Sayfalar

babişkom etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
babişkom etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Şubat 2011 Salı

gelin hiç olmasın...

Ne zaman birinden hoşlansam ya da aşık olsam, işin heyecanı ile kontrolü kaybedip hayallere dalabiliyorum. birlikte ne kadar mutlu olurduk kimbilir vs ile başlıyorum ve birden evlenme ihtimali çıkıyor ortaya. işte o anda koca bir yumru gelip düğümleniyor boğazıma. iyi de kimden isteyecekler ki beni diye düşünüyorum. kimseyi yüreğim kabul etmiyor, o heyecan birden keder olarak çöküyor üstüme. anında evlenmekten vazgeçiyorum. istemesin kimse beni diyorum. olmasın düğün müğün... beni babam vermedikten sonra kimse vermesin, ondan istemedikten sonra kimseden istemesinler... onunla dans edemedikten sonra kimseyle dansetmeyeyim... gelinin babası olmadıktan sonra gelin hiç olmasın...
hemen kovalıyorum hayalleri, gerçekle kol kola devam ediyorum hayatıma...

27 Aralık 2010 Pazartesi

3 yıl

3 yıl olmuş...
3 koca yıl...
3 koca yıl...
Ya da 3 dakika...
Ya da 3 asır...
Ne farkeder ki...
Yoksan artık hep yoksun...
Hiç yoksun...
Yoksun...
Var olan tek şey yokluğun...
Yoksunluğum...
Özlemim...
Hasretim...
Eksikliğim...
Yokluğunu bir özleyen bilir babacım...
Yokluğunu bir tek yaşayan bilir...
Sen yokluğunu bir de bana sor babacım...
Bir de bana sor...

14 Aralık 2010 Salı

en kötüsü çaresizlik

dün akşam toplantı sonrası eve dönerken radyoda başınıza kaynar sular döküldüğünü hissettiğiniz olayları anlatın dediler. bir çocuk babasının yere 20 tl bıraktığını, uzaktan kim alacak diye beklediğini, bunun aldığını sonra babasının "paran var mi?" diye sorduğunu ve kendisinin "yok valla" demesi üzerine cebinden 20 tl daha çıkarıp "bunu al, cebindeki 20 liraya ekle, git 1 kilo dürüstlük al" dediğini yazmış... olayı düşünmeye başladım, ben olsam evde yerde bulduğum parayı alır mıydım diye, evime gitti aklım, babama geçti ordan... içim öyle bir acıdı ki... bastıramadım bu sefer duygularımı... küçük gözyaşlarım hıçkırıklara dönüşüverdi... o kadar çok özlüyorum ki babacım seni... elden bişey gelmemesinin çaresizliği ile düşünmemeye çalışıyorum, hayatımı devam ettiriyorum ama hep bir yanım eksik. kucağını özledim, o mahçup gülüşünü özledim. bana verdiğin güven duygusunu özledim babacım. hep bir parçam eksik, herşey yarım...  
en kötüsü çaresizlik... hiçbir şeyde, hiç kimsede teselli bulamama, avunamama...
öyle özledim ki babacım seni...

23 Haziran 2009 Salı

:(

Ne boktan bir hafta.
21 haziran: babalar günü
22 haziran: babamın doğumgünü
23 haziran: annemin ölüm günü...

huzur içinde yatın, mekanınız cennet olsun...
love you tons, missed you tons...

27 Aralık 2008 Cumartesi

1 sene...

1 senede neler değişir insan hayatında... neler olur biter...
bebek doğar mesela, ana rahmine düştükten sonra, 3 aylık bile olur...
dogmus bebek yürümeye başlar,
öğrenciler sınıf atlar
mevsimler değişir, kış biter, sonra yaz gelir, sonra yine kış...
insanlar 1 yaş daha yaşlanır, saçlarındaki beyazlar artar...
askerler eve döner...
ama özlem
özlem işte hiç bitmez...
ankarayı sallayan o minik deprem nasıl da köklerimden kopardı beni...
1 yıl oldu babacım sen bizi bırakıp gideli...
1 koca yıl
1 koca yıl dolusu hergün özledim seni, hergün bir öncekinden daha çok. hergün gözümü her kapadığımda yana düşmüş yüzün geldi gözlerimin önüne. hergün uyanman için çığlıklar attım ama sen beni hiç duyamadın...
bazen bir damla yaş süzüldü gözümden, bazen sel oldu hıçkırıklarla aktı yüzümden...
kimbilir kaç defa seni aramak için telefona gitti elim. hala silmedim telefonunu rehberimden, silemedim, silemem...
kaç kere öfkelendim sana çekip gittin diye, isyankarlık ettim, senin ne günahın vardı ki gidişinde...
terkettim yaşadığımız şehri bir faydası olur diye, kendimi kandırırım dedim, ölmedi de uzakta diye, gittiğim yerde sensizlik daha bir koydu babacım. her adımımda eksikliğini daha bir hissettim. daha bir korktum hayattan, gelecekten.
sen benim hayata karşı tek güvencemmişsin meğer. sen gidince anladım bunu.. daha bir korkar oldum hayattan, yalnızlıktan, yaşlanmaktan... yok korkum ölümden değil asla. şimdi bile açıp kollarımı gelebilirim yanına. korkum sensizlikten yana...
ne çok özledim bilsen o kocaman kucağını. hayalimde hala kosarak gıdından öpüyorum, sarılıyorsun da bana, tıptıplıyorsun sırtımı... yumuşacık, çekingen, şefkatli... sıcaklığını hissedemiyorum ama babacım, hayalim hep donuk kalıyor, yarım kalıyor bir yanım...
hatırlamaya korkuyorum babacım o son geceyi... göremedim ya kayıp gidişini, affedemiyorum kendimi... konduramadım ya sana ölümü... inkarımın cezasını çekiyorum şimdi. benimki değil ki ceza, asıl sen çektin benim yetersizliğimin cezasını...
tek tesellim var babacım, o da seni ne kadar sevdiğimi biliyor olman. ama sevgi değildi seni kurtaracak olan... yetmedi işte boş sevgim, kurtaramadım ben babacım seni. affet beni:(

26 Kasım 2008 Çarşamba

Mutluluğun resmi

Mutluluğun resmini aradım bugün. En yakın bunu buldum...

21 Şubat 2008 Perşembe


Canım babacım, seni öyle çok özlüyorum ki...

31 Aralık 2007 Pazartesi

:(

27 Aralık 2007 Perşembe günü babamı son yolculuğuna uğurladık...
Fazlasını yazmak ne elimden ne içimden gelmiyor:(
çok zor...

25 Aralık 2007 Salı

İyileşme süreci

Altan malikanesinde Bayındır teknolojisi olmadığı için kaç gündür internet imkanım yoktu. Allahtan işe başladım da elim internet gördü:P Gelişmelere gelince:

Bayramın ilk günü taburcu olduk. Bu bize bir nevi bayram hediyesi gibi geldi. Babişko da eve dönmenin mutluluğu ile kendini daha iyi hissetti.
Ancak eve dönüş beklediğimiz kadar olumlu sonuçlar getirmedi. Hastanenin küçücük odasında daralan babam orta kata tıkılıp kaldığı için evde de daralmaya başladı. Üstelik evde yürüme alanı da yok. Dışarısı buz gibi olduğundan yürüyüş terapisi minimuma indi. Bunun yanısıra geceleri uyuyamama durumu daha da artarak adamcağızı allak bullak etmeye devam etti.
Hele evdeki ilk gece kabus gibiydi. Malum evde hastane yataklarından yok. Yastık yüksekliğini bir türlü istediği kıvama getiremeyince garibim daha da daraldı. Baba koltuğu dediğimiz TV koltuğunun olduğu odada uyumaya karar verince bu sefer yalnız yatıcam telaşesi sardı. Hadi ben burdaki koltuğa kıvrılırım, sen merak etme diyerek sakinleştirdim. Allahtan yanında kalmışım. Bizimki gece birde benim kalbim çok çarpıyor, uyutmuyor, benim 21 yıllık ilacımı kestiler, o kalbimi yavaşlatıyordu şimdi çok atıyor diyerek kafasına göre ilaç almaya kalkınca ufak çaplı bir kriz yaşadık. Bilimum dil döktüm, bana mısın demedi. Sonra Simay'ı aradım da allahtan simay ikna etmeyi başardı. Uyku? gene yok.
Bayram inişli çıkışlı geçti. Allahtan tüm eş dost anlayışlı davranıp ziyarete gelmedi. Gelen 1-2 kişiyi de maskelerle donatıp öyle karşısına çıkardık. Arada salona indik, keyfi yerine geldi. Tabi salon daha geniş, ferah. O da daralmıyor.
Yemekler hala sorun. Tüm öğünler pazarlık halinde geçiyor. 3 kaşık çorba ile 2 lahana sarma şeklinde öğün oluşturuyoruz.
Uykusuzluk ruh halini çok etkiliyor. Sabrı giderek azalıyor. Sayılı gün diyerek avutma çabalarımız pek işe yaramıyor. Sanırım ameliyat sonrası olur dedikleri depresyona giriyoruz. Bütün bunlar normalmiş ama yaşaması gerçekten zor. Hep birlikte sabır dileyerek bu günlerin geride kalması için dua ediyoruz:)

18 Aralık 2007 Salı

Hastane günleri - 2

Hastane günlüğünde fazla bir değişiklik yok. Babişko ufak ufak iyileşmeye devam ediyor. İyileştiğinin en büyük emaresi de bizimle kavga edebilitesinin artmış olması:) Yiycem, yemiycem, yu-ta-mı-yo-rum nidaları yükseliyor.
Bir de gecemizle gündüzümüz birbirine girmiş durumda. Garibim gece uyuyamadığı için gündüz gözünü açamıyor, sonra gece gene uyuyamıyor. Oyle dolanıp duruyor.
Bir terslik olmazsa yarın taburcu olabilirmişiz. Hayırlısı bakalım.

16 Aralık 2007 Pazar

Hastane günleri


Cuma öğleden sonra babamı yoğun bakımdan çıkardılar. Bu bize acaip moral oldu. Emin ellerde olduğunu bilsen de görmeyince insana zor geliyor. Cuma günü geldiğinde çok yorgun ve solgundu. Gerçi hala öyle ama giderek daha iyi oluyor gibimize geliyor. Bebek adımları ile iyileşiyor ama her gün bir öncekine göre ilerleme var.
Kan değerleri düşük olduğu için 2 gündür kan veriyorlar. Bizim gençlerin kanı bünyesine girdikçe yüzüne biraz renk geliyor.
En büyük kavgamız yemek üzerine. O kadar yorgun ve iştahsız ki yemek yerken adeta işkence çekiyor. Bir de yutma zorluğu eklenince 2 gündür kavga dövüş anca yoğurt ve çorba yedirmeyi başarabiliyoruz. Yemediği için de halsizliği geçmiyor, bunlar üstüste gelince de morali bozuluyor. Kendini hala ilk ameliyatı ile kıyaslıyor. O zaman şöyleydim de böyleydim. Sanki şu anda hala 20 yaş daha genç ve sanki ilk ameliyatı.
Bir de üfleme ve yürüyüş seanslarımız var. Onlarda yemekte olduğu kadar sorun çıkarmıyor ama genel bir pazarlık durumu söz konusu. Hele bazen hep birlikte itiraz edince "bi susun yaaa" diye isyan ediyor. Canım benim, kıyamam ben ona:)

Bu resmi de ameliyattan önceki gün çekmiştik.

13 Aralık 2007 Perşembe

2. gün

Bugün ameliyat sonrası ilk günümüz bitti. Sabah iyi olduğuna dair haber geldi hastaneden rahatladım. Sonra Simay birkaç dakikalığına yanına girmiş. İyiymiş ama çok yorgunmuş. Öğlene doğru ben de Simay'ı almaya gittim hastaneye. Bizim yukarı çıkmamıza izin vermiyorlar. Ablamın arkadaşları gidip haber getiriyor. Bitek doktor olduğu için ablam girebiliyor o da 1-2 dakika.
Öğleden sonra bir parti daha gittik. Simay yine yukarı çıktı 1-2 dakikalığına. Bu arada ben de kapağın çok kireçlendiğini ve aslında ameliyatın çok zor geçtiğini, pompadan çıktıktan sonra fazla kanaması olduğunu ve o yüzden yarım saatte kapanması gereken işlemin 1.5 saat sürdüğünü, gece kanaması olduğunu, ciğerinde sönme olduğu için akşam tüp takıldığını falan öğrendim! Herşey güllük gülistanlık değilmiş meğer. Meğer Simay danası biliyormuş da söylememiş. Ben herşey bitti sanırken Simay bütün geceyi ayakta geçirmiş. Çok kızdım gerçi ama dünkü halimiz düşünülürse sanırım söylemeyerek hepimize iyilik yapmış. Aslında olabilecek komplikasyonlarmış, yani ekstradan bir durum yokmuş ama olmayadabilirdi. İkinci ameliyat olduğu için herşey daha zor ve riskli imiş.
Neyse şimdi durumu iyi diyorlar. Gerçi artık her bilgiye şüpheyle yaklaşıyorum ben de ama, bir terslik olmazsa yarın yoğun bakımdan çıkacak. Ondan sonra odada da kalabalık yapmamıza izin vermeyecekler sanırım. Dönüşümlü dururuz artık yanında. Hele bu geceyi de iyi geçirsin de.

12 Aralık 2007 Çarşamba

Beklemek ne zormuş!

Dün babamı ameliyatı için hastaneye yatırdık. Hepimiz neşeli görünmeye çalışmakla birlikte sinirler hat safhada gergin.
Ben önce açılışı yolda beni sıkıştıran bir araba ile yaptım. Hani biran kendimi arabaya bindirme arzusu ile üzerine doğru sürerken buldum. Neyse o kısmı olaysız atlattık. Sonra nasibini hastanenin kan bankası aldı. Bir önceki gün 5 ünite lazım diyen banka dün 6 ünite dedi. Niye doğru bilgi vermiyorsunuz konusunda ufak bir tartışma çıktı, uzun uzun anlatmıycam ama hemşirenin adını dangoz hemşire koymama yetecek bir atışma ile sona erdi. Gelen bazı arkadaşların (isimlerini burda afişe etmeyeyim) çürük çıkması sonucu(:PpP) Hazineye kan ilanı verip ordan adam toplayarak kan işini hallettik.
Akşama kadar muhabbet falan derken saat 10'da babama uyutmak için ilaç verdiler, biz de evlere dağıldık.
Gün erken başladı. Ben hastaneye 8.30 gibi gittiğimde hemen ablamlar da gelmişti. Babamlar içinse gün 4.30 gibi başlamış. Habire gelip bişeyler yapmışlar. Hele saat 7.30 sularında bir entari giydirmişler, bizimki hiç mutlu değildi. Dünkü traşdan sonra bugünkü entari ile pek sevimli olmuştu:) Babam 2. hasta olduğu için ameliyata10.30 gibi alacaklardı. Ama o 2 saat geçmek bilmedi. Zaman yaklaştıkça babamın heyecanı biraz daha arttı. Biz de belli etmemeye çalışmakla birlikte aynı heyecanı paylaştık. 11'i geçe geldiler almaya. Kafasına yeşil bir bone geçirdiler, sedyeye alıp götürdüler. Odadan öyle çıkınca peşinden gidemedim:( Sanki çok önemliymiş gibi odadaki eşyaları toplamaya başladık. Hepimiz göz temasından kaçarak bir meşgale edindik. Zaten kısa bir süre sonra odayı boşaltıp bir bekleme salonuna geçtik.
Ben 2 gündür her telefonla zırıl zırıl ağlamaya başladığım için telefonları kapatıp kendimi inzivaya çektim. Ve sanırım hayatımın en uzun 6 saati başladı.
Kendimi güçlü zannederdim ama ameliyatı bir türlü aklımdan çıkaramadığım için paralize olmuş vaziyette saplanıp kaldım. 2 saat sonra bizimkilerin zoruyla kalkıp hava almaya çıkmasam sanırım bir diyazem verip beni de yatırmaları gerekecekti. Allahtan dışarı çıktık da temiz hava iyi geldi.
Ablamın arkadaşları sağolsun belli aralıklarla ameliyathaneden canlı yayın yaptılar. Şimdi göğsü açıldı, şimdi kapak değişiyor, pompadan çıktı. Sonuncusuna kadar her haber ayrı bir kriz yarattı bende. Babamı orda öyle çaresiz yatarken düşündükçe dağıldım. Sonuncusunda fışkıran ise mutluluk gözyaşları oldu:) İşin zor kısmı bittikten sonra sanki ameliyat bitmiş gibi sevinçle şakımaya başlamıştım:) Gerçi pompadan ayrılmasından sonra ameliyattan çıkması bir buçuk saat falan sürdü ama o kısım sanki daha bir hızlı geçti.
Ameliyattan çıkıp yoğun bakıma indiği haberi geldiğinde de hepimiz birden rahatlayıp toparlandık. Doktor ameliyatın iyi geçtiğini söyledi. Sağolsun başından sonuna kadar kaldı içerde.
Şimdi 2 gün yoğunbakım süreci. Yarın ablamın girmesine izin verecekler. Bir terslik olmazsa da cumaya odaya çıkar:)