Sayfalar

3 Eylül 2012 Pazartesi

Suits

Aşık oldum ben... Kendisinin rol adı Harvey Specter... Muhteşem bir tip, süper karakter. Hani izlerken dibim düşüyor denir ya, aynen öyle. resmen dibim düşüyor... ben harvey istirem...

Hangi dizi derseniz dizinin adı Suits. Olaylar bir avukatlık firmasında geçiyor. Dava vs kısmı da heyecanlı ama son derece eğlenceli, esprili bir dizi. İzlerken çok keyif alıyorum ama maalesef 2. sezon da bitti ve yeni sezon teee Ocakta.:(

Tatilin dibine vurmaca...

aylardır tembel modundayım ama tam tatil sayılmaz ya... okulun tatil olmasını da fırsat bilip Bodrum'a Dileklerin yanına gittim. Önce biraz tedirgin gittim ama süper keyifli bir hafta oldu.
Dileklerin yazlığı Hebil koyunda. gittiğim en güzel denizlerden biri diyebilirim. muhteşem bir mavi. hafif serin, süper bir deniz. ağaç altı şezlongla da birleşince son derece keyifli bir sahil modu oldu. Üzerine bir de Ela faktörü binince... yeme de yanında yat.
Ela zibidisi ilk 3 gün beni görünce ağız büküp ağladı. Ama öyle komik ki, etrafta anası varsa kucağıma geliyor, sonra birden yabancı biri olduğumu idrak ediyor, suratıma bakıp dudak büzmeye başlıyor. anında annesine atıveriyorum, hoop gülüyor:))) öyle sevimli ki... 3. günden sonra kucağımda ağlamamaya başladı. bi komik bi şeker... paso onla oynadık. ama olay tabi ağlayınca annesine verme modu olduğu için en keyifli bebek sevme olayı:)
salı gece bodrum tatilinden döndükten sonra çarşamba ablamların 30 ağustos tatilini birleştirip bozcaadaya gideceğini öğrendim. anında onlara yazıldım. geçen sefer bozcaada'ya günübirlik gittiğimden aklım kalmıştı. bu kez 3 gece konakladık. yolda yine gelibolu, çanakkale şehitliği derken keyifli bir yolculuk oldu. sezonun son denizine de orada girdim. yalnız yok böyle soğuk bir deniz. resmen uyuştum. buna rağmen ısrarla girdik denize. dona dona yüzdüm resmen. bıçak gibi keskin derler ya, aynen öyleydi işte. dışarıda manyak bir rüzgar olmasına rağmen ıslakken bile sudakinden daha az üşüyorsun...
keyifli 3 günün ardından kabus dönüş yolunda oldu. 2.5 saat feribot kuyruğunda bekledik. yol uzadı da uzadı. resmen yola çıkmamızla eve varmamız arasında 12 saat geçmişti. Bayılacaktık resmen...
ama iyi eğlendim be.... üstüste 2 keyifli tatil:)

2 Ağustos 2012 Perşembe

Beni de kaldırdılar ya...

Bugünkü dersimiz oldukça ilginçti. önce bir saate yakın resmen spor yaptık. yürüyerek başladık, ardından parmak ucunda yürüdük sonra parmak ucunda koştuk, sonra parmak ucunda çömelip kalktık. resmen terin yere damladığını gördüm bu esnada. ardından yer hareketleri başladı. dik otur, esne, yat kalk vs. harbi harbi spor yaptık.
Ardından hoca hepimizi kaldırdı ayağa, bir kişi yerde kaldı. o yatay pozisyondayken hepimiz onu bir noktadan başka bir noktaya taşıdık. 8 kişi idik sanırım. sonra herkesi birer birer taşıdık. en son ben kaldım, bütün itirazlarıma rağmen hoca beni de yatırttı ve pıt diye kaldırdılar resmen. inanamadım!!! hayatımda ilk defa böyle bir noktadan havalanıp başka bir noktaya kondum!
dersin ikinci kısmı pek eğlenceli idi. karşılıklı iki sandalye koyduk. birinde bir kişi oturup aklına ne gelirse abuk subuk hareketler yapıyor. diğer sandalyedeki de bir yandan onun yaptığı hareketlerin aynısını yaparken diğer yandan da kendisine sorulan sayısal ve sözel soruları cevaplıyor. bu oyunun amacı eş zamanlı farklı uyaranlara rağmen koordinasyonu sağlamak. görüntü çok eğlenceli, çok komikti. övünmek gibi olmasın tek kelime ile harikalar yarattım:))) koordinasyonumun gıdım teklemediğini söylememe gerek yoktu sanırsam:))
son oyunumuz ise çember olup kişi başı birer kelime söyleyerek anlamlı cümleler kurmaya çalışmak. ne acaip şeyler çıktığını söylememe gerek yok sanırsam:) hele de ikinci turda kelimelerin alfabetik sırayla gitmesi zorunluluğu eklendiğinde:))))

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Tezatın böylesi...

Okulda Uğur hoca "sadece aptallar 8 saat uyur" isimli kitabı okumamızı istedi. Verdiği mesajdan çok betimlemeleri incelememiz açısından. Ben de pazar günü ders çıkışında hemen aldım kitabı ve okumaya başladım.
Burada değineceğim betimlemeler değil içeriği. Kitap Da Vinci, Newton vs gibi ünlü bilim adamlarının nasıl günde 3-4 saat uyuyarak çalıştığını, aslında bir insanın günde 4 saat uyumasının yeterli olduğunu ancak kendimizi en az 8 saate programlayarak nasıl hayatımızın büyük bir kısmını boşa geçirdiğimizi falan anlatıyor. İşte ben pazar bu kitabı okumaya başladım, pazardan beridir de günde en az 10ar saat uyuyorum:))))) gelin matematiğini siz yapın:)

31 Temmuz 2012 Salı

Ben bir böceğim...

Ben bir böceğim, ben bir kalasım, yontulmamış bir odunum falan filan...
Şu anda aynen böyle hissediyorum.
Nedenine gelince:
Pazar günü oyunculuk akademisi başladı. İlk ders değişikti. vücudunu tanı, diaframdan nefes alabiliyor musun bakalım, sen bir ahtapotsun konulu farklı ama keyifli bir ders yaptık. ardından da ödevlerimiz oldu, kitap neyin okuyoruz şimdi.
bugünkü dersimiz ise Altan Gördüm ile oyunculuk dersi idi. konumuz ise yolda yürürken yanda birşey dikkatini çekiyor ve buna bir oyun katıp canlandırıyorsun. herkes kafasına göre bişeyler görüp canlandırdı, bir ben beceremedim. Olmadı olamadı... bakamadım yada hissedemedim ki hissettireyim. sonuç olarak kendimi bir odun modunda hissettim. biraz moral bozucu ama du bakalım bu daha bir ilkti.
1.5 saatin sonunda ara verdik ve işte o arada Vahide Gördüm geldi okula. Kadını görünce heyecanlandığımı belli etmemek için biraz cebelleşmem gerekti. Televizyonda göründüğünden çok daha güzel bir kadın bir kere. Utanmasam dönüp dönüp bakacaktım yüzüne. sonra şansımıza dersimize de geldi ve oyunculuk üzerine konuştuk 1.5 saat boyunca. kadını izlerken ve dinlerken kendimi sorgulamaktan başka bişey yapamadım resmen. Benim burada ne işim var, ben kimim ki modunda küçüldükçe küçüldüm, böcek gibi hissettim kendimi. Hele konuşmanın ilerleyen kısmında sınıfta mühendis olan olduğunu duyunca "oyunculuğa tenezzül ettiğiniz için gurur duydum" dediği anda neye uğradığımı şaşırdım.
Şu anda karışık duygular içerisindeyim. Hem Altan Gördüm'e hem Vahide Gördüm'e olan sempatim ve hayranlığım bir kat daha arttı. AG göründüğünün tersine daha sempatik, daha canayakın, VG'ün farklı bir havası var, biraz ciddi, mesafeli gibi ama aynı derecede de mütevazi ve içten.
Sonunda yetenek çıkar yada çıkmaz, benden bir bok olur yada olmaz ama bu insanları tanımak ve dünyalarına kısa bir süre için bile olsa misafir olmak benim için çok heyecan verici bişey olacak.
Bu fotoğraf da Altan hocanın kamerasından Vahide Hocayı pür dikkat dinlerken:)))
Bu arada sınıfımızın adı Suna Pekuysal:)

12 Temmuz 2012 Perşembe

yumru yumru

Hani bazı şarkılar vardır ya dinlerken insanın boğazına bir yumru oturur, düğümlenir kalırsın... işte tam öyle bir şarkı... şarkı çok güzel ama resmen dinlemeye gücüm yetmiyor...

Kaçan heves modu

Dün sabah ki heyecanımın başına birşeyler geleceğini adım gibi biliyordum. hatta bunun neden olacağını da biliyordum. ve aynen tahmin ettiğim gibi oldu.
sonucunun ne olacağını bile bile bir arkadaşıma bu girişimimden bahsettim. sonuç hiç de şaşırtıcı olmadı. olumsuz birşey söylemek istemiyorum benim iyiliğimi düşündüğü için yaptığını biliyorum ama canımı sıkıp ruh halimi yerin dibine geçirmekten başka bir işe yaramadığını da belirtmem lazım. dünkü iyimser canlı selen gitti yerine asık yüzlü durgun selen geldi..
höf pöf...

11 Temmuz 2012 Çarşamba

Heyecan modu

Bir süredir merak ettiğim, ilgimi çeken, ancak şimdiye kadar aklimin ucundan denemek geçmeyen, yapmak isteyip istemediğimi bile düşünmediğim bir girişimde bulundum birkaç gün önce.
Bir süredir evde oturmanın verdiği boşlukla bolcana dizi neyin izler olmuş ve gerek çekim gerek oyunculuk konuları dikkatimi çekmeye başlamıştı malum. Önce kamera arkası olayına takıldım, hala da takığım. Nasıl oluyor da oluyor, bir sahneyi kaç kere kaç açıdan çekiyorlar, fonda duran şu beyaz zırzavat hangi amaçla kullanılıyor, kaç kamera vardır ki acaba gibi sorular dolanıp duruyor. Ha bir de montaj. O konuda hiçbir fikrim ipucum yok, nasıl nerden öğrenirim çok da emin değilim, hatta emin olmayı bırak umudum bile yok.
Ama umudum olan başka bir konu var. O da bu oyuncuların nasıl rol yaptıkları. Duyguları mimikleri yüzlerine nasıl yansıttıkları. Yeteneksiz manken bozuntularından bahsetmiyorum. Gerçekten bu işi yapabilenlerden bahsediyorum.
İşte ben bu soru işaretlerini sıralarken gözüme bir ilan çarptı. Twitterdan akademi 35buçuk'u takip ediyordum (vahide gördüm, altan gördümgilin okulu). Hızlandırılmış oyunculuk akademisi başlıyormuş. Bir süre ilan bana baktı ben ilana. Günlerce sayfasına girip girip baktım. Sonra bir gün cesaretimi toplayıp aradım. Ne lazımdı kardeş diye. "gelip ön görüşme yapıyorsunuz" dediler. Orda "eneeem" dedim. Hani bastır parayı git formatında bişey değilmiş. Gerçi bu ön görüşme formalite de olabilir ama gene de bir fren mekanizması oldu benim için.
Bu veriden sonra gene birkaç gün ilan bana ben ilana bakmaya devam ettim. Kendime sordum durdum denesem mi diye. Denemeye karar versem dahi bende umut var mıdır diye... Hatta facebook'ta üstü kapalı anket bile yaptım. Tek isteğim ufak bir gazdı. Sonra geçen cts tüm cesaretimi toplayıp randevu aldım pts için.
Pazartesi geldiğinde hiç beklemediğim kadar heyecanlanmıştım. Sanki iş mülakatına gidiyorum. Hayır aslında iş mülakatlarında bile bu kadar heyecan yapmıyorum. Bildiğin tıp tıp modu. Kendi kendime "ulan yaş kemale ermiş, senin neyine" diyorum ama bir yandan da her şeyi geçtim temelini, mantığını anlıycam ya, onun azmi ve merakı var.
Neyse yüzümde heyecanımı bastıran bir ifade ile girdim binaya. Bir yandan da karşılayan insanların bakışlarında "oha lan bu yaşta burda ne işin var" bakışı yakalamaya çalışıyorum. Çünkü muhtemelen gelenlerin çoğu tiyatro öğrencisi falan diye tahmin ediyorum. Neyse bana bir form uzattılar doldurayım diye.
İsim soyad, doğum tarihi, eğitim düzeyi ve tataaam "mezun olunan okul" gülerek yazdım. Odtü end müh. Ne işim var kızım senin burda??? Sonraki sorular: kursa gelme amacınız? Hmmm lan ne yazıcam şimdi buraya? Merak desem "hadi yallah" diyecekler "temelini anlamak" gibi bişey karaladım sanirsam. Asıl vurucu soru ondan sonraymış. Hedefiniz? Hassss... Temelini anlamak dedik ya... Ama o hedef sayılmıyor olacak ki yenisini sormuşlar, neyse oraya da benzer bişeyler karaladım.
Ben tam formu doldurduktan sonra içeri Altan Gördüm girmez mi! Lan lan oldum bir anda. O anda öğrendim ki ön görüşmeyi Altan Gördümle yapacakmışım. Biran panik yaptım. Kendimi adamla dalga geçiyormuşum gibi gördüm. Düşünsenize ben acaba falan derken işin duayenlerinden biri seni ciddiye alıp görüşüyor. Utandım, heyecanlandım, görüşmeye kadar geçen ve bana çoook uzun gelen o 3-5 dakika içinde ben duygudan duyguya koştum, kendimi sakinleştirmeye çalıştım vs.
Bu arada bu heyacan yetmezmiş gibi bir de oradaki görevli hatun kişi bana kursla ilgili bilgi veriyor. Gayet yoğun, bol emek isteyen, ağır bir program. Zaten ürkek olan ben "selen kaç lan burdan, senin neyine" ruh hali ile savaşmaktayım. Allahım şimdi bir de görüşmede rezil olucam. Alırlarsa ya beceremezsem paniğindeyken buyrun görüşmeye dediler.
Geçtik içeriye Altan abimle. Ben harbi heyecanlı. Önce soyadımla ilgilendi. Ardından odtü ve ankara muhabbeti yaptık. Ben biraz rahatladım ama daha önce hiçbir ilgim eğilimim olmadığını söylerken biraz heyecan yaptım yine. Bu işte çalışmanın yanısıra yetenek de lazım dediğinde "aha tuttuk" dedim. Valla dedim hiçbir fikrim yok:))) içimden bunu siz söyleyeceksiniz dedim ama dışta tıs yok:)
Bu arada adam anlattıkça ben biraz daha heveslendim. Gözlem, odak, ilgi vs... o anlattı benim gözlerim parladı. Az evvel içeride oluşan kuşkular yerini hevese bıraktı.
Bana "ahanda şimdi sıçtık" dedirten şey ise "hadi kalk bakalım senle bişey canlandıralım" lafı oldu. Ben biran panikledim tabi. Heyecanlandım falan. Neyse kalktık ayağa bir mizansen anlattı bana, hadi bakalım dön arkanı ve yap dedi. Ne yaptım gerçekten hiçbir fikrim yok ama ya bende o ışığı gördüğünden:P yada ne bileyim başka bir sebepten olumlu karar verdi.
Ben de sanki sınav kazanmışım gibi sevindim. Sonra okulu gezdik. Haftaya veya sonraki hafta sınıf tamamlanınca haber verecekler ve başlıycaz.
Bu arada iş miş durumu olursa bakalım ne yapıcam. Aman gerçi bunca ay olmamış bir halt, 2 ay daha idare ediveririm:)))
Ya işte böyle, öyle görünüyor ki önümüzdeki 2 ayı tamamen farklı bir dünyada geçiricem. Belli mi olur, belki bende cevher vardır, bu işi çok severim ve devam ederim:)))

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Bir tatil daha bitti...

bizim gençlerle yine bir club med haftası yaptık. giderken tereddütlerim yoktu desem yalan olur ama yine süper eğlendim. bu kadar kafa insan bir araya nasıl gelir...
valla anlatmaya kalksam anlatılmaz... yine yattık, yüzdük, yedik, içtik, tepindik ve geldik. tepinme kısmını açmak gerekirse olayın gerçekten dibine vurduk. hava da nasıl sıcak, durduğun yerde duş alıyorsun ama biz inatla hoplayıp zıplıyoruz. hele bir gece var ki... bir platform üzerinde dans ederken platformu kırabilir miyiz diye organize zıplarken bulduk kendimizi. onca çabaya kıramadık o ayrı.. ama olay bu boyuttaydı yani:)
bitsin istemedim aslına bakarsanız... öyle geri geri geldi ayaklarım... yada geri geri gitti deniyordu sanırım. hiç istemedim eve dönmeyi... kabus zaten uçakta başladı. ağlayan çığlık atan bebeler canımıza okudu resmen. ciyak ciyak viyak viyak... çocuksuz tatilden sonra damardan girdi resmen. bence cocuk free uçuşlar da yapılmalı hehehe

17 Haziran 2012 Pazar

sevmiyorum...

Sevmiyorum işte babalar gününü var mı?
Anneler gününü görmemeyi başaralı yıllar oldu ama babalar günü hala koyuyor ne yalan diyim...
zorla mı....
babası olanlar babalarına sevgisini bas bas bağırıyor, çocuğu olanlar tadını çıkarıyor...
bize de böyle buruk, baba kucağı, baba şefkati, güven duygusu hasreti kalıyor...
babadan gelen güven duygusu... öyle özledim ki yanındayken bana birşey olmazmış, kimse, hiçbirşey bana dokunamazmış hissini... öyle özledim ki yamacına gidip şımarmayı, şımartılmayı... öyle özledim ki çocukca isteklerimin, şımarıklıklarımın doyurulmasını...
öyle özledim ki babamın kucağını... o kocaman kucağını...

31 Mayıs 2012 Perşembe

sınav mınav

sonunda dilek'in de iteklemelerine dayanamayıp pmp için gün aldım. 21 haziranda dananın kuyruğu kopuyor anlayacağınız. kaç aydır kendimi olaydan tamamen soyutladığım için de ne gittiğim kursun bir etkisi var üzerimde ne de daha önce okuduklarımdan bir gıdım hatırlıyorum. sil baştan yapıcaz mecburen...
yapmasına yapıcaz da, bugün saat 11 den beri masaya oturmamak için evde atmadığım takla kalmadı. koca günü yedim. nasıl yetiştireceksem:(

dilemma dediğin böyle olur:)

bugün büyük bir ikilem içerisindeyim. akşam ne izleyeceğime bir türlü karar veremedim. bir tarafta 2 yıldır özenle takip ettiğim fatmagül, diğer yanda miss turkey yarışması... miss turkey mi, ne alaka? dediğinizi duyar gibi oldum nedense... hayır canım, kendileri zerre kadar ilgimi çektiğinden değil ama jüri üyesi olarak çağatay olunca akan sular duruyor napayım:))))
evet maalesef benim takıntı tam gaz devam ediyor:) ne bir eksik ne bir fazla:)))
hmm türkün aklı ya sıçarken ya da kaçarken gelirmiş. benim de aklım birden blog yazarken yerine geldi. ben iyisi mi yarışmayı kaydedeyim, sonra izlerken ilgimi çekmeyen kısımları hızlı hızlı sararım hahhaha:)))

18 Mayıs 2012 Cuma

İtirafımdır...

Bu bir itiraf yazısıdır. Ne alaka diyecek olursanız;
bir bağımlılığın, saplantın, takıntın varsa bundan kurtulmanın / arınmanın yolu önce kabullenmekten sonra da itiraf etmekten geçer. yani en azından ben öyle düşünüyorum. ben de son birkaç aydır sahip olduğum bir saplantıyı dile getirerek kendimle yüzleşmeye ve kurtulmaya çalışacağım.
bunun ne kadar zor birşey olduğunu tahmin edersiniz. hele de takıntınız konusunda bir nevi suçluluk yada utanç duyuyorsanız. hahahha evet lafı dolandırmamdan bunu da anlamış olacağınızı umuyorum.
tamam artık itiraf ediyorum. ben bir "adını feriha koydum" ve "çağatay ulusoy" fanatiği / sapığı vs işte ne derseniz deyin ondan oldum. itiraf ediyorum diziyi izlemeye ikinci sezonun ortasında başlamama rağmen geriye dönüp bütün bölümleri izledim, indirdim, defalarca tekrar izledim ve her yeni bölüme de aynı şeyi yapmaya devam ediyorum. artık replikleri ezbere biliyorum diyebilirim.
dizi çok salak bir dizi, çocuk da pek çıtır olduğu için de bu takıntımı dile getirmekten utanıyorum. ama dedim ya kurtulmak için artık itiraf etmem gerekiyor.
ha niye böyle oldu derseniz sebebinden çok emin olmamakla birlikte tahminim şu yönde. birincisi hayatımda olmayan aşkı dizi sayesinde yaşıyorum. ikinci ve muhtemelen en önemli etkense geçen seneki bölümlerde sebil sübyan formatında olan "emir" yani "çağatay ulusoy" adlı şahsın ikinci sezonla birlikte evrim geçirerek dudak uçuklatan bir şekle bürünmesi. yani en azından bana öyle geliyor. çocuk resmen bir yıl içerisinde 5-10 yaş olgunlaştı. gerçi hala sebil sübyan, daha 22 yaşında, yani kassam kendisini doğurabilirmişim. ama bu çocuğun süper yakışıklı olduğunu düşünmeme engel olmuyor. ha bir de geçen süre zarfında oyunculuğunu da çok geliştirmiş, özellikle bakış ve mimikler tam öl formatında... tabi oynadığı karakterin etkisi yadsınamaz..
evet son yazdığım 3-5 cümleden de anladığınız üzere ciddi ciddi kafayı sıyırmış bulunuyorum. bu durumun komikliğinin farkındayım. hele de hayran kitlesinin 10-20 yaş arası olduğu düşünülürse gerçek anlamda yaş ortalamasını artırmaktayım. hayranım demek istemiyorum çünkü herif sadece çok yakışıklı. hani ekstradan hayran olunacak bir özelliği olduğunu sanmıyorum. bir de komik bir tip. efendi görünümlü bişey de (tüm katıldığı program ve röportajları da izlediğimden biliyorum) ama daha çok genç. bunun 15 sene sonraki hali feci can yakar... neyse.
böyle işte. itiraf ettim rahatladım. artık kendimle dalga geçmeye başlayabilirim.
ha bu arada bu afk saplantısı bende başka bir ilgiyi ateşlemiş bulunuyor. o da çekim olayı. eskiden dizileri/filmleri seyrederken arka planını hiç düşünmez, geldiği gibi seyrederdim. şimdi birkaç kamera arkası vs izledikten sonra aslında bu çekimlerde nasıl büyük bir emek olduğunu görmeye başladım. bu da giderek ilgimi çekmeye başladı. aynı sahnenin defalarca farklı açılardan çekiliyor olması, tekrar tekrar çekilmesi... montajı... ve en büyük takıntım ise devamlılık unsuru. yaraların, lekelerin, eşyaların yerlerinin vs vs devamlılığı. eskiden hiç farketmediğim şeyleri şimdi görmeye başladım. bir yandan batıyor diğer yandan daha da ilgimi çekiyor... bu işe girmek için naapmak lazım acaba...
ha bir de oyunculuk olayı... bu aynı sahnenin defalarca çekilmesi vs gördükçe... valla insanları takdir etmeye başladım. ben kesin gülerim lan oynayamam yani... bence çok komik... hele bir bölümde bir sahne vardı. emir ferihaya ömrüm boyunca seni sevcem falan diyor ama tam karşıdan çekmişler. yani bu cümleleri kameraya ve kameramana bakarken söylüyor. ben kesin kopardım yani orda... kameraya ilanı aşk:PPP
böyle işte.. bunu yazcam diye yemeği yakmadığımı umuyorum.
öpenz...

22 Nisan 2012 Pazar

Bayrak salladım ama gören yok!

Mert, sana aynı mailin yahoo formatını aldım diye yorum bıraktım ama bakmadın sanırım.
ses ver bakiim. yazasım var:)

Ben gelmeyeli blog değişmiş???

Vay be, harbiden uzun zaman olmuş:P
baksanıza blog formatı bile değişmiş, tanıyamadım resmen...
Neyse, yazasım geldi bugün, yazayım biraz.
bugün nihayet bir yılın sonunda bir basket maçına gitmeyi başardım. Ligin bitmesine 2 maç kala, Efes-FB maçını yakaladım. Facebook çağrıma eski bir arkadaşım cevap verince atladık gittik.
Maç çok zevksizdi. Maç boyunca Efes geride gitti. Şut yüzdesi kaçtı bilmiyorum ama çok düşüktü. zaten skorlar da düşüktü. hatta birara fark 10 sayıya çıktı. Sonra biraz toparlandılar, 3-5 sayıda tuttular farkı. sonra ne oldu anlamadım, maçın son 2 dakikasında Efes öne geçmeyi başardı ve maçı aldık.
Kabus maç en azından mutlu bitti:)
akşam da futbolda FB GS'yi yendi. Pek eğlendim.
Günün diğer güzel yanı ise en azından 2 yıldır görmediğim bir arkadaşımla sanki daha geçen hafta ayrılmışız tadında muhabbet etmiş olmamız:))))
daha ne olsun:)