Sayfalar

17 Ocak 2012 Salı

rose bowl...

beklenen gün 2 ocak pazartesi... rose bowl... amerikan futbolu hiçbir zaman ilgimi çekmedi. ama kendisinin öneminin olması ve rose bowl'un da benim için ikinci bir kutsal bir mekan olması sebebiyle bir heves gittim oyuna / stada. gerçekten süper bir stad. kocaman... görmemiş olsam konser için tıklım tıklım dolmuş olduğunu hayal etmek zor... ama maç için de stadda 91bin kişi olunca nasıl bir görüntü olduğunu hayal edebildim. daha doğrusu gördüm diyebilirim.
irene'in okulunun rengi kırmızı... maskotları da badgers denen kokarca kılıklı bir hayvan... hah zargandan baktım şimdi. porsukmuş. neyse biz kırmızıları giyip "go badgers" diye bağırarak girdik stada. yalnız bir sıkıntı var, biletleri rakip takım (oregon) mezunu biri vasıtası ile aldıkları için karşı takımın tribünündeyiz. allahtan adamlar bizim manyaklar gibi diil, medeni bir şekilde izleyebiliyorsun maçı.
oyunun kurallarını anlamam için birinci çeyreğin bitmesi gerekti ama sonrasında ruhunu kaptım. şansıma da son derece çekişmeli çok keyifli bir oyun oldu. janet oregon'un çok daha güçlü bir takım olduğunu ve wisconsin'i ezeceğini söylemişti ama wisconsin bayağı mücadeleci çıktı. sonuçta yine oregon kazandı ama wisconsin maçı hiç elden bırakmadı. hatta sonlardaki şansızlıkları olmasa maçı alabilirlerdi bile.
maçtan sonra eve geldiğimde bu sefer de stanford'un tostitos fiesta bowl isimli çerez kupası maçını izledim. yine şansıma o da bol skorlu, çok hareketli bir maç oldu.
sonuç olarak 2 maçın sayesinde amerikan futbolundan zevk aldım. gerci benim izlediğim maçlar 42-35, 41-38 gibi skorlarlar bitti (nadir olan bir olaymış). sonra başka bir maç 21-3 mü neydi... daha düşükleri de çok oluyormuş. çok sıkıcı...:)

devam...

en son yeni yıla mammoth da evde uyuyarak girdiğimi yazmışım. bu arada ev dediğim şeyden biraz bahsetmek isterim. kendisi garajın da olduğu giriş katının üzerine 4 kattan oluşmakta. ilk katta (bir nevi ara kat aslında) kayak malzemelerinin olduğu bir oda, banyo vs var. sonra ilk ana kata geliyorsunuz. kocaman bir oturma alanı ve mutfak. 2 adet yatak odası, banyo, çamaşır ve kurutma makinalarının (çoğul konuştuğuma dikkatinizi çekerim) bir bölüm ve bir balkon. mm yalnız oraya balkon demek biraz haksızlık olur sanırım çünkü içinde jakuzisi var... dağ manzarasına karşı...
bir üst katta yine oturma alanı, daha kapsamlı bir mutfak, 2 yatak odası daha, bir banyo. bir de hiç geçmediğim bir bölme vardı orda ne var bilmiyorum. bu katın balkonunda ise barbekü mevcut.
asıl en üst kat en şahanesi. kendisi sadece bir yatak odasından oluşuyor ama oda ve eklentilerinin toplamı benim evin yarısından fazladır. geniş bir oda, yatak yere kadar dağ manzaralı pencereye dönük, arka tarafında başka bir jakuzi, içeride giyinme odası ve banyosu. bu banyoda da buhar banyosu özelliği var.
yani adamlar dağ evi adı altında 5 yıldızlı tesis yapmış anlayacağınız!
neyse pazar öğleden sonra rüya eve veda edip yola çıktık. akşam eve dönerken Janet'a esti ve rotayı pasadena'ya çevirdik. ertesi gün meşhur rose parade ve ardından rose bowl var. rose bowl'da da irene'in okulu wisconsin oynuyor ve biz de maça gidicez ama önden parade'i izleme şansımız olmayacak. dolayısıyla gece gidip birkaç tane eseri yakından görme şansımız oldu. adamlar gerçekten muhteşem şeyler yapmışlar. daha sonra 1-2 resim koyarım...

16 Ocak 2012 Pazartesi

Corona Del Mar'dan parçalar...

İş hayatımın sona ermesinin ardından uzuuun bir tatile çıktım. 4 haftadır amerikadayım, 1 hafta daha kalıcam. ilk plan 3.5 hafta üzerindendi ama burdakilerin de ısrarıyla 2 hafta daha uzattım.
neler yaptığıma gelince:
aslına bakarsanız zaman nasıl geçti ben de anlamadım. gelişim tam bir komediydi. hayır uçuşta bir sorun olmadı ancak uçaktan sonra kabus başladı. alandaki en uzun ve en yavaş ilerleyen pasaport sırasına girmeyi başardığımından 1.5 saatte ancak geçtim kontrolden. en sonunda kriz geçirmek üzereydim. tek avuntum ilk yarım saat süresince kerem gönlüm'ün de sırada olmuş olmasıydı. muhtemelen aynı uçaktaydı. ailesiyle tatile falan geldi sanırsam. netekim o da sakat zaten oynamıyor.
neyse o uzuuun bekleyişin ardından dışarı çıkıp da Janet'i "nihayet çıkabildim" diye aradığımda "nerdesin ki?" oldu. meğer beni ertesi gün gelicem sanıyormuş. pek güldüm. burdayım ben diye. onun da görüşmeleri varmış, çareyi taksiye atlayıp eve gitmekte buldum. 50 mil, taksi kaç para tuttu söylemek istemiyorum:(
burası aynı, hiç değişmemiş. huzur ortamı olmaya devam. evime geri dönmüş gibi hissettim kendimi. yani herşey tanıdık. cuma cts takıldık öyle, sonra cts akşamı Janet ve kardeşi Rick'in christmas partisi vardı. ona gittik. gayet eğlendim. noel baba kucağına bile oturdum ne yalan diyim. geceye asıl damgasını vuran ise "dancing heads" isimli oyundu. bir kabinde kafa boşlukları var. şarkı seçiyorsun. önceden kaydedilmiş danseden karakterler var. senin o boşluğa yerleştirdiğin kafayı kaydedilmiş bedenlere ekliyor alet. süper komik bir sonuç çıkıyor. gece boyunca gidip gidip farklı kombinasyonlarda kayıt yaptık sonra oturup onları izledik. herkes yerlerde tabi.
pazar günü pisi geldi. perşembeye kadar onunla ipini koparmış serseriler gibi gezdik, yedik içtik. hava şansımıza süperdi. gerçi hava burda olduğum tüm süre boyunca süperdi. bahar gibi 20 derece civarında... mont bile fazla geliyor çoğu zaman.
noel ertesi stand-up padeling diye bişey yaptım. surf tahtasının üzerinde ayakta durup kürekle hareket ediyorsun. Janet'in yeğenleri de geldi. ben çok korkarak çıktım aletin üzerine. dengede durucam diye çok kasıldım. ağır ağır bay'de dolanırken birden ne olduğunu anlamadım ve cumburlop suya. allahın okyanusuna allahım 26 aralığında düşmek nasıl bir duygu bilir misiniz? soğuk! hem de çok soğuk! ama hava gayet güneşli. yani tekrar surfun üzerine çıktıktan sonra çok da üşümüyorsun. ben de artık düştükten sonra stresi üzerimden atıp daha çok eğlendim. önce tekrar ayağa kalkmaya korkup diz üstü dolandım bir süre. sonra tekrar kalktım Janet'in yardımıyla. sonra gençleri yakaladık. amaç janet'ın yeğeni tommy'i suya düşürmek. ancak çocuk sağlam sörfçü. ben güya usulca yaklaştım çünkü birtek benden şüphelenmez ama ben kim onu düşürmek kim. hatta daha komiği onlar ileride Brett ile tepişirken ve ben onlardan rahat 10 mt ötede tek başıma takılırken cumburlop suya düşen ben oldum. hepimiz koptuk tabi. işin komik yanı tüm bu süreç Janet'ın kamerasında yerini aldı. o kadar komik ki anlatamam. seyredip seyredip gülüyoruz. american home videos için biçilmiş kaftan. dahası janet tanıdık tanımadık herkese seyrettirdi. tüm aile ve arkadaşlar!!!! artık utanma duygumu bir kenara bırakıp eğlendim ben de... gerçekten komik ötesi. eğer kesip küçültmeyi başarırsam buraya da koyabilirim.
haa yalnız 2. düşüşten sonra punduna getirip Tommy'i de suya düşürdüm. yazık çocuk bana yardıma geldi ama ben sinsice onun sörfünü çevirdim:))) işin tek kötü yanı sonrasında feci üşüdüm. eve geldiğimizde titreme modundaydım. kendimi nasıl duşa attım bilmiyorum.
bir sonraki olayımız Mammoth dağı idi. Rick'in orda dağda evi varmış ve normalde metre boyu kar olurmuş. bir gittik ki kar mar hak getire. dağda pistlerde biraz kar var o kadar. bu işe pek üzüldüğümü söyleyemeyeceğim çünkü kayan insanlara acıklı gözlerle bakan ben bir de heryer kar olmuş olsa ve çok insan kayıyor olsa muhtemelen çok acı çekerdim. evet tamamen benim hatam, dizimi güçlendirsem kayıyor olurdum ama... eşeklik baki işte...
bu arada yeni yıla da mammoth da girdik. ne mi yapıyordum? uyuyordum desem!!! gerçekten:) akşam yemek yedik, başım çok ağrıyordu. 9'da havai fişek gösterisi vardı. Elaine ile onu izledik. (neden 9 sorusuna bulabildiğim tek cevap doğu yakasında yeni yıla o saatte giriyor oldukları:)) sonra eve geldik. benim başım geçmeyince biraz uzanayım dedim. uyandığımda saat 00:32 idi! well, happy new year diyerek uykuya geri döndüm ben de:)))

14 Ocak 2012 Cumartesi

Gözümden yaş geldi

Yaşıyorum. inşallah bir ara yazıcam. ama bu arada uzun zaman aradan sonra ilk kez beyaz izledim. gözümden yaş geldi desem!!!
özellikle 7:30 - 11:30 arasını mutlaka izleyin derim:)))

17 Kasım 2011 Perşembe

anam!

Bugün hasta olduğum için işe gitmedim, evde kaldım. sabah beri yatıyorum. ancak bir yandan da gerilmeye başladım. lan işe gitmekten nefret ediyorum ama 2 hafta sonra tamamen evde olucam. ne halt ederim evde otur otur... harbi ürktüm valla ne yalan diyim. kendimi oyalayacak bişeyler bulmam farz. yoksa sanırım kafayı yerim...

16 Kasım 2011 Çarşamba

veery complicated

allaaah, dün akşamdan beri karar vermem gereken birsürü konu ve karmaşa çıktı ortaya.
herşey saat 6 sularında Janet'in araması ile başladı. aralıkta boş kalacağımı bilmiyormuş. direk "gelsene, chrismas haftası izin alıcam" dedi. ben de aslında beynimin küçük bir köşesinde böyle bir kaçamak mı yapsam diye geçiriyor, ancak işsiz işsiz ne amerikası, kır kıçını otur oturduğun yerde diyordum. ancak kafa dinlemek, dünyadan kopmak, kendine gelmek için daha güzel bir ortam olabilir mi?
on the down side, masraf, iş arıyor olmam gereken sürede yurtdışında olmam, birileri beni ararsa ulaşamayacak olması vs. tabi en revaşta olan zamana denk geldiği için bilet fiyatları da okkalı. gerci 13 aralık - 7 ocak arası 1000$a bilet buldum ama ne biliim.
sonra hani proje yönetim sertifikası almak istiyorum demiştim ya, ilk kurs 3-4 aralıkta. onun ek eğitimi 16-18 aralık veya 25-27 aralık. buyur burdan yak. tam da gitmek istediğim civarlar.
hadi o ikincileri ocaağa bırakayım desem, tee ocak sonunda... gerçi daha iyi olabilir çünkü ben böyle çöttedenek kursa gidersem sınava çok kısa sürede girmem gerekecek.
e başvuru ne kadar sürecek? bana hemen ok diyecekler mi?
bla bla bla
offf al sana çok bilinmeyenli denklem!

15 Kasım 2011 Salı

pizza alır mıydınız?

ya yok abi yaa, benim kaderim bu trafik:(
dün akşam erken çıktım işten. sırf trafikle cebelleşmemek için. saat 5'i biraz geçe teker döndürdüm. yol fena değil, biraz gültepenin oralarda sıkıştı ama uzun sürmedi. bu arada nasıl açım. yani neden açım anlamış değilim ama acıktım diye düşündüğüm andan itibaren daha da acıkmaya başladım. bu sebeple de bir yandan yolda giderken diğer yandan yemeksepetinden pizza siparişi verme işine giriştim. trafikte yavaş yavaş ilerlerken seçenekleri tamamladım, tam 17:37'de gişelerden geçtiğim sırada da siparişi onayladım. normalde little ceasers 20 dakikada falan getiriyor. ve benim hesaplarıma göre kalan yolum da anca o kadar. yani eve gittiğim sırada pizzam da gelecek. perfect timing:)
ben bu hayalleri kurarak eve doğru yol alırken stada bir miktar kala (yani görüş alanına girdikten sonra) birden trafik durdu. ana! ne alaka? burda trafiğin durduğu nadirdir. biran acaba bir önceki ayrımdan çıkıp minibüs yolundan gitsem mi diye düşündüm ama orası da kalabalık olabilir diye vazgeçtim. bu sırada saat 17:52 oldu. baktım benim pizzadan önce eve gitme şansım yok hemen adamları aradım, yola çıkarmayın diye. çıkarmışlarmış ama geri çektiler. bu arada bir şekilde restoranın kendisine ulaşmayı başardım. dedim ki siz stadın ordaki şube misiniz? evet dediler. o zaman dedim ben zaten sizin önünüzden geçicem, yaklaşınca ararım siz arabaya getirirsiniz. ok dediler. o noktadan restoranın önüne mesafe 500 mt var ya da yok. sanırım yarım saatten fazla sürdü ulaşmam. gelince aradım, çocuk hemen elinde pizzalarda fırladı dükkandan. çok komikti. ben parayı verdim, o pizzayı.
nasıl açım nasıl açım. yol açılmıyor bir türlü. ben de başladım yemeye. eve gidene kadar koca pizzayı bitirdim. hatta ne eve gelmesi. sanırım ilk 100-200 mt de bitirmiştim. yalnız etraftaki arabalardan gören olduysa eminim çok eğlenmiştir. arabada pizza yiyen bir tip.
yine eve geldiğimde saat 19 olmuştu. gene 2 saati yolda geçirmeyi başarmıştım.
trafiğin sebebine gelince, embesiller çiftehavuzların orda kazı yapmışlar. hem şerit azalmış hem de çakır çukur olmuş...
aynı kabus bu akşam da yaşanacak korkarım... neyse bakıcaz artık bir yoluna...

4 Kasım 2011 Cuma

amaaan!!!

dün akşam eve tam 2.5 saatte gittim. yolda sinir krizi geçirip ağlamamak için kendi kendime eğlence yapıp canlı yayına başladım. postlarımı FB'de görebilirsiniz.
bu akşam da 5 günlük bayram tatili başlıyor. işten erken çıkayım derken IBB'ye bir baktım, saat 4 iken ortalık kıpkırmızı:(( bir daha uzun saatleri yolda çekemem diyerek kendime istinyeden sinema bileti aldım. 18:40'da behzat ç filmine gidicem. o bitesiye trafik de rahatlar dedim.
ama şimdi IBB'ye baktım, 1. köprü o kadar vahim gözükmüyor. yani herzamanki gibi 1-1.5 saatte gidebilirmiştim eve:(((
neyse, film izlemiş olurum, napayım:)

3 Kasım 2011 Perşembe

şaşkın ördek!

Dün akşam kendime çok güldüm. geçen ay bizim maymunun da katkısıyla - ya da onun sayesinde - adsl kotamı haddiyle geçmiştim. o yüzden birkaç haftadır indirmeyi düşündüğüm dizileri bu aya sakladımdı. neyse 1 kasımda nihayet hesap kesildi ve yeni aya girdik. dün, bunu teyit etmek için de ttnet'in kota sorgulama sayfasına girdim. bir baktım kasım ayı kullanımı 900 küsür MB. çüş oldum, daha dün bir bugün 2. lan yoksa birileri şifremi mi ele geçirdi diye panik oldum. sonra akşam eve gidince tekrar bağlanıp baktım, oha 1.5 gb! kesin dedim birileri ele geçirdi. sinir oldum doğal olarak. hemen modemi resetledim. nasıl yeniden kuracağımı anımsamadığım için ttnet'i arayıp baştan kurdum. bu arada hattaki kadın adres çubuğuna 192.168.2.1. yazın diyor, ben ısrarla google search kutusuna yazmaya çalışıp "izin vermiyor" falan diyorum. ardından yaptığım salaklığı anladım da kıza çaktırmadan "hah tamam şimdi oldu" falan dedim:)))
sonra da kota konusunda yardımcı olan birime aktarttım. çocuğa bir saat derdimi anlatmaya çalıştım. 1 kasımda hesap kesildi mi? ve ben 2 günlük kullanımı 1.5 gb gördüm, doğru mu? çocuk baktı etti, bizde 3 mb görünüyo, siz nerden baktınız dedi. ben de tekrar kota sorgulama sitesine girdim. adresi söyledim falan. sonra tekrar baktım, anaaa hakkaten 4 mb! salak ben hane sayısını şaşırmışım!!! yani onca debelenme, modem resetleme ve yeni şifre oluşturma olayı boşunaymış:)))
ne demiş atalar? akılsız başın cezasını....

1 Kasım 2011 Salı

hedef

ulan işsiz kalınca ne bok yiycem ben şokunu atlatmak için kendime ilk kez bir hedef koydum. bu süreyi capm sınavına girip pm sertifikası almak için kullanıcam. gerçi ders çalışmaktan nefret eden bir insan olarak ne kadar başarılı olurum emin değilim ama fikir bile bana heyecan vermeye yetti. en azından yapmak istediğim bişey ve bana faydası olacağını düşünüyorum.
şimdi kaynak araştırmasına girdim. kitabı buldum, sıra örnek sorularda.
böyle işte.

gene özet

cuma günü 28 ekim, yarım gündü, şirket de diğer yarısını tatil edince bana gün doğdu ve 3 gün haftasonu tatili yaptım.
peki bu tatili nasıl mı değerlendirdim? cuma paso yattım. akşam 4 sularında karşıya geçip bir arkadaşla buluştum. biraz alışveriş, biraz kahve vs derken 11 sularında eve döndüm.
cuma tembelliğinin bedelini cts ödedim. sabah erken kalkıp kuaföre gidip beyazlarımdan arındım. ardından bir arkadaşın düğününe uğradım. düğüne gerçekten uğradım ama taa riva da olduğu için gidip gelmem 3-4 saat aldı. eve geldiğimde bir miktar kitap okuyup kestirdim. akşam cumhuriyet bayramı kutlamasına burkaylara gittim.
uzuuun bir akşam oldu. oldukça eğlendik ne yalan diyim. yeme içme faslının sonrasında burkayın ipadi ile oynamaya başladık. bir tane film programı vardı. komik komik filmler çektik. 1920 modu vardı, siyah beyaz. nasıl soytardık onda anlatamam. hızlı hareketler vs. sonra bir mizansen yapıldı, editlendikten sonra çok komik olacağına eminim.
sonra ben tam "e artık eve gitme vakti geldi" diye düşünürken shot dartı çıktı ortaya. shotlar hazırlandı. kaç tur oynandı emin değilim ama ben artık çok içmediğim için yarı ölçek takılırken millet bayağı kafa buldu. son aktivite ise tabu oldu. yalnız 15 bölümünü yanlış oynadığımız için zırt diye bitti. o arada saat 4 oldu ve saatlerimizi 1 saat geri alıp evlere dağıldık.
e cts geç yatınca pazar uyanmak öğleni buldu. arada kısa bir avm kaçamağı harici evde takıldım. evdeki en büyük aktivitem ise kitap okumak. game of thrones almıştım bilge'den. ona sardım şimdi. tv vs açmadan paso okuyorum. hatta çantamda gezdirip her boş kaldığım noktada okuyorum denebilir.azmettim kısa sürede bitirip ardından dizisini izliycem:)))

yıkılmamak? yıkılamamak?

Garip bir ruh hali içindeyim. bir yandan huzursuz, bir yandan umutsuz, depresif. böyle böğüre böğüre ağlayasım geliyor. panik havasındayım bir yandan da... korkuyorum bir miktar, gelecek konusunda endişeliyim.
ama tüm bu duygular bir bulutun arkasında gölgede kalıyor. sanırım ilaçların etkisi ile baskılandıklarını hissediyorum. içimden böğüre böğüre ağlamak gelirken sanki o kişi ben değilmişim gibi hissediyorum. sanki içimde başka bir benlik var ve o ağlamak istiyor. ben boş boş bakmaya devam ediyorum.
ha ağlamıyorum kısmı kesinlikle yalan. eskiden de sulu gözlüydüm ama şimdi ota boka herşeye zırıl zırıl ağlıyorum. sadece aksi takdirde geçirecek olduğum sinir krizini geçirmiyorum.
bir yandan umutsuzluk yaşarken diğer yandan "du bakalım" modunda devam ediyorum.
yani bir yandan iyi bir yandan kötü bu ilaç olayı. insanın yıkılmasını engelliyor ama duygularını da baskılıyor.
işte öyle bir durum.

26 Ekim 2011 Çarşamba

Dün / bugün

Tütün şirketleri 6 puan artan ÖTV den dolayı 7 lira olan sigarayı 9 liraya çıkarmasına rağmen sigara başına vergiden arta kalan tutardan 11 kuruş yani ortalama %7 zarar ediyordu. (7 TL'den geri kalan 1, 52 TL idi, 9'dan geriye kalan 1,42 TL.) Bugün ise ÖTV 4 puan aşağıya revize edildi. şirketler hemen reaksiyon verdi ve sigara fiyatlarını 1 TL aşağı çekti. Yani 7'den 9 TL'ye çıkan paket fiyatı 8 TL'ye düştü. Bu durumda ise birden vergiden arta kalan tutar 1.58 TL oldu. Birden bire 10 kuruş zarardan 6 kuruş artıya geçildi. tabi bunlar birebir rakamlar değil, bunlardan zibilyon tane ödeme yapılıyor (yok bakkal payı, üretim masrafı, dağıtım masrafı vs vs) ve artan kaçak sigara da cabası. hacim düşüyor gelir gene aynı veya daha düşük kalıyor vs.
ancak demek istediğim durumu genele vurursak bir gün karalar bağlarken ertesi gün bir fırsat kapısı açılabiliyor. bunu yakinen gözlemlediğim bir örnekle anlatmaya çalıştım... belki gerçek uygulamada yanlış bir örnek ama kağıt üzerinde doğru.
keser döner sap döner, gün olur hesap döner:))))

25 Ekim 2011 Salı

deprem sebebiyle...

bi yoruldum ki bugün... ama tatlı bir huzur var içimde, hiç şikayet etmiyorum.
bu sabah işyerinde yardım malzemesi topladık. dünden duyuru yapmıştık, herkesin getirdiklerini yığdık giriş katına, 3 saat kadar süreyle onları tasnif ettik, koliledik, bantladık vs. su içinde kaldım resmen. ama sonuca değdi. altmış küsür koli hazırladık. ne yalan söyliyim bu kadar malzeme gelmesini beklemiyordum. görünce pek sevindim, her gelen paketle daha bir neşelendik... kendimizi işe yaramış hissettim:) koliler yükseldikçe oradaki herkesin yüzünde bir gurur ifadesi oluşmaya başladı.
kolileri şişli belediyesinin tırlarına gönderdik. normalde herkes göndermek istediklerini bırakıyor, orada gönüllüler paketliyormuş. biz bu işi bir de burdan yapınca iş daha kolay oldu. direk tıra yüklendiğini varsayıyorum çünkü araçta yer olmadığından ben gidemedim.
garip bişey bu birlik ruhu... ben olayı geç farkettim ama twitter resmen telsiz görevi görüyor kaç gündür. nerde neye ihtiyaç var, tweetliyor birileri, hoop yayılıyor bir anda, bir bakıyorsunuz çare bulunmuş, talepler sağlanmış.
dün akşam kadıköy belediyesinde paketleyecek insan lazım demiş birileri, 1 saat sonra "yeterince insan geldi, artık gelmeyin" okudum. ardından koli talepleri gelmeye başladı. beni ağlatan tweet sokakta gazete vs toplayan çocukların sağlam kolileri belediyeye götürdüğü yönündeki tweet oldu.
en başarılı gözlemse 99 depreminde sosyal medya bu kadar aktif olmuş olsaydı, o gün ölenlerin bir çoğu şu anda tweet atıyor olacaktı yorumuydu... insan hak vermeden edemiyor. ama 99 da ne Facebook vardı ne de tweeter...

24 Ekim 2011 Pazartesi

Selen bacı, deprem vs...

Haftasonu Ankara seyahatini iptal edip ablama taşınmasında yardımcı olmaya çalıştım. Cumartesi pazar paso eşya yerleştirdik. kolilerden eşyaları tek tek çıkar, ayıkla, nereye koyacağına karar ver, onları yerleştir... hele bir de simay bir titiz ki, her şey düzenli yerleşmeli. dolayısıyla bazı raflar en baştan yeniden yerleşiyor. en sonunda dayanamayıp isyan ettim. sen böyle her rafı 10 kere yeniden düzeltirsen bitmez tabi diye. (bitmiyor diye morali çok bozulmuştu da). neyse sonuçta ev bayağı adam oldu. en azından artık içinde yaşanır durumda. bir tek benim yatak iptal. evde daha vestiyer olmadığı için benim yatağın üzeri ayakkabı dolu:))))
bu arada 2 gün boyunca kıyafet ve eşya vs ayıkladık. çuval çuval kıyafeti (giyilmeyen kazaklar, egenin küçülenleri vs) eve yardıma gelen kişilere verdik. onlar kendilerine uygun olanları alsın, kalanını köye vs götürsün diye. sonra dün deprem oldu... tv kapalı, biz hummalı çalışma modunda olunca depremi ancak akşam öğrendik. hatta ben yurtdışından gelen "Türkiyede büyük deprem olmuş, iyi misin?" mesajlarından öğrendim.. sonra ilk aklıma gelen "ulan o kadar eşya verdik, ne çok işlerine yarardı" oldu. egenin zibil gibi kıyafeti vardı, sapa sağlam montlar vs... o kadar üzüldüm ki... kendimizi gene ihtiyacı olanlara verdik gibi teselli etmeye çalışıyorum ama kıyas götürmeyeceği kesin...
...
bu arada tabi 2 gündür twitter vs den de uzağım. deprem üzerine yazılan saçma yorumlardan bugün haberim oldu. okurken donakaldım. insanlık bitmiş bu ülkede... ve artık insanlar "biz ve onlar" olmuş... umut kalmamış artık... söz bitmiş, insanlık bitmiş, umut bitmiş... yazık... çok yazık...