Dün akşam TV karşısında klasik pinekleme modundayken kolumda bazı kızarıklıklar farkettim. daha doğrusu 2 kolda birden. derken parmağım vs de kaşınmaya başladı. önce "ulan sivri" dedim ama ne bir ses duydum varlığına dair ne de birşey gördüm. zaten bu kadar çok yerimden yemiş olabilmesi biraz garipti. gecenin ilerleyen saatlerinde bunların döküntü olduğuna karar verdim. ablamlar geldiğinde de kesinleşti. ürtiker miş durum. yani kurdeşen! ne işim olur benim kurdeşenle kardeşim dedim ama... sabaha kadar döküntü ve kaşıntılar arttı doğal olarak. bir yandan hiçbir yeri kaşımamak için kendimi tutarken diğer yandan da "kaşıntı yok" diye telkin ederek geçirdim geceyi. sabah ilk işim hastaneye gitmek oldu. onlar da doğruladılar durumu. daha doğrusu teşhis durumu. psikosomatik olabilir dediler, lan benim o kadar sıkıntım yok ki... belki de vardır ne bilem. yani tamam yatmaktan sıkıldım ama hani o başka bu başka.
diğer bir alternatif de kullandığım ilaçlar olabilirmiş. onları kesip yerine başka bir kazan ilaç verdiler. sonra damardan bilimum ilaç yapıldı. serumla bişeyler verildi. kaşıntı azaldı.
eve gelip uyudum biraz. ılık suyla duş almak iyi geliyormuş. duş aldım. bunaldıkça devam. ilaçları da avuçlamaya başladım. nedir bu yaa, biri bitmeden öbürü de başlar, vermesin allah...
kendime bu şarkıyı armağan ediyorum:
9 Temmuz 2011 Cumartesi
7 Temmuz 2011 Perşembe
wake up call!
aynen dediğim gibi oldu. diz egzersizlerimi bir salladım pir salladım. arada yapıyorum 1-2 sey ama tabi aynı şey değil. sonuç? sonuç çok vahim oldu.
hafta başından beri şu salak raporu onaylatma işi ile cebelleşiyorum. önce sgk nın ilgili birimine gidip sevk aldım. taksi ile gidip geldiğimden sadece orada geçirdiğim 45 dak-1 saat kadar yorucu idi. asıl bomba dün patladı.
dün sgk'nın sevk ettiği şişli etfale gitmece. hastane ablamınkine yakın, bari sabah onla gideyim, ordan taksiyle devam ederim diye düşündüm. sabah duş aldım fakat nolduysa duştan çıkarken oldu. küvet yüksek ya, sakat dizimi çekerken takıldı, hafif kaydı. aman allahım o nasıl bir ağrıdır! dizime biri sanki bişey sapladı. donakaldım olduğum yerde. korkudan dizi bırakamıyorum, acıdan nefes alamıyorum. neyse bir şekilde dizi indirmeyi başardım ama resmen aklım çıktı. hastaneye gidince doktorlara sordum. umarım yeni yaptığımızı koparmamışsındır dediler, aklım daha bir çıktı, moralim bozuldu vs. neyse allahtan dizde şişme yoktu da umutlandım.
ardından şişli etfal maceram başladı. klasik devlet hastanesi. polikliniklerin oraya giderek maratona başladım. önce beni idari binaya yolladılar. evrak giriş 2. katta, ordan polikliniklere dönüp başhekimden havale yaptırdım. bir sonraki bina sağlık kurulu binası, hastanenin az dışında. sağlık kurulu evrak kayıdında sıra bekledim. resim ve kimlik fotokopisi gerekiyormuş. sokağın başındaki fotokopiciye gidip kimlik fotokopisi çektirdim. sonra tekrar gelip sıra numanarım aldım. bunların hepsini sakat dizimi yanımda sürükleyerek yaptım. sonra 11'e kadar doktorun gelmesini 11:40'a kadar da sıramın gelmesini bekledim. neyse adam kağıtları doldurdu vs. bu sırada sabahki olayı bir de ona sorayım dedim ama sanırım kendi hastası olmadığım için çok ilgilenmedi sadece "çok dikkat etmeniz gerek" vs diyerek kapattı konuyu. neyse raporu ok'ledi ama 45 gün olduğu için sağlık kurulunun ok'lemesi gerekiyormuş. bugün git, haftaya gel dediler. ben allahım bu eziyeti ve devamını haftaya da mı çekicem göz yaşları içerisinde ayrıldım ordan.
sabahki uyarı yeterli olmamış olacak ki bunalmış bünyemin etkisiyle bebek'e gidip biraz hava almaya karar verdim. önce happily ever afterda ne zamandır hayalini kurduğum pancake ardında starbucks derken akşamı ettim. saat 5 sularında da simayla buluşmaya hastaneye yola çıktım. dönüşü birlikte yapıcaz. tabi bu arada benim bu kadar harekete ve oturmaya alışık olmayan bacak oldu mu kütük gibi. sanki bir adet odun üzerinde yürüyorum. bilek falan kaybolmuş durumda. dizim hafiften ağrıyor vs.
dün bana öyle bir uyarı oldu ki akşam eve geldikten sonra yerimden kıpırdamadım. zaten yorulmuşum. dizim ağrıyor. bir yattım pir yattım. bugün de paso yataktaydım. sadece birara aşağıya havuza indim, biraz dizimi hareket ettirdim o kadar.
6 Temmuz 2011 Çarşamba
Husam ve kuddusi'yi yazlik mekanlarina biraktim:))
malum hüsam eşek kadar. evdeki akvaryum da garibime küçük geliyor. içim parçalanıyordu bir yandan. bir yandan da ayrılmak zor. neyse işte ablamların hastanesinin önünde bu süs havuzu var. içinde de 2 adet kaplumbağa. gidip görevlilerle konuştuk. yaz için havuza bıraktk bizimkileri. kış gelip de hava soğuyunca geri alıcam ama yazın havuzda rahat rahat yüzsün gariplerim.
ayrılmak biraz zor oldu. hüsamı tanırım da kuddusiyi inşallah tanırım geri almaya gittiğimde. bu arada hayvanları bıraktığımda sorumlu bayan yoktu. sonra karşılaştık kendisiyle. birisi ona "havuza karetta bıraktılar" demiş:))) hakikaten de hüsam cüssesiyle ilgi çekiyor:)
1 Temmuz 2011 Cuma
böyk!
Bugün kontrolüm vardı. doktor ne diyecek, yeterince hareket yapmış mıyım acaba? dizim açılmış mı? gibi sorular kafamda dönüp durdu.
değnekleri at dedi. "ee ben zaten 3 gündür atmıştım" dedim:) 3 gün sonra havuz/deniz olayına girsem iyi olurmuş. git yüz tatil de yapmış olursun dedi. dizime de iyi gelirmiş. ama şimdi raporluyken denize gitmek türk evladına yakışmaz. neyse havuz mavuz bir şekilde bişeyler yapıcaz artık.
ha bir de, kaç gündür dizimi esnemesi için zorlayıp duran ben, o eşek kadar kesiği görünce bir tırstım. lan ya açılırsa bu şimdi diye!!! görmeyince sorun yok da görünce insan bir garip oluyormuş yav.
bacağımın yandan fotosunu da koyacaktım ama size kıyamadım. bir postta bu kadar iğrençlik yeter hehhee:)))
30 Haziran 2011 Perşembe
operation minutes
kaç gündür unutmadan şunları yazayım diyorum.
yatak/sedye ile indirdiler aşağıya. çok zevksiz. aynı filmlerdeki gibi. kafanın üstünden yuvarlak lambalar akıyor vs. sonra damardan bişey verdiler. güya anestezi öncesi hazırlık bilmemnesiymiş. ama sanırım has be has kendisiydi. sonra içeri aldılar, tavanda ışıklar vs. o sırada hayal meyal ablamı gördüm. beni hatırlayacak mı derken kaymışım.
uyanma fazı daha eğlenceli. rüyadan uyanır gibi. hayal meyal boğazımdan tüpü çektiklerini anımsıyorum. sonra hemen oksijen maskesi taktılar. bir yandan uyandırıyorlar. başımda hiç yoksa 5 kişi. her biri bir ağızdan konuşuyor. ağrın var mı dediler. ağrı mı ne ağrısı derken neden bahsettiklerini anladım. 1-10 arası derecelendir: 6 falan sanırım. hemen ağrıkesici yaptılar. ya da her neyse. önce 50, sonra 20 daha. sonra sanırım 100e tamamladılar. ardından odama çıkardılar: coming thru:))
28 Haziran 2011 Salı
Taburcu güncesi
Cumartesi günü taburcu olmayı başardım. neyim var neyim yoksa toplayıp ablamlara uzadık.tabi yeni bağlarımı da unutmadık. tebdili mekan iyi geldi ne yalan söyliyim. ancak hastanenin bakımı da ayrı bir güzellik tabi.
taburcu hayatımın ilk şoku ablamların süper televizyonunun usb'den dizi göstermediğini keşfetmem oldu. onca hazırlık onca hayal güm diye yıkıldı. kısa bir an "heyooo hdmi kablo getirdimdi laptopı bağlarım" diye sevinecek oldum benim emektar laptopta hdmi çıkışı ne arar. garibim yapıldığında hdmi anca hayal ediliyordu sanırım. neyse sonuçta o konuya çözüm dün gece ege'nin laptopı ile bulundu. iyi ki çocuğa laptop almışım. ondan başka herkese yar oldu alet:))
evde tek başına olayına gelince. uyku olayını çok abartmamaya çalışıyorum desem de ortalama 10+ uyuyorum günde. işe başlamak çok zor gelecek. uyumadığım zamanlar TV ve bilgisayarla bütünleşik haldeyim. izlemediğim dizi kalmadı. dahası akşamları tekrarlarını da izlemeye başladım. durumum o kadar acıklı anlayacağınız.
ağrım düne kadar yok gibiydi. dün nedense biraz ağrıdı. mutsuz bir durum tabi. hareket yapmaya çalışıyorum ama ağrı ile hareket etmek de zor. hele şu dizi açma çalışmaları yok mu... yüzüstü yatıp dizi boşa çıkarmam gerekiyor. o da kendi ağırlığı ile sallanacak... da öyle olmuyor işte. zaten geriliyor ağrıyor, sonra neden çözemedim bir kramp giriyor bacağıma, ben çığlığı basıyorum. dizi nasıl toparlıyorum emin değilim.
ama kendime bilimum shortcut da buldum. mesela yattığım yerde bacak pozisyonumu değiştirmem gerekince hemen diğer ayağımı kürek gibi kullanıp hoop taşıyorum bacağı.
işin daha eğlencelisi bastonun yan faydalarını keşfetmem oldu. uzaktaki nesneleri yakına çekmek, ışık açıp kapamak, perdeyi düzeltmek gibi eylemlerden sonra demin kendimi aşıp bastonla camı kapadım:) yani kapadım derken harbi harbi kilitledim camı. gerci pimapen olması olayı kolaylaştırdı ama olsun. bir de bu tip işleri baston yardımı ile kolayca yapınca bir seviniveriyorum ki sormayın... sanki aidse çare buldum:)))
son olarak da bu sabah uyandığımda sol gözümdeki torbayı kendini aşıp çuval olmaya karar vermiş olarak buldum. daha uyandığım anda bir gariplik hissettim ama bunu pek beklemiyordum. hayvan sen yanağıma doğru yayılabildiğince yayıl!!! hayır bacağımdaki ödemi mi kıskandı bilmem....
bu arada bacağımı sorarsanız kendisi değişik bir formatta. önce dün bileğim kendini bacağımla denk hale getirmek üzere kalınlaşmaya başladı. 2 gündür de renk değişimi mevcut. morluklar arasında sarı gölgelerden oluşan bir sanat eseri ile karşı karşıyayız:))))
son olarak carrefour express en yakın arkadaşım olmak üzere. ben sipariş veriyorum onlar ertesi gün getiriyor. yemek sepetini de aktif kullanıcam ama henüz gerek duymadım:)))
taburcu hayatımın ilk şoku ablamların süper televizyonunun usb'den dizi göstermediğini keşfetmem oldu. onca hazırlık onca hayal güm diye yıkıldı. kısa bir an "heyooo hdmi kablo getirdimdi laptopı bağlarım" diye sevinecek oldum benim emektar laptopta hdmi çıkışı ne arar. garibim yapıldığında hdmi anca hayal ediliyordu sanırım. neyse sonuçta o konuya çözüm dün gece ege'nin laptopı ile bulundu. iyi ki çocuğa laptop almışım. ondan başka herkese yar oldu alet:))
evde tek başına olayına gelince. uyku olayını çok abartmamaya çalışıyorum desem de ortalama 10+ uyuyorum günde. işe başlamak çok zor gelecek. uyumadığım zamanlar TV ve bilgisayarla bütünleşik haldeyim. izlemediğim dizi kalmadı. dahası akşamları tekrarlarını da izlemeye başladım. durumum o kadar acıklı anlayacağınız.
ağrım düne kadar yok gibiydi. dün nedense biraz ağrıdı. mutsuz bir durum tabi. hareket yapmaya çalışıyorum ama ağrı ile hareket etmek de zor. hele şu dizi açma çalışmaları yok mu... yüzüstü yatıp dizi boşa çıkarmam gerekiyor. o da kendi ağırlığı ile sallanacak... da öyle olmuyor işte. zaten geriliyor ağrıyor, sonra neden çözemedim bir kramp giriyor bacağıma, ben çığlığı basıyorum. dizi nasıl toparlıyorum emin değilim.
ama kendime bilimum shortcut da buldum. mesela yattığım yerde bacak pozisyonumu değiştirmem gerekince hemen diğer ayağımı kürek gibi kullanıp hoop taşıyorum bacağı.
işin daha eğlencelisi bastonun yan faydalarını keşfetmem oldu. uzaktaki nesneleri yakına çekmek, ışık açıp kapamak, perdeyi düzeltmek gibi eylemlerden sonra demin kendimi aşıp bastonla camı kapadım:) yani kapadım derken harbi harbi kilitledim camı. gerci pimapen olması olayı kolaylaştırdı ama olsun. bir de bu tip işleri baston yardımı ile kolayca yapınca bir seviniveriyorum ki sormayın... sanki aidse çare buldum:)))
son olarak da bu sabah uyandığımda sol gözümdeki torbayı kendini aşıp çuval olmaya karar vermiş olarak buldum. daha uyandığım anda bir gariplik hissettim ama bunu pek beklemiyordum. hayvan sen yanağıma doğru yayılabildiğince yayıl!!! hayır bacağımdaki ödemi mi kıskandı bilmem....
bu arada bacağımı sorarsanız kendisi değişik bir formatta. önce dün bileğim kendini bacağımla denk hale getirmek üzere kalınlaşmaya başladı. 2 gündür de renk değişimi mevcut. morluklar arasında sarı gölgelerden oluşan bir sanat eseri ile karşı karşıyayız:))))
son olarak carrefour express en yakın arkadaşım olmak üzere. ben sipariş veriyorum onlar ertesi gün getiriyor. yemek sepetini de aktif kullanıcam ama henüz gerek duymadım:)))
24 Haziran 2011 Cuma
3. gün
yamanın 3. günü. dün rehab sırasında resmen ağlattılar beni. dizimi bükmesine büktüm de açarken ki acısı öyle böyle değildi. tutturdular dizini açacaksın diye. bükülü kalmaması gerekiyormuş. anam o da öyle böyle zor değil. en rahat pozisyon bükülü olduğundan bacak bükülmeye yöneliyor vs.
gündüz rehabdı vs geçti işte. akşama biraz hararet hissetmeye başladım. ufak bir ateşlenme durumu. dizim kızardı falan ama normalmiş. sabaha kadar buz elevasyon vs yaptılar.
sabahın en güzel anı ise duş almam oldu. nasıl mutlu oldum anlatamam. ferahladım, kendime geldim, yüzüm açıldı vs.
aslında bugün taburcu olacaktım ama yarına kaldı. ablam evdense burada daha iyi olacağımı söyledi.
öpenz.
gündüz rehabdı vs geçti işte. akşama biraz hararet hissetmeye başladım. ufak bir ateşlenme durumu. dizim kızardı falan ama normalmiş. sabaha kadar buz elevasyon vs yaptılar.
sabahın en güzel anı ise duş almam oldu. nasıl mutlu oldum anlatamam. ferahladım, kendime geldim, yüzüm açıldı vs.
aslında bugün taburcu olacaktım ama yarına kaldı. ablam evdense burada daha iyi olacağımı söyledi.
öpenz.
22 Haziran 2011 Çarşamba
yamadan sonra
bişeyler yazayım dedim ama kafamı toplayamıyorum ki...
sabah geldim hastaneye, yarım saat içinde indirdiler aşağıya. nasıl uyuduğumu hatırlamıyorum, ancak uyanmamı hatırlıyorum. kafamda 5-6 kişi, her birinden ayrı bir ses çıkıyor. kendime gelmeye çalışıyorum. derken ağrıyı duydum. hemen ağrıkesicileri çaktılar. sonra beni odama aldılar.
ağrı devam ediyor. akşama kadar uyudum desem yeridir. gözümü açık tutmakta zorlanıyorum resmen. şimdi biraz kendime geldim. yapmamı istedikleri hareketler var ama yapamıyorum. canım yanıyor.
bu arada öglen yürüttüler birkaç adım. yürüdüm ama tansiyonum düşünce hemen yatağa döndüm.
bakalım gece nasıl geçicek...
sabah geldim hastaneye, yarım saat içinde indirdiler aşağıya. nasıl uyuduğumu hatırlamıyorum, ancak uyanmamı hatırlıyorum. kafamda 5-6 kişi, her birinden ayrı bir ses çıkıyor. kendime gelmeye çalışıyorum. derken ağrıyı duydum. hemen ağrıkesicileri çaktılar. sonra beni odama aldılar.
ağrı devam ediyor. akşama kadar uyudum desem yeridir. gözümü açık tutmakta zorlanıyorum resmen. şimdi biraz kendime geldim. yapmamı istedikleri hareketler var ama yapamıyorum. canım yanıyor.
bu arada öglen yürüttüler birkaç adım. yürüdüm ama tansiyonum düşünce hemen yatağa döndüm.
bakalım gece nasıl geçicek...
19 Haziran 2011 Pazar
geri sayım başladı.
2 gün sonra delivericekler dizimi. heyecan yapıp yapmamaya karar veremedim henüz. an iitibariyle lay lay loy modundayım ama bazen "lan" falan oluyorum. ufaktan bavul hazırlamam lazım ama reddediyorum. bu da bir nevi düşünmek istemediğimin göstergesi sanırım.
ameliyat sonrası bir süre ablamlarda kalıcam. orası için de kitaptı dvd idi ayarlamak lazım. yoksa sıkıntıdan patlarım bütün gün.
ay oy, neyse:)))
ameliyat sonrası bir süre ablamlarda kalıcam. orası için de kitaptı dvd idi ayarlamak lazım. yoksa sıkıntıdan patlarım bütün gün.
ay oy, neyse:)))
ahanda kestirdim!
oğlan çocuğuna döndüm, maymun gibi oldum ama yapacak bişey yok. en azından yolacak saç kalmadı kafamda:)))
17 Haziran 2011 Cuma
Psikopata sardim!!!
Geçen yaz sonundan beri saçlarımla yaşadığım bir problem var malum. kızıl saç hevesim yüzünden elimde kalan bir kafa dolusu bir nevi "yanık" saç. tabi 3 ay içinde 6 kez boyanırsa yapacak bişey yok. herneyse, sonuçta bu kadar işlem saçlarımı kelimenin tek manasıyla mahvetti. o sevdiğim, gayet yumuşak saçlarım gitti yerini keçe gibi, yoluk yoluk, tarak girmeyen böyle saçma sapan bir saç yığını aldı:( bir müddet her tür bakım uygulamasını denedim ama bir fayda göremedim. son çare olarak gidip kestirdim. kestirme sonucunda bir kısmı temizlendi ama hala fırça gibi olan birkaç yumak var kafamda. güya haftaya ankara'da onlardan da kurtulma planım vardı ama ankara işi de rafa kalkınca ben yine bu keçe tomarı ile başbaşa kaldım.
peki bu durumda ne mi yapıyorum. doğrusunu söylemek gerekirse zaten aylardır kafamdan düşmeyen elime şimdi bir de makas eklendi. eskiden sadece o telleri çekiştirip oynarken şimdi elimdeki makasla bazen tel tel bazen tomar halinde kesiveriyorum. elimde makas yoksa koparıyorum. saçmasapan bir saç şekline kavuşmama az kaldı:((( hayır resmen psikopata sardım. bir yandan da korkuyorum ama takıntı hakikaten kötü bişey.... ki ben saçlarımı severdim ve üzerine titrerdim.
şimdi burda kestirsem biraz daha diyorum ama kime kestiricem. serkan'dan başkasına güvenmiyorum şu anda:(((
ühühühü biri kurtarsın beni bu kabustan:(((
peki bu durumda ne mi yapıyorum. doğrusunu söylemek gerekirse zaten aylardır kafamdan düşmeyen elime şimdi bir de makas eklendi. eskiden sadece o telleri çekiştirip oynarken şimdi elimdeki makasla bazen tel tel bazen tomar halinde kesiveriyorum. elimde makas yoksa koparıyorum. saçmasapan bir saç şekline kavuşmama az kaldı:((( hayır resmen psikopata sardım. bir yandan da korkuyorum ama takıntı hakikaten kötü bişey.... ki ben saçlarımı severdim ve üzerine titrerdim.
şimdi burda kestirsem biraz daha diyorum ama kime kestiricem. serkan'dan başkasına güvenmiyorum şu anda:(((
ühühühü biri kurtarsın beni bu kabustan:(((
14 Haziran 2011 Salı
duygu(')suz...
Başlık cuk oturdu. Duygu'suz ve duygusuz...
2.5 ay oldu şurada başlayalı. en çok kaynaştığım, en sevdiğim duygu oldu. bıcır bıcır bişey. güleç, tatlı.. sup'u andırdı bana hep. 2.5 ayımın en keyifli oyuncusuydu. sonra kötü haber geldi. ona olduğu kadar kendime de üzüldüm sanırım. belki de dürüst olmak gerekirse kendime daha çok üzüldüm. sevdiğim biri gidiyordu. hem de burada en sevdiğim.... derken o gün geldi çattı. hep gelmeyecekmiş gibi yaptık, görmezden geldik ama gelip kapıyı çaldı. buz gibi durdum bütün gün. duygularımı dondurucuya atıp geldim işe. esprilerin arasına sakladım hüznümü. kimbilir o neler hissediyor düşünmek bile istemiyorum. ama ben...
büyümek böyle bişey sanırım. duygularını rafa kaldırabiliyorsun. daha da önemlisi kendini saklayabiliyorsun. ben bu sefer burada kendimi saklamayı seçtim. dolan gözlerimi 1-2 damla ile geçiştirmeyi başardım.
bundan sonrası ne getirir bilmiyorum ama duygusuz dönemecimi duygu ile döndüm.
asıl daha çok ne öğrendim biliyor musun? ya da neyi hatırladım... kendini ne kadar kaptırırsan birşeye, kaybedince o kadar üzülüyorsun. ne kadar mesafeli olursan o kadar hafif atlatıyorsun. uzun zamandır ilk kez kendimi kapıp koyvermiştim, al buyur, boyumun ölçüsünü aldım.
geri dur selen, geri bas dur:)
2.5 ay oldu şurada başlayalı. en çok kaynaştığım, en sevdiğim duygu oldu. bıcır bıcır bişey. güleç, tatlı.. sup'u andırdı bana hep. 2.5 ayımın en keyifli oyuncusuydu. sonra kötü haber geldi. ona olduğu kadar kendime de üzüldüm sanırım. belki de dürüst olmak gerekirse kendime daha çok üzüldüm. sevdiğim biri gidiyordu. hem de burada en sevdiğim.... derken o gün geldi çattı. hep gelmeyecekmiş gibi yaptık, görmezden geldik ama gelip kapıyı çaldı. buz gibi durdum bütün gün. duygularımı dondurucuya atıp geldim işe. esprilerin arasına sakladım hüznümü. kimbilir o neler hissediyor düşünmek bile istemiyorum. ama ben...
büyümek böyle bişey sanırım. duygularını rafa kaldırabiliyorsun. daha da önemlisi kendini saklayabiliyorsun. ben bu sefer burada kendimi saklamayı seçtim. dolan gözlerimi 1-2 damla ile geçiştirmeyi başardım.
bundan sonrası ne getirir bilmiyorum ama duygusuz dönemecimi duygu ile döndüm.
asıl daha çok ne öğrendim biliyor musun? ya da neyi hatırladım... kendini ne kadar kaptırırsan birşeye, kaybedince o kadar üzülüyorsun. ne kadar mesafeli olursan o kadar hafif atlatıyorsun. uzun zamandır ilk kez kendimi kapıp koyvermiştim, al buyur, boyumun ölçüsünü aldım.
geri dur selen, geri bas dur:)
13 Haziran 2011 Pazartesi
12 Haziran 2011 Pazar
Özgür geldi...
Bu sabah Özgür geldi. daha doğrusu geçerken istanbul'a uğramış, biz de fırsattan istifade edip buluştuk. Ben klasik big chef's dedim, aylin aşşk kafe sayıklıyordu ne zamandır, o tarafta karar kıldık.
İkisini de bir özlemişim ki. güya aylin istanbulda ama onla da görüşemiyoruz zaten. buluştuk. ben tee yıllar önce bir kere gitmiştim aşşk kafeye. hatırladığımdan güzelmiş. ama çok gerizekalı fiyatlar. neyse, muhabbet güzeldi ama. hasret giderdik bir nevi.
sonra gelip oyumu kullandım işte. bakalım bizi neler bekliyor:)))
İkisini de bir özlemişim ki. güya aylin istanbulda ama onla da görüşemiyoruz zaten. buluştuk. ben tee yıllar önce bir kere gitmiştim aşşk kafeye. hatırladığımdan güzelmiş. ama çok gerizekalı fiyatlar. neyse, muhabbet güzeldi ama. hasret giderdik bir nevi.
sonra gelip oyumu kullandım işte. bakalım bizi neler bekliyor:)))
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)