Kendileri yeni takıntım olurlar. Arada denk geldikçe izlerdim TV de ama şimdi sardım. En baştan başladım. İzlerken çok eğleniyorum. Normal criminal dizilerinden farklı olarak araya espriler, komik olaylar vs katıyorlar. Bu da diziyi daha eğlenceli hale getiriyor. sadece cinayet çözülmüyor yani.
Öyle işte:)))
27 Şubat 2012 Pazartesi
Haftasonu gibi haftasonu
Deliye hergün bayram olduğundan uzunca bir zamandır haftasonlarımı haftasonu gibi yaşayamıyordum. yani diğer günlerden farkı olmayan uyuz iki gün oluyordu. ama bu haftasonu kendini farklı kıldı.
Öyle çok özel bişey yapmadım ama keyif aldım. önce cuma akşamı dileklerde tiyatroya gittik. Tom, Dick ve Harry isimli bir oyun. Eğlenceli idi, bazı yerlerinde bayağı güldüm. Akşam eve gelince de kaydettiğimiz Feriha'yı izledim. O harbi kötü bir bölümdü.
Cumartesi kahvaltı vs sonrası Dilek beni kadıköye bıraktı ve orda Anna ile buluştum. Onunla yemek, kahve sohbet vs yaptık, saat 7 gibi eve geldim ve gece yatana kadar Bones izledim.
Pazar sabah Ergül ve korhan bana kahvaltıya geldi. Keyifli bir kahvaltı sonrası havanın da güzel olmasını fırsat bilip Caddeye çıktık. Caddede yürüdük, temiz hava aldık ardından Godiva cafe açılmış, orda oturup kahve ve fondü takıldık. Allahım cennet bir dükkan orası. İçeri girdim lavaboya gitmek için, çikolatalar arasında kendimi kaybedecektim resmen... neyse orada muhabbet vs ardından yine dolanaraktan eve döndük. eve gelmem yine 6:30 suları. sonra saat 1'e kadar bones izlemişim, bir baktım 9 bölüm! yuh selen dedim kendime ve yattım.
Bu arada oscarlar da vardı ama izlemeye üşendim. kaydettim. yani umarım kaydetmişimdir. birara izlerim.
Öyle çok özel bişey yapmadım ama keyif aldım. önce cuma akşamı dileklerde tiyatroya gittik. Tom, Dick ve Harry isimli bir oyun. Eğlenceli idi, bazı yerlerinde bayağı güldüm. Akşam eve gelince de kaydettiğimiz Feriha'yı izledim. O harbi kötü bir bölümdü.
Cumartesi kahvaltı vs sonrası Dilek beni kadıköye bıraktı ve orda Anna ile buluştum. Onunla yemek, kahve sohbet vs yaptık, saat 7 gibi eve geldim ve gece yatana kadar Bones izledim.
Pazar sabah Ergül ve korhan bana kahvaltıya geldi. Keyifli bir kahvaltı sonrası havanın da güzel olmasını fırsat bilip Caddeye çıktık. Caddede yürüdük, temiz hava aldık ardından Godiva cafe açılmış, orda oturup kahve ve fondü takıldık. Allahım cennet bir dükkan orası. İçeri girdim lavaboya gitmek için, çikolatalar arasında kendimi kaybedecektim resmen... neyse orada muhabbet vs ardından yine dolanaraktan eve döndük. eve gelmem yine 6:30 suları. sonra saat 1'e kadar bones izlemişim, bir baktım 9 bölüm! yuh selen dedim kendime ve yattım.
Bu arada oscarlar da vardı ama izlemeye üşendim. kaydettim. yani umarım kaydetmişimdir. birara izlerim.
23 Şubat 2012 Perşembe
Yüzümdeki gülümseme
Aklıma geldikçe yüzümde bir gülümseme oluşuyor her seferinde... uzun zamandır bu kadar içten hissetmediğim bir mutluluk... canım arkadaşım evleniyor. yıllardır dost dediğimde aklıma gelen birkaç isimden biri... her zaman orada olduğunu bildiğim, kardeş gibi sevdiğim, zaman zaman kızdığım ve bunu hiç çekinmeden yüzüne söyleyebilecek ve hatta kafasına kakacak kadar kendimi rahat hissettiğim, seven ama sevdiğini belli etmekte zorlanan ama yine de orada olduğunu hissettiren... yıllardır hak ettiği mutluluğu neden bulamadığını anlayamadığım sevgili arkadaşım nihayet aradığını buldu. hem de çok tatlı bir kızda:))))
kanki olarak en korktuğum şeylerden biriydi onu sevmeyeceğim biriyle görmek. zaman zaman olmadı da değil hani. ama bu sefer şans bana da güldü ne yalan diyim:) sevdiğim, kanımın kaynadığı, tatlı huylu, eğlenceli bir gelin nasip etti bana da:)
gülümsemen daim olsun canım arkadaşım:))
kanki olarak en korktuğum şeylerden biriydi onu sevmeyeceğim biriyle görmek. zaman zaman olmadı da değil hani. ama bu sefer şans bana da güldü ne yalan diyim:) sevdiğim, kanımın kaynadığı, tatlı huylu, eğlenceli bir gelin nasip etti bana da:)
gülümsemen daim olsun canım arkadaşım:))
darısı diğerinin başına:)))
ps: allahtan blogumu okumuyor. yoksa buraya yazdığımı hele bir de foto koyduğumu duysa beni vurur:)))
8 Şubat 2012 Çarşamba
Haydi Efes'im...
Heyecanla Efes maç izliyorum uzun aradan sonra... maça gitmek istedim aslında ama hava sapıttı. şimdi evden izliyorum. bir heyecan bir heyecan...
şimdi orda olmak vardı anasını satıyım:)
şimdi orda olmak vardı anasını satıyım:)
kafayı yemiş insan örneği
Amerika'ya gitmeden Adını Feriha Koydum isimli diziye takılmıştım. 1.5 sene izlemedikten sonra öylesine 1-2 bölüme bakan ben yapacak iş olmamasından gayrı olduğunu umduğum bir sebeple diziye sarmaya başladım. ben başladığımda dizi zaten otuz küsürüncü bölümüne gelmişti. bir yandan güncel bölümleri izlerken bir yandan en baştan izlemeye başladım. gitmeden 19 bölüm falan bitirdim sanırım. orada da arada 3-5 bölüm kapadım. yalnız hemen bir dip not koyayım, her bölüm yaklaşık 2 saat. varın siz durumu hesaplayın.
sonra amerikadan döndükten sonra kalan bölümleri de izlemeye çalışırken "la ben bunu en iyisi indireyim" diyip bütün bölümleri en baştan download etmeye başladım. tabi her bölüm elimin altında olunca bu sefer açıp açıp aklıma esen bölümleri veya sahneleri tekrar tekrar izlemeye başladım. öyle ki artık bazı sahnelerde replikleri tekrar edecek konuma geldim. hatta bazen gece yattığımda beynimde feriha müzikleri ve sahneleri dönmeye başladı yani o kadar!
sonuç: o kadar overdose feriha almışım ki şimdi görmek bile istemiyorum. resmen bögk geldi. tabi yeni bölümleri izlerim ama daha medeni mantıklı bir insan olarak.
moral of the story: abi kurtulmak istediğiniz bir takıntınız varsa overdose yapın. harbi işe yarıyor:)
sonra amerikadan döndükten sonra kalan bölümleri de izlemeye çalışırken "la ben bunu en iyisi indireyim" diyip bütün bölümleri en baştan download etmeye başladım. tabi her bölüm elimin altında olunca bu sefer açıp açıp aklıma esen bölümleri veya sahneleri tekrar tekrar izlemeye başladım. öyle ki artık bazı sahnelerde replikleri tekrar edecek konuma geldim. hatta bazen gece yattığımda beynimde feriha müzikleri ve sahneleri dönmeye başladı yani o kadar!
sonuç: o kadar overdose feriha almışım ki şimdi görmek bile istemiyorum. resmen bögk geldi. tabi yeni bölümleri izlerim ama daha medeni mantıklı bir insan olarak.
moral of the story: abi kurtulmak istediğiniz bir takıntınız varsa overdose yapın. harbi işe yarıyor:)
17 Ocak 2012 Salı
rose bowl...
beklenen gün 2 ocak pazartesi... rose bowl... amerikan futbolu hiçbir zaman ilgimi çekmedi. ama kendisinin öneminin olması ve rose bowl'un da benim için ikinci bir kutsal bir mekan olması sebebiyle bir heves gittim oyuna / stada. gerçekten süper bir stad. kocaman... görmemiş olsam konser için tıklım tıklım dolmuş olduğunu hayal etmek zor... ama maç için de stadda 91bin kişi olunca nasıl bir görüntü olduğunu hayal edebildim. daha doğrusu gördüm diyebilirim.
irene'in okulunun rengi kırmızı... maskotları da badgers denen kokarca kılıklı bir hayvan... hah zargandan baktım şimdi. porsukmuş. neyse biz kırmızıları giyip "go badgers" diye bağırarak girdik stada. yalnız bir sıkıntı var, biletleri rakip takım (oregon) mezunu biri vasıtası ile aldıkları için karşı takımın tribünündeyiz. allahtan adamlar bizim manyaklar gibi diil, medeni bir şekilde izleyebiliyorsun maçı.
oyunun kurallarını anlamam için birinci çeyreğin bitmesi gerekti ama sonrasında ruhunu kaptım. şansıma da son derece çekişmeli çok keyifli bir oyun oldu. janet oregon'un çok daha güçlü bir takım olduğunu ve wisconsin'i ezeceğini söylemişti ama wisconsin bayağı mücadeleci çıktı. sonuçta yine oregon kazandı ama wisconsin maçı hiç elden bırakmadı. hatta sonlardaki şansızlıkları olmasa maçı alabilirlerdi bile.
maçtan sonra eve geldiğimde bu sefer de stanford'un tostitos fiesta bowl isimli çerez kupası maçını izledim. yine şansıma o da bol skorlu, çok hareketli bir maç oldu.
sonuç olarak 2 maçın sayesinde amerikan futbolundan zevk aldım. gerci benim izlediğim maçlar 42-35, 41-38 gibi skorlarlar bitti (nadir olan bir olaymış). sonra başka bir maç 21-3 mü neydi... daha düşükleri de çok oluyormuş. çok sıkıcı...:)
irene'in okulunun rengi kırmızı... maskotları da badgers denen kokarca kılıklı bir hayvan... hah zargandan baktım şimdi. porsukmuş. neyse biz kırmızıları giyip "go badgers" diye bağırarak girdik stada. yalnız bir sıkıntı var, biletleri rakip takım (oregon) mezunu biri vasıtası ile aldıkları için karşı takımın tribünündeyiz. allahtan adamlar bizim manyaklar gibi diil, medeni bir şekilde izleyebiliyorsun maçı.
oyunun kurallarını anlamam için birinci çeyreğin bitmesi gerekti ama sonrasında ruhunu kaptım. şansıma da son derece çekişmeli çok keyifli bir oyun oldu. janet oregon'un çok daha güçlü bir takım olduğunu ve wisconsin'i ezeceğini söylemişti ama wisconsin bayağı mücadeleci çıktı. sonuçta yine oregon kazandı ama wisconsin maçı hiç elden bırakmadı. hatta sonlardaki şansızlıkları olmasa maçı alabilirlerdi bile.
maçtan sonra eve geldiğimde bu sefer de stanford'un tostitos fiesta bowl isimli çerez kupası maçını izledim. yine şansıma o da bol skorlu, çok hareketli bir maç oldu.
sonuç olarak 2 maçın sayesinde amerikan futbolundan zevk aldım. gerci benim izlediğim maçlar 42-35, 41-38 gibi skorlarlar bitti (nadir olan bir olaymış). sonra başka bir maç 21-3 mü neydi... daha düşükleri de çok oluyormuş. çok sıkıcı...:)
devam...
en son yeni yıla mammoth da evde uyuyarak girdiğimi yazmışım. bu arada ev dediğim şeyden biraz bahsetmek isterim. kendisi garajın da olduğu giriş katının üzerine 4 kattan oluşmakta. ilk katta (bir nevi ara kat aslında) kayak malzemelerinin olduğu bir oda, banyo vs var. sonra ilk ana kata geliyorsunuz. kocaman bir oturma alanı ve mutfak. 2 adet yatak odası, banyo, çamaşır ve kurutma makinalarının (çoğul konuştuğuma dikkatinizi çekerim) bir bölüm ve bir balkon. mm yalnız oraya balkon demek biraz haksızlık olur sanırım çünkü içinde jakuzisi var... dağ manzarasına karşı...
bir üst katta yine oturma alanı, daha kapsamlı bir mutfak, 2 yatak odası daha, bir banyo. bir de hiç geçmediğim bir bölme vardı orda ne var bilmiyorum. bu katın balkonunda ise barbekü mevcut.
asıl en üst kat en şahanesi. kendisi sadece bir yatak odasından oluşuyor ama oda ve eklentilerinin toplamı benim evin yarısından fazladır. geniş bir oda, yatak yere kadar dağ manzaralı pencereye dönük, arka tarafında başka bir jakuzi, içeride giyinme odası ve banyosu. bu banyoda da buhar banyosu özelliği var.
yani adamlar dağ evi adı altında 5 yıldızlı tesis yapmış anlayacağınız!
neyse pazar öğleden sonra rüya eve veda edip yola çıktık. akşam eve dönerken Janet'a esti ve rotayı pasadena'ya çevirdik. ertesi gün meşhur rose parade ve ardından rose bowl var. rose bowl'da da irene'in okulu wisconsin oynuyor ve biz de maça gidicez ama önden parade'i izleme şansımız olmayacak. dolayısıyla gece gidip birkaç tane eseri yakından görme şansımız oldu. adamlar gerçekten muhteşem şeyler yapmışlar. daha sonra 1-2 resim koyarım...
bir üst katta yine oturma alanı, daha kapsamlı bir mutfak, 2 yatak odası daha, bir banyo. bir de hiç geçmediğim bir bölme vardı orda ne var bilmiyorum. bu katın balkonunda ise barbekü mevcut.
asıl en üst kat en şahanesi. kendisi sadece bir yatak odasından oluşuyor ama oda ve eklentilerinin toplamı benim evin yarısından fazladır. geniş bir oda, yatak yere kadar dağ manzaralı pencereye dönük, arka tarafında başka bir jakuzi, içeride giyinme odası ve banyosu. bu banyoda da buhar banyosu özelliği var.
yani adamlar dağ evi adı altında 5 yıldızlı tesis yapmış anlayacağınız!
neyse pazar öğleden sonra rüya eve veda edip yola çıktık. akşam eve dönerken Janet'a esti ve rotayı pasadena'ya çevirdik. ertesi gün meşhur rose parade ve ardından rose bowl var. rose bowl'da da irene'in okulu wisconsin oynuyor ve biz de maça gidicez ama önden parade'i izleme şansımız olmayacak. dolayısıyla gece gidip birkaç tane eseri yakından görme şansımız oldu. adamlar gerçekten muhteşem şeyler yapmışlar. daha sonra 1-2 resim koyarım...
16 Ocak 2012 Pazartesi
Corona Del Mar'dan parçalar...
İş hayatımın sona ermesinin ardından uzuuun bir tatile çıktım. 4 haftadır amerikadayım, 1 hafta daha kalıcam. ilk plan 3.5 hafta üzerindendi ama burdakilerin de ısrarıyla 2 hafta daha uzattım.
neler yaptığıma gelince:
aslına bakarsanız zaman nasıl geçti ben de anlamadım. gelişim tam bir komediydi. hayır uçuşta bir sorun olmadı ancak uçaktan sonra kabus başladı. alandaki en uzun ve en yavaş ilerleyen pasaport sırasına girmeyi başardığımından 1.5 saatte ancak geçtim kontrolden. en sonunda kriz geçirmek üzereydim. tek avuntum ilk yarım saat süresince kerem gönlüm'ün de sırada olmuş olmasıydı. muhtemelen aynı uçaktaydı. ailesiyle tatile falan geldi sanırsam. netekim o da sakat zaten oynamıyor.
neyse o uzuuun bekleyişin ardından dışarı çıkıp da Janet'i "nihayet çıkabildim" diye aradığımda "nerdesin ki?" oldu. meğer beni ertesi gün gelicem sanıyormuş. pek güldüm. burdayım ben diye. onun da görüşmeleri varmış, çareyi taksiye atlayıp eve gitmekte buldum. 50 mil, taksi kaç para tuttu söylemek istemiyorum:(
burası aynı, hiç değişmemiş. huzur ortamı olmaya devam. evime geri dönmüş gibi hissettim kendimi. yani herşey tanıdık. cuma cts takıldık öyle, sonra cts akşamı Janet ve kardeşi Rick'in christmas partisi vardı. ona gittik. gayet eğlendim. noel baba kucağına bile oturdum ne yalan diyim. geceye asıl damgasını vuran ise "dancing heads" isimli oyundu. bir kabinde kafa boşlukları var. şarkı seçiyorsun. önceden kaydedilmiş danseden karakterler var. senin o boşluğa yerleştirdiğin kafayı kaydedilmiş bedenlere ekliyor alet. süper komik bir sonuç çıkıyor. gece boyunca gidip gidip farklı kombinasyonlarda kayıt yaptık sonra oturup onları izledik. herkes yerlerde tabi.
pazar günü pisi geldi. perşembeye kadar onunla ipini koparmış serseriler gibi gezdik, yedik içtik. hava şansımıza süperdi. gerçi hava burda olduğum tüm süre boyunca süperdi. bahar gibi 20 derece civarında... mont bile fazla geliyor çoğu zaman.
noel ertesi stand-up padeling diye bişey yaptım. surf tahtasının üzerinde ayakta durup kürekle hareket ediyorsun. Janet'in yeğenleri de geldi. ben çok korkarak çıktım aletin üzerine. dengede durucam diye çok kasıldım. ağır ağır bay'de dolanırken birden ne olduğunu anlamadım ve cumburlop suya. allahın okyanusuna allahım 26 aralığında düşmek nasıl bir duygu bilir misiniz? soğuk! hem de çok soğuk! ama hava gayet güneşli. yani tekrar surfun üzerine çıktıktan sonra çok da üşümüyorsun. ben de artık düştükten sonra stresi üzerimden atıp daha çok eğlendim. önce tekrar ayağa kalkmaya korkup diz üstü dolandım bir süre. sonra tekrar kalktım Janet'in yardımıyla. sonra gençleri yakaladık. amaç janet'ın yeğeni tommy'i suya düşürmek. ancak çocuk sağlam sörfçü. ben güya usulca yaklaştım çünkü birtek benden şüphelenmez ama ben kim onu düşürmek kim. hatta daha komiği onlar ileride Brett ile tepişirken ve ben onlardan rahat 10 mt ötede tek başıma takılırken cumburlop suya düşen ben oldum. hepimiz koptuk tabi. işin komik yanı tüm bu süreç Janet'ın kamerasında yerini aldı. o kadar komik ki anlatamam. seyredip seyredip gülüyoruz. american home videos için biçilmiş kaftan. dahası janet tanıdık tanımadık herkese seyrettirdi. tüm aile ve arkadaşlar!!!! artık utanma duygumu bir kenara bırakıp eğlendim ben de... gerçekten komik ötesi. eğer kesip küçültmeyi başarırsam buraya da koyabilirim.
haa yalnız 2. düşüşten sonra punduna getirip Tommy'i de suya düşürdüm. yazık çocuk bana yardıma geldi ama ben sinsice onun sörfünü çevirdim:))) işin tek kötü yanı sonrasında feci üşüdüm. eve geldiğimizde titreme modundaydım. kendimi nasıl duşa attım bilmiyorum.
bir sonraki olayımız Mammoth dağı idi. Rick'in orda dağda evi varmış ve normalde metre boyu kar olurmuş. bir gittik ki kar mar hak getire. dağda pistlerde biraz kar var o kadar. bu işe pek üzüldüğümü söyleyemeyeceğim çünkü kayan insanlara acıklı gözlerle bakan ben bir de heryer kar olmuş olsa ve çok insan kayıyor olsa muhtemelen çok acı çekerdim. evet tamamen benim hatam, dizimi güçlendirsem kayıyor olurdum ama... eşeklik baki işte...
bu arada yeni yıla da mammoth da girdik. ne mi yapıyordum? uyuyordum desem!!! gerçekten:) akşam yemek yedik, başım çok ağrıyordu. 9'da havai fişek gösterisi vardı. Elaine ile onu izledik. (neden 9 sorusuna bulabildiğim tek cevap doğu yakasında yeni yıla o saatte giriyor oldukları:)) sonra eve geldik. benim başım geçmeyince biraz uzanayım dedim. uyandığımda saat 00:32 idi! well, happy new year diyerek uykuya geri döndüm ben de:)))
neler yaptığıma gelince:
aslına bakarsanız zaman nasıl geçti ben de anlamadım. gelişim tam bir komediydi. hayır uçuşta bir sorun olmadı ancak uçaktan sonra kabus başladı. alandaki en uzun ve en yavaş ilerleyen pasaport sırasına girmeyi başardığımından 1.5 saatte ancak geçtim kontrolden. en sonunda kriz geçirmek üzereydim. tek avuntum ilk yarım saat süresince kerem gönlüm'ün de sırada olmuş olmasıydı. muhtemelen aynı uçaktaydı. ailesiyle tatile falan geldi sanırsam. netekim o da sakat zaten oynamıyor.
neyse o uzuuun bekleyişin ardından dışarı çıkıp da Janet'i "nihayet çıkabildim" diye aradığımda "nerdesin ki?" oldu. meğer beni ertesi gün gelicem sanıyormuş. pek güldüm. burdayım ben diye. onun da görüşmeleri varmış, çareyi taksiye atlayıp eve gitmekte buldum. 50 mil, taksi kaç para tuttu söylemek istemiyorum:(
burası aynı, hiç değişmemiş. huzur ortamı olmaya devam. evime geri dönmüş gibi hissettim kendimi. yani herşey tanıdık. cuma cts takıldık öyle, sonra cts akşamı Janet ve kardeşi Rick'in christmas partisi vardı. ona gittik. gayet eğlendim. noel baba kucağına bile oturdum ne yalan diyim. geceye asıl damgasını vuran ise "dancing heads" isimli oyundu. bir kabinde kafa boşlukları var. şarkı seçiyorsun. önceden kaydedilmiş danseden karakterler var. senin o boşluğa yerleştirdiğin kafayı kaydedilmiş bedenlere ekliyor alet. süper komik bir sonuç çıkıyor. gece boyunca gidip gidip farklı kombinasyonlarda kayıt yaptık sonra oturup onları izledik. herkes yerlerde tabi.
pazar günü pisi geldi. perşembeye kadar onunla ipini koparmış serseriler gibi gezdik, yedik içtik. hava şansımıza süperdi. gerçi hava burda olduğum tüm süre boyunca süperdi. bahar gibi 20 derece civarında... mont bile fazla geliyor çoğu zaman.
noel ertesi stand-up padeling diye bişey yaptım. surf tahtasının üzerinde ayakta durup kürekle hareket ediyorsun. Janet'in yeğenleri de geldi. ben çok korkarak çıktım aletin üzerine. dengede durucam diye çok kasıldım. ağır ağır bay'de dolanırken birden ne olduğunu anlamadım ve cumburlop suya. allahın okyanusuna allahım 26 aralığında düşmek nasıl bir duygu bilir misiniz? soğuk! hem de çok soğuk! ama hava gayet güneşli. yani tekrar surfun üzerine çıktıktan sonra çok da üşümüyorsun. ben de artık düştükten sonra stresi üzerimden atıp daha çok eğlendim. önce tekrar ayağa kalkmaya korkup diz üstü dolandım bir süre. sonra tekrar kalktım Janet'in yardımıyla. sonra gençleri yakaladık. amaç janet'ın yeğeni tommy'i suya düşürmek. ancak çocuk sağlam sörfçü. ben güya usulca yaklaştım çünkü birtek benden şüphelenmez ama ben kim onu düşürmek kim. hatta daha komiği onlar ileride Brett ile tepişirken ve ben onlardan rahat 10 mt ötede tek başıma takılırken cumburlop suya düşen ben oldum. hepimiz koptuk tabi. işin komik yanı tüm bu süreç Janet'ın kamerasında yerini aldı. o kadar komik ki anlatamam. seyredip seyredip gülüyoruz. american home videos için biçilmiş kaftan. dahası janet tanıdık tanımadık herkese seyrettirdi. tüm aile ve arkadaşlar!!!! artık utanma duygumu bir kenara bırakıp eğlendim ben de... gerçekten komik ötesi. eğer kesip küçültmeyi başarırsam buraya da koyabilirim.
haa yalnız 2. düşüşten sonra punduna getirip Tommy'i de suya düşürdüm. yazık çocuk bana yardıma geldi ama ben sinsice onun sörfünü çevirdim:))) işin tek kötü yanı sonrasında feci üşüdüm. eve geldiğimizde titreme modundaydım. kendimi nasıl duşa attım bilmiyorum.
bir sonraki olayımız Mammoth dağı idi. Rick'in orda dağda evi varmış ve normalde metre boyu kar olurmuş. bir gittik ki kar mar hak getire. dağda pistlerde biraz kar var o kadar. bu işe pek üzüldüğümü söyleyemeyeceğim çünkü kayan insanlara acıklı gözlerle bakan ben bir de heryer kar olmuş olsa ve çok insan kayıyor olsa muhtemelen çok acı çekerdim. evet tamamen benim hatam, dizimi güçlendirsem kayıyor olurdum ama... eşeklik baki işte...
bu arada yeni yıla da mammoth da girdik. ne mi yapıyordum? uyuyordum desem!!! gerçekten:) akşam yemek yedik, başım çok ağrıyordu. 9'da havai fişek gösterisi vardı. Elaine ile onu izledik. (neden 9 sorusuna bulabildiğim tek cevap doğu yakasında yeni yıla o saatte giriyor oldukları:)) sonra eve geldik. benim başım geçmeyince biraz uzanayım dedim. uyandığımda saat 00:32 idi! well, happy new year diyerek uykuya geri döndüm ben de:)))
14 Ocak 2012 Cumartesi
Gözümden yaş geldi
Yaşıyorum. inşallah bir ara yazıcam. ama bu arada uzun zaman aradan sonra ilk kez beyaz izledim. gözümden yaş geldi desem!!!
özellikle 7:30 - 11:30 arasını mutlaka izleyin derim:)))
özellikle 7:30 - 11:30 arasını mutlaka izleyin derim:)))
17 Kasım 2011 Perşembe
anam!
Bugün hasta olduğum için işe gitmedim, evde kaldım. sabah beri yatıyorum. ancak bir yandan da gerilmeye başladım. lan işe gitmekten nefret ediyorum ama 2 hafta sonra tamamen evde olucam. ne halt ederim evde otur otur... harbi ürktüm valla ne yalan diyim. kendimi oyalayacak bişeyler bulmam farz. yoksa sanırım kafayı yerim...
16 Kasım 2011 Çarşamba
veery complicated
allaaah, dün akşamdan beri karar vermem gereken birsürü konu ve karmaşa çıktı ortaya.
herşey saat 6 sularında Janet'in araması ile başladı. aralıkta boş kalacağımı bilmiyormuş. direk "gelsene, chrismas haftası izin alıcam" dedi. ben de aslında beynimin küçük bir köşesinde böyle bir kaçamak mı yapsam diye geçiriyor, ancak işsiz işsiz ne amerikası, kır kıçını otur oturduğun yerde diyordum. ancak kafa dinlemek, dünyadan kopmak, kendine gelmek için daha güzel bir ortam olabilir mi?
on the down side, masraf, iş arıyor olmam gereken sürede yurtdışında olmam, birileri beni ararsa ulaşamayacak olması vs. tabi en revaşta olan zamana denk geldiği için bilet fiyatları da okkalı. gerci 13 aralık - 7 ocak arası 1000$a bilet buldum ama ne biliim.
sonra hani proje yönetim sertifikası almak istiyorum demiştim ya, ilk kurs 3-4 aralıkta. onun ek eğitimi 16-18 aralık veya 25-27 aralık. buyur burdan yak. tam da gitmek istediğim civarlar.
hadi o ikincileri ocaağa bırakayım desem, tee ocak sonunda... gerçi daha iyi olabilir çünkü ben böyle çöttedenek kursa gidersem sınava çok kısa sürede girmem gerekecek.
e başvuru ne kadar sürecek? bana hemen ok diyecekler mi?
bla bla bla
offf al sana çok bilinmeyenli denklem!
herşey saat 6 sularında Janet'in araması ile başladı. aralıkta boş kalacağımı bilmiyormuş. direk "gelsene, chrismas haftası izin alıcam" dedi. ben de aslında beynimin küçük bir köşesinde böyle bir kaçamak mı yapsam diye geçiriyor, ancak işsiz işsiz ne amerikası, kır kıçını otur oturduğun yerde diyordum. ancak kafa dinlemek, dünyadan kopmak, kendine gelmek için daha güzel bir ortam olabilir mi?
on the down side, masraf, iş arıyor olmam gereken sürede yurtdışında olmam, birileri beni ararsa ulaşamayacak olması vs. tabi en revaşta olan zamana denk geldiği için bilet fiyatları da okkalı. gerci 13 aralık - 7 ocak arası 1000$a bilet buldum ama ne biliim.
sonra hani proje yönetim sertifikası almak istiyorum demiştim ya, ilk kurs 3-4 aralıkta. onun ek eğitimi 16-18 aralık veya 25-27 aralık. buyur burdan yak. tam da gitmek istediğim civarlar.
hadi o ikincileri ocaağa bırakayım desem, tee ocak sonunda... gerçi daha iyi olabilir çünkü ben böyle çöttedenek kursa gidersem sınava çok kısa sürede girmem gerekecek.
e başvuru ne kadar sürecek? bana hemen ok diyecekler mi?
bla bla bla
offf al sana çok bilinmeyenli denklem!
15 Kasım 2011 Salı
pizza alır mıydınız?
ya yok abi yaa, benim kaderim bu trafik:(
dün akşam erken çıktım işten. sırf trafikle cebelleşmemek için. saat 5'i biraz geçe teker döndürdüm. yol fena değil, biraz gültepenin oralarda sıkıştı ama uzun sürmedi. bu arada nasıl açım. yani neden açım anlamış değilim ama acıktım diye düşündüğüm andan itibaren daha da acıkmaya başladım. bu sebeple de bir yandan yolda giderken diğer yandan yemeksepetinden pizza siparişi verme işine giriştim. trafikte yavaş yavaş ilerlerken seçenekleri tamamladım, tam 17:37'de gişelerden geçtiğim sırada da siparişi onayladım. normalde little ceasers 20 dakikada falan getiriyor. ve benim hesaplarıma göre kalan yolum da anca o kadar. yani eve gittiğim sırada pizzam da gelecek. perfect timing:)
ben bu hayalleri kurarak eve doğru yol alırken stada bir miktar kala (yani görüş alanına girdikten sonra) birden trafik durdu. ana! ne alaka? burda trafiğin durduğu nadirdir. biran acaba bir önceki ayrımdan çıkıp minibüs yolundan gitsem mi diye düşündüm ama orası da kalabalık olabilir diye vazgeçtim. bu sırada saat 17:52 oldu. baktım benim pizzadan önce eve gitme şansım yok hemen adamları aradım, yola çıkarmayın diye. çıkarmışlarmış ama geri çektiler. bu arada bir şekilde restoranın kendisine ulaşmayı başardım. dedim ki siz stadın ordaki şube misiniz? evet dediler. o zaman dedim ben zaten sizin önünüzden geçicem, yaklaşınca ararım siz arabaya getirirsiniz. ok dediler. o noktadan restoranın önüne mesafe 500 mt var ya da yok. sanırım yarım saatten fazla sürdü ulaşmam. gelince aradım, çocuk hemen elinde pizzalarda fırladı dükkandan. çok komikti. ben parayı verdim, o pizzayı.
nasıl açım nasıl açım. yol açılmıyor bir türlü. ben de başladım yemeye. eve gidene kadar koca pizzayı bitirdim. hatta ne eve gelmesi. sanırım ilk 100-200 mt de bitirmiştim. yalnız etraftaki arabalardan gören olduysa eminim çok eğlenmiştir. arabada pizza yiyen bir tip.
yine eve geldiğimde saat 19 olmuştu. gene 2 saati yolda geçirmeyi başarmıştım.
trafiğin sebebine gelince, embesiller çiftehavuzların orda kazı yapmışlar. hem şerit azalmış hem de çakır çukur olmuş...
aynı kabus bu akşam da yaşanacak korkarım... neyse bakıcaz artık bir yoluna...
dün akşam erken çıktım işten. sırf trafikle cebelleşmemek için. saat 5'i biraz geçe teker döndürdüm. yol fena değil, biraz gültepenin oralarda sıkıştı ama uzun sürmedi. bu arada nasıl açım. yani neden açım anlamış değilim ama acıktım diye düşündüğüm andan itibaren daha da acıkmaya başladım. bu sebeple de bir yandan yolda giderken diğer yandan yemeksepetinden pizza siparişi verme işine giriştim. trafikte yavaş yavaş ilerlerken seçenekleri tamamladım, tam 17:37'de gişelerden geçtiğim sırada da siparişi onayladım. normalde little ceasers 20 dakikada falan getiriyor. ve benim hesaplarıma göre kalan yolum da anca o kadar. yani eve gittiğim sırada pizzam da gelecek. perfect timing:)
ben bu hayalleri kurarak eve doğru yol alırken stada bir miktar kala (yani görüş alanına girdikten sonra) birden trafik durdu. ana! ne alaka? burda trafiğin durduğu nadirdir. biran acaba bir önceki ayrımdan çıkıp minibüs yolundan gitsem mi diye düşündüm ama orası da kalabalık olabilir diye vazgeçtim. bu sırada saat 17:52 oldu. baktım benim pizzadan önce eve gitme şansım yok hemen adamları aradım, yola çıkarmayın diye. çıkarmışlarmış ama geri çektiler. bu arada bir şekilde restoranın kendisine ulaşmayı başardım. dedim ki siz stadın ordaki şube misiniz? evet dediler. o zaman dedim ben zaten sizin önünüzden geçicem, yaklaşınca ararım siz arabaya getirirsiniz. ok dediler. o noktadan restoranın önüne mesafe 500 mt var ya da yok. sanırım yarım saatten fazla sürdü ulaşmam. gelince aradım, çocuk hemen elinde pizzalarda fırladı dükkandan. çok komikti. ben parayı verdim, o pizzayı.
nasıl açım nasıl açım. yol açılmıyor bir türlü. ben de başladım yemeye. eve gidene kadar koca pizzayı bitirdim. hatta ne eve gelmesi. sanırım ilk 100-200 mt de bitirmiştim. yalnız etraftaki arabalardan gören olduysa eminim çok eğlenmiştir. arabada pizza yiyen bir tip.
yine eve geldiğimde saat 19 olmuştu. gene 2 saati yolda geçirmeyi başarmıştım.
trafiğin sebebine gelince, embesiller çiftehavuzların orda kazı yapmışlar. hem şerit azalmış hem de çakır çukur olmuş...
aynı kabus bu akşam da yaşanacak korkarım... neyse bakıcaz artık bir yoluna...
4 Kasım 2011 Cuma
amaaan!!!
dün akşam eve tam 2.5 saatte gittim. yolda sinir krizi geçirip ağlamamak için kendi kendime eğlence yapıp canlı yayına başladım. postlarımı FB'de görebilirsiniz.
bu akşam da 5 günlük bayram tatili başlıyor. işten erken çıkayım derken IBB'ye bir baktım, saat 4 iken ortalık kıpkırmızı:(( bir daha uzun saatleri yolda çekemem diyerek kendime istinyeden sinema bileti aldım. 18:40'da behzat ç filmine gidicem. o bitesiye trafik de rahatlar dedim.
ama şimdi IBB'ye baktım, 1. köprü o kadar vahim gözükmüyor. yani herzamanki gibi 1-1.5 saatte gidebilirmiştim eve:(((
neyse, film izlemiş olurum, napayım:)
bu akşam da 5 günlük bayram tatili başlıyor. işten erken çıkayım derken IBB'ye bir baktım, saat 4 iken ortalık kıpkırmızı:(( bir daha uzun saatleri yolda çekemem diyerek kendime istinyeden sinema bileti aldım. 18:40'da behzat ç filmine gidicem. o bitesiye trafik de rahatlar dedim.
ama şimdi IBB'ye baktım, 1. köprü o kadar vahim gözükmüyor. yani herzamanki gibi 1-1.5 saatte gidebilirmiştim eve:(((
neyse, film izlemiş olurum, napayım:)
3 Kasım 2011 Perşembe
şaşkın ördek!
Dün akşam kendime çok güldüm. geçen ay bizim maymunun da katkısıyla - ya da onun sayesinde - adsl kotamı haddiyle geçmiştim. o yüzden birkaç haftadır indirmeyi düşündüğüm dizileri bu aya sakladımdı. neyse 1 kasımda nihayet hesap kesildi ve yeni aya girdik. dün, bunu teyit etmek için de ttnet'in kota sorgulama sayfasına girdim. bir baktım kasım ayı kullanımı 900 küsür MB. çüş oldum, daha dün bir bugün 2. lan yoksa birileri şifremi mi ele geçirdi diye panik oldum. sonra akşam eve gidince tekrar bağlanıp baktım, oha 1.5 gb! kesin dedim birileri ele geçirdi. sinir oldum doğal olarak. hemen modemi resetledim. nasıl yeniden kuracağımı anımsamadığım için ttnet'i arayıp baştan kurdum. bu arada hattaki kadın adres çubuğuna 192.168.2.1. yazın diyor, ben ısrarla google search kutusuna yazmaya çalışıp "izin vermiyor" falan diyorum. ardından yaptığım salaklığı anladım da kıza çaktırmadan "hah tamam şimdi oldu" falan dedim:)))
sonra da kota konusunda yardımcı olan birime aktarttım. çocuğa bir saat derdimi anlatmaya çalıştım. 1 kasımda hesap kesildi mi? ve ben 2 günlük kullanımı 1.5 gb gördüm, doğru mu? çocuk baktı etti, bizde 3 mb görünüyo, siz nerden baktınız dedi. ben de tekrar kota sorgulama sitesine girdim. adresi söyledim falan. sonra tekrar baktım, anaaa hakkaten 4 mb! salak ben hane sayısını şaşırmışım!!! yani onca debelenme, modem resetleme ve yeni şifre oluşturma olayı boşunaymış:)))
ne demiş atalar? akılsız başın cezasını....
sonra da kota konusunda yardımcı olan birime aktarttım. çocuğa bir saat derdimi anlatmaya çalıştım. 1 kasımda hesap kesildi mi? ve ben 2 günlük kullanımı 1.5 gb gördüm, doğru mu? çocuk baktı etti, bizde 3 mb görünüyo, siz nerden baktınız dedi. ben de tekrar kota sorgulama sitesine girdim. adresi söyledim falan. sonra tekrar baktım, anaaa hakkaten 4 mb! salak ben hane sayısını şaşırmışım!!! yani onca debelenme, modem resetleme ve yeni şifre oluşturma olayı boşunaymış:)))
ne demiş atalar? akılsız başın cezasını....
1 Kasım 2011 Salı
hedef
ulan işsiz kalınca ne bok yiycem ben şokunu atlatmak için kendime ilk kez bir hedef koydum. bu süreyi capm sınavına girip pm sertifikası almak için kullanıcam. gerçi ders çalışmaktan nefret eden bir insan olarak ne kadar başarılı olurum emin değilim ama fikir bile bana heyecan vermeye yetti. en azından yapmak istediğim bişey ve bana faydası olacağını düşünüyorum.
şimdi kaynak araştırmasına girdim. kitabı buldum, sıra örnek sorularda.
böyle işte.
şimdi kaynak araştırmasına girdim. kitabı buldum, sıra örnek sorularda.
böyle işte.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
