bugün büyük bir ikilem içerisindeyim. akşam ne izleyeceğime bir türlü karar veremedim. bir tarafta 2 yıldır özenle takip ettiğim fatmagül, diğer yanda miss turkey yarışması... miss turkey mi, ne alaka? dediğinizi duyar gibi oldum nedense... hayır canım, kendileri zerre kadar ilgimi çektiğinden değil ama jüri üyesi olarak çağatay olunca akan sular duruyor napayım:))))
evet maalesef benim takıntı tam gaz devam ediyor:) ne bir eksik ne bir fazla:)))
hmm türkün aklı ya sıçarken ya da kaçarken gelirmiş. benim de aklım birden blog yazarken yerine geldi. ben iyisi mi yarışmayı kaydedeyim, sonra izlerken ilgimi çekmeyen kısımları hızlı hızlı sararım hahhaha:)))
31 Mayıs 2012 Perşembe
18 Mayıs 2012 Cuma
İtirafımdır...
Bu bir itiraf yazısıdır. Ne alaka diyecek olursanız;
bir bağımlılığın, saplantın, takıntın varsa bundan kurtulmanın / arınmanın yolu önce kabullenmekten sonra da itiraf etmekten geçer. yani en azından ben öyle düşünüyorum. ben de son birkaç aydır sahip olduğum bir saplantıyı dile getirerek kendimle yüzleşmeye ve kurtulmaya çalışacağım.
bunun ne kadar zor birşey olduğunu tahmin edersiniz. hele de takıntınız konusunda bir nevi suçluluk yada utanç duyuyorsanız. hahahha evet lafı dolandırmamdan bunu da anlamış olacağınızı umuyorum.
tamam artık itiraf ediyorum. ben bir "adını feriha koydum" ve "çağatay ulusoy" fanatiği / sapığı vs işte ne derseniz deyin ondan oldum. itiraf ediyorum diziyi izlemeye ikinci sezonun ortasında başlamama rağmen geriye dönüp bütün bölümleri izledim, indirdim, defalarca tekrar izledim ve her yeni bölüme de aynı şeyi yapmaya devam ediyorum. artık replikleri ezbere biliyorum diyebilirim.
dizi çok salak bir dizi, çocuk da pek çıtır olduğu için de bu takıntımı dile getirmekten utanıyorum. ama dedim ya kurtulmak için artık itiraf etmem gerekiyor.
ha niye böyle oldu derseniz sebebinden çok emin olmamakla birlikte tahminim şu yönde. birincisi hayatımda olmayan aşkı dizi sayesinde yaşıyorum. ikinci ve muhtemelen en önemli etkense geçen seneki bölümlerde sebil sübyan formatında olan "emir" yani "çağatay ulusoy" adlı şahsın ikinci sezonla birlikte evrim geçirerek dudak uçuklatan bir şekle bürünmesi. yani en azından bana öyle geliyor. çocuk resmen bir yıl içerisinde 5-10 yaş olgunlaştı. gerçi hala sebil sübyan, daha 22 yaşında, yani kassam kendisini doğurabilirmişim. ama bu çocuğun süper yakışıklı olduğunu düşünmeme engel olmuyor. ha bir de geçen süre zarfında oyunculuğunu da çok geliştirmiş, özellikle bakış ve mimikler tam öl formatında... tabi oynadığı karakterin etkisi yadsınamaz..
evet son yazdığım 3-5 cümleden de anladığınız üzere ciddi ciddi kafayı sıyırmış bulunuyorum. bu durumun komikliğinin farkındayım. hele de hayran kitlesinin 10-20 yaş arası olduğu düşünülürse gerçek anlamda yaş ortalamasını artırmaktayım. hayranım demek istemiyorum çünkü herif sadece çok yakışıklı. hani ekstradan hayran olunacak bir özelliği olduğunu sanmıyorum. bir de komik bir tip. efendi görünümlü bişey de (tüm katıldığı program ve röportajları da izlediğimden biliyorum) ama daha çok genç. bunun 15 sene sonraki hali feci can yakar... neyse.
böyle işte. itiraf ettim rahatladım. artık kendimle dalga geçmeye başlayabilirim.
ha bu arada bu afk saplantısı bende başka bir ilgiyi ateşlemiş bulunuyor. o da çekim olayı. eskiden dizileri/filmleri seyrederken arka planını hiç düşünmez, geldiği gibi seyrederdim. şimdi birkaç kamera arkası vs izledikten sonra aslında bu çekimlerde nasıl büyük bir emek olduğunu görmeye başladım. bu da giderek ilgimi çekmeye başladı. aynı sahnenin defalarca farklı açılardan çekiliyor olması, tekrar tekrar çekilmesi... montajı... ve en büyük takıntım ise devamlılık unsuru. yaraların, lekelerin, eşyaların yerlerinin vs vs devamlılığı. eskiden hiç farketmediğim şeyleri şimdi görmeye başladım. bir yandan batıyor diğer yandan daha da ilgimi çekiyor... bu işe girmek için naapmak lazım acaba...
ha bir de oyunculuk olayı... bu aynı sahnenin defalarca çekilmesi vs gördükçe... valla insanları takdir etmeye başladım. ben kesin gülerim lan oynayamam yani... bence çok komik... hele bir bölümde bir sahne vardı. emir ferihaya ömrüm boyunca seni sevcem falan diyor ama tam karşıdan çekmişler. yani bu cümleleri kameraya ve kameramana bakarken söylüyor. ben kesin kopardım yani orda... kameraya ilanı aşk:PPP
böyle işte.. bunu yazcam diye yemeği yakmadığımı umuyorum.
öpenz...
bir bağımlılığın, saplantın, takıntın varsa bundan kurtulmanın / arınmanın yolu önce kabullenmekten sonra da itiraf etmekten geçer. yani en azından ben öyle düşünüyorum. ben de son birkaç aydır sahip olduğum bir saplantıyı dile getirerek kendimle yüzleşmeye ve kurtulmaya çalışacağım.
bunun ne kadar zor birşey olduğunu tahmin edersiniz. hele de takıntınız konusunda bir nevi suçluluk yada utanç duyuyorsanız. hahahha evet lafı dolandırmamdan bunu da anlamış olacağınızı umuyorum.
tamam artık itiraf ediyorum. ben bir "adını feriha koydum" ve "çağatay ulusoy" fanatiği / sapığı vs işte ne derseniz deyin ondan oldum. itiraf ediyorum diziyi izlemeye ikinci sezonun ortasında başlamama rağmen geriye dönüp bütün bölümleri izledim, indirdim, defalarca tekrar izledim ve her yeni bölüme de aynı şeyi yapmaya devam ediyorum. artık replikleri ezbere biliyorum diyebilirim.
dizi çok salak bir dizi, çocuk da pek çıtır olduğu için de bu takıntımı dile getirmekten utanıyorum. ama dedim ya kurtulmak için artık itiraf etmem gerekiyor.
ha niye böyle oldu derseniz sebebinden çok emin olmamakla birlikte tahminim şu yönde. birincisi hayatımda olmayan aşkı dizi sayesinde yaşıyorum. ikinci ve muhtemelen en önemli etkense geçen seneki bölümlerde sebil sübyan formatında olan "emir" yani "çağatay ulusoy" adlı şahsın ikinci sezonla birlikte evrim geçirerek dudak uçuklatan bir şekle bürünmesi. yani en azından bana öyle geliyor. çocuk resmen bir yıl içerisinde 5-10 yaş olgunlaştı. gerçi hala sebil sübyan, daha 22 yaşında, yani kassam kendisini doğurabilirmişim. ama bu çocuğun süper yakışıklı olduğunu düşünmeme engel olmuyor. ha bir de geçen süre zarfında oyunculuğunu da çok geliştirmiş, özellikle bakış ve mimikler tam öl formatında... tabi oynadığı karakterin etkisi yadsınamaz..
evet son yazdığım 3-5 cümleden de anladığınız üzere ciddi ciddi kafayı sıyırmış bulunuyorum. bu durumun komikliğinin farkındayım. hele de hayran kitlesinin 10-20 yaş arası olduğu düşünülürse gerçek anlamda yaş ortalamasını artırmaktayım. hayranım demek istemiyorum çünkü herif sadece çok yakışıklı. hani ekstradan hayran olunacak bir özelliği olduğunu sanmıyorum. bir de komik bir tip. efendi görünümlü bişey de (tüm katıldığı program ve röportajları da izlediğimden biliyorum) ama daha çok genç. bunun 15 sene sonraki hali feci can yakar... neyse.
böyle işte. itiraf ettim rahatladım. artık kendimle dalga geçmeye başlayabilirim.
ha bu arada bu afk saplantısı bende başka bir ilgiyi ateşlemiş bulunuyor. o da çekim olayı. eskiden dizileri/filmleri seyrederken arka planını hiç düşünmez, geldiği gibi seyrederdim. şimdi birkaç kamera arkası vs izledikten sonra aslında bu çekimlerde nasıl büyük bir emek olduğunu görmeye başladım. bu da giderek ilgimi çekmeye başladı. aynı sahnenin defalarca farklı açılardan çekiliyor olması, tekrar tekrar çekilmesi... montajı... ve en büyük takıntım ise devamlılık unsuru. yaraların, lekelerin, eşyaların yerlerinin vs vs devamlılığı. eskiden hiç farketmediğim şeyleri şimdi görmeye başladım. bir yandan batıyor diğer yandan daha da ilgimi çekiyor... bu işe girmek için naapmak lazım acaba...
ha bir de oyunculuk olayı... bu aynı sahnenin defalarca çekilmesi vs gördükçe... valla insanları takdir etmeye başladım. ben kesin gülerim lan oynayamam yani... bence çok komik... hele bir bölümde bir sahne vardı. emir ferihaya ömrüm boyunca seni sevcem falan diyor ama tam karşıdan çekmişler. yani bu cümleleri kameraya ve kameramana bakarken söylüyor. ben kesin kopardım yani orda... kameraya ilanı aşk:PPP
böyle işte.. bunu yazcam diye yemeği yakmadığımı umuyorum.
öpenz...
22 Nisan 2012 Pazar
Bayrak salladım ama gören yok!
Mert, sana aynı mailin yahoo formatını aldım diye yorum bıraktım ama bakmadın sanırım.
ses ver bakiim. yazasım var:)
ses ver bakiim. yazasım var:)
Ben gelmeyeli blog değişmiş???
Vay be, harbiden uzun zaman olmuş:P
baksanıza blog formatı bile değişmiş, tanıyamadım resmen...
Neyse, yazasım geldi bugün, yazayım biraz.
bugün nihayet bir yılın sonunda bir basket maçına gitmeyi başardım. Ligin bitmesine 2 maç kala, Efes-FB maçını yakaladım. Facebook çağrıma eski bir arkadaşım cevap verince atladık gittik.
Maç çok zevksizdi. Maç boyunca Efes geride gitti. Şut yüzdesi kaçtı bilmiyorum ama çok düşüktü. zaten skorlar da düşüktü. hatta birara fark 10 sayıya çıktı. Sonra biraz toparlandılar, 3-5 sayıda tuttular farkı. sonra ne oldu anlamadım, maçın son 2 dakikasında Efes öne geçmeyi başardı ve maçı aldık.
Kabus maç en azından mutlu bitti:)
akşam da futbolda FB GS'yi yendi. Pek eğlendim.
Günün diğer güzel yanı ise en azından 2 yıldır görmediğim bir arkadaşımla sanki daha geçen hafta ayrılmışız tadında muhabbet etmiş olmamız:))))
daha ne olsun:)
baksanıza blog formatı bile değişmiş, tanıyamadım resmen...
Neyse, yazasım geldi bugün, yazayım biraz.
bugün nihayet bir yılın sonunda bir basket maçına gitmeyi başardım. Ligin bitmesine 2 maç kala, Efes-FB maçını yakaladım. Facebook çağrıma eski bir arkadaşım cevap verince atladık gittik.
Maç çok zevksizdi. Maç boyunca Efes geride gitti. Şut yüzdesi kaçtı bilmiyorum ama çok düşüktü. zaten skorlar da düşüktü. hatta birara fark 10 sayıya çıktı. Sonra biraz toparlandılar, 3-5 sayıda tuttular farkı. sonra ne oldu anlamadım, maçın son 2 dakikasında Efes öne geçmeyi başardı ve maçı aldık.
Kabus maç en azından mutlu bitti:)
akşam da futbolda FB GS'yi yendi. Pek eğlendim.
Günün diğer güzel yanı ise en azından 2 yıldır görmediğim bir arkadaşımla sanki daha geçen hafta ayrılmışız tadında muhabbet etmiş olmamız:))))
daha ne olsun:)
28 Mart 2012 Çarşamba
Doğumgünü sürprizi!!!
Dün gene 2 gibi yattım. Bir şekilde uyumayı başardım ancak saat 5:23 falandı alarmın sesine fırladım yataktan. ne olduğunu idrak edip panele koşmam birkaç saniyemi aldı muhtemelen ama bana uzun geldi. tabi bir de korktum. sonra cebim çaldı. koştum açtım telefonu. pronetten arıyorlar. dedi 3 nolu merkez. bu arada ben de baktım listeden ama uyku sersemi hangisi olduğunu tam idrak edemedim. neyse gittim pencereye baktım gayet de sıkı sıkı kapalı. daha bir tırstım. bir yandan da adamla konuşuyorum. polis gönderelim mi dedi, gerek yok dedim. neyse aşağıya falan baktım. bişey yok. kapattık telefonu. sonra ben gidip listeden tekrar kontrol ettim. salondaki diğer pencereye gittim ki meğer bağırtan oymuş. benim şaşkın kadın tam kapamamış camı. kapattım yattım ama hala adrenalin dolaşıyor damarlarımda... tekrar uyumam biraz zaman aldı ne yalan diyim...
27 Mart 2012 Salı
Nerde kalmıştık?
Yok o kadar yazasım yok aslında ama çok uzun zamandır yazmadığım için bir "ceee" diyeyim dedim.
neler yapıyorum derseniz pinek modundayım paso. 7 sezon bones bitirdim bu arada. başka da bişey yapmadım. haftasonları dışarı çıkıp cozutuyorum. haftaiçi pinek modu.
1-2 iş görüşmesine gittim ama fos çıktı. o konuda moral biraz bozuk.
bu aralar bilimum terslik üstüste gelmeye başladı. geçen hafta eve bir geldim buzdolabının motoru susmuş. 1 hafta sürdü tamir edilip gelmesi. motoruna bir miktar sıkışmış...
ha bir de güzel bir haber.
pazar günü dilek doğum yaptı. sonu güzel ama süreç kabus gibiydi. anesteziye tepki verdiği için sona doğru kestiler epidurali. kızcağız bağıra bağıra doğurdu resmen. ben hayatımda böyle çaresizlik bu kadar acı görmemiştim. travma yaşadım resmen. gece rüyama falan girdi. neyse velet yarım saat içinde doğdu da eziyet uzun sürmedi. çocuktan tırsıyorum ama doğum olayından ilk kez tırstım ne yalan diyim.
böyle işte...
aslında bir kendime geleyim de yazmaya başlayım yine yaa.. arada çok kaçan oluyor aslına bakarsanız...
sanırım hayata bakış açımı kaybettim bu aralar... işin eğlenceli yanını görmeyince yazasım gelmiyor işte...
neler yapıyorum derseniz pinek modundayım paso. 7 sezon bones bitirdim bu arada. başka da bişey yapmadım. haftasonları dışarı çıkıp cozutuyorum. haftaiçi pinek modu.
1-2 iş görüşmesine gittim ama fos çıktı. o konuda moral biraz bozuk.
bu aralar bilimum terslik üstüste gelmeye başladı. geçen hafta eve bir geldim buzdolabının motoru susmuş. 1 hafta sürdü tamir edilip gelmesi. motoruna bir miktar sıkışmış...
ha bir de güzel bir haber.
pazar günü dilek doğum yaptı. sonu güzel ama süreç kabus gibiydi. anesteziye tepki verdiği için sona doğru kestiler epidurali. kızcağız bağıra bağıra doğurdu resmen. ben hayatımda böyle çaresizlik bu kadar acı görmemiştim. travma yaşadım resmen. gece rüyama falan girdi. neyse velet yarım saat içinde doğdu da eziyet uzun sürmedi. çocuktan tırsıyorum ama doğum olayından ilk kez tırstım ne yalan diyim.
böyle işte...
aslında bir kendime geleyim de yazmaya başlayım yine yaa.. arada çok kaçan oluyor aslına bakarsanız...
sanırım hayata bakış açımı kaybettim bu aralar... işin eğlenceli yanını görmeyince yazasım gelmiyor işte...
27 Şubat 2012 Pazartesi
Bones
Kendileri yeni takıntım olurlar. Arada denk geldikçe izlerdim TV de ama şimdi sardım. En baştan başladım. İzlerken çok eğleniyorum. Normal criminal dizilerinden farklı olarak araya espriler, komik olaylar vs katıyorlar. Bu da diziyi daha eğlenceli hale getiriyor. sadece cinayet çözülmüyor yani.
Öyle işte:)))
Öyle işte:)))
Haftasonu gibi haftasonu
Deliye hergün bayram olduğundan uzunca bir zamandır haftasonlarımı haftasonu gibi yaşayamıyordum. yani diğer günlerden farkı olmayan uyuz iki gün oluyordu. ama bu haftasonu kendini farklı kıldı.
Öyle çok özel bişey yapmadım ama keyif aldım. önce cuma akşamı dileklerde tiyatroya gittik. Tom, Dick ve Harry isimli bir oyun. Eğlenceli idi, bazı yerlerinde bayağı güldüm. Akşam eve gelince de kaydettiğimiz Feriha'yı izledim. O harbi kötü bir bölümdü.
Cumartesi kahvaltı vs sonrası Dilek beni kadıköye bıraktı ve orda Anna ile buluştum. Onunla yemek, kahve sohbet vs yaptık, saat 7 gibi eve geldim ve gece yatana kadar Bones izledim.
Pazar sabah Ergül ve korhan bana kahvaltıya geldi. Keyifli bir kahvaltı sonrası havanın da güzel olmasını fırsat bilip Caddeye çıktık. Caddede yürüdük, temiz hava aldık ardından Godiva cafe açılmış, orda oturup kahve ve fondü takıldık. Allahım cennet bir dükkan orası. İçeri girdim lavaboya gitmek için, çikolatalar arasında kendimi kaybedecektim resmen... neyse orada muhabbet vs ardından yine dolanaraktan eve döndük. eve gelmem yine 6:30 suları. sonra saat 1'e kadar bones izlemişim, bir baktım 9 bölüm! yuh selen dedim kendime ve yattım.
Bu arada oscarlar da vardı ama izlemeye üşendim. kaydettim. yani umarım kaydetmişimdir. birara izlerim.
Öyle çok özel bişey yapmadım ama keyif aldım. önce cuma akşamı dileklerde tiyatroya gittik. Tom, Dick ve Harry isimli bir oyun. Eğlenceli idi, bazı yerlerinde bayağı güldüm. Akşam eve gelince de kaydettiğimiz Feriha'yı izledim. O harbi kötü bir bölümdü.
Cumartesi kahvaltı vs sonrası Dilek beni kadıköye bıraktı ve orda Anna ile buluştum. Onunla yemek, kahve sohbet vs yaptık, saat 7 gibi eve geldim ve gece yatana kadar Bones izledim.
Pazar sabah Ergül ve korhan bana kahvaltıya geldi. Keyifli bir kahvaltı sonrası havanın da güzel olmasını fırsat bilip Caddeye çıktık. Caddede yürüdük, temiz hava aldık ardından Godiva cafe açılmış, orda oturup kahve ve fondü takıldık. Allahım cennet bir dükkan orası. İçeri girdim lavaboya gitmek için, çikolatalar arasında kendimi kaybedecektim resmen... neyse orada muhabbet vs ardından yine dolanaraktan eve döndük. eve gelmem yine 6:30 suları. sonra saat 1'e kadar bones izlemişim, bir baktım 9 bölüm! yuh selen dedim kendime ve yattım.
Bu arada oscarlar da vardı ama izlemeye üşendim. kaydettim. yani umarım kaydetmişimdir. birara izlerim.
23 Şubat 2012 Perşembe
Yüzümdeki gülümseme
Aklıma geldikçe yüzümde bir gülümseme oluşuyor her seferinde... uzun zamandır bu kadar içten hissetmediğim bir mutluluk... canım arkadaşım evleniyor. yıllardır dost dediğimde aklıma gelen birkaç isimden biri... her zaman orada olduğunu bildiğim, kardeş gibi sevdiğim, zaman zaman kızdığım ve bunu hiç çekinmeden yüzüne söyleyebilecek ve hatta kafasına kakacak kadar kendimi rahat hissettiğim, seven ama sevdiğini belli etmekte zorlanan ama yine de orada olduğunu hissettiren... yıllardır hak ettiği mutluluğu neden bulamadığını anlayamadığım sevgili arkadaşım nihayet aradığını buldu. hem de çok tatlı bir kızda:))))
kanki olarak en korktuğum şeylerden biriydi onu sevmeyeceğim biriyle görmek. zaman zaman olmadı da değil hani. ama bu sefer şans bana da güldü ne yalan diyim:) sevdiğim, kanımın kaynadığı, tatlı huylu, eğlenceli bir gelin nasip etti bana da:)
gülümsemen daim olsun canım arkadaşım:))
kanki olarak en korktuğum şeylerden biriydi onu sevmeyeceğim biriyle görmek. zaman zaman olmadı da değil hani. ama bu sefer şans bana da güldü ne yalan diyim:) sevdiğim, kanımın kaynadığı, tatlı huylu, eğlenceli bir gelin nasip etti bana da:)
gülümsemen daim olsun canım arkadaşım:))
darısı diğerinin başına:)))
ps: allahtan blogumu okumuyor. yoksa buraya yazdığımı hele bir de foto koyduğumu duysa beni vurur:)))
8 Şubat 2012 Çarşamba
Haydi Efes'im...
Heyecanla Efes maç izliyorum uzun aradan sonra... maça gitmek istedim aslında ama hava sapıttı. şimdi evden izliyorum. bir heyecan bir heyecan...
şimdi orda olmak vardı anasını satıyım:)
şimdi orda olmak vardı anasını satıyım:)
kafayı yemiş insan örneği
Amerika'ya gitmeden Adını Feriha Koydum isimli diziye takılmıştım. 1.5 sene izlemedikten sonra öylesine 1-2 bölüme bakan ben yapacak iş olmamasından gayrı olduğunu umduğum bir sebeple diziye sarmaya başladım. ben başladığımda dizi zaten otuz küsürüncü bölümüne gelmişti. bir yandan güncel bölümleri izlerken bir yandan en baştan izlemeye başladım. gitmeden 19 bölüm falan bitirdim sanırım. orada da arada 3-5 bölüm kapadım. yalnız hemen bir dip not koyayım, her bölüm yaklaşık 2 saat. varın siz durumu hesaplayın.
sonra amerikadan döndükten sonra kalan bölümleri de izlemeye çalışırken "la ben bunu en iyisi indireyim" diyip bütün bölümleri en baştan download etmeye başladım. tabi her bölüm elimin altında olunca bu sefer açıp açıp aklıma esen bölümleri veya sahneleri tekrar tekrar izlemeye başladım. öyle ki artık bazı sahnelerde replikleri tekrar edecek konuma geldim. hatta bazen gece yattığımda beynimde feriha müzikleri ve sahneleri dönmeye başladı yani o kadar!
sonuç: o kadar overdose feriha almışım ki şimdi görmek bile istemiyorum. resmen bögk geldi. tabi yeni bölümleri izlerim ama daha medeni mantıklı bir insan olarak.
moral of the story: abi kurtulmak istediğiniz bir takıntınız varsa overdose yapın. harbi işe yarıyor:)
sonra amerikadan döndükten sonra kalan bölümleri de izlemeye çalışırken "la ben bunu en iyisi indireyim" diyip bütün bölümleri en baştan download etmeye başladım. tabi her bölüm elimin altında olunca bu sefer açıp açıp aklıma esen bölümleri veya sahneleri tekrar tekrar izlemeye başladım. öyle ki artık bazı sahnelerde replikleri tekrar edecek konuma geldim. hatta bazen gece yattığımda beynimde feriha müzikleri ve sahneleri dönmeye başladı yani o kadar!
sonuç: o kadar overdose feriha almışım ki şimdi görmek bile istemiyorum. resmen bögk geldi. tabi yeni bölümleri izlerim ama daha medeni mantıklı bir insan olarak.
moral of the story: abi kurtulmak istediğiniz bir takıntınız varsa overdose yapın. harbi işe yarıyor:)
17 Ocak 2012 Salı
rose bowl...
beklenen gün 2 ocak pazartesi... rose bowl... amerikan futbolu hiçbir zaman ilgimi çekmedi. ama kendisinin öneminin olması ve rose bowl'un da benim için ikinci bir kutsal bir mekan olması sebebiyle bir heves gittim oyuna / stada. gerçekten süper bir stad. kocaman... görmemiş olsam konser için tıklım tıklım dolmuş olduğunu hayal etmek zor... ama maç için de stadda 91bin kişi olunca nasıl bir görüntü olduğunu hayal edebildim. daha doğrusu gördüm diyebilirim.
irene'in okulunun rengi kırmızı... maskotları da badgers denen kokarca kılıklı bir hayvan... hah zargandan baktım şimdi. porsukmuş. neyse biz kırmızıları giyip "go badgers" diye bağırarak girdik stada. yalnız bir sıkıntı var, biletleri rakip takım (oregon) mezunu biri vasıtası ile aldıkları için karşı takımın tribünündeyiz. allahtan adamlar bizim manyaklar gibi diil, medeni bir şekilde izleyebiliyorsun maçı.
oyunun kurallarını anlamam için birinci çeyreğin bitmesi gerekti ama sonrasında ruhunu kaptım. şansıma da son derece çekişmeli çok keyifli bir oyun oldu. janet oregon'un çok daha güçlü bir takım olduğunu ve wisconsin'i ezeceğini söylemişti ama wisconsin bayağı mücadeleci çıktı. sonuçta yine oregon kazandı ama wisconsin maçı hiç elden bırakmadı. hatta sonlardaki şansızlıkları olmasa maçı alabilirlerdi bile.
maçtan sonra eve geldiğimde bu sefer de stanford'un tostitos fiesta bowl isimli çerez kupası maçını izledim. yine şansıma o da bol skorlu, çok hareketli bir maç oldu.
sonuç olarak 2 maçın sayesinde amerikan futbolundan zevk aldım. gerci benim izlediğim maçlar 42-35, 41-38 gibi skorlarlar bitti (nadir olan bir olaymış). sonra başka bir maç 21-3 mü neydi... daha düşükleri de çok oluyormuş. çok sıkıcı...:)
irene'in okulunun rengi kırmızı... maskotları da badgers denen kokarca kılıklı bir hayvan... hah zargandan baktım şimdi. porsukmuş. neyse biz kırmızıları giyip "go badgers" diye bağırarak girdik stada. yalnız bir sıkıntı var, biletleri rakip takım (oregon) mezunu biri vasıtası ile aldıkları için karşı takımın tribünündeyiz. allahtan adamlar bizim manyaklar gibi diil, medeni bir şekilde izleyebiliyorsun maçı.
oyunun kurallarını anlamam için birinci çeyreğin bitmesi gerekti ama sonrasında ruhunu kaptım. şansıma da son derece çekişmeli çok keyifli bir oyun oldu. janet oregon'un çok daha güçlü bir takım olduğunu ve wisconsin'i ezeceğini söylemişti ama wisconsin bayağı mücadeleci çıktı. sonuçta yine oregon kazandı ama wisconsin maçı hiç elden bırakmadı. hatta sonlardaki şansızlıkları olmasa maçı alabilirlerdi bile.
maçtan sonra eve geldiğimde bu sefer de stanford'un tostitos fiesta bowl isimli çerez kupası maçını izledim. yine şansıma o da bol skorlu, çok hareketli bir maç oldu.
sonuç olarak 2 maçın sayesinde amerikan futbolundan zevk aldım. gerci benim izlediğim maçlar 42-35, 41-38 gibi skorlarlar bitti (nadir olan bir olaymış). sonra başka bir maç 21-3 mü neydi... daha düşükleri de çok oluyormuş. çok sıkıcı...:)
devam...
en son yeni yıla mammoth da evde uyuyarak girdiğimi yazmışım. bu arada ev dediğim şeyden biraz bahsetmek isterim. kendisi garajın da olduğu giriş katının üzerine 4 kattan oluşmakta. ilk katta (bir nevi ara kat aslında) kayak malzemelerinin olduğu bir oda, banyo vs var. sonra ilk ana kata geliyorsunuz. kocaman bir oturma alanı ve mutfak. 2 adet yatak odası, banyo, çamaşır ve kurutma makinalarının (çoğul konuştuğuma dikkatinizi çekerim) bir bölüm ve bir balkon. mm yalnız oraya balkon demek biraz haksızlık olur sanırım çünkü içinde jakuzisi var... dağ manzarasına karşı...
bir üst katta yine oturma alanı, daha kapsamlı bir mutfak, 2 yatak odası daha, bir banyo. bir de hiç geçmediğim bir bölme vardı orda ne var bilmiyorum. bu katın balkonunda ise barbekü mevcut.
asıl en üst kat en şahanesi. kendisi sadece bir yatak odasından oluşuyor ama oda ve eklentilerinin toplamı benim evin yarısından fazladır. geniş bir oda, yatak yere kadar dağ manzaralı pencereye dönük, arka tarafında başka bir jakuzi, içeride giyinme odası ve banyosu. bu banyoda da buhar banyosu özelliği var.
yani adamlar dağ evi adı altında 5 yıldızlı tesis yapmış anlayacağınız!
neyse pazar öğleden sonra rüya eve veda edip yola çıktık. akşam eve dönerken Janet'a esti ve rotayı pasadena'ya çevirdik. ertesi gün meşhur rose parade ve ardından rose bowl var. rose bowl'da da irene'in okulu wisconsin oynuyor ve biz de maça gidicez ama önden parade'i izleme şansımız olmayacak. dolayısıyla gece gidip birkaç tane eseri yakından görme şansımız oldu. adamlar gerçekten muhteşem şeyler yapmışlar. daha sonra 1-2 resim koyarım...
bir üst katta yine oturma alanı, daha kapsamlı bir mutfak, 2 yatak odası daha, bir banyo. bir de hiç geçmediğim bir bölme vardı orda ne var bilmiyorum. bu katın balkonunda ise barbekü mevcut.
asıl en üst kat en şahanesi. kendisi sadece bir yatak odasından oluşuyor ama oda ve eklentilerinin toplamı benim evin yarısından fazladır. geniş bir oda, yatak yere kadar dağ manzaralı pencereye dönük, arka tarafında başka bir jakuzi, içeride giyinme odası ve banyosu. bu banyoda da buhar banyosu özelliği var.
yani adamlar dağ evi adı altında 5 yıldızlı tesis yapmış anlayacağınız!
neyse pazar öğleden sonra rüya eve veda edip yola çıktık. akşam eve dönerken Janet'a esti ve rotayı pasadena'ya çevirdik. ertesi gün meşhur rose parade ve ardından rose bowl var. rose bowl'da da irene'in okulu wisconsin oynuyor ve biz de maça gidicez ama önden parade'i izleme şansımız olmayacak. dolayısıyla gece gidip birkaç tane eseri yakından görme şansımız oldu. adamlar gerçekten muhteşem şeyler yapmışlar. daha sonra 1-2 resim koyarım...
16 Ocak 2012 Pazartesi
Corona Del Mar'dan parçalar...
İş hayatımın sona ermesinin ardından uzuuun bir tatile çıktım. 4 haftadır amerikadayım, 1 hafta daha kalıcam. ilk plan 3.5 hafta üzerindendi ama burdakilerin de ısrarıyla 2 hafta daha uzattım.
neler yaptığıma gelince:
aslına bakarsanız zaman nasıl geçti ben de anlamadım. gelişim tam bir komediydi. hayır uçuşta bir sorun olmadı ancak uçaktan sonra kabus başladı. alandaki en uzun ve en yavaş ilerleyen pasaport sırasına girmeyi başardığımından 1.5 saatte ancak geçtim kontrolden. en sonunda kriz geçirmek üzereydim. tek avuntum ilk yarım saat süresince kerem gönlüm'ün de sırada olmuş olmasıydı. muhtemelen aynı uçaktaydı. ailesiyle tatile falan geldi sanırsam. netekim o da sakat zaten oynamıyor.
neyse o uzuuun bekleyişin ardından dışarı çıkıp da Janet'i "nihayet çıkabildim" diye aradığımda "nerdesin ki?" oldu. meğer beni ertesi gün gelicem sanıyormuş. pek güldüm. burdayım ben diye. onun da görüşmeleri varmış, çareyi taksiye atlayıp eve gitmekte buldum. 50 mil, taksi kaç para tuttu söylemek istemiyorum:(
burası aynı, hiç değişmemiş. huzur ortamı olmaya devam. evime geri dönmüş gibi hissettim kendimi. yani herşey tanıdık. cuma cts takıldık öyle, sonra cts akşamı Janet ve kardeşi Rick'in christmas partisi vardı. ona gittik. gayet eğlendim. noel baba kucağına bile oturdum ne yalan diyim. geceye asıl damgasını vuran ise "dancing heads" isimli oyundu. bir kabinde kafa boşlukları var. şarkı seçiyorsun. önceden kaydedilmiş danseden karakterler var. senin o boşluğa yerleştirdiğin kafayı kaydedilmiş bedenlere ekliyor alet. süper komik bir sonuç çıkıyor. gece boyunca gidip gidip farklı kombinasyonlarda kayıt yaptık sonra oturup onları izledik. herkes yerlerde tabi.
pazar günü pisi geldi. perşembeye kadar onunla ipini koparmış serseriler gibi gezdik, yedik içtik. hava şansımıza süperdi. gerçi hava burda olduğum tüm süre boyunca süperdi. bahar gibi 20 derece civarında... mont bile fazla geliyor çoğu zaman.
noel ertesi stand-up padeling diye bişey yaptım. surf tahtasının üzerinde ayakta durup kürekle hareket ediyorsun. Janet'in yeğenleri de geldi. ben çok korkarak çıktım aletin üzerine. dengede durucam diye çok kasıldım. ağır ağır bay'de dolanırken birden ne olduğunu anlamadım ve cumburlop suya. allahın okyanusuna allahım 26 aralığında düşmek nasıl bir duygu bilir misiniz? soğuk! hem de çok soğuk! ama hava gayet güneşli. yani tekrar surfun üzerine çıktıktan sonra çok da üşümüyorsun. ben de artık düştükten sonra stresi üzerimden atıp daha çok eğlendim. önce tekrar ayağa kalkmaya korkup diz üstü dolandım bir süre. sonra tekrar kalktım Janet'in yardımıyla. sonra gençleri yakaladık. amaç janet'ın yeğeni tommy'i suya düşürmek. ancak çocuk sağlam sörfçü. ben güya usulca yaklaştım çünkü birtek benden şüphelenmez ama ben kim onu düşürmek kim. hatta daha komiği onlar ileride Brett ile tepişirken ve ben onlardan rahat 10 mt ötede tek başıma takılırken cumburlop suya düşen ben oldum. hepimiz koptuk tabi. işin komik yanı tüm bu süreç Janet'ın kamerasında yerini aldı. o kadar komik ki anlatamam. seyredip seyredip gülüyoruz. american home videos için biçilmiş kaftan. dahası janet tanıdık tanımadık herkese seyrettirdi. tüm aile ve arkadaşlar!!!! artık utanma duygumu bir kenara bırakıp eğlendim ben de... gerçekten komik ötesi. eğer kesip küçültmeyi başarırsam buraya da koyabilirim.
haa yalnız 2. düşüşten sonra punduna getirip Tommy'i de suya düşürdüm. yazık çocuk bana yardıma geldi ama ben sinsice onun sörfünü çevirdim:))) işin tek kötü yanı sonrasında feci üşüdüm. eve geldiğimizde titreme modundaydım. kendimi nasıl duşa attım bilmiyorum.
bir sonraki olayımız Mammoth dağı idi. Rick'in orda dağda evi varmış ve normalde metre boyu kar olurmuş. bir gittik ki kar mar hak getire. dağda pistlerde biraz kar var o kadar. bu işe pek üzüldüğümü söyleyemeyeceğim çünkü kayan insanlara acıklı gözlerle bakan ben bir de heryer kar olmuş olsa ve çok insan kayıyor olsa muhtemelen çok acı çekerdim. evet tamamen benim hatam, dizimi güçlendirsem kayıyor olurdum ama... eşeklik baki işte...
bu arada yeni yıla da mammoth da girdik. ne mi yapıyordum? uyuyordum desem!!! gerçekten:) akşam yemek yedik, başım çok ağrıyordu. 9'da havai fişek gösterisi vardı. Elaine ile onu izledik. (neden 9 sorusuna bulabildiğim tek cevap doğu yakasında yeni yıla o saatte giriyor oldukları:)) sonra eve geldik. benim başım geçmeyince biraz uzanayım dedim. uyandığımda saat 00:32 idi! well, happy new year diyerek uykuya geri döndüm ben de:)))
neler yaptığıma gelince:
aslına bakarsanız zaman nasıl geçti ben de anlamadım. gelişim tam bir komediydi. hayır uçuşta bir sorun olmadı ancak uçaktan sonra kabus başladı. alandaki en uzun ve en yavaş ilerleyen pasaport sırasına girmeyi başardığımından 1.5 saatte ancak geçtim kontrolden. en sonunda kriz geçirmek üzereydim. tek avuntum ilk yarım saat süresince kerem gönlüm'ün de sırada olmuş olmasıydı. muhtemelen aynı uçaktaydı. ailesiyle tatile falan geldi sanırsam. netekim o da sakat zaten oynamıyor.
neyse o uzuuun bekleyişin ardından dışarı çıkıp da Janet'i "nihayet çıkabildim" diye aradığımda "nerdesin ki?" oldu. meğer beni ertesi gün gelicem sanıyormuş. pek güldüm. burdayım ben diye. onun da görüşmeleri varmış, çareyi taksiye atlayıp eve gitmekte buldum. 50 mil, taksi kaç para tuttu söylemek istemiyorum:(
burası aynı, hiç değişmemiş. huzur ortamı olmaya devam. evime geri dönmüş gibi hissettim kendimi. yani herşey tanıdık. cuma cts takıldık öyle, sonra cts akşamı Janet ve kardeşi Rick'in christmas partisi vardı. ona gittik. gayet eğlendim. noel baba kucağına bile oturdum ne yalan diyim. geceye asıl damgasını vuran ise "dancing heads" isimli oyundu. bir kabinde kafa boşlukları var. şarkı seçiyorsun. önceden kaydedilmiş danseden karakterler var. senin o boşluğa yerleştirdiğin kafayı kaydedilmiş bedenlere ekliyor alet. süper komik bir sonuç çıkıyor. gece boyunca gidip gidip farklı kombinasyonlarda kayıt yaptık sonra oturup onları izledik. herkes yerlerde tabi.
pazar günü pisi geldi. perşembeye kadar onunla ipini koparmış serseriler gibi gezdik, yedik içtik. hava şansımıza süperdi. gerçi hava burda olduğum tüm süre boyunca süperdi. bahar gibi 20 derece civarında... mont bile fazla geliyor çoğu zaman.
noel ertesi stand-up padeling diye bişey yaptım. surf tahtasının üzerinde ayakta durup kürekle hareket ediyorsun. Janet'in yeğenleri de geldi. ben çok korkarak çıktım aletin üzerine. dengede durucam diye çok kasıldım. ağır ağır bay'de dolanırken birden ne olduğunu anlamadım ve cumburlop suya. allahın okyanusuna allahım 26 aralığında düşmek nasıl bir duygu bilir misiniz? soğuk! hem de çok soğuk! ama hava gayet güneşli. yani tekrar surfun üzerine çıktıktan sonra çok da üşümüyorsun. ben de artık düştükten sonra stresi üzerimden atıp daha çok eğlendim. önce tekrar ayağa kalkmaya korkup diz üstü dolandım bir süre. sonra tekrar kalktım Janet'in yardımıyla. sonra gençleri yakaladık. amaç janet'ın yeğeni tommy'i suya düşürmek. ancak çocuk sağlam sörfçü. ben güya usulca yaklaştım çünkü birtek benden şüphelenmez ama ben kim onu düşürmek kim. hatta daha komiği onlar ileride Brett ile tepişirken ve ben onlardan rahat 10 mt ötede tek başıma takılırken cumburlop suya düşen ben oldum. hepimiz koptuk tabi. işin komik yanı tüm bu süreç Janet'ın kamerasında yerini aldı. o kadar komik ki anlatamam. seyredip seyredip gülüyoruz. american home videos için biçilmiş kaftan. dahası janet tanıdık tanımadık herkese seyrettirdi. tüm aile ve arkadaşlar!!!! artık utanma duygumu bir kenara bırakıp eğlendim ben de... gerçekten komik ötesi. eğer kesip küçültmeyi başarırsam buraya da koyabilirim.
haa yalnız 2. düşüşten sonra punduna getirip Tommy'i de suya düşürdüm. yazık çocuk bana yardıma geldi ama ben sinsice onun sörfünü çevirdim:))) işin tek kötü yanı sonrasında feci üşüdüm. eve geldiğimizde titreme modundaydım. kendimi nasıl duşa attım bilmiyorum.
bir sonraki olayımız Mammoth dağı idi. Rick'in orda dağda evi varmış ve normalde metre boyu kar olurmuş. bir gittik ki kar mar hak getire. dağda pistlerde biraz kar var o kadar. bu işe pek üzüldüğümü söyleyemeyeceğim çünkü kayan insanlara acıklı gözlerle bakan ben bir de heryer kar olmuş olsa ve çok insan kayıyor olsa muhtemelen çok acı çekerdim. evet tamamen benim hatam, dizimi güçlendirsem kayıyor olurdum ama... eşeklik baki işte...
bu arada yeni yıla da mammoth da girdik. ne mi yapıyordum? uyuyordum desem!!! gerçekten:) akşam yemek yedik, başım çok ağrıyordu. 9'da havai fişek gösterisi vardı. Elaine ile onu izledik. (neden 9 sorusuna bulabildiğim tek cevap doğu yakasında yeni yıla o saatte giriyor oldukları:)) sonra eve geldik. benim başım geçmeyince biraz uzanayım dedim. uyandığımda saat 00:32 idi! well, happy new year diyerek uykuya geri döndüm ben de:)))
14 Ocak 2012 Cumartesi
Gözümden yaş geldi
Yaşıyorum. inşallah bir ara yazıcam. ama bu arada uzun zaman aradan sonra ilk kez beyaz izledim. gözümden yaş geldi desem!!!
özellikle 7:30 - 11:30 arasını mutlaka izleyin derim:)))
özellikle 7:30 - 11:30 arasını mutlaka izleyin derim:)))
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
