Ben bir böceğim, ben bir kalasım, yontulmamış bir odunum falan filan...
Şu anda aynen böyle hissediyorum.
Nedenine gelince:
Pazar günü oyunculuk akademisi başladı. İlk ders değişikti. vücudunu tanı, diaframdan nefes alabiliyor musun bakalım, sen bir ahtapotsun konulu farklı ama keyifli bir ders yaptık. ardından da ödevlerimiz oldu, kitap neyin okuyoruz şimdi.
bugünkü dersimiz ise Altan Gördüm ile oyunculuk dersi idi. konumuz ise yolda yürürken yanda birşey dikkatini çekiyor ve buna bir oyun katıp canlandırıyorsun. herkes kafasına göre bişeyler görüp canlandırdı, bir ben beceremedim. Olmadı olamadı... bakamadım yada hissedemedim ki hissettireyim. sonuç olarak kendimi bir odun modunda hissettim. biraz moral bozucu ama du bakalım bu daha bir ilkti.
1.5 saatin sonunda ara verdik ve işte o arada Vahide Gördüm geldi okula. Kadını görünce heyecanlandığımı belli etmemek için biraz cebelleşmem gerekti. Televizyonda göründüğünden çok daha güzel bir kadın bir kere. Utanmasam dönüp dönüp bakacaktım yüzüne. sonra şansımıza dersimize de geldi ve oyunculuk üzerine konuştuk 1.5 saat boyunca. kadını izlerken ve dinlerken kendimi sorgulamaktan başka bişey yapamadım resmen. Benim burada ne işim var, ben kimim ki modunda küçüldükçe küçüldüm, böcek gibi hissettim kendimi. Hele konuşmanın ilerleyen kısmında sınıfta mühendis olan olduğunu duyunca "oyunculuğa tenezzül ettiğiniz için gurur duydum" dediği anda neye uğradığımı şaşırdım.
Şu anda karışık duygular içerisindeyim. Hem Altan Gördüm'e hem Vahide Gördüm'e olan sempatim ve hayranlığım bir kat daha arttı. AG göründüğünün tersine daha sempatik, daha canayakın, VG'ün farklı bir havası var, biraz ciddi, mesafeli gibi ama aynı derecede de mütevazi ve içten.
Sonunda yetenek çıkar yada çıkmaz, benden bir bok olur yada olmaz ama bu insanları tanımak ve dünyalarına kısa bir süre için bile olsa misafir olmak benim için çok heyecan verici bişey olacak.
Bu fotoğraf da Altan hocanın kamerasından Vahide Hocayı pür dikkat dinlerken:)))
Bu arada sınıfımızın adı Suna Pekuysal:)
31 Temmuz 2012 Salı
12 Temmuz 2012 Perşembe
yumru yumru
Hani bazı şarkılar vardır ya dinlerken insanın boğazına bir yumru oturur, düğümlenir kalırsın... işte tam öyle bir şarkı... şarkı çok güzel ama resmen dinlemeye gücüm yetmiyor...
Kaçan heves modu
Dün sabah ki heyecanımın başına birşeyler geleceğini adım gibi biliyordum. hatta bunun neden olacağını da biliyordum. ve aynen tahmin ettiğim gibi oldu.
sonucunun ne olacağını bile bile bir arkadaşıma bu girişimimden bahsettim. sonuç hiç de şaşırtıcı olmadı. olumsuz birşey söylemek istemiyorum benim iyiliğimi düşündüğü için yaptığını biliyorum ama canımı sıkıp ruh halimi yerin dibine geçirmekten başka bir işe yaramadığını da belirtmem lazım. dünkü iyimser canlı selen gitti yerine asık yüzlü durgun selen geldi..
höf pöf...
sonucunun ne olacağını bile bile bir arkadaşıma bu girişimimden bahsettim. sonuç hiç de şaşırtıcı olmadı. olumsuz birşey söylemek istemiyorum benim iyiliğimi düşündüğü için yaptığını biliyorum ama canımı sıkıp ruh halimi yerin dibine geçirmekten başka bir işe yaramadığını da belirtmem lazım. dünkü iyimser canlı selen gitti yerine asık yüzlü durgun selen geldi..
höf pöf...
11 Temmuz 2012 Çarşamba
Heyecan modu
Bir süredir merak ettiğim, ilgimi çeken, ancak şimdiye kadar aklimin ucundan denemek geçmeyen, yapmak isteyip istemediğimi bile düşünmediğim bir girişimde bulundum birkaç gün önce.
Bir süredir evde oturmanın verdiği boşlukla bolcana dizi neyin izler olmuş ve gerek çekim gerek oyunculuk konuları dikkatimi çekmeye başlamıştı malum. Önce kamera arkası olayına takıldım, hala da takığım. Nasıl oluyor da oluyor, bir sahneyi kaç kere kaç açıdan çekiyorlar, fonda duran şu beyaz zırzavat hangi amaçla kullanılıyor, kaç kamera vardır ki acaba gibi sorular dolanıp duruyor. Ha bir de montaj. O konuda hiçbir fikrim ipucum yok, nasıl nerden öğrenirim çok da emin değilim, hatta emin olmayı bırak umudum bile yok.
Ama umudum olan başka bir konu var. O da bu oyuncuların nasıl rol yaptıkları. Duyguları mimikleri yüzlerine nasıl yansıttıkları. Yeteneksiz manken bozuntularından bahsetmiyorum. Gerçekten bu işi yapabilenlerden bahsediyorum.
İşte ben bu soru işaretlerini sıralarken gözüme bir ilan çarptı. Twitterdan akademi 35buçuk'u takip ediyordum (vahide gördüm, altan gördümgilin okulu). Hızlandırılmış oyunculuk akademisi başlıyormuş. Bir süre ilan bana baktı ben ilana. Günlerce sayfasına girip girip baktım. Sonra bir gün cesaretimi toplayıp aradım. Ne lazımdı kardeş diye. "gelip ön görüşme yapıyorsunuz" dediler. Orda "eneeem" dedim. Hani bastır parayı git formatında bişey değilmiş. Gerçi bu ön görüşme formalite de olabilir ama gene de bir fren mekanizması oldu benim için.
Bu veriden sonra gene birkaç gün ilan bana ben ilana bakmaya devam ettim. Kendime sordum durdum denesem mi diye. Denemeye karar versem dahi bende umut var mıdır diye... Hatta facebook'ta üstü kapalı anket bile yaptım. Tek isteğim ufak bir gazdı. Sonra geçen cts tüm cesaretimi toplayıp randevu aldım pts için.
Pazartesi geldiğinde hiç beklemediğim kadar heyecanlanmıştım. Sanki iş mülakatına gidiyorum. Hayır aslında iş mülakatlarında bile bu kadar heyecan yapmıyorum. Bildiğin tıp tıp modu. Kendi kendime "ulan yaş kemale ermiş, senin neyine" diyorum ama bir yandan da her şeyi geçtim temelini, mantığını anlıycam ya, onun azmi ve merakı var.
Neyse yüzümde heyecanımı bastıran bir ifade ile girdim binaya. Bir yandan da karşılayan insanların bakışlarında "oha lan bu yaşta burda ne işin var" bakışı yakalamaya çalışıyorum. Çünkü muhtemelen gelenlerin çoğu tiyatro öğrencisi falan diye tahmin ediyorum. Neyse bana bir form uzattılar doldurayım diye.
İsim soyad, doğum tarihi, eğitim düzeyi ve tataaam "mezun olunan okul" gülerek yazdım. Odtü end müh. Ne işim var kızım senin burda??? Sonraki sorular: kursa gelme amacınız? Hmmm lan ne yazıcam şimdi buraya? Merak desem "hadi yallah" diyecekler "temelini anlamak" gibi bişey karaladım sanirsam. Asıl vurucu soru ondan sonraymış. Hedefiniz? Hassss... Temelini anlamak dedik ya... Ama o hedef sayılmıyor olacak ki yenisini sormuşlar, neyse oraya da benzer bişeyler karaladım.
Ben tam formu doldurduktan sonra içeri Altan Gördüm girmez mi! Lan lan oldum bir anda. O anda öğrendim ki ön görüşmeyi Altan Gördümle yapacakmışım. Biran panik yaptım. Kendimi adamla dalga geçiyormuşum gibi gördüm. Düşünsenize ben acaba falan derken işin duayenlerinden biri seni ciddiye alıp görüşüyor. Utandım, heyecanlandım, görüşmeye kadar geçen ve bana çoook uzun gelen o 3-5 dakika içinde ben duygudan duyguya koştum, kendimi sakinleştirmeye çalıştım vs.
Bu arada bu heyacan yetmezmiş gibi bir de oradaki görevli hatun kişi bana kursla ilgili bilgi veriyor. Gayet yoğun, bol emek isteyen, ağır bir program. Zaten ürkek olan ben "selen kaç lan burdan, senin neyine" ruh hali ile savaşmaktayım. Allahım şimdi bir de görüşmede rezil olucam. Alırlarsa ya beceremezsem paniğindeyken buyrun görüşmeye dediler.
Geçtik içeriye Altan abimle. Ben harbi heyecanlı. Önce soyadımla ilgilendi. Ardından odtü ve ankara muhabbeti yaptık. Ben biraz rahatladım ama daha önce hiçbir ilgim eğilimim olmadığını söylerken biraz heyecan yaptım yine. Bu işte çalışmanın yanısıra yetenek de lazım dediğinde "aha tuttuk" dedim. Valla dedim hiçbir fikrim yok:))) içimden bunu siz söyleyeceksiniz dedim ama dışta tıs yok:)
Bu arada adam anlattıkça ben biraz daha heveslendim. Gözlem, odak, ilgi vs... o anlattı benim gözlerim parladı. Az evvel içeride oluşan kuşkular yerini hevese bıraktı.
Bana "ahanda şimdi sıçtık" dedirten şey ise "hadi kalk bakalım senle bişey canlandıralım" lafı oldu. Ben biran panikledim tabi. Heyecanlandım falan. Neyse kalktık ayağa bir mizansen anlattı bana, hadi bakalım dön arkanı ve yap dedi. Ne yaptım gerçekten hiçbir fikrim yok ama ya bende o ışığı gördüğünden:P yada ne bileyim başka bir sebepten olumlu karar verdi.
Ben de sanki sınav kazanmışım gibi sevindim. Sonra okulu gezdik. Haftaya veya sonraki hafta sınıf tamamlanınca haber verecekler ve başlıycaz.
Bu arada iş miş durumu olursa bakalım ne yapıcam. Aman gerçi bunca ay olmamış bir halt, 2 ay daha idare ediveririm:)))
Ya işte böyle, öyle görünüyor ki önümüzdeki 2 ayı tamamen farklı bir dünyada geçiricem. Belli mi olur, belki bende cevher vardır, bu işi çok severim ve devam ederim:)))
Bir süredir evde oturmanın verdiği boşlukla bolcana dizi neyin izler olmuş ve gerek çekim gerek oyunculuk konuları dikkatimi çekmeye başlamıştı malum. Önce kamera arkası olayına takıldım, hala da takığım. Nasıl oluyor da oluyor, bir sahneyi kaç kere kaç açıdan çekiyorlar, fonda duran şu beyaz zırzavat hangi amaçla kullanılıyor, kaç kamera vardır ki acaba gibi sorular dolanıp duruyor. Ha bir de montaj. O konuda hiçbir fikrim ipucum yok, nasıl nerden öğrenirim çok da emin değilim, hatta emin olmayı bırak umudum bile yok.
Ama umudum olan başka bir konu var. O da bu oyuncuların nasıl rol yaptıkları. Duyguları mimikleri yüzlerine nasıl yansıttıkları. Yeteneksiz manken bozuntularından bahsetmiyorum. Gerçekten bu işi yapabilenlerden bahsediyorum.
İşte ben bu soru işaretlerini sıralarken gözüme bir ilan çarptı. Twitterdan akademi 35buçuk'u takip ediyordum (vahide gördüm, altan gördümgilin okulu). Hızlandırılmış oyunculuk akademisi başlıyormuş. Bir süre ilan bana baktı ben ilana. Günlerce sayfasına girip girip baktım. Sonra bir gün cesaretimi toplayıp aradım. Ne lazımdı kardeş diye. "gelip ön görüşme yapıyorsunuz" dediler. Orda "eneeem" dedim. Hani bastır parayı git formatında bişey değilmiş. Gerçi bu ön görüşme formalite de olabilir ama gene de bir fren mekanizması oldu benim için.
Bu veriden sonra gene birkaç gün ilan bana ben ilana bakmaya devam ettim. Kendime sordum durdum denesem mi diye. Denemeye karar versem dahi bende umut var mıdır diye... Hatta facebook'ta üstü kapalı anket bile yaptım. Tek isteğim ufak bir gazdı. Sonra geçen cts tüm cesaretimi toplayıp randevu aldım pts için.
Pazartesi geldiğinde hiç beklemediğim kadar heyecanlanmıştım. Sanki iş mülakatına gidiyorum. Hayır aslında iş mülakatlarında bile bu kadar heyecan yapmıyorum. Bildiğin tıp tıp modu. Kendi kendime "ulan yaş kemale ermiş, senin neyine" diyorum ama bir yandan da her şeyi geçtim temelini, mantığını anlıycam ya, onun azmi ve merakı var.
Neyse yüzümde heyecanımı bastıran bir ifade ile girdim binaya. Bir yandan da karşılayan insanların bakışlarında "oha lan bu yaşta burda ne işin var" bakışı yakalamaya çalışıyorum. Çünkü muhtemelen gelenlerin çoğu tiyatro öğrencisi falan diye tahmin ediyorum. Neyse bana bir form uzattılar doldurayım diye.
İsim soyad, doğum tarihi, eğitim düzeyi ve tataaam "mezun olunan okul" gülerek yazdım. Odtü end müh. Ne işim var kızım senin burda??? Sonraki sorular: kursa gelme amacınız? Hmmm lan ne yazıcam şimdi buraya? Merak desem "hadi yallah" diyecekler "temelini anlamak" gibi bişey karaladım sanirsam. Asıl vurucu soru ondan sonraymış. Hedefiniz? Hassss... Temelini anlamak dedik ya... Ama o hedef sayılmıyor olacak ki yenisini sormuşlar, neyse oraya da benzer bişeyler karaladım.
Ben tam formu doldurduktan sonra içeri Altan Gördüm girmez mi! Lan lan oldum bir anda. O anda öğrendim ki ön görüşmeyi Altan Gördümle yapacakmışım. Biran panik yaptım. Kendimi adamla dalga geçiyormuşum gibi gördüm. Düşünsenize ben acaba falan derken işin duayenlerinden biri seni ciddiye alıp görüşüyor. Utandım, heyecanlandım, görüşmeye kadar geçen ve bana çoook uzun gelen o 3-5 dakika içinde ben duygudan duyguya koştum, kendimi sakinleştirmeye çalıştım vs.
Bu arada bu heyacan yetmezmiş gibi bir de oradaki görevli hatun kişi bana kursla ilgili bilgi veriyor. Gayet yoğun, bol emek isteyen, ağır bir program. Zaten ürkek olan ben "selen kaç lan burdan, senin neyine" ruh hali ile savaşmaktayım. Allahım şimdi bir de görüşmede rezil olucam. Alırlarsa ya beceremezsem paniğindeyken buyrun görüşmeye dediler.
Geçtik içeriye Altan abimle. Ben harbi heyecanlı. Önce soyadımla ilgilendi. Ardından odtü ve ankara muhabbeti yaptık. Ben biraz rahatladım ama daha önce hiçbir ilgim eğilimim olmadığını söylerken biraz heyecan yaptım yine. Bu işte çalışmanın yanısıra yetenek de lazım dediğinde "aha tuttuk" dedim. Valla dedim hiçbir fikrim yok:))) içimden bunu siz söyleyeceksiniz dedim ama dışta tıs yok:)
Bu arada adam anlattıkça ben biraz daha heveslendim. Gözlem, odak, ilgi vs... o anlattı benim gözlerim parladı. Az evvel içeride oluşan kuşkular yerini hevese bıraktı.
Bana "ahanda şimdi sıçtık" dedirten şey ise "hadi kalk bakalım senle bişey canlandıralım" lafı oldu. Ben biran panikledim tabi. Heyecanlandım falan. Neyse kalktık ayağa bir mizansen anlattı bana, hadi bakalım dön arkanı ve yap dedi. Ne yaptım gerçekten hiçbir fikrim yok ama ya bende o ışığı gördüğünden:P yada ne bileyim başka bir sebepten olumlu karar verdi.
Ben de sanki sınav kazanmışım gibi sevindim. Sonra okulu gezdik. Haftaya veya sonraki hafta sınıf tamamlanınca haber verecekler ve başlıycaz.
Bu arada iş miş durumu olursa bakalım ne yapıcam. Aman gerçi bunca ay olmamış bir halt, 2 ay daha idare ediveririm:)))
Ya işte böyle, öyle görünüyor ki önümüzdeki 2 ayı tamamen farklı bir dünyada geçiricem. Belli mi olur, belki bende cevher vardır, bu işi çok severim ve devam ederim:)))
2 Temmuz 2012 Pazartesi
Bir tatil daha bitti...
bizim gençlerle yine bir club med haftası yaptık. giderken tereddütlerim yoktu desem yalan olur ama yine süper eğlendim. bu kadar kafa insan bir araya nasıl gelir...
valla anlatmaya kalksam anlatılmaz... yine yattık, yüzdük, yedik, içtik, tepindik ve geldik. tepinme kısmını açmak gerekirse olayın gerçekten dibine vurduk. hava da nasıl sıcak, durduğun yerde duş alıyorsun ama biz inatla hoplayıp zıplıyoruz. hele bir gece var ki... bir platform üzerinde dans ederken platformu kırabilir miyiz diye organize zıplarken bulduk kendimizi. onca çabaya kıramadık o ayrı.. ama olay bu boyuttaydı yani:)
bitsin istemedim aslına bakarsanız... öyle geri geri geldi ayaklarım... yada geri geri gitti deniyordu sanırım. hiç istemedim eve dönmeyi... kabus zaten uçakta başladı. ağlayan çığlık atan bebeler canımıza okudu resmen. ciyak ciyak viyak viyak... çocuksuz tatilden sonra damardan girdi resmen. bence cocuk free uçuşlar da yapılmalı hehehe
valla anlatmaya kalksam anlatılmaz... yine yattık, yüzdük, yedik, içtik, tepindik ve geldik. tepinme kısmını açmak gerekirse olayın gerçekten dibine vurduk. hava da nasıl sıcak, durduğun yerde duş alıyorsun ama biz inatla hoplayıp zıplıyoruz. hele bir gece var ki... bir platform üzerinde dans ederken platformu kırabilir miyiz diye organize zıplarken bulduk kendimizi. onca çabaya kıramadık o ayrı.. ama olay bu boyuttaydı yani:)
bitsin istemedim aslına bakarsanız... öyle geri geri geldi ayaklarım... yada geri geri gitti deniyordu sanırım. hiç istemedim eve dönmeyi... kabus zaten uçakta başladı. ağlayan çığlık atan bebeler canımıza okudu resmen. ciyak ciyak viyak viyak... çocuksuz tatilden sonra damardan girdi resmen. bence cocuk free uçuşlar da yapılmalı hehehe
17 Haziran 2012 Pazar
sevmiyorum...
Sevmiyorum işte babalar gününü var mı?
Anneler gününü görmemeyi başaralı yıllar oldu ama babalar günü hala koyuyor ne yalan diyim...
zorla mı....
babası olanlar babalarına sevgisini bas bas bağırıyor, çocuğu olanlar tadını çıkarıyor...
bize de böyle buruk, baba kucağı, baba şefkati, güven duygusu hasreti kalıyor...
babadan gelen güven duygusu... öyle özledim ki yanındayken bana birşey olmazmış, kimse, hiçbirşey bana dokunamazmış hissini... öyle özledim ki yamacına gidip şımarmayı, şımartılmayı... öyle özledim ki çocukca isteklerimin, şımarıklıklarımın doyurulmasını...
öyle özledim ki babamın kucağını... o kocaman kucağını...
Anneler gününü görmemeyi başaralı yıllar oldu ama babalar günü hala koyuyor ne yalan diyim...
zorla mı....
babası olanlar babalarına sevgisini bas bas bağırıyor, çocuğu olanlar tadını çıkarıyor...
bize de böyle buruk, baba kucağı, baba şefkati, güven duygusu hasreti kalıyor...
babadan gelen güven duygusu... öyle özledim ki yanındayken bana birşey olmazmış, kimse, hiçbirşey bana dokunamazmış hissini... öyle özledim ki yamacına gidip şımarmayı, şımartılmayı... öyle özledim ki çocukca isteklerimin, şımarıklıklarımın doyurulmasını...
öyle özledim ki babamın kucağını... o kocaman kucağını...
31 Mayıs 2012 Perşembe
sınav mınav
sonunda dilek'in de iteklemelerine dayanamayıp pmp için gün aldım. 21 haziranda dananın kuyruğu kopuyor anlayacağınız. kaç aydır kendimi olaydan tamamen soyutladığım için de ne gittiğim kursun bir etkisi var üzerimde ne de daha önce okuduklarımdan bir gıdım hatırlıyorum. sil baştan yapıcaz mecburen...
yapmasına yapıcaz da, bugün saat 11 den beri masaya oturmamak için evde atmadığım takla kalmadı. koca günü yedim. nasıl yetiştireceksem:(
yapmasına yapıcaz da, bugün saat 11 den beri masaya oturmamak için evde atmadığım takla kalmadı. koca günü yedim. nasıl yetiştireceksem:(
dilemma dediğin böyle olur:)
bugün büyük bir ikilem içerisindeyim. akşam ne izleyeceğime bir türlü karar veremedim. bir tarafta 2 yıldır özenle takip ettiğim fatmagül, diğer yanda miss turkey yarışması... miss turkey mi, ne alaka? dediğinizi duyar gibi oldum nedense... hayır canım, kendileri zerre kadar ilgimi çektiğinden değil ama jüri üyesi olarak çağatay olunca akan sular duruyor napayım:))))
evet maalesef benim takıntı tam gaz devam ediyor:) ne bir eksik ne bir fazla:)))
hmm türkün aklı ya sıçarken ya da kaçarken gelirmiş. benim de aklım birden blog yazarken yerine geldi. ben iyisi mi yarışmayı kaydedeyim, sonra izlerken ilgimi çekmeyen kısımları hızlı hızlı sararım hahhaha:)))
evet maalesef benim takıntı tam gaz devam ediyor:) ne bir eksik ne bir fazla:)))
hmm türkün aklı ya sıçarken ya da kaçarken gelirmiş. benim de aklım birden blog yazarken yerine geldi. ben iyisi mi yarışmayı kaydedeyim, sonra izlerken ilgimi çekmeyen kısımları hızlı hızlı sararım hahhaha:)))
18 Mayıs 2012 Cuma
İtirafımdır...
Bu bir itiraf yazısıdır. Ne alaka diyecek olursanız;
bir bağımlılığın, saplantın, takıntın varsa bundan kurtulmanın / arınmanın yolu önce kabullenmekten sonra da itiraf etmekten geçer. yani en azından ben öyle düşünüyorum. ben de son birkaç aydır sahip olduğum bir saplantıyı dile getirerek kendimle yüzleşmeye ve kurtulmaya çalışacağım.
bunun ne kadar zor birşey olduğunu tahmin edersiniz. hele de takıntınız konusunda bir nevi suçluluk yada utanç duyuyorsanız. hahahha evet lafı dolandırmamdan bunu da anlamış olacağınızı umuyorum.
tamam artık itiraf ediyorum. ben bir "adını feriha koydum" ve "çağatay ulusoy" fanatiği / sapığı vs işte ne derseniz deyin ondan oldum. itiraf ediyorum diziyi izlemeye ikinci sezonun ortasında başlamama rağmen geriye dönüp bütün bölümleri izledim, indirdim, defalarca tekrar izledim ve her yeni bölüme de aynı şeyi yapmaya devam ediyorum. artık replikleri ezbere biliyorum diyebilirim.
dizi çok salak bir dizi, çocuk da pek çıtır olduğu için de bu takıntımı dile getirmekten utanıyorum. ama dedim ya kurtulmak için artık itiraf etmem gerekiyor.
ha niye böyle oldu derseniz sebebinden çok emin olmamakla birlikte tahminim şu yönde. birincisi hayatımda olmayan aşkı dizi sayesinde yaşıyorum. ikinci ve muhtemelen en önemli etkense geçen seneki bölümlerde sebil sübyan formatında olan "emir" yani "çağatay ulusoy" adlı şahsın ikinci sezonla birlikte evrim geçirerek dudak uçuklatan bir şekle bürünmesi. yani en azından bana öyle geliyor. çocuk resmen bir yıl içerisinde 5-10 yaş olgunlaştı. gerçi hala sebil sübyan, daha 22 yaşında, yani kassam kendisini doğurabilirmişim. ama bu çocuğun süper yakışıklı olduğunu düşünmeme engel olmuyor. ha bir de geçen süre zarfında oyunculuğunu da çok geliştirmiş, özellikle bakış ve mimikler tam öl formatında... tabi oynadığı karakterin etkisi yadsınamaz..
evet son yazdığım 3-5 cümleden de anladığınız üzere ciddi ciddi kafayı sıyırmış bulunuyorum. bu durumun komikliğinin farkındayım. hele de hayran kitlesinin 10-20 yaş arası olduğu düşünülürse gerçek anlamda yaş ortalamasını artırmaktayım. hayranım demek istemiyorum çünkü herif sadece çok yakışıklı. hani ekstradan hayran olunacak bir özelliği olduğunu sanmıyorum. bir de komik bir tip. efendi görünümlü bişey de (tüm katıldığı program ve röportajları da izlediğimden biliyorum) ama daha çok genç. bunun 15 sene sonraki hali feci can yakar... neyse.
böyle işte. itiraf ettim rahatladım. artık kendimle dalga geçmeye başlayabilirim.
ha bu arada bu afk saplantısı bende başka bir ilgiyi ateşlemiş bulunuyor. o da çekim olayı. eskiden dizileri/filmleri seyrederken arka planını hiç düşünmez, geldiği gibi seyrederdim. şimdi birkaç kamera arkası vs izledikten sonra aslında bu çekimlerde nasıl büyük bir emek olduğunu görmeye başladım. bu da giderek ilgimi çekmeye başladı. aynı sahnenin defalarca farklı açılardan çekiliyor olması, tekrar tekrar çekilmesi... montajı... ve en büyük takıntım ise devamlılık unsuru. yaraların, lekelerin, eşyaların yerlerinin vs vs devamlılığı. eskiden hiç farketmediğim şeyleri şimdi görmeye başladım. bir yandan batıyor diğer yandan daha da ilgimi çekiyor... bu işe girmek için naapmak lazım acaba...
ha bir de oyunculuk olayı... bu aynı sahnenin defalarca çekilmesi vs gördükçe... valla insanları takdir etmeye başladım. ben kesin gülerim lan oynayamam yani... bence çok komik... hele bir bölümde bir sahne vardı. emir ferihaya ömrüm boyunca seni sevcem falan diyor ama tam karşıdan çekmişler. yani bu cümleleri kameraya ve kameramana bakarken söylüyor. ben kesin kopardım yani orda... kameraya ilanı aşk:PPP
böyle işte.. bunu yazcam diye yemeği yakmadığımı umuyorum.
öpenz...
bir bağımlılığın, saplantın, takıntın varsa bundan kurtulmanın / arınmanın yolu önce kabullenmekten sonra da itiraf etmekten geçer. yani en azından ben öyle düşünüyorum. ben de son birkaç aydır sahip olduğum bir saplantıyı dile getirerek kendimle yüzleşmeye ve kurtulmaya çalışacağım.
bunun ne kadar zor birşey olduğunu tahmin edersiniz. hele de takıntınız konusunda bir nevi suçluluk yada utanç duyuyorsanız. hahahha evet lafı dolandırmamdan bunu da anlamış olacağınızı umuyorum.
tamam artık itiraf ediyorum. ben bir "adını feriha koydum" ve "çağatay ulusoy" fanatiği / sapığı vs işte ne derseniz deyin ondan oldum. itiraf ediyorum diziyi izlemeye ikinci sezonun ortasında başlamama rağmen geriye dönüp bütün bölümleri izledim, indirdim, defalarca tekrar izledim ve her yeni bölüme de aynı şeyi yapmaya devam ediyorum. artık replikleri ezbere biliyorum diyebilirim.
dizi çok salak bir dizi, çocuk da pek çıtır olduğu için de bu takıntımı dile getirmekten utanıyorum. ama dedim ya kurtulmak için artık itiraf etmem gerekiyor.
ha niye böyle oldu derseniz sebebinden çok emin olmamakla birlikte tahminim şu yönde. birincisi hayatımda olmayan aşkı dizi sayesinde yaşıyorum. ikinci ve muhtemelen en önemli etkense geçen seneki bölümlerde sebil sübyan formatında olan "emir" yani "çağatay ulusoy" adlı şahsın ikinci sezonla birlikte evrim geçirerek dudak uçuklatan bir şekle bürünmesi. yani en azından bana öyle geliyor. çocuk resmen bir yıl içerisinde 5-10 yaş olgunlaştı. gerçi hala sebil sübyan, daha 22 yaşında, yani kassam kendisini doğurabilirmişim. ama bu çocuğun süper yakışıklı olduğunu düşünmeme engel olmuyor. ha bir de geçen süre zarfında oyunculuğunu da çok geliştirmiş, özellikle bakış ve mimikler tam öl formatında... tabi oynadığı karakterin etkisi yadsınamaz..
evet son yazdığım 3-5 cümleden de anladığınız üzere ciddi ciddi kafayı sıyırmış bulunuyorum. bu durumun komikliğinin farkındayım. hele de hayran kitlesinin 10-20 yaş arası olduğu düşünülürse gerçek anlamda yaş ortalamasını artırmaktayım. hayranım demek istemiyorum çünkü herif sadece çok yakışıklı. hani ekstradan hayran olunacak bir özelliği olduğunu sanmıyorum. bir de komik bir tip. efendi görünümlü bişey de (tüm katıldığı program ve röportajları da izlediğimden biliyorum) ama daha çok genç. bunun 15 sene sonraki hali feci can yakar... neyse.
böyle işte. itiraf ettim rahatladım. artık kendimle dalga geçmeye başlayabilirim.
ha bu arada bu afk saplantısı bende başka bir ilgiyi ateşlemiş bulunuyor. o da çekim olayı. eskiden dizileri/filmleri seyrederken arka planını hiç düşünmez, geldiği gibi seyrederdim. şimdi birkaç kamera arkası vs izledikten sonra aslında bu çekimlerde nasıl büyük bir emek olduğunu görmeye başladım. bu da giderek ilgimi çekmeye başladı. aynı sahnenin defalarca farklı açılardan çekiliyor olması, tekrar tekrar çekilmesi... montajı... ve en büyük takıntım ise devamlılık unsuru. yaraların, lekelerin, eşyaların yerlerinin vs vs devamlılığı. eskiden hiç farketmediğim şeyleri şimdi görmeye başladım. bir yandan batıyor diğer yandan daha da ilgimi çekiyor... bu işe girmek için naapmak lazım acaba...
ha bir de oyunculuk olayı... bu aynı sahnenin defalarca çekilmesi vs gördükçe... valla insanları takdir etmeye başladım. ben kesin gülerim lan oynayamam yani... bence çok komik... hele bir bölümde bir sahne vardı. emir ferihaya ömrüm boyunca seni sevcem falan diyor ama tam karşıdan çekmişler. yani bu cümleleri kameraya ve kameramana bakarken söylüyor. ben kesin kopardım yani orda... kameraya ilanı aşk:PPP
böyle işte.. bunu yazcam diye yemeği yakmadığımı umuyorum.
öpenz...
22 Nisan 2012 Pazar
Bayrak salladım ama gören yok!
Mert, sana aynı mailin yahoo formatını aldım diye yorum bıraktım ama bakmadın sanırım.
ses ver bakiim. yazasım var:)
ses ver bakiim. yazasım var:)
Ben gelmeyeli blog değişmiş???
Vay be, harbiden uzun zaman olmuş:P
baksanıza blog formatı bile değişmiş, tanıyamadım resmen...
Neyse, yazasım geldi bugün, yazayım biraz.
bugün nihayet bir yılın sonunda bir basket maçına gitmeyi başardım. Ligin bitmesine 2 maç kala, Efes-FB maçını yakaladım. Facebook çağrıma eski bir arkadaşım cevap verince atladık gittik.
Maç çok zevksizdi. Maç boyunca Efes geride gitti. Şut yüzdesi kaçtı bilmiyorum ama çok düşüktü. zaten skorlar da düşüktü. hatta birara fark 10 sayıya çıktı. Sonra biraz toparlandılar, 3-5 sayıda tuttular farkı. sonra ne oldu anlamadım, maçın son 2 dakikasında Efes öne geçmeyi başardı ve maçı aldık.
Kabus maç en azından mutlu bitti:)
akşam da futbolda FB GS'yi yendi. Pek eğlendim.
Günün diğer güzel yanı ise en azından 2 yıldır görmediğim bir arkadaşımla sanki daha geçen hafta ayrılmışız tadında muhabbet etmiş olmamız:))))
daha ne olsun:)
baksanıza blog formatı bile değişmiş, tanıyamadım resmen...
Neyse, yazasım geldi bugün, yazayım biraz.
bugün nihayet bir yılın sonunda bir basket maçına gitmeyi başardım. Ligin bitmesine 2 maç kala, Efes-FB maçını yakaladım. Facebook çağrıma eski bir arkadaşım cevap verince atladık gittik.
Maç çok zevksizdi. Maç boyunca Efes geride gitti. Şut yüzdesi kaçtı bilmiyorum ama çok düşüktü. zaten skorlar da düşüktü. hatta birara fark 10 sayıya çıktı. Sonra biraz toparlandılar, 3-5 sayıda tuttular farkı. sonra ne oldu anlamadım, maçın son 2 dakikasında Efes öne geçmeyi başardı ve maçı aldık.
Kabus maç en azından mutlu bitti:)
akşam da futbolda FB GS'yi yendi. Pek eğlendim.
Günün diğer güzel yanı ise en azından 2 yıldır görmediğim bir arkadaşımla sanki daha geçen hafta ayrılmışız tadında muhabbet etmiş olmamız:))))
daha ne olsun:)
28 Mart 2012 Çarşamba
Doğumgünü sürprizi!!!
Dün gene 2 gibi yattım. Bir şekilde uyumayı başardım ancak saat 5:23 falandı alarmın sesine fırladım yataktan. ne olduğunu idrak edip panele koşmam birkaç saniyemi aldı muhtemelen ama bana uzun geldi. tabi bir de korktum. sonra cebim çaldı. koştum açtım telefonu. pronetten arıyorlar. dedi 3 nolu merkez. bu arada ben de baktım listeden ama uyku sersemi hangisi olduğunu tam idrak edemedim. neyse gittim pencereye baktım gayet de sıkı sıkı kapalı. daha bir tırstım. bir yandan da adamla konuşuyorum. polis gönderelim mi dedi, gerek yok dedim. neyse aşağıya falan baktım. bişey yok. kapattık telefonu. sonra ben gidip listeden tekrar kontrol ettim. salondaki diğer pencereye gittim ki meğer bağırtan oymuş. benim şaşkın kadın tam kapamamış camı. kapattım yattım ama hala adrenalin dolaşıyor damarlarımda... tekrar uyumam biraz zaman aldı ne yalan diyim...
27 Mart 2012 Salı
Nerde kalmıştık?
Yok o kadar yazasım yok aslında ama çok uzun zamandır yazmadığım için bir "ceee" diyeyim dedim.
neler yapıyorum derseniz pinek modundayım paso. 7 sezon bones bitirdim bu arada. başka da bişey yapmadım. haftasonları dışarı çıkıp cozutuyorum. haftaiçi pinek modu.
1-2 iş görüşmesine gittim ama fos çıktı. o konuda moral biraz bozuk.
bu aralar bilimum terslik üstüste gelmeye başladı. geçen hafta eve bir geldim buzdolabının motoru susmuş. 1 hafta sürdü tamir edilip gelmesi. motoruna bir miktar sıkışmış...
ha bir de güzel bir haber.
pazar günü dilek doğum yaptı. sonu güzel ama süreç kabus gibiydi. anesteziye tepki verdiği için sona doğru kestiler epidurali. kızcağız bağıra bağıra doğurdu resmen. ben hayatımda böyle çaresizlik bu kadar acı görmemiştim. travma yaşadım resmen. gece rüyama falan girdi. neyse velet yarım saat içinde doğdu da eziyet uzun sürmedi. çocuktan tırsıyorum ama doğum olayından ilk kez tırstım ne yalan diyim.
böyle işte...
aslında bir kendime geleyim de yazmaya başlayım yine yaa.. arada çok kaçan oluyor aslına bakarsanız...
sanırım hayata bakış açımı kaybettim bu aralar... işin eğlenceli yanını görmeyince yazasım gelmiyor işte...
neler yapıyorum derseniz pinek modundayım paso. 7 sezon bones bitirdim bu arada. başka da bişey yapmadım. haftasonları dışarı çıkıp cozutuyorum. haftaiçi pinek modu.
1-2 iş görüşmesine gittim ama fos çıktı. o konuda moral biraz bozuk.
bu aralar bilimum terslik üstüste gelmeye başladı. geçen hafta eve bir geldim buzdolabının motoru susmuş. 1 hafta sürdü tamir edilip gelmesi. motoruna bir miktar sıkışmış...
ha bir de güzel bir haber.
pazar günü dilek doğum yaptı. sonu güzel ama süreç kabus gibiydi. anesteziye tepki verdiği için sona doğru kestiler epidurali. kızcağız bağıra bağıra doğurdu resmen. ben hayatımda böyle çaresizlik bu kadar acı görmemiştim. travma yaşadım resmen. gece rüyama falan girdi. neyse velet yarım saat içinde doğdu da eziyet uzun sürmedi. çocuktan tırsıyorum ama doğum olayından ilk kez tırstım ne yalan diyim.
böyle işte...
aslında bir kendime geleyim de yazmaya başlayım yine yaa.. arada çok kaçan oluyor aslına bakarsanız...
sanırım hayata bakış açımı kaybettim bu aralar... işin eğlenceli yanını görmeyince yazasım gelmiyor işte...
27 Şubat 2012 Pazartesi
Bones
Kendileri yeni takıntım olurlar. Arada denk geldikçe izlerdim TV de ama şimdi sardım. En baştan başladım. İzlerken çok eğleniyorum. Normal criminal dizilerinden farklı olarak araya espriler, komik olaylar vs katıyorlar. Bu da diziyi daha eğlenceli hale getiriyor. sadece cinayet çözülmüyor yani.
Öyle işte:)))
Öyle işte:)))
Haftasonu gibi haftasonu
Deliye hergün bayram olduğundan uzunca bir zamandır haftasonlarımı haftasonu gibi yaşayamıyordum. yani diğer günlerden farkı olmayan uyuz iki gün oluyordu. ama bu haftasonu kendini farklı kıldı.
Öyle çok özel bişey yapmadım ama keyif aldım. önce cuma akşamı dileklerde tiyatroya gittik. Tom, Dick ve Harry isimli bir oyun. Eğlenceli idi, bazı yerlerinde bayağı güldüm. Akşam eve gelince de kaydettiğimiz Feriha'yı izledim. O harbi kötü bir bölümdü.
Cumartesi kahvaltı vs sonrası Dilek beni kadıköye bıraktı ve orda Anna ile buluştum. Onunla yemek, kahve sohbet vs yaptık, saat 7 gibi eve geldim ve gece yatana kadar Bones izledim.
Pazar sabah Ergül ve korhan bana kahvaltıya geldi. Keyifli bir kahvaltı sonrası havanın da güzel olmasını fırsat bilip Caddeye çıktık. Caddede yürüdük, temiz hava aldık ardından Godiva cafe açılmış, orda oturup kahve ve fondü takıldık. Allahım cennet bir dükkan orası. İçeri girdim lavaboya gitmek için, çikolatalar arasında kendimi kaybedecektim resmen... neyse orada muhabbet vs ardından yine dolanaraktan eve döndük. eve gelmem yine 6:30 suları. sonra saat 1'e kadar bones izlemişim, bir baktım 9 bölüm! yuh selen dedim kendime ve yattım.
Bu arada oscarlar da vardı ama izlemeye üşendim. kaydettim. yani umarım kaydetmişimdir. birara izlerim.
Öyle çok özel bişey yapmadım ama keyif aldım. önce cuma akşamı dileklerde tiyatroya gittik. Tom, Dick ve Harry isimli bir oyun. Eğlenceli idi, bazı yerlerinde bayağı güldüm. Akşam eve gelince de kaydettiğimiz Feriha'yı izledim. O harbi kötü bir bölümdü.
Cumartesi kahvaltı vs sonrası Dilek beni kadıköye bıraktı ve orda Anna ile buluştum. Onunla yemek, kahve sohbet vs yaptık, saat 7 gibi eve geldim ve gece yatana kadar Bones izledim.
Pazar sabah Ergül ve korhan bana kahvaltıya geldi. Keyifli bir kahvaltı sonrası havanın da güzel olmasını fırsat bilip Caddeye çıktık. Caddede yürüdük, temiz hava aldık ardından Godiva cafe açılmış, orda oturup kahve ve fondü takıldık. Allahım cennet bir dükkan orası. İçeri girdim lavaboya gitmek için, çikolatalar arasında kendimi kaybedecektim resmen... neyse orada muhabbet vs ardından yine dolanaraktan eve döndük. eve gelmem yine 6:30 suları. sonra saat 1'e kadar bones izlemişim, bir baktım 9 bölüm! yuh selen dedim kendime ve yattım.
Bu arada oscarlar da vardı ama izlemeye üşendim. kaydettim. yani umarım kaydetmişimdir. birara izlerim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

