7 Mart 2016 Pazartesi
çılgın seloş:)
daha önce üstün körü bahsetmiştim. twitter üzerinden kendim gibi dizi sever insanlar buldum diye. bir hafta falan oldu beni kendi kurdukları mesaj grubuna dahil ettiler. önce çekindim biraz ama baktım aynı sen ben gibi insanlar, sohbetleri de sıcak, koyverdim gitti. gün boyu geyiğin allahı dönüyor grupta. sadece İA konuşmuyoruz ama temel konu o ve etkileşim alanı oluyor.
grupta 7 kişi var. herkes farklı illerden. istanbul, antalya, yalova, bursa, avusturya, adana ve ben ankara. 7 benzemez bulmuş da benzemiş ya birbirine... hatta muhabbet o kadar koyulaşmış durumda ki 14 mayısda istanbulda büyük buluşma var. ama ben maalesef gidemeyeceğim. bu salak oyun yüzünde. çünkü o haftasonu bursada turnede olacakmışız. inşallah olmaz öyle bir durum da gidebilirim.
ben bu mayıs toplantısına gidememe üzüntüsü içindeyken geçtiğimiz haftasonu istanbul'a gittim. hazır kursum da ara vermiş. ancak program o kadar yoğun ki istanbuldaki arkadaşı görmek istemekle birlikte zaman yaratmak çok zor. tam ben yola çıkma geyiği yaparken antalyadan "ben de geliyorum" haberi geldi. bunun üzerine yalova ve bursa da dahil olunca buluşma farz oldu.
gruba antalya ve istanbuldan katılan arkadaşlar grubun "ünlüleri". can ve açelya'ya ve aileleri ile şahsen tanışıklıkları ve muhabbetleri var. ama bu muhabbet tamamen dizi fanlığı sebebiyle oluşmuş yani eskiye dayanmıyor. yolava ve ben en ezikleriyiz. ne kimseyi tanıyoruz ne de kimse bizi tanıyor. twitter dünyasında çok yeniyiz:) bunun geyiğini anlatamam, gerçekten yaşamak lazım. bazen gözümden yaş geliyor. neyse sonuçta grup büyüyünce istanbuldaki arkadaşın evinde kahvaltı olayına döndü durum. benim kahvaltıya yetişmem zor ama bir şekilde katılacağım. bu arada can'ın annesi de dahil oldu toplantıya. o da gelecek. ben iyice garip hissediyorum kendimi. tam ergen fan muhabbeti gibi görünüyor uzaktan bakınca.
tamam dm zamanı bizim gençlerle toplanmıştık ama 20 yıldır benzer bir durum yaşamadım. hiç tanımadığım, internetten tanıştığım/yazıştığım insanlarla (ki konu da bir dizi) buluşmak. hem de birinin evinde. neyse olayı minnoşa çıtlattım baktım olumsuz tepki vermedi. güldü eğlendi o da, daha bir gönül rahatlığı ile gittim.
ben gittiğimde kahvaltıları bitmek üzereydi. içeri girmemle sanki 10 yıldır tanışıyormuşuz gibi hissetmem arasında sanırım 10 dk falan oynadı. herkes son derece içten, güleryüzlü, samimi. ilk rahatlamam herkesin aynı tereddütü yaşamış olduğunu duyunca gerçekleşti. antalyadan gelen arkadaş "annem gece uyumamış hiç, ilk kez tanımadığım birinin evinde kalıyorum" dedi. kendisi de bir miktar gerginmiş. yalova'dan gelenlere abisi "siz tanımadığınız birinin evine mi gidiyorsunuz?" diye sormuş vs. yani herkeste benzer bir düşünce yapısı ama aynı zamanda da gönül birliği. gitmeden ne konuşucaz acaba diye düşünürken susacak zaman bulamadığımızı farkettim. o kadar çok güldüm ki ayrıldığımda bırak yanaklarımı başım bile ağrıyordu.
ev sahibimiz yazık neler neler hazırlamış. kızcağız bir an bile oturmadı yerinde. habire hizmet modundaydı. ben birara samimiyet buhranına girdim, kaybettim kendimi:) Can'ın annesine inanamadım. tatlı bir kadın, o da son derece doğal ve samimi. pepside çalışıyormuş. aa ben işbaşvurusu yaptım oraya ama aramadı adamlar dedim boş bulunup. ilgilendi kıyamam, yolla bana cv'ni falan dedi. teşekkür ettim tabi kadıncağızı onun için mi taciz edicem ama teklif etmesi bile içtenliğini gösterir yani. gerçi utandım da sonra ne gerek vardıysa, ama ne bileyim dedim ya bir an samimiyet buhranına girdim diye:)
ankaraya döneceğim için erkenden ayrılmak zorunda kaldım yanlarından. aklım nasıl onlarda kaldı anlatamam. ben 3:30 gibi ayrıldım onlar akşam 8e kadar birlikteymiş. şimdi mayıs için karalar bağlamış durumdayım. bensiz buluşacaklar ühühühüh...
hay kader ben senin....
4 Mart 2016 Cuma
allaaaaaaah tutmayın beni:))))
az önce bomba bir haber aldım. ömer'im var benim dünya tatlısı, bir proje için ankaraya gelecekmiş ve yanında da benim süper dizimin baş kahramanını getirecekmiş. sizi mutlaka tanıştırıcam dedi. çocuklar gibi şenlendim ne yalan diyim. sanki nolacak, koca kadınsın selen ama olsun işte. insan sempati duyunca birisine hoşuna gidiyor vesselam. ergen oldum ben:))))
2 Mart 2016 Çarşamba
öldüm de dirildim ben bugün...
allah sevdiği kuluna önce eşeğini kaybettirirmiş misali, kaybettim ve buldum ben o eşeği. dolayısıyla bir kez daha diyorum sevme beni, sevme istemiyorum.
olayı özetleyecek olursak, haftaya bir kahvaltı organizasyonu vardı şirkette. almanyadan büyük amcalar gelecek. konferans salonuna alınmış. ben de lan program mı değişti ki diye gelen toplantı davetini bir arkadaşa fw ettim ve içine allahtan sadece "kahvaltı konferans mı oldu?" yazdım. sonra istanbuldan sevcan sen onu herkese mi gönderdin deyince maile bir baktım "required" kısmında yedi düvelin maili var. şirkette ne kadar yönetici varsa tr almanya dahil, hepsi. başımdan aşağı kaynar sular indi. lan adamlar beni böyle mi tanıyacak diye debeleniyorum. hemen ITyi aradım. toplantı daveti olunca geri de çekilmiyormuş. iptal de edemiyoruz. bir de benim outlookta maili ceo adına yollamışım gibi görünüyor. IT kitlendi. ben yarım saat telefonda ter döktüm. sonuçta ortaya çıktı ki sadece organizasyon sahibine gitmiş mail. yanlış alarm vermişler bana. var ya yeniden doğmuş gibi oldum. bu adrenalin bana bir süre yeter yeminle:)
26 Şubat 2016 Cuma
konuşur gibi yazmak
benim şu yazarken kendi kendime konuşma olayı beni benden alıyor bu sıralar. birilerine veya buraya yazmaya başlayınca kendimden geçiyorum. konudan konuya atlıyorum, itiraz ediyorum, espri yapıyorum ama hep kendi kendime. aslında karşımdaki kişiye anlatıyorum bunu. konuşurken değil de yazarken yaşıyorum bu sessiz muhabbet olayını. böyle motora takmış gibi, çatır çatır konuşuyorum. aynen şu anda yaptığım gibi. bir konu da olmuyor bazen. engelsiz söz demetleri. peşpeşe sıralanmış dizeler. bazen olayın saçmalığına varıp kendi kendime espri falan da yapıyorum. o zaman daha bir keyifle sonsuza kadar yazmaya devam etmek istiyorum.
yok evet haklısınız, durmak lazım bir yerde:))))
bir ilk...
bilen bilir ben hayal kurabilen bir insan değilim. çok gerçekçiyim bir kere. bir de hayallerin gerçek olmayacak olması beni daha çok bozduğu için girişmem bile böyle bir olaya. bilmem yani.
ama birkaç haftadır ufak tefek hayaller kurduğumu ve mutlu olduğumu farkettim. hem de bir dizi sayesinde, dizideki inatçı aşk ve birbirinden şeker oyuncuları sayesinde... çok minik hayaller bunlar... ama farkettim ki ben bu hayalleri kurarken mutlu oluyorum, yüzüme bir tebessüm yerleşiyor. hayal olduğunun ve gerçekleşme ihtimali olmadığının farkındayım ama ilk kez umurumda değil. ilk kez tadını çıkarıyorum bu hayallerin, kendimi pozitif hissediyorum. ilk kez hayal kuran insanların ne hissettiğini, insanların neden hayal kurduklarını anlıyorum. öyle değişik bir tecrübe ki bu benim için doya doya tadına varmaya çalışıyorum:))) ilk kez hayallerden ve hayalkırıklığından korkmuyorum. hem de bir dizi sayesinde... hayat ne ilginç.
22 Şubat 2016 Pazartesi
haftasonu ve diğerleri...
haftasonu bayağı bir hareketli geçti.
cuma akşamı nispeten spontan gelişen bir şekilde liseden kızlarla buluştuk. bir süredir niyetleniyor ama bir türlü denk getiremiyorduk derken birdenbire oluverdi işte. iyiki de olmuş. yaklaşık 4 saat kadar gülmekten karnıma ağrılar girdi. birbirini uzun zamandır tanımanın verdiği rahatlıkla coştuk resmen.
gerçi yaptığımız şamata dolayısıyla etraf ve mekan ne kadar memnun oldu bilmiyorum ama benim için unutulmaz bir gece oldu. devamını getirmeye söz verdik ama uyuzuz biz, bakalım ne zamana kısmet olacak.
hmm sonra eve geldim ve ertesi sabah uyanmayacağım için yatmak gelmedi içimden. ben de geçen sene kısa bir süre yayınlanan gönül işleri dizisini izlemeye başladım. dizinin özelliği inadına aşk'taki can yaman'ın ilk projesi olması. diziyi izlerken kendimden geçtim resmen. o kadar şirin ve toy ki. tabi bize inadına aşk çerçevesinde daha tecrübeli daha güvenli hali denk gelmişti. bu ilk işinde resmen yanaklarını sıkıp ısırmak istedim. o derece. (ps 2 günde 4 bölümü anca izledim. yaklaşık 30 bölüm o da. artık yeni dizi gelene kadar bunla idare edicez)
cuma geç yatmakla birlikte cts önce 7 gibi hortladım, sonra kendine gel selen diyerekten tekrar yatıp 11 gibi kalktım yataktan. güya 10:30 daki pilates dersine gidecektim:p hal böyleyken provaya anca yetiştim.
bu sefer prova çıkışı kırıkkale lojman tayfası ile geleneksel simitçi kafe buluşmamızı gerçekleştirdik. aynen emekliler gibi simitçi kafede buluşuyoruz, çok dalga geçiyorum. neyse o da güzel hoş sohbet geçti. ardından gece 22:30 gibi fındık ve hakan uğradı, onlarla çene vs ben gene 2 gibi yatar.
pazar uyanış 10 suları. bu sefer prova sonrası spor (yeminle canım çıktı yaaa, çok zorlandım - ki zaten hareketlerin %30unu ancak yapıyorum. 1-2-3, dinlen, 15-16-17:)))) ve tiyatro. oyun erken başlayıp tek perde olunca eve erken döndüm. bilin bakalım sonra yine naaptım?? evet sabah 3e kadar dizi izledim.
sıyırdım ben kafayı valla normal değilim.
ancak işin ilginç yanı, twitter aleminde kendim gibi normal olmayan insanlar bulmaya başladım. ben aynı durumu lise-universite çağlarında dm yüzünden yaşamış, etrafımdakiler beni anlamadığı için kendimi yalnız hissetmiş ve şimdi olduğu gibi kendimi saklamıştım. sonra dmturkiye grubu ile tanışınca garip olmadığımı hatta benden psikopat tipler olduğunu görmüş ve rahatlamıştım. şimdi de aynı şekilde, çekinmeden itiraf edebildiğim insanlar buldum ve onların da benden farklı olmadıklarını görünce durumumu normalleştirmeye başladım. normalleşmek iyidir, insanın üzerinden baskıyı alır. kabullenmek iyidir, iyileşmeye giden yola varır. ben de kendimi eskisi kadar acaip hissetmiyorum artık. zamana bıraktım kendimi, ne yaparsa yapsın:)
19 Şubat 2016 Cuma
protein shake
yemin ediyorum beni benden alıyor bu protein shake denen şey. hergün midem bulana bulana, resmen görev gibi içiyorum. ya sabır diyerekten. bir de su sorunu var tabi. eskiden mümkün olsa damacana ile su içen ben sudan soğudum resmen. şimdi içebilmek için içine limon damlatıyorum ve öyle içebiliyorum.
haha az önce yeni bir taktik geliştirdim. 2 yudum shake bir yudum çay, iki yudum shake, bir yudum limonlu su:)))
15 Şubat 2016 Pazartesi
salağım lan ben
zekiyim falan diye geçiniyorum ama bildiğin salağım.
şimdi; ne zamandır tweeter instagram vs çıkmıyorum ya ben, haliyle internet paketim bitti. dur ek paket alayım diye hemen turkcell'in sayfasına girdim. bu arada bir de şu 4.5G geyiği var, bir süredir burnumun dibindeki bayiye gidip simkart değiştirecem, tembellikten öteleyip duruyorum. sayfada eşek kadar "simkartını yenileyene 1GB internet hediye" diyor. ben bunu gördüm ama idrak edemedim. gittim 1 GB ek internet satın aldım. ondan sonra da "ay amma üşendin selen, git değiştir şu kartını" diyerek çıkıp bir de turkcell'e gittim. kartı yeniledim, bana 1 GB internet hediye ettiler iyi mi.. salak selen, madem yapacan, para vermeden değiştirsene kartını, alsana zamanında hediye internetini!!! şimdi 1 hafta içinde tüketmem gereken 2 GB internetim oldu iyi mi:)))
küçük kaçamak
Dün Almanca kursumun son günüydü. 3. kuru da bitirmiş bulunuyorum. bu sefer süper tembel bir öğrenci olduğum için kursda öğretilenlerin sanırım %30-40 civarını öğrendim. ama allahtan zekiyim de sınıfı yine top 2 de bitirdim;) neyse konumuz bu değil tabi. dünün sevgililer günü olmasını fırsat bilerek (ben kutladığımdan değil ama kutlayanlar da gelmeyeceği için) provayı ektim. kurs dönüşü koştur koştur eve gelip hızla birşeyle yiyip provaya gitmek yerine sakin sakin döndüm evime. kapıda alt komşumla bir kahve içip sohbet ettim. biraz üşüyünce eve çıkıp kendime yemek hazırladım. inadına aşkın ilk bölümünü açıp baştan sona izledim. saat 16 sularında artık geç kalıyorum diyerek giyinip AŞK'a doğru yola çıktım. geçen hafta kontrol ettirdim, üyeliğim yıl sonuna kadar devam ediyormuş. neyse dün pilates dersi vardı. girdim sınıfa. ısınmada sorun yok ama gerisi nanay. ayakları kaldırın diyor, benimki kalkmıyor yerinden. millet 20 adet yapıyor ben 3-5. allahtan süper bir hocaya denk geldim. tek tek herkesle ilgileniyor. ilk geldiğimi bildiği için zorlama dedi. arada gelip kontrol ediyor falan. kör topal bitirdim dersi. ardından da attım kendimi havuza. 30-40 dakika kadar yüzdüm. son zamanlarda kendimi böyle mutlu hissetmemiştim. gerçi o yorgunluğun ve hamlığın üzerine zorladı biraz. kollarım yandı durdu. en son baktım ellerde karıncalanma başlıyor, abartma dedim çıktım havuzdan. çıkışta da birsenle yemek + çay/kahve yaptık. 10a geliyordu eve geldiğimde. iki aydır ilk kez kendime kendi zevkimce zaman ayırdım diye nasıl mutlu oldum anlatamam.
yalnız şu anda karnımda sırtımda ne kadar kas varsa ayrı ağrıyor yeminle. ne ara çalıştınız siz de acı veriyorsunuz bana!!!
neyse o bu değil de bu sefer azimliyim, o kaslar güçlenecek, gelecek kış kayağa gidilecek. nokta!
11 Şubat 2016 Perşembe
asıl neyi unuttum!!!
Ben size demedim di mi? gerçi son zamanlarda neyi dedin ki diyeceksiniz? haklısınız valla...
ben bu 2015 sonunda çok ani ve radikal bir karar verdim. baktım bu şişkoluk ömür boyu devam edecek, baktım ben bu işi irade gücü ile çözemeyeceğim, dedim ki bana dışarıdan bir yaptırım gerek. aradım ablamı dedim bana doktor bul ben ameliyat olacağım. netekim oldum da.
14 aralık pazartesi günü ben tüp mide ameliyatı oldum. an itibariyle 2 ay dolmak üzere. memnun muyum? bilmeem. ama zaten ameliyatı olduktan sonra ister memnun ol, ister pişman, ne farkeder değil mi?
ameliyatın ilk günü gerçekten zordu. uyandığımda sanki 100 beygir gücünde bir at göğsümü tekmeliyordu. yaklaşık 2 saat sonra "max doza ulaştık daha fazla ağrı kesici veremeyiz" lafını duymak hiç içaçıcı bir haber olmadı benim için. ama zamanla hafifledi ağrım. sonra kaldırıp yürüttüler akşama doğru. sürekli midemde bir yumruk hissi. yürürken "lan ne halt ettim ben" diye düşünmedim dersem yalan olur ama o saatte yapacak birşey kalmamıştı tabi. "hocam vazgeçtim ben, siz benim mideyi geri takın" gibi bir opsiyonum yoktu. napacaktık dolayısıyla? katlanacak ve iyileşene kadar sabredecektik.
ilk gece kabus gibi geçti. 1-2 saatte bir uyanıp kustum. sindirilmiş kan kusmak pek hoş bir duygu (ve görüntü) değil. ama beklenen bir sonuç.
ikinci gün yani ameliyatın ertesi günü sıvı alımına başlanması bekleniyor. ufak ufak su veya elma suyu gibi sıvılar içmem söylendi. doktor iç dedi ama midem doktorla aynı kanaatte değildi. içtiğim aynen geri çıktı. insan içtiği suyu bile kusar mı? kusuyormuş. kustum ben de. işin daha garibi ikinci gün sadece içtiklerimi kusmadım. bir de köpük çıkardım bol bol. evet bildiğiniz köpük! tas tas köpük kustum. hayır o kadar köpük nereden geldi anlamış değilim. acaba ameliyatta midemi deterjanla yıkadılar da içeride bir miktar unuttular mı diye düşünmedim desem yalan olur. (internette araştırdık, boş mide yaparmış öyle köpük:)))
3. gün (yani ameliyattan sonra 2. gün) ben ufak ufak sıvı almaya başladım. ama nasıl nazlıyım anlatamam. zorla içiyorum. görseniz sanki elimdeki zehir! ne nazlı hasta demişlerdir muhtemelen. ya o gün yada ertesi gün protein tozuna başlamam gerekiyor. ben de en sevdiğimden - çikolatalısından - almışım koca bir varil. dedim ki zaten çikolataya bayılırım, ne güzel işte, rahat rahat içerim. naaah içersin! evdeki hesap hiiç öyle değilmiş. allahım ne berbat birşeymiş o çikolatalı protein tozu. gitmiyor bir türlü. eziyetin önde gideni. içeceksin diyorlar da başka birşey demiyorlar. aldım mı başıma belayı. çocuk değilsin selen diyorum ama eziyetin önde gideni.
velhasıl ben bu içememe sorunu sebebiyle normalden bir gece daha fazla kaldım hastanede. yeterli sıvı alabilir hale gelmeden salmıyorlar netekim. ben hala yeterince içemiyordum ama psikolojim giderek bozulmaya başlayınca doktorum kıyamadı ve taburcu ettiler sonunda.
bu arada benim murphy ile ilişkim malum. kendisi ile son derece samimi bir birlikteliğimiz var. buna bir de doktor yakını olma durumu eklenince benim midede çıktı mı darlık. zaten düdük kadar bıraktıkları benim zavallı midem olmuş mu size kum saati gibi! o yüzden de benim yeme içme durumları normalden daha sıkıntılı hale geldi tabi. suyu iç, bekle ki ilk bölmeye yerleşsin, sonra darlıktan geçsin ki bir sonrakine yer açılsın falan. neyse başa gelen çekilir malum... bizimki de böyleymiş:)
ondan sonraki 2 hafta benim çikolatalı protein tozu ile imtihanım şeklinde geçti. kendisinden o kadar nefret ediyorum ki içmemek için erteliyorum, ama onu içmeden almam gereken diğer besinlere geçemiyorum çünkü öncelik proteinde. akşama kadar zorlaya zorlaya ancak bitiriyorum vs. böyle olunca benim bu koca cüsse açlık sendromuna girip çakılmasın mı olduğu yere. 2 hafta boyunca günde max 300-500 kalori ile insan gıdım kilo vermez mi? vermeyebiliyormuş. netekim ben de öyle oldum. gıdım oynamadım. sonra bir gün etrafın da telkini ile muzlu protein tozunu denemeye karar verdim. muzlu sütten hiç haz etmem. ama allahtan daha 1. hafta dolmadan süt yerine su ile karıştırınca daha içilebilir olduğunu keşfetmiştim. hadi dedim, evdeki çikolata varili dursun (bir de pahalı şey anasını satiim) da ben şu muzluyu deneyeyim. allahtan bu sefer akıllıyım. varille değil daha küçük ölçekte olanından buldum. bu kiloluk. hiç unutmam 31 aralıkta ulaştı elime ve 1 ocak itibari ile dünyam değişti. meğer ben 2 hafta boyunca kendime boşu boşuna eziyet etmişim. meğer muzlusu (ve o cesaretke denediğim çileklisi) gayet kolay içilebiliyormuş!!! ben bu tozu değiştirince birden almam gereken diğer besinleri de almaya ve aynı anda kilo vermeye başladım.
şimdi ameliyatı olalı 2 ay dolmak üzere. bebek gibi adım adım besin geçişleri yaptım. önce çorbalar, sonra püreler, sonra ezerek hazırlanmış sebzeler vs. artık çok iyi çiğnemek koşuluyla hemen hemen herşeyi yiyebiliyorum. kilo vermem normalden yavaş. bazen olduğum yerde 2 hafta saydığım oluyor. hatta 2 hafta önce +500 gr ile literatüre geçme yolunda emin adımlarla ilerliyordum. meğer az su içtiğimden öyle olmuş. suyu artırınca o inat da kırıldı.(ya ama yudum yudum su içmek de ne zevksiz bir olay!!! yeminle en çok özlediğim şey tepeye dikip lıkır lıkır su içmek:( ama işte 3. yudumda takılıp kalınca acısını sen çekiyorsun. şimdi her yemekte durup midemi dinlemem gerekiyor. buna nasıl tepki veriyor diye. bazen dalıp hızlı yersem sonra çok kıvranıyorum. resmen kırbaçla eğitim gibi birşey:) bana yavaş yemek yemeyi öğretiyor. bir de az yemeyi. eğer yanında birşey yoksa 2 köfte ile doyuyorum. geçen brokoli ve patates püresi ile geldi köfte. onlara sulanınca 2.ye yer kalmadı resmen! haha bir seferinde de tek yumurtadan scrambled eggs yapmıştım. ofiste işle ilgili birşeye sinirlendim. o sinirle dikkat etmeden hızlı yedim. öğlen 1 gibi yediğim yumurta akşam 9da hala midemde duruyordu. çok ekonomik bir midem oldu. böyle giderse 3-5 yıla ameliyat parasını çıkarmış olurum:))))
duygulandım da duruldum
geçen gün minnoşum aradı. dedi ki mart sonunu boş bırak. mart sonu malum benim doğumgünü. bu sefer beni bir yerlere götürecekmiş. neresi olduğu konusunda hiç bir fikrim yok. yurtiçi mi yurtdışı mı onu da bilmiyorum. ama sanırım yurtdışı. cumartesi gidip salı dönecekmişiz. iki gün izin almam gerekecek. haftasonu da almancayı ekeceğim. önce çok mutlu olmadım bu detaya ama minnoşum ilk haberi verdiğinde öyle duygulandım ki sonrasında hiiiç umursamadım. kendimi özel ve önemli hissettim:) meğer ne çok ihtiyacım varmış bu duyguya. sonra aslında kendimi çok nankör de hissettim. etrafımda bana bu kadar değer veren bu kadar çok insan varken ben neden hala kimseye güvenmiyor ve kendimi yalnız görüyorum diye sorguladım. bendeki bu güvensizliğin temeli ne gerçekten bilmiyorum. annemin çok erken babamın erken gitmesi mi acaba? ay neyse şimdi bunu tartışmanın yeri ve zamanı değil...
öyle işte. ablam beni doğumgünü kutlamasına götürecek:))) çocuk gibi hissettim kendimi, sahiplenilmek iyi geldi:)
yazalım yeniden
bu aralar tonlarca duygu ve düşünce üşüşüyor beynime. yazmaktan o kadar uzaklaşmışım ki yazmak aklıma bile gelmiyor. dün birden "ya ben neden yazmıyorum bunları" diye düşündüm. sonra yine unuttum gitti...
en son pek kıymetli dizimden bahsetmişim. evet bitti. hem de böyle pat diye, havada kalmış, aslında haftaya devamı gelecekmiş gibi bitti. tabi bunun böyle olacağını biliyorduk ama işte insan yine de kendine söz geçiremiyor. bölüm bittiğinde bir an yeni fragman çıkacak diye bekledim ama tabi ki çıkmadı.
aslında bunlar olalı sekiz gün oldu. yani üzerinden bir haftadan fazla zaman geçti. bu bir hafta boyunca kendimi bu duruma alıştırmaya daha doğrusu kabul ettirmeye çalışıyorum. gerçi dedim ya kabul etmesen kaç yazar:))) malum olanla ölene çare yok... ilk başlarda kendimi çok kötü hissettim. eski bölümleri açıp izleyemedim bile, sanki ben yarı yolda bırakmışım onları gibi yüzlerine bakamadım ama dedim ya zamanla kabullenmeye başladım durumu. şimdi hala arada açıp bakıyorum eski bölümlere. eskisi kadar çok değil ama özlüyorum.
onun yerine kendime farklı hedefler koyma yolundayım asıl. dedim ya, her challange benim savaşma güdümü kamçılar diye. ilk tepkim dizinin olduğu akşamı sporla doldurmak oldu. evet, inanması zor değil mi? ama yaptım, ve dün akşam ilk kez spor salonuna gittim. ben pilates diye gittim ama hocası ameliyat olduğu için crunch yaptırdılar bize. yaptırdılar derken tahmin edersiniz ki onlar yaptı, ben yapıyormuş gibi yaptım. hatta sonlara doğru yapıyormuş gibi yapmayı da bırakıp direk boylu boyunca yattım. dersin adı crunch, güya karın kaslarına yükleniliyor ama nedense benim boyun kaslarım ağrıyor. yanlışlıkla boynuma mı çok yüklendim nedir:)))
1 Şubat 2016 Pazartesi
uyansam diyorum bu sıkıcı uykudan...
ben bugüne kadar her acının altından bazen radikal bazen azimli kararlarla ve duruşlarla çıktım. babamı kaybettim, devletten istifa edip istanbula taşındım mesela. hayatımda verdiğim en radikal karardı. kendime ispat etmek istediğim bazı şeyler vardı çünkü. sonra kardeşim dediğim dostumu kaybettim, ondan da yıkılmama kararıyla çıktım. survival benim en önemli gücüm. her ne olursa olsun ayakta kalacaksın, yenilmeyeceksin, pes etmeyeceksin.
şimdi de mutluluk pınarımı kaybettim. ve yine yapmam gereken birşeyler olduğunu hissediyorum. içine çekilmiş olduğum bu uyuz yaşam tarzından çıkmalıyım biran önce.
mesela dansa başlasam yeniden diyorum. belki spora gitsem. hareket katsam biraz yaşantıma. yeni insanlar tanısam, yeni yerler görsem. uyuz uyuz oturmasam koltuğumda. kendimi oyalayacak birşeyler bulsam...
o herşeyden çok sevdiğim kırmızı koltuğumda daha az otursam. yada illa oturacaksam kitap okumak için olsa bu. daha çok kitap okusam mesela, daha az tv izlesem.
yemek yapmasını öğrensem, misafir çağırsam eve sık sık. sohbet etsek birlikte.
daha çok doğaya çıksam, yürüsem bol bol.
kayağa gitsem... o sonsuz beyazda kaybetsem kendimi. (tamam buna var daha ama bu da bir hedef)
keyif alsam yeniden hayattan. eski ben olsam...
28 Ocak 2016 Perşembe
Bitirilen "inadına aşk"ın ardından...
beni tekrar klavye başına oturtmayı başaran şeyin bir dizi olması ne kadar ilginç değil mi? ama öyle. yine duygularım kontrol altına alamadığım bir hale geldi ve yine ne kimseye anlatabilirim ne de kimse beni anlar.
yaz ortası falandı ben bu diziyi izlemeye başladığımda. beni ne çekti emin değilim ama sevimli geldi birşeyi, hadi izleyeyim dedim. sanırım 2. yada 3. bölümdü. nasıl sardı anlatamam. hemen kaçırdıklarımı da bulup izlemeye başladım. son derece neşeli, hareketli, yan karakterlerin bile bol yer kapladığı hepsinden önemlisi mutlu, pozitif bir dizi. ne bir entrika var dizide, ne keder, ne duygu sömürüsü ne de şiddet. sadece aşk var, inat var ve kahkaha var. inatlaşırken bile öyle tatlı inatlaşıyorlar ki kızamıyorsun. dudağında bir bukle gülümseme ile uzasın gitsin, birbirlerini kışkırtmaya devam etsinler istiyorsun. dizi o kadar pozitif ki kendi içindeki en negatif olayı bile öyle bir anlatmışlar ki, gülmeden duramıyorsun. kızı abisi odaya kitliyor, fonda acıklı bir müzik ve keder yerine durumdan komedi çıkaran bir kendi kendine konuşma ile karşılaşıyorsun. bu acıklı sahnede bile gülmeden duramıyorsun. kahkahalarla izlediğim o kadar çok sahne var ki anlatamam.
itiraf ediyorum, ben bu dizinin her bölümünü defalarca izledim. her izlediğimde ise esprilerin bir o kadarını kaçırdığımı farkettim hep. hayatımda ilk kez bir dizinin senaristlerini merak ettim ben... ilk kez bu kadar güzel bir senaryoyu yaratan beyinleri merak ettim, araştırdım, buldum. ilk kez twitterdan üç senariste teşekkür mesajı attım. güncel esprileri, kıvrak dönüşleri, herşeyden önemlisi mutlu, pozitif bakışları ile hayran oldum kendilerine.
dizide farklı tarzlarda çiftler var ve her bir çift ayrı güzel. hepsi de öyle sempatik öyle candan duruyorlar ki... hele başroldeki yalın (can yaman) ve defne (açelya topaloğlu) bir anda taht kurdular yüreğimde. tamam can'ın nefes kesecek kadar yakışıklı, açelya'nın da bir o kadar güzel ve sempatik olmasının bunda ayrı bir yeri var. ama sadece güzel ve yakışıklı olmak yetmez bir şeyi izletmeye. aralarındaki uyum müthiş. hele can'ın her bölümde kendini aşan oyunculuğu, açelya'nın mimikleri sözcüklere sığmaz. ikisi bir araya geldiklerinde sanki dizide oynamıyorlar, sanki onlar gerçekten defne ve yalın ve o sırada ben onları çaktırmadan pencereden izliyorum. son derece doğal, samimi... sonra her karakterin ayrı bir unsuru var ki birkaç bölüm geçmeden içine işliyor. yeşim (nilay)'in "tiii" leri, çınar (eren)'ın "bir dur da"ları, leyloş (yeşim)'un "ayol"u, hele hele de adem (mesut)'in "bittu.. kestuk!"ları. ha bir de son haftalarda diziye dahil olan polat (aras aydın)'ın "abisi" ve tavırları hiç farketmeden hayatımın bir parçası oldu. her hafta iple çektiğim, fragmanları için youtube'u mesken edindiğim, yetmezmiş gibi her bölümü tek tek indirip boşta kaldıkça tekrar tekrar izlediğim, hayatımın merkezi oldular birden bire. kendimi dizi gününe ve saatine göre ayarladım ben. hatta yeniyıla evde tek başıma girme kararı aldığımda bir gıdım üzülüp dertlenmediysem bunda ekranda inadına aşk olmasının etkisi çok büyük. yeni yıla evde tek başıma mutlu girmeme sebep olan şeydir bu dizi... tamam bunun çocukça geldiğinin farkındayım ama belki de mutlu birşeylere hasret kalmıştım.
tabi noldu, her güzel, dertsiz, mutlu şey gibi bu dizi de değer görmedi benim acı, entrika, duygu sömürüsü seven embesil halkım tarafımdan. düşen reytinlglerin sonunda final kararı aldılar diziye.
şimdi haftaya final var. daha hiçbir konu tamamlanmadan, anlatacak gülecek çok şey varken pat diye bitirecekler diziyi. bense kendimi terkedilmiş gibi hissediyorum. gerçekten. komik biliyorum ama kendimi resmen sevgilisi tarafından terkedilmiş gibi hissediyorum. üstelik terkedilmekte bir umut vardır belki döner diye. şimdi bende o umut da yok. yenilmiş hissediyorum kendimi. çaresiz, mutsuz.
komik diyeceksiniz, dalga geçeceksiniz, çocukça bulacaksınız belki. umurumda değil. bu kez imajmış, duruşmuş umurumda değil. evet ben bir fan'dım ve şu anda bu dizi bittiği için gözyaşı döküyorum.
işin daha kötüsü ne biliyor musunuz, elim gitmiyor artık diziye. oyuncuları, diziyi yüzüstü bırakan benmişim gibi hissediyorum ve yüzlerine bakamıyorum. ben bu kadar üzgünsem onlar ne durumdadır diye dertlenmekten alamıyorum kendimi. sevdiğine sahip çıkamamış gibi hissediyorum. öfkeleniyorum ama elimden birşey gelmiyor. çarşamba günü son bölümü nasıl izleyeceğim bilmiyorum. o son yazısına nasıl bakıcam inan bilemiyorum...:(
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





