Yav bi içim sıkıldı dedim, hem burdan hem face'den çok tepki geldi, ben de kıştladım sıkıntıyı:)))) Amaaan dedim ben de, sıkıldığına değer mi şu hayat, boşver, önüne bak:)
İki gündür bizim komşu da sakin, bağırıp çağırmıyor. Dün eve gidince ev sahibini arayıp durumu anlattım. Adam sağolsun ilgileneceğini söyledi, biraz daha rahatladım.
Bu arada bizim apartmanın eğlencesi bolmuş aslında. Benim delinin altında da özürlü bir kızcağız var, o da bağırır ama sesi bana az geliyor, zararsızdır. Sonra bir teyze var sokaktaki tüm kedileri besleyen. Görseniz bizim apartmanın civarındaki kediler yakında koyun formatına gelecekler. Meğer bu teyzemin evinde de 16 kadar kedisi varmış!!! Apartmanın o tarafındakiler de kedilerin ciyaklamasına uyuyamazmış:))) Eğlenceli apartmanız vesselam:)
9 Aralık 2009 Çarşamba
Nedendir...
İçimde bir huzursuzluk var bugün neden bilmiyorum. Sanki kötü bişeyler olacakmış gibime geliyor... Şu salak adam çok huzurumu kaçırdı, eski huzursuz günler geldi aklıma, belki onun etkisi, bilmiyorum... Eskiden de eve giderken 'bakalım bugün ne maraza çıkacak' diye stres olur, resmen ayaklarım geri geri giderdi. Şimdi de benzer bir psikolojiye büründüm... Gerçi dün akşam sakindi, ses çıkmadı. Ama heran çıktı çıkacak psikolojisi bile insanı yormaya yetiyor sanırım.
Üzerine işler de biraz yoğun ve stresli. Kaçış noktası bulamadım sanırım kendime:) Neyse bu da geçer, olumlu yönden bakmak lazım. Ya da hayatımdaki olumlu duyguları ön plana çıkarmak lazım:) Think pozitive:)
Üzerine işler de biraz yoğun ve stresli. Kaçış noktası bulamadım sanırım kendime:) Neyse bu da geçer, olumlu yönden bakmak lazım. Ya da hayatımdaki olumlu duyguları ön plana çıkarmak lazım:) Think pozitive:)
8 Aralık 2009 Salı
7 Aralık 2009 Pazartesi
Ev alma, komşu al
Dün akşam eve dönerken baktım alt kattan yaşlıca bir teyze çıkıyor. dedim burada mı oturuyorsunuz. evet dedi. ben de çok rahatsız olduğumu falan söyledim. Bütün gece bağırıyor, küfrediyor, huzurum uykum kalmadı falan dedim. Kadın benden dertli. Kendi oğluymuş, baba da kanser hastanede yatıyormuş. Birkaç gün idare edin, baba çıkınca toplar dedi. iyi de kesin çözüm değil. Adamın ruhsal bozukluğu varmış. Herkesi kendine tehdit görüyor, bağırıp korkutmaya çalışıyor dedi. Kadını seni öldürücem diye tehdit ediyormuş sürekli. Geçen geceki olay 'beni zehirlemeye çalışıyorsunuz' davasından çıkmış sanırım.
Hastaneye yatırmak istemişler ama sistem öyle işliyor ki kendi rızası olmadan almıyorlar dedi. Kadın benden çaresiz gibi. Şahitlik edin nolur belki işe yarar vs. konuşması geçti. Sürekli bağırıp çağırıyor, küfrediyor, korkuyorum deyince kadın da "kapınızı falan açmayın" kızım dedi. Benim huzur iyice kaçtı ne yalan diyim. Eve gidip alarmı falan iyice kontrol ettim.
Dün gece dikkat ettim hakikaten kendi kendine konuşuyor. Sürekli karşılıklı diyalog halinde. Gece de aldığım tıpayı kullandım. O da sürekli insanı rahatsız ediyor, arada çıkardım, bağırınca geri taktım falan.
Huzur muzur kalmadı resmen. Eve giderken içimi korku sarıyor. Eskiden mukaddes varken eve giderken bu sefer nasıl bir maraza çıkacak diye gerilirdim, nerdeyse o hallere döndüm. üstelik bu sefer yalnızım da... neyse look strong. as always...
Hastaneye yatırmak istemişler ama sistem öyle işliyor ki kendi rızası olmadan almıyorlar dedi. Kadın benden çaresiz gibi. Şahitlik edin nolur belki işe yarar vs. konuşması geçti. Sürekli bağırıp çağırıyor, küfrediyor, korkuyorum deyince kadın da "kapınızı falan açmayın" kızım dedi. Benim huzur iyice kaçtı ne yalan diyim. Eve gidip alarmı falan iyice kontrol ettim.
Dün gece dikkat ettim hakikaten kendi kendine konuşuyor. Sürekli karşılıklı diyalog halinde. Gece de aldığım tıpayı kullandım. O da sürekli insanı rahatsız ediyor, arada çıkardım, bağırınca geri taktım falan.
Huzur muzur kalmadı resmen. Eve giderken içimi korku sarıyor. Eskiden mukaddes varken eve giderken bu sefer nasıl bir maraza çıkacak diye gerilirdim, nerdeyse o hallere döndüm. üstelik bu sefer yalnızım da... neyse look strong. as always...
6 Aralık 2009 Pazar
Komşu hakkında yeni bilgiler
Dün gece komşu cümbüşü yine devam etti. Bu seferki sinir bozucu değil uyanık tutan cinsten. Gecenin 2si gibi adam önce Beşiktaş'a küfretmeye başladı. Sonra hızını alamadı cimboma giydirdi. haaa, demekki fenerli... bütün beşiktaşlı ve cimbomluları öldürmek istedi. sanırım yanında bir adam vardı, tanıdığı birkaç beşiktaşlıyı hatırlatmış olmalı ki öldürme havuzunu tanımadıkları ile sınırladı. bu arada bağırtı ve küfür hat safhada... ara ara sakinledi, fenere yenildi diye söylendi falan. sonra sabah da bir dergi mi arıyordu neydi.. sanırım bu adam gece hiç uyumuyor... sakat da bir tipe benziyor. korkuyorum valla...
Ayca'nin doğumgünü
Bu haftaki ziyaretçim Ayça idi. 2 ay öncesinden başlayarak ancak bu haftasonunu -ama büyük bir şans eseri doğumgünü haftasonunu - ayarlayabildik. Neyse sonuçta zoru başarıp cuma akşamı kavuştuk.
İlk hedef Ikea. Almak istediği 1-2 şey varmış, benim zaten canıma minnet. Gidip 1-2 saat dolandık, bişeyler yedik. Sonrasında uzun zamandır yapmadığım aktivite salsa gecesi planları. Ancak biz geç kalınca ve yolda da Barış arayınca, hadi gelmişken onu da göreyim diye rotayı Beyoğlu'na çevirdik. Tabi önce bir 5 dakka Otantik'e uğradık. Çok boş geldi ve çıktık. Kızın kursağında kaldı dans gecesi:(
Neyse sonuçta Beyoğlu'na gitti. Barış'ın gelişi uzayınca biz ilk gördüğümüz bira ilanlı yere dalıp bişeyler içtik. O arada yorgunluğu ağır basan Barış'ı istiklal eziyetinden azad edip kendimiz biraz dolanıp eve döndük.
Cumartesi programı biraz daha doluydu. Kalkıp kahvaltıya Beylerbeyi'ne gittik. Geçen Özge geldiğinde Aylin götürmüştü bizi oraya. Ben o zamandan beridir kahvaltısına hastayım, her geleni sürüklüyorum resmen:) Bu olaydan Ayça da nasibini aldı.
Ardından İstinye Park'a gidip dolaştık. Ben güya alışveriş sezonunu kapamıştım ama sezon bana kapanmamış:)))
İstinye çıkışında Nişantaşı'nda biraz dolaşalım dedik ancak Karmen beni yüzüstü bıraktı. Uydu bağlantısını kaybetmesi ile ben ufak bir panik yaşadım. Ben panikleyince Ayça gerildi falan. Neyse biz bir şekilde Nişantaşı'na gelmeyi başardık. 1-1.5 saat de orda dolandıktan sonra Asmalı'daki House Cafe'de akşam yemeğimizi yemeğe gittik. Günü biraz yoğun yaşadığımızdan sanırım ikimiz de yorgunluktan bayılmak üzereyiz. Güya yemek sonrası alemlere akacaz ama ikimizin de hali yok. Hadi dedik eve dönelim:) Yemekten sonra gayet bindik arabamıza, geldik evimize. DVD'ye coupling attık. 2. bölüm sonunda ikimiz de uyuklarken ve saat daha geceyarısı bile olmamışken yataklara doğru uzadık:)
Bugün henüz meçhul. Adaya gidelim demiştik ama hava yağışlı. Bakalım ne yapıcaz...
İlk hedef Ikea. Almak istediği 1-2 şey varmış, benim zaten canıma minnet. Gidip 1-2 saat dolandık, bişeyler yedik. Sonrasında uzun zamandır yapmadığım aktivite salsa gecesi planları. Ancak biz geç kalınca ve yolda da Barış arayınca, hadi gelmişken onu da göreyim diye rotayı Beyoğlu'na çevirdik. Tabi önce bir 5 dakka Otantik'e uğradık. Çok boş geldi ve çıktık. Kızın kursağında kaldı dans gecesi:(
Neyse sonuçta Beyoğlu'na gitti. Barış'ın gelişi uzayınca biz ilk gördüğümüz bira ilanlı yere dalıp bişeyler içtik. O arada yorgunluğu ağır basan Barış'ı istiklal eziyetinden azad edip kendimiz biraz dolanıp eve döndük.
Cumartesi programı biraz daha doluydu. Kalkıp kahvaltıya Beylerbeyi'ne gittik. Geçen Özge geldiğinde Aylin götürmüştü bizi oraya. Ben o zamandan beridir kahvaltısına hastayım, her geleni sürüklüyorum resmen:) Bu olaydan Ayça da nasibini aldı.
Bugün henüz meçhul. Adaya gidelim demiştik ama hava yağışlı. Bakalım ne yapıcaz...
4 Aralık 2009 Cuma
Yapmak vs yıkmak
sevgi emek ister... Bir insanı sevmek, gerçekten tanımak için hem emek hem zaman gerekir. Bazen gözünün önündekini göremezsin, ya da görmek istemezsin. Engeller vardır görüşünü bozan. Sonra artık engeller bile silikleşir, daha fazla görülmez olamaz. Bunca zaman görmek istemediklerin bir bir dikkatini çekmeye başlar. Şaşkınlık içinde kalırsın. Sonra dehşete düşersin, belki korkarsın. Korkuların içinde bir ışık yanıverir, sımsıcak, içini ısıtan, aydınlatan. Korkuyu umursamazsın. Tam buldum evet derken, tüm engellere rağmen mutlu olmayı isterken, bir panik havasına girersin. Ne yapacağını veya ne düşüneceğini bilemezsin. Heyecanın çelişkilerinle kamçılanır, benliğine yansır, tepkiler karışır, istemeden saçmalar, çelişkili davranışlar sergilersin. Sen ne kadar istesen de işte o anda başlamıştır yıkım. Dalgaların kayayı aşındırması gibi, yavaş yavaş aşınmaya başlamıştır yıllar yıllar süren birikim. Hissedersin, paniklersin ama bilemezsin ne yapman gerektiğini. yaptığın herşey süreci hızlandırır sanki. Umutsuzluk kartopu gibidir. Minik başlar, inanılmaz bir hızla büyür, çığ olur. O ilk umutsuzlukla adım atmaya çalışırsın ama çekinirsin, sonra... sonra oluşturduğun çığın altında kalır sen de çekilirsin kabuğuna. Ne kadar istesen de korkarsın, çekinirsin. Sen de teslim olursun, dalgalara bırakırsın kendini... Dalgalar artık seni de çarpar kayaya, aşınıp giderken bakakalırsın kayanın silüetine...
3 Aralık 2009 Perşembe
Ne kötü bir geceydi...
Dün, çok kötü bir gece geçirdim. Aslında akşamı biraz garip ama keyifliydi. Sohbet, alkol, bir nebze mutluluk vs. Geceyi uzatmak adına 2:30a kadar tv bile izledim resmen. Ne olduysa ondan sonra oldu zaten. Yattım yatağıma, tam uykuya dalmak üzereyim, bağrışmalar duymaya başladım. Önce ne olduğunu anlamadım. Sanırım alt katta gerçekleşiyordu olay. Pencereden ışık görmeye bile çalıştım ama göremedim. Gecenin 3'ünde nasıl bir bağırış, yakarış... İç paralayıcı bir modda başladı ve sürekli devam etti. O kadar sinirim bozuldu ki önce biraz oturup bekledim. ama yorgunluktan oturamadım bile. sesler oturma odasına daha az geliyordu, orda yattım bir süre. sabah 6ya doğru bu sefer oraya taşındı. bu sefer tekrar odama kaçtım. 1-2 saat anca uyudum sanırım. sesler gene başladığında ben de sersem moddaydım. Ne uyuyabildim, ne dinlenebildim. Üstelik sinirlerim de feci bozuldu. Çok iç parçalayıcı idi bağrışlar, kendimi gerçekten kötü hissettim. Sesler devam ederken kaçtım resmen evden. Bu gece de devam ederse ne yaparım allah bilir...
29 Kasım 2009 Pazar
Bir tatilin daha ardından...
Konseri saymazsak gayet sakin, bir nevi gastronomi tadında (hergünkü olayımız "bugün nerde ne yesek" tarzındaydı) geçen tatil son 2 günde tavan yaptı. Bu tatili ilk planlarken aklımda 2 olay vardı. Hayır konser bunlardan biri değil, o bonus. Bu 2 olaydan biri kayağa gitmek diğeri ise Lugano'da alışverişti. Kayak faslı Dilek'in hamileliği ve benim kilo alıp salopedime sığamamam sebebiyle rafa kalkmıştı zaten. O yüzden direk Lugano'ya kitlendim.
Lugano nedir emin olun kısa süre öncesine kadar ben de bilmiyordum. Kendisi İsviçre'de göl kenarında bir şehir. Önemi güzelliğinin ötesinde yakınlarında bulunan outlet'ten gelmekte. Bütün ünlü designer markaların outletleri mevcut bu güzide şehir/kasabada. Ben de dedim ki şu yaşıma geldim, artık benim de gardrobumda bulunsun bir çanta/ayakkabı.
Neyse meğer bu Lugano aslında o kadar da yakın bir yer değilmiş. Arabayla 4 saat kadar sürüyormuş. Git gel aynı gün yorar, alışverişe bir gün yetmez diyerek 2 günlük bir program yapıp cuma sabahı 9 sularında düştük yola. Daha yola çıkmamızla sapağı kaçırmamız bir oldu ve yol yarım saat kadar uzadı. Yine de dağları vs aşıp ve hatta bilmem kaç kilometrelik Mont Blanc tünelinden geçip, fransa ve italyayı aşıp Lugano'ya ulaştık. Komik olan İsviçre'de bir şehirden ötekine gitmek için 2 ayrı ülkeden geçmemiz ve bir de yola bir ton para ödememizdi. Neyse İtalya ve fransayı zengin ederek saat 13:30 sularında ulaştık Lugano'ya. Outlet çok büyük diil ama harbi bilimum marka var. Fiyatlar el yakan cinsten ama normal fiyatlarına göreyse gayet uygun. Kapanışa kadar (7 de kapanıyor) fıldır fıldır gezdik mağazalarda. Bilimum çanta ve ayakkabıyı mimledik. Bana kalsa ben alışverişimi yapar olayı orada noktalardım ama Dilek üzerine bir gece uyuyalım, düşünelim vs deyince kafamızda bir ton model ve fiyatla, bir de benim araya sıkıştırdığım bir kabanla ayrıldık binadan.
Akşam Lugano'da bir otel ayarlamıştık. Gidip eşyalarımızı bırakıp göl kenarında biraz yürüdükten sonra yemek yedik ve 10 gibi odamıza döndük ve çok geçmeden sızdık. Saat sanırım 1:30 falandı ben daha fazla dayanamayıp debelendiğim yerden kalktım. Baktım dilek de uyuyamamış. İkimiz de muhtemelen yatmadan kısa süre önce yediğimiz yemeğin etkisiyle geçirdiğimiz mide fesadı sebebiyle uyuyamamışız. Ben çantalarla dolu bir kabus bile gördüm!!! Neyse biraz oturup TV seyrettik ve tekrar uyku modu.
Sabah koğuş kalk 8:30 idi. Hızla kahvaltımızı yapıp Lugano'da şöyle bir turladıktan sonra rotamızı Como gölüne çevirdik.
Como gölü benim ne zamandır aklımda olan ama görme konusunda pek de umudum bulunmayan bir yerdi. Hatta cuma günü yola çıktığımızda bile yol üzerinde olduğunun bilincinde değildim. haritada görünce nasıl mutlu oldum anlatamam. O yüzden cts sabah Como'da benden mutlu kimse olamazdı sanırım. Tabi george amcam ben geliyorum diye muhtemelen daha çok sevinmiştir ama ona uğrayacak zamanımız olmadığı için yaşamış olduğu hayal kırıklığı mutluluğunu gölgelemiştir:PpP
Yine göl kenarında bir miktar turladıktan sonra fenikülerle bir tepeye çıktık. Ben hayatımdaki en keyifli ve huzurlu yerine dağ kenarında göl manzarası olduğuna iyice inandım. Bence dünyada bundan daha güzel bir konum olamaz. Hallstadtt'ta da aynı duyguları yaşamıştım, bir kez daha emin oldum. Gerçi yukarıda çok ağaç vs olduğundan manzaraya tam hakim olamadık ama yukarı inip çıkarkenki manzara bile yeterliydi denebilir.
Como'daki molamızı fazla uzatmadan rotayı tekrar Lugano'ya çevirdik. Bu sefer hedefe vardığımızda saat 12'yi biraz geçiyordu. Dilek "akşam 6'da yola çıkalım" dediğinde çok geç diye itiraz ettim ama nafile. İyi, biz başladık gene aynı mağazaları turlamaya. Görevliler artık bize tanış oldu. Bu arada outlettekilerin %80'i türk. allahım sanki herkes türkçe konuşuyor.
hahah asıl unuttuğum, ilk gün tam burberrysde çantalara bakarken biri "yok bence değil" falan dedi. Bir baktım Levent Bey!!! nasıl yani?? oldum. Dünya küçük! onlar da bayram diye Milana gelmiş, gelmişken de alışveriş olayına girmişler. tesadüfe bak diyerekten ayrıldık ordan.
Cts de bakındım tanıdık var mı diye ama sanırım bir tane yeterliydi ki başkasına rastlamadım. Neyse cts gene bütün gün aynı mağazalara aynı çanta ve ayakkabılara baktık durduk. Saat 4'ü geçmişti ki artık nihai kararlar verilip ilk alışveriş yapıldı. Sonra ikinci hedefe gittiğimizde bizi bir şok bekliyordu. Uyumlu olduğunu sandığımız ayakkabı ve çantadan birinin tokası beyaz diğeri sarı!!! dehşet içinde kaldık. Birden bütün plan altüst oldu, hızla tüm mağazalar yeniden turlandı vs ama yapacak bişey yok. Sonuçta pahalı bir çözüm bulunarak ben mecburen!!! bir ayakkabı daha aldım. İlk fırsatta iflasımı ilan edeceğim.
Saat 6'da hareket planları sarı tokalı ayakkabı!!! felaketi sebebiyle suya düştü ve biz gene 7de çıktık yola. Baktım depoda yarım depodan az benzin var. Dilek benzin alsak dedim, yok bu bizi eve götürür dedi. Ev dediği 365 km, aletin tahmini 210 km. O zaman italyadan değil fransadan alalım, italya karışık dedi. benzinin bizi eve götüreceği konusunda da ısrarlı. Biz yola çıktık, hakikaten de biraz gittikten sonra consumption düştü sanırım ki mesafe 270 km falan oldu. Dilek hala yok yeter, 0 km verip de ışık yandıktan sonra bile en az 50 gidiyor modunda. Ben huzursuz ama çok ısrar edemiyor.
Yarım saat kadar gittikten sonra bir yerden sola dönmemiz gerekiyordu ama döneceklerin yolunu çok geriden ayırdıkları için dönüşe giremedik. Yol birden 40-50 km ve yarım saat uzadı. Biz bir yandan yola bir yandan navigasyona küfrediyoruz. Neyse bir yerlerden çıkış bulduk, döndük dolandık, tekrar otobana ve dönmemiz gereken yola döndük. Yalnız ne olduysa o dönüşü kaçırdıktan sonra oldu ve o ana kadar 170 km vs veren benzin tükenme tahmini hızla inmeye başladı. Önce 100 ve sonra 60'a indi. Biz ne olduğunu anlamadan hızla inmeye devam etti ve daha 20-30 km gitmeden ışık yandı. Benzin ışığı yandığında alet 43 km menzil tahmini yapıyor ve biz bu arada dağ yoluna girdiğimiz için allahın bir tane benzincisi yok! Menzil hızla azaldıkça bizde ufak çaplı panik modu oluşuyor. Navigasyon süper alet, en yakın benzincileri gösteriyor ama hiçbiri yol üzeri değil. Baktık olacak gibi değil, saptık yoldan bulduk bir tane ama in cin top oynuyor. Saat gecenin 9'u falan. Yanımızdaki euro çok kısıtlı, çoğunu yola harcamışız ve bu salak mini benzinliklerde kredi kartı geçmiyor. Neyse sonuçta bir tanesinden elimizde son kalan 10 euro ile benzin alıp yola döndük. Bir yandan korkmuşuz bir yandan halimize gülüyoruz. Ben elime fırsat geçmişken dilek'i kızdırıyorum "ya bu benzin yeter eve kadar" vs diye. Neyse sonuçta tekrar çıktık otobana. 15 km kadar sonra bir benzinlik bulduk, arabaya benzin kendimize kahve vs alıp rahatladık.
Bu arada yol boyu (tek yönde) 21 tane tünel geçtik, gişelere (gidiş dönüş) 100 euro para verdik. Geçtiğimiz son tünel Mont Blanc'dı. Kendisi 11.6 km ile ve bilimum hız ve takip mesafesi kuralları ile diğer tüm tünellere bedeldi. bir de dağdan inerken bir viyadük geçtik ki, bırakın aşağıya bakmayı, önüne bakarken bile insan ürküyor.
Sonuçta geceyarısına doğru eve vardık. Maceranın ikinci adımı ise aldıklarımı bavula sığdırmaktı. 1-2 saat kadar onu ona sar, sarmala vs ile geçti ama başarı ile sonuçlandı.
Lugano nedir emin olun kısa süre öncesine kadar ben de bilmiyordum. Kendisi İsviçre'de göl kenarında bir şehir. Önemi güzelliğinin ötesinde yakınlarında bulunan outlet'ten gelmekte. Bütün ünlü designer markaların outletleri mevcut bu güzide şehir/kasabada. Ben de dedim ki şu yaşıma geldim, artık benim de gardrobumda bulunsun bir çanta/ayakkabı.
Neyse meğer bu Lugano aslında o kadar da yakın bir yer değilmiş. Arabayla 4 saat kadar sürüyormuş. Git gel aynı gün yorar, alışverişe bir gün yetmez diyerek 2 günlük bir program yapıp cuma sabahı 9 sularında düştük yola. Daha yola çıkmamızla sapağı kaçırmamız bir oldu ve yol yarım saat kadar uzadı. Yine de dağları vs aşıp ve hatta bilmem kaç kilometrelik Mont Blanc tünelinden geçip, fransa ve italyayı aşıp Lugano'ya ulaştık. Komik olan İsviçre'de bir şehirden ötekine gitmek için 2 ayrı ülkeden geçmemiz ve bir de yola bir ton para ödememizdi. Neyse İtalya ve fransayı zengin ederek saat 13:30 sularında ulaştık Lugano'ya. Outlet çok büyük diil ama harbi bilimum marka var. Fiyatlar el yakan cinsten ama normal fiyatlarına göreyse gayet uygun. Kapanışa kadar (7 de kapanıyor) fıldır fıldır gezdik mağazalarda. Bilimum çanta ve ayakkabıyı mimledik. Bana kalsa ben alışverişimi yapar olayı orada noktalardım ama Dilek üzerine bir gece uyuyalım, düşünelim vs deyince kafamızda bir ton model ve fiyatla, bir de benim araya sıkıştırdığım bir kabanla ayrıldık binadan.
Akşam Lugano'da bir otel ayarlamıştık. Gidip eşyalarımızı bırakıp göl kenarında biraz yürüdükten sonra yemek yedik ve 10 gibi odamıza döndük ve çok geçmeden sızdık. Saat sanırım 1:30 falandı ben daha fazla dayanamayıp debelendiğim yerden kalktım. Baktım dilek de uyuyamamış. İkimiz de muhtemelen yatmadan kısa süre önce yediğimiz yemeğin etkisiyle geçirdiğimiz mide fesadı sebebiyle uyuyamamışız. Ben çantalarla dolu bir kabus bile gördüm!!! Neyse biraz oturup TV seyrettik ve tekrar uyku modu.
Sabah koğuş kalk 8:30 idi. Hızla kahvaltımızı yapıp Lugano'da şöyle bir turladıktan sonra rotamızı Como gölüne çevirdik.
Como gölü benim ne zamandır aklımda olan ama görme konusunda pek de umudum bulunmayan bir yerdi. Hatta cuma günü yola çıktığımızda bile yol üzerinde olduğunun bilincinde değildim. haritada görünce nasıl mutlu oldum anlatamam. O yüzden cts sabah Como'da benden mutlu kimse olamazdı sanırım. Tabi george amcam ben geliyorum diye muhtemelen daha çok sevinmiştir ama ona uğrayacak zamanımız olmadığı için yaşamış olduğu hayal kırıklığı mutluluğunu gölgelemiştir:PpP
Yine göl kenarında bir miktar turladıktan sonra fenikülerle bir tepeye çıktık. Ben hayatımdaki en keyifli ve huzurlu yerine dağ kenarında göl manzarası olduğuna iyice inandım. Bence dünyada bundan daha güzel bir konum olamaz. Hallstadtt'ta da aynı duyguları yaşamıştım, bir kez daha emin oldum. Gerçi yukarıda çok ağaç vs olduğundan manzaraya tam hakim olamadık ama yukarı inip çıkarkenki manzara bile yeterliydi denebilir.
Como'daki molamızı fazla uzatmadan rotayı tekrar Lugano'ya çevirdik. Bu sefer hedefe vardığımızda saat 12'yi biraz geçiyordu. Dilek "akşam 6'da yola çıkalım" dediğinde çok geç diye itiraz ettim ama nafile. İyi, biz başladık gene aynı mağazaları turlamaya. Görevliler artık bize tanış oldu. Bu arada outlettekilerin %80'i türk. allahım sanki herkes türkçe konuşuyor.
hahah asıl unuttuğum, ilk gün tam burberrysde çantalara bakarken biri "yok bence değil" falan dedi. Bir baktım Levent Bey!!! nasıl yani?? oldum. Dünya küçük! onlar da bayram diye Milana gelmiş, gelmişken de alışveriş olayına girmişler. tesadüfe bak diyerekten ayrıldık ordan.
Cts de bakındım tanıdık var mı diye ama sanırım bir tane yeterliydi ki başkasına rastlamadım. Neyse cts gene bütün gün aynı mağazalara aynı çanta ve ayakkabılara baktık durduk. Saat 4'ü geçmişti ki artık nihai kararlar verilip ilk alışveriş yapıldı. Sonra ikinci hedefe gittiğimizde bizi bir şok bekliyordu. Uyumlu olduğunu sandığımız ayakkabı ve çantadan birinin tokası beyaz diğeri sarı!!! dehşet içinde kaldık. Birden bütün plan altüst oldu, hızla tüm mağazalar yeniden turlandı vs ama yapacak bişey yok. Sonuçta pahalı bir çözüm bulunarak ben mecburen!!! bir ayakkabı daha aldım. İlk fırsatta iflasımı ilan edeceğim.
Saat 6'da hareket planları sarı tokalı ayakkabı!!! felaketi sebebiyle suya düştü ve biz gene 7de çıktık yola. Baktım depoda yarım depodan az benzin var. Dilek benzin alsak dedim, yok bu bizi eve götürür dedi. Ev dediği 365 km, aletin tahmini 210 km. O zaman italyadan değil fransadan alalım, italya karışık dedi. benzinin bizi eve götüreceği konusunda da ısrarlı. Biz yola çıktık, hakikaten de biraz gittikten sonra consumption düştü sanırım ki mesafe 270 km falan oldu. Dilek hala yok yeter, 0 km verip de ışık yandıktan sonra bile en az 50 gidiyor modunda. Ben huzursuz ama çok ısrar edemiyor.
Yarım saat kadar gittikten sonra bir yerden sola dönmemiz gerekiyordu ama döneceklerin yolunu çok geriden ayırdıkları için dönüşe giremedik. Yol birden 40-50 km ve yarım saat uzadı. Biz bir yandan yola bir yandan navigasyona küfrediyoruz. Neyse bir yerlerden çıkış bulduk, döndük dolandık, tekrar otobana ve dönmemiz gereken yola döndük. Yalnız ne olduysa o dönüşü kaçırdıktan sonra oldu ve o ana kadar 170 km vs veren benzin tükenme tahmini hızla inmeye başladı. Önce 100 ve sonra 60'a indi. Biz ne olduğunu anlamadan hızla inmeye devam etti ve daha 20-30 km gitmeden ışık yandı. Benzin ışığı yandığında alet 43 km menzil tahmini yapıyor ve biz bu arada dağ yoluna girdiğimiz için allahın bir tane benzincisi yok! Menzil hızla azaldıkça bizde ufak çaplı panik modu oluşuyor. Navigasyon süper alet, en yakın benzincileri gösteriyor ama hiçbiri yol üzeri değil. Baktık olacak gibi değil, saptık yoldan bulduk bir tane ama in cin top oynuyor. Saat gecenin 9'u falan. Yanımızdaki euro çok kısıtlı, çoğunu yola harcamışız ve bu salak mini benzinliklerde kredi kartı geçmiyor. Neyse sonuçta bir tanesinden elimizde son kalan 10 euro ile benzin alıp yola döndük. Bir yandan korkmuşuz bir yandan halimize gülüyoruz. Ben elime fırsat geçmişken dilek'i kızdırıyorum "ya bu benzin yeter eve kadar" vs diye. Neyse sonuçta tekrar çıktık otobana. 15 km kadar sonra bir benzinlik bulduk, arabaya benzin kendimize kahve vs alıp rahatladık.
Bu arada yol boyu (tek yönde) 21 tane tünel geçtik, gişelere (gidiş dönüş) 100 euro para verdik. Geçtiğimiz son tünel Mont Blanc'dı. Kendisi 11.6 km ile ve bilimum hız ve takip mesafesi kuralları ile diğer tüm tünellere bedeldi. bir de dağdan inerken bir viyadük geçtik ki, bırakın aşağıya bakmayı, önüne bakarken bile insan ürküyor.
Sonuçta geceyarısına doğru eve vardık. Maceranın ikinci adımı ise aldıklarımı bavula sığdırmaktı. 1-2 saat kadar onu ona sar, sarmala vs ile geçti ama başarı ile sonuçlandı.
25 Kasım 2009 Çarşamba
Ordan burdan
Lyon macerasının yorgunluğunu atlatmam biraz zaman aldı. özellikle dün resmen süründüm diyebilirim. O yüzden çok zorlamadık. Bugünse dünden pek farklı değildi, tek fark sürünen ben değil dilek'ti...
Bu arada bilimum abidik gubidik alışverişimi yaptım. Artık peynirlerim ve all time favorite bacardi breezer'larım stoklanmış durumda. sırada ne var allah bilir:PpP
Bu arada bilimum abidik gubidik alışverişimi yaptım. Artık peynirlerim ve all time favorite bacardi breezer'larım stoklanmış durumda. sırada ne var allah bilir:PpP
24 Kasım 2009 Salı
The truth is..
Evet gerçekten de bu seferki miles away idi. İstanbul'daki konserin son gün iptal olması neticesinde içimde kalan konser keyfini yaşamak için binlerce miles gittim.
Cenevre'ye geliş hikayemi zaten yazmıştım. Lyon macerasının da ondan pek eksik kalır bir yanı yoktu. Macera dedimse aslında benim tek başıma bilmediğim bir araba ile bilmediğim bir güzergahta 150 km tepip bilmediğim bir şehre gidecek olmamın heyecanından kaynaklanıyordu. Saat 2 sularında arabaya binip de GPS'e adresi girdiğimde hem heyecan hem stresten gebermek üzereydim. Neyse sonuçta yola çıktım, yol aslında pek güzel ama bol viraj ve viyadük falan (selim senin için düzelttim) var yolda. Bir yandan gidiyorum bir yandan da "lan bu yolun bir de dönüşü var ya" deyip duruyorum. Sonuçta ağır aksak da olsa GPS ablanın yardımı ile konser salonunu bulup 4 sularında arabayı park ettim.
Baktım kapı önünde bilimum adam bekleme moduna girmiş bile. Bu saatte hiç işim olmaz diyerek atladım metroya şehir merkezi denen yere gittim. Bir saat kadar oralarda dolanıp durdum. Saat 5:30 sularında ise havanın kararmasını da fırsat bilip tekrar Tony Garnier'e doğru yola çıktım. Geldim ki kapılar çoktan açılmış, insanlar girmiş içeri. Neyse ben de girdim, hakikaten kocaman bir salon. içerisi de neredeyse boş. "aaaa aptal fransızlar yaaa" diye moral bozukluğu ile girip kendime bir yer edindim. Burda da ikiye ayırmışlar salonu. Bizdeki VIP ve sıradan insanlar:P Bu sefer sıradan insan kategorisinde olduğum için önde değil ama sıradan insanların en önünde konuşlandım. Konserin başlamasına kimbilir kaç saat var. Önce 1 saat kadar yere çöküp kitap okudum, 8'e doğru baktım salon kalabalıklaşıyor ve insanlar yerime göz dikmiş, ayaklanıp gardımı aldım.
Önümde 2 fransız var, cep tlf görüntülerinden anladığım kadarıyla biri başka konserlere de gitmiş. fransızca bilsem muhabbet imkanı var ama onlar da sanırım ingilizce bilmiyor, durum çok umutsuz. Bu arada 8 sularında bir ön grup çıktı ama çok bayıklardı. Söyledikleri şarkılar konusunda hiçbir fikrim yok zaten adamlar da baymış şekilde yarım saatten fazla sahnede kalıp indiler.
Bu arada salonun yegane bahtsız bedevisi olaraktan bütün güvenlik görevlileri arasında en irisi bizim önümüze denk gelmez mi!!! Adam olmasa tüm sahne uzak olmakla birlikte sorunsuz bir şekilde önümde uzanıyor ama adam sağolsun sütun gibi dikiliyor! Ön grup gittikten sonra fransızlar sanırım adama biraz serzenişte bulundular ama sonuç olumlu değildi sanırım ki yerinden pek çekilmedi.
Saat 9'a doğru sahne ışıkları yandı ve hazırlıklar tamamlanmaya başladı. Tüm salon (ve ben) gayet sabırsız durumdayız. Bu resimde amcanın kenarda göründüğüne bakmayın, makinayı kenardan odakladığım için öyle görünüyor. neyse sonuçta saat 9'u 10-15 geçe gibi beklenen an geldi ve sahneye geldiler. Bu sırada salon da dolmuş, gayet keyifli bir hal almıştı. Gerçi seyirci biraz ruhsuzdu.
Neyse şarkılar birbiri ardına patladıkça keyifler tavan yaptı. Birara bir kadın bayıldı sanırım bizim bodyguard onu götürmeye gidince gecenin pozunu yakaladım:
Döndüğünde ise sahneyi görmek için yaptığımız akrobasi hareketlerine daha fazla dayanamayıp kenara çekildi ve dünyalar benim oldu.
Beklediğim şarkı ortalara doğru geldi, kayda geç başladım ama muhteşemdi:
Konser boyunca bilimum foto ve video çektim. Dave 1-2 kere catwalk'a geldi, daha yakından görüp çekebildim. şarkılar, sahne, ışıklandırmalar... Rüya gibi bir konserdi yine. Bir de tanıdıklar ve daha canlı bir toplulukla izlemiş olsaydım...
Dönüş ise tam kabustu. Konser 23:10 gibi bitti, otoparka ulaşmam 23:30, arabayla otoparktan çıkmam 00:05!!! tabi yola çıkınca herşey bitmiyor. Binlerce kişinin döküldüğü yollardan geçip otobana çıkmam muhtemelen 00:45 Ondan sonra 150 km yolum var ama hem yorgunum hem de uykum var. Uyku sorununu dentyne ice ile çözdüm ama otobanın karanlık olması ve bir de üzerine yağmur başlaması o yolu uzattıkça uzattı. hele sabah geldiğim viyadükleri vs düşündükçe karanlıklar içinde nerede olduğumu bilmeden stres modunda ilerledim. Son 1 saat kadar önüme kocaman kamyon kılıklı bir araç aldım da allahtan onunla birlikte sakin sakin geldi. Eve varış? 2:30 falandı...
Cenevre'ye geliş hikayemi zaten yazmıştım. Lyon macerasının da ondan pek eksik kalır bir yanı yoktu. Macera dedimse aslında benim tek başıma bilmediğim bir araba ile bilmediğim bir güzergahta 150 km tepip bilmediğim bir şehre gidecek olmamın heyecanından kaynaklanıyordu. Saat 2 sularında arabaya binip de GPS'e adresi girdiğimde hem heyecan hem stresten gebermek üzereydim. Neyse sonuçta yola çıktım, yol aslında pek güzel ama bol viraj ve viyadük falan (selim senin için düzelttim) var yolda. Bir yandan gidiyorum bir yandan da "lan bu yolun bir de dönüşü var ya" deyip duruyorum. Sonuçta ağır aksak da olsa GPS ablanın yardımı ile konser salonunu bulup 4 sularında arabayı park ettim.
Önümde 2 fransız var, cep tlf görüntülerinden anladığım kadarıyla biri başka konserlere de gitmiş. fransızca bilsem muhabbet imkanı var ama onlar da sanırım ingilizce bilmiyor, durum çok umutsuz. Bu arada 8 sularında bir ön grup çıktı ama çok bayıklardı. Söyledikleri şarkılar konusunda hiçbir fikrim yok zaten adamlar da baymış şekilde yarım saatten fazla sahnede kalıp indiler.
Neyse şarkılar birbiri ardına patladıkça keyifler tavan yaptı. Birara bir kadın bayıldı sanırım bizim bodyguard onu götürmeye gidince gecenin pozunu yakaladım:
Beklediğim şarkı ortalara doğru geldi, kayda geç başladım ama muhteşemdi:
Konser boyunca bilimum foto ve video çektim. Dave 1-2 kere catwalk'a geldi, daha yakından görüp çekebildim. şarkılar, sahne, ışıklandırmalar... Rüya gibi bir konserdi yine. Bir de tanıdıklar ve daha canlı bir toplulukla izlemiş olsaydım...
23 Kasım 2009 Pazartesi
Kapı kovalamacası
Sabahki havaalanı maceram gözardı edilemeyecek kadar eğlenceli idi. Uçağın tarifeli saati 10:20, akşam ablamlarda kaldım ki sabah rahat rahat gideyim. Bana kalsa 9 gibi çıkarım evden, 9:15 de havaalanında olsam yeter. zaten online check-in de yapmışım. Ama bizimkiler sabah spora gitcekmiş, 9 olmadan bıraktılar beni havaalanına... alana bir girdim kiii ana baba günü. dün akşamdan istanbulu felç eden sise hac karmaşası da eklenince işler olmuş kaotik. Her yerde uzayıp giden kuyruklar. Neyse uzunca bir bekleyişten sonra check-in ve gümrükten geçtim ve vala... 40 dakika rötar. iyi bari biraz duty free gezeyim dedim. 10:30 gibi kapıya yöneldim. Bu arada başta 220 olan kapı 312 olarak değişmiş. İyi, 300 ile başlayan kapılara doğru gittim ki bir de ne göreyim, devasa kalabalıklı başka bir güvenlik!! board da birden last call vermez mi? öndekiler de kıllık yapınca ben kaldım mı biran ortada. lan uçağın kalkmasına 15 dakikadan az kaldı ben daha güvenlik sırasında. o sırada bir baktım, kenarda kuytuda kalmış başka bir güvenlik daha. amanın dedim atladım hemen. bizim kapıya da yakın, palas pandıras geçtim güvenlikten (bu arada botlarımı da çıkarttılar) kapıya bi gittim herkes oturuyo, ne bi görevli ne bi hareket. Hani last call'du??? bu arada çocuğun teki kalabalığa "kapı değişmiş, 212 imiş" dedi. ben de o zaman açıklama yapsınlar vs diyerek pek inanmadım. millet söyleniyor vs. 5-10 dakika sonra zırt tlfa bir sms. kapınız 212 olmuştur. haydaa! bu arada bir görevli gelip aynı şeyi söyledi. hadi bakalım, bir uçak dolusu insan düştük yola 212 nolu kapıya. asıl eğlence bizi orda bekliyor. 212deki kız dedi ki "yok öyle bişey, siz tekrar 312'ye" şaka olmalı şeklinde bağrışmalar başladı ortalıkta. biz onca insan sürü halinde yeniden indik aşağıya. bu sefer aynı güvenlikten bir daha geçicez. herkes asabiyet modunda... allahtan kısa olandan aldılar bizi tekrar salona. bir süre sonra da uçağa.
Uçak 1.5 saat kadar rötarla kalktı ama havaalanı koridorlarında 1 uçak dolusu insanla sürü gibi dolanmamız görülmeye değerdi sanırım... komik milletiz vesselam:)))
Uçak 1.5 saat kadar rötarla kalktı ama havaalanı koridorlarında 1 uçak dolusu insanla sürü gibi dolanmamız görülmeye değerdi sanırım... komik milletiz vesselam:)))
20 Kasım 2009 Cuma
Rüyamda gördüm:P
Dün tabi alkolün de etkisiyle yatakta debelen dur. Sonra saat 3 müydü neydi, aaa başlarım ama diyerek kalktım yataktan. Gittim bilgisayarımı açtım geçtim tv karşısına. o sırada baktım bir mail. pegasus gene uçak biletlerini 9.99 TL'ye indirmiş. Dedim selen al birkaç tane bilet, gitmezsen de ne farkeder. Gecenin o saatinde kendime 2 Ankara 1 İzmir bileti aldım. Ankara'nın 2 turu 39 küsür lira. ama izmir de ucuz bilet kalmamış, onu 21 küsüre aldım:PpP şaka gibi:P umarım bu haftaki gibi bir durum çıkmaz da rahatcana gider gelirim:)
19 Kasım 2009 Perşembe
Güzelim:)
Şimdi efenim, dün gece bizim ofis yemeği vardı. Aslında 3 ay önce kuruluşumuzun 2. yılını kutlayacaktık ama oydu buydu derken kaldıkça kaldı, sonuçta düne nasip oldu. Neyse, Maria'nın Bahçesinde yaptık kutlamamızı. Ben araba almışım, içmemek lazım ama şarap öyle güzel ki 1 kadeh oldu 2 kadeh. Demir eksikliği muhabbetine de kahve ve çayı es geçince gecenin sonunda benim gözler kapandı kapanacak. erken biter zannederken saat geceyarısını da vurunca ben sürünerek çıktım restorandan. Benim halime acıyanlar yolunu uzatma pahasına diğer arkadaşları eve bırakma modundalar. Ancak bendeniz bahtsız bedevi olduğu için yola çıktıktan yaklaşık birkaç dakika sonra polis kontrolüne yakalandım. 3 araba çıktık yola, öndeki geçti, arkadaki geçti ama ben durduruldum. Polis geldi yanıma, dedim yani sağolun. 3 araba çıktık, diğer ikisini yolladınız üstelik en yorgun bendim. Neyse dedi alkol var mı? dedim 1 kadeh şarap içtim. ne zaman? dedi. dedim birkaç saat oldu. Üfle dedi, üfledim. Dedi ne kadar içtin? dedim 1 kadeh (ısrarla 2.yi söylemiyorum). Kaçta? valla masaya 7:30 da oturduk. Dedi 60 çıktı! gözlerimi aça aça "aaa mümkün diil" dedim. "hadi geç" dedi:)))) ben de teşekkür ederim dedim ve uzadım hiç zorlamadan:))))
Bugün tüm gün eğitimdeydik. Akşam internations toplantısı vardı. Bu sefer Park Hyatt otel diye bir yerde. Hoş bir barı varmış. Neyse yorgunum derken 3 kadeh de orda devirip eve geldim. Uyku hat safhada...
Bugün tüm gün eğitimdeydik. Akşam internations toplantısı vardı. Bu sefer Park Hyatt otel diye bir yerde. Hoş bir barı varmış. Neyse yorgunum derken 3 kadeh de orda devirip eve geldim. Uyku hat safhada...
18 Kasım 2009 Çarşamba
Geçmiş günler
Dün akşam dedim ki, hazır başlamışken şu günlüklere biraz daha okuyayım bakalım neler yapmışım. Bazen içim bayıldı bazen çok güldüm vs. Belirli dönemler haricinde -birilerine vurulup da sayıkladığım yani- on and off bisürü insandan bahsetmişim. bir türlü kimden hoşlanacağıma karar verememişim:)
Sonra ilk stajımı yazmışım detayla. OKurken yerlere yattım, hakikaten eğlenceli bir stajdı. Orda çalışan mühendislere taktığımız isimleri görünce hepten püskürdüm zaten.
Bir de Drazen öldüğünde çok ağlamışım. Hala üzülürüm falan ama hakikaten en az 1 hafta yas tutmuşum. ölümüyle yatıp ölümüyle kalkmışım, gazetelerden ölüm haberlerini kesip yapıştırmışım falan. Vay be dedim, yani adamı severdim, hala da severim, ama bu kadar çok sevdiğimi hatırlamıyordum. en çok da TR ve Hırvatistan aynı grupta oldukları için canlı izleme hayalim yıkılmış:)
Ama sıktı artık. şimdi tekrar rafa kaldırıyorum günlükleri:)
Sonra ilk stajımı yazmışım detayla. OKurken yerlere yattım, hakikaten eğlenceli bir stajdı. Orda çalışan mühendislere taktığımız isimleri görünce hepten püskürdüm zaten.
Bir de Drazen öldüğünde çok ağlamışım. Hala üzülürüm falan ama hakikaten en az 1 hafta yas tutmuşum. ölümüyle yatıp ölümüyle kalkmışım, gazetelerden ölüm haberlerini kesip yapıştırmışım falan. Vay be dedim, yani adamı severdim, hala da severim, ama bu kadar çok sevdiğimi hatırlamıyordum. en çok da TR ve Hırvatistan aynı grupta oldukları için canlı izleme hayalim yıkılmış:)
Ama sıktı artık. şimdi tekrar rafa kaldırıyorum günlükleri:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
