzı ile yakalayıp pencereden salarım diye düşünüyorum. elimde süpürge odaya girdim. hayvan hala daireler çiziyor. ben de kapının ağzında, başka odaya da kaçarsa hiç yakalayamam paniğiyle elimde süpürge bekliyorum. hayvan daire çizdikçe ben de süpürgenin ucuyla takip ediyorum. derken dedim ki lan bu böyle olmayacak, o yarasa ben insanım, benim beynim var. kullansana. o andan sonra refleks olayını bırakıp hayvanın uçtuğunun ters istikametinde hamle yapınca seninki hürp diye giriverdi süpürgenin içine. bir an kendim bile şaşırdım. ya ben içine çekilmesini beklemiyordum, ağzına takılacaktı ben de onu dışarı atacaktım diye. neyse o şaşkınlıkla borunun ucunu salldım pencereden ama muhtemelen hayvan içeri çekilmiştir o sırada. sonra biraz bekleyip süpürgeyi balkona taşıdım. bu sırada da içinde çıkacak diye aklım çıkıyor. neyse süpürgeyi balkona attım da içim rahat etti. işin kabusunun diğer yarısı sonra başladı. ben o stres ve heyecanla olayı face de anlatınca minik yarasaya sempati mesajları yağmaya başladı. yazık ona falan diye. bu sefer bende başladı mı bir vicdan azabı! ama bir yandan da gidip süpürgeyi açmaya cesaret edemiyorum. zaten muhtemelen kanadı kırılmıştır garibin. neyse sonra bir cesaret gidip süpürgenin kapağını açtım. baktım torbanın deliği açık. yani eğer torbaya ulaşıp ölmediyse kendi kendine çıkabileceği bir ortam mevcut. tabi bütün bunları yaparken benim hareketler son derece ürkek. açıp kaçıyorum, hareket yoksa biraz daha yaklaşıyorum falan. hayatımda ilk defa lan şu evde bir erkek olsaydı dedim:) bu şekilde ağzı açık bırakıp yattım süpürgeyi. yattım dediysem sakinleşip ışığı söndürebilmem 2'yi geçti:) sabah kalktım, şöyle uzaktan torbaya göz ucuyla baktım ama içinde bir karaltı göremedim. ama tabi elime almadım. süpürgenin borusunun da metal kısmını kontrol ettim, orada yok. şimdi elastik kordon kısmı kaldı. oraya takilıp takılmadığına bakamadım. akşam bir cesaret ona da el atarım sanırım. torbada ve öldüyse sorun yok, atarım çöpe. ama canlı ise ne yaparım bilemedim:( bir yandan da kendimi canı gibi hissediyorum:((( ama ben böyle olsun istemedim ki:(

8 Ağustos 2014 Cuma

Bayramda İstanbul

Geçtiğimiz hafta 5 günlük bayram tatilinde İstanbul'a kaçtım. Neden istanbul? çünkü getirmem gereken bir bavul vardı. ama işin asıl güzel kısmı istanbulun boşalmış olmasıydı. sanki bütün istanbul tatile gitmiş. geriye normal sayıda insan kalmış. trafik desen istanbul standartlarında yok denecek düzeyde:))))) son derece keyifli bir bayram oldu. En sevgili kuzenlerimin de istanbulda olmasıyla pazar günü avrupa sahillerini beşiktaştan rumeli kavağına kadar gezip kavakta balık, kalamar vs yedik. dönüşte emirgan korusunda soluklandık. emirganı hiç bu kadar sakin ve güzel görmemiştim:)))
pazartesi günkü rotamız ise İstanbul Akvaryum oldu. Benim beklentilerimden iyi bir akvaryum olmuş kendiler. daha 10 gün önce su altında gördüğüm canlıların bir kısmını orada görmek pek eğlenceli oldu. ha bir de tam prensime kavuşacaktım ki...
akşamları kalabalık kuzen toplantıları, salı ve çarşambayı ise Ergül, Bilge ve Yaşam'la yine o cafe senin, bu mekan benim modunda gezerek, yiyerek ve içerek geçirdim. keyifli muhabbet gibisi var mı... ve çarşamba dönüş yolu... ankara da o kadar sıcak ki:((((((

4 Ağustos 2014 Pazartesi

Öff!!!

... ALERT.... bu yazı herhangi bir kişi, kurum yada kuruluşa mesaj kaygısı taşımamaktadır. ama bu uyarı bir mesaj kaygısı içermektedir.:)))) ... ALERT .... Allahım yine kabus gibi bir döneme girdim. Bir yandan sıcak ama asıl önemli etken bıraktığım prosac, duygusal roller coasterlar yaşıyorum resmen. tölerans katsayım sıfıra doğru meyletmiş durumda.o yüzden de hoşuma gitmeyen en ufak bir olumsuz durumda takılıp üzülmek yada sinirlenmek yerine içimden geldiğince davranıyorum, umursamıyorum. boş zamanlarımı da kendimi sakin tutma çalışmaları ile geçiriyorum:). mesela geçen yolda dibime yapışan kaltağa orta parmak gösterdim. kız muhtemelen yarı yaşımdaydı ve benimki çok çocukça bir hareketti. ama içimden öyle geldi ve kendi kendime eğlendim:))) yine benzer şekilde yola bakmadan çıkan taksiciye öyle korna bastım ki adam arabadan inip üzerime yürüdü. ablam yanımda panik olmamış olsa muhtemelen ben de inerdim ve sonrası allah kerim. herif de tam magandaymış ha! resmen içinde yolcu olan aracı durdurup indi ve üzerime yürüdü. bundan sonra arabada haydar taşımak farz oldu:))) tatilde şapşal kuzi direk tembel modunda devam ettiği için önce espri ile karışık laf ettim ama devam edince süper fırça kayıp tavır koydum. kızcağız üzüldü muhtemelen ama hep aynı şekilde davrandığı için artık eeaahh dedim. aramıyorum da, kendi bilir. tatil dönüşü bir grupla yaptığımız yemek planına ekstra insan eklenince tepem attı, gitmedim. bana ne ben mi davet ettim, gitmeyişim de programa zarar vermedi. gidenlere afiyet olsun. oturdum misler gibi kitabımı okudum. bunlar son 1-2 hafta içinde yaşadıklarımdan aklıma ilk gelenler... ama eş zamanlı son derece keyifli zamanlar da geçirdiğim oluyor. örneğin dün akşam eski iş yerimden hatunlarla buluşup balkon muhabbeti yaptık. en son ne zaman gülerken gözümden yaş gelmişti hatırlamıyorum. dün akşam birara kasılmaktan karnıma kramp girdi.