Cumartesi günü günübirlik bir Ankara kaçamağı yaptım. Amaç pisinin babyshower'ına katılmak. Muhtemelen uzun bir süre kendisini göremeyeceğim için kaçırılmaz bir fırsat:)
Bir önceki geceden Ankara soğuk uyarısı aldığımdan sıkı giyinme olayını biraz abartmış, lahana formatında gitmişim. ama iyi oldu üşümedim.
Önce sevgili kölem selim beni karşılayıp Muti'ye götürdü. ama yolda kafes'de durmayı ihmal etmedik. Tabi Kafes'e girince benim gözüm döndü. Kıtlıktan çıkmış gibi "ondan da bundan da" yapınca koca tepsiyle oturduk masaya. allahım o ne güzel muffindı öyle. resmen parmaklarımı yedim. Neyse töhmelemeye 1 kala durmayı başardım. Ardından Muti... tabi garibanımın en yoğun gününü denk getirmem ayrı bir mesele oldu. bir yandan bavul hazırlayacak diğer yandan eve gelen giden vs... kızcağız beni neresine gördü emin değilim.
sonra da saat 2 gibi baby shower. Kapıdan içeri bir girdim, herkes şıkır şıkır. Özge danası bana haber vermediği için ben kotlu!!! evi bir süslemişler, çenem düştü resmen. ilk gelen misafir ben olduğum için diğerlerini karşılama şansım da oldu, yalnız her gelenle benim moral biraz daha yerde. çünkü herkes şıkır şıkır gelmiş, bir ben evin beslemesi modunda. özge'yi bir kaşık suda boğsam yeridir. hayır haberim olsa Max Mara kıyafetimle altına jimmy choo'larımı giyip giderdim:PPP
neyse yavaş yavaş diğer misafirler geldi ve oyun faslına geçildi. İşin ucunda hediyeler olunca oyunlar da ayrı bir şamata geçti. ne oynadık inanın pek anımsamıyorum ama en çok eğlendiğim celebrity babies ve bebek malzemesi oldu. celebrity babies de özge bebe fotosu gösterdi biz de adını ve ana-babasını bilicez. tabi benim olayla hiç alakam yok. ben de başladım soytarmaya. yok özcan deniz - can, hayrinüsa gül - kadriye... bir yandan gülmekten yerlere yatıyorum bir yandan da yazdıklarımı güneş'e gösteriyorum. tabi güneş de koptu ve o da salllamaya başladı. bu arada özge kopya çekiyoruz diye sinir krizine girdi girecek. tabi nerden bilsin biz zırvalıyoruz:)))))
bebek malzemelerinde de alfabenin her harfiyle başlayan bir şey yazacaksın. önce bildiklerimi ciddi ciddi yazdım sonra başladım yine boşluk doldurmaya: N-naftalin, J-jeton, ve en yaratıcısı Ö: ömzük!!! Özge önce direk yazılanları sayınca "allah yutturduk" dedim ama sonra detaya inince o da koptu garibim:))
Akşama o kadar çok yemiş ve gülmüştüm ki resmen yorgunluktan bayılacaktım:) ama çok eğlendim valla:)
akşam nasıl eve geldim, kendimi yatağa attım bilemiyorum:)))
ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
26 Kasım 2012 Pazartesi
4 Ocak 2011 Salı
aloo sesim geliyor mu?
Sabah uyandığımızda önümüzde her zaman 2 seçenek vardır. güne olumlu başlamak veya olumsuz başlamak. ben bir süredir güne olumsuz başlıyorum. içimden mutlu olmak gelmiyor, günü tamamen "günü geçirmek" adına yaşıyorum. birileri bir yerlere çağırırsa gidiyorum, yoksa iş çıkışı eve gelip oturuyorum. canım ne yemek isterse yiyor, ne isterse izliyorum. genelde oyun oynuyorum. hiçbir şeyi sorgulamıyor, sadece zaman geçiriyorum.
e hayata günü geçirme mentalitesi ile yaklaşınca insan ister istemez hayata bakışını da kaybediyor. normalde keyifli gelen, komik gelen şeyleri görmezden geliyor, algısı düşüyor. bir umarsızlık sarıyor dünyayı. yani bana öyle oldu işte. dolayısıyla da blogu da savsakladım. yazasım gelmiyor çünkü aklıma yazacak bişey gelmiyor. çünkü artık algılamıyorum, sadece zaman geçiriyorum. bakmak ve görmek arasındaki fark gibi bir şey sanırım bu.
ben bu durumun az çok neden kaynaklandığını biliyorum. ancak içimden düzeltmek de gelmiyor. şimdilik bu modumdam memnunum. ancak farkındalığım arttıkça kendime gelesim de artmaya başlayabilir bilemiyorum.
aslında sönük geçen son zamanların kısa bir özetini verecek olursam: nedense bu ay hemen her haftasonu ankara'ya gittim. biri iş içindi, diğerleri ziyaret amaçlı. arkadaşları görmek iyi geliyor ne yalan diyim ama koşturmaca içinde geçmesi bayağı yoruyor. o yüzden son ziyareti basit tuttum.
yılbaşında evde oturup tv izleme modundaydım ama kızların ısrarı ve evde oturmanın daha da depresif olacağına inancım sebebiyle son dakika kararı ile ankaraya gittim yine. bu sefer cumadan gidip önce genel müdürlüğe uğradım. herkesleri görmek iyi geldi. özlemişim.
yeni yıla özge'de girdik. gidip quick china'dan yemeğimizi sipariş ettik, keyifle tıkınıp şaraplarımızı yudumladık. sonra tv moduna geçtik. uyuz uyuz koltuklara yayılıp top chefs izledik. saat 12'ye gelirken yerel kanallara dönüp yeni yıla hep birlikte girdik. bekleyecek birşey kalmayınca da 1 olmadan uyuduk.
cumartesi aynı sakinlikte geçti. ben bir arkadaşın evine kahvaltıya gittim. orda da ev hali modundaydık. ardından kızlarla sinema. ve yine eve dönüp pinekleme. nasıl iyi geldi anlatamam.
pazar daha hareketli idi bu sefer. sabah bilge ile kahvaltı, ardından buraklar da geldi, kahve. ardından babama gittim. babama yalnız, sanki annem gezmeye gitmiş. neyse işte, 2 haftadır ziyaretlerim biraz ağır geçiyor. senesi diye mi bilmem, geçen sefer çok ağlamıştım. bu sefer de çok koydu. ne bileyim çok içime veriyor yoklukları. çok manasız geliyor herşey. her neyse, ardından pisi ile kahve içtik ve ben dönüş yoluna düştüm. bir müddet uzak dururum artık yollardan da ankara'dan da... onlar gelsin buraya:)
susan miller ablam 2011 için çok olumlu şeyler söylemiş koçlara. hayatın tersine dönmesini ve şu güzel şeylerin gelmesini bekliycem ben de... işimiz burçlara kaldı, hale bak:))))
e hayata günü geçirme mentalitesi ile yaklaşınca insan ister istemez hayata bakışını da kaybediyor. normalde keyifli gelen, komik gelen şeyleri görmezden geliyor, algısı düşüyor. bir umarsızlık sarıyor dünyayı. yani bana öyle oldu işte. dolayısıyla da blogu da savsakladım. yazasım gelmiyor çünkü aklıma yazacak bişey gelmiyor. çünkü artık algılamıyorum, sadece zaman geçiriyorum. bakmak ve görmek arasındaki fark gibi bir şey sanırım bu.
ben bu durumun az çok neden kaynaklandığını biliyorum. ancak içimden düzeltmek de gelmiyor. şimdilik bu modumdam memnunum. ancak farkındalığım arttıkça kendime gelesim de artmaya başlayabilir bilemiyorum.
aslında sönük geçen son zamanların kısa bir özetini verecek olursam: nedense bu ay hemen her haftasonu ankara'ya gittim. biri iş içindi, diğerleri ziyaret amaçlı. arkadaşları görmek iyi geliyor ne yalan diyim ama koşturmaca içinde geçmesi bayağı yoruyor. o yüzden son ziyareti basit tuttum.
yılbaşında evde oturup tv izleme modundaydım ama kızların ısrarı ve evde oturmanın daha da depresif olacağına inancım sebebiyle son dakika kararı ile ankaraya gittim yine. bu sefer cumadan gidip önce genel müdürlüğe uğradım. herkesleri görmek iyi geldi. özlemişim.
yeni yıla özge'de girdik. gidip quick china'dan yemeğimizi sipariş ettik, keyifle tıkınıp şaraplarımızı yudumladık. sonra tv moduna geçtik. uyuz uyuz koltuklara yayılıp top chefs izledik. saat 12'ye gelirken yerel kanallara dönüp yeni yıla hep birlikte girdik. bekleyecek birşey kalmayınca da 1 olmadan uyuduk.
cumartesi aynı sakinlikte geçti. ben bir arkadaşın evine kahvaltıya gittim. orda da ev hali modundaydık. ardından kızlarla sinema. ve yine eve dönüp pinekleme. nasıl iyi geldi anlatamam.
pazar daha hareketli idi bu sefer. sabah bilge ile kahvaltı, ardından buraklar da geldi, kahve. ardından babama gittim. babama yalnız, sanki annem gezmeye gitmiş. neyse işte, 2 haftadır ziyaretlerim biraz ağır geçiyor. senesi diye mi bilmem, geçen sefer çok ağlamıştım. bu sefer de çok koydu. ne bileyim çok içime veriyor yoklukları. çok manasız geliyor herşey. her neyse, ardından pisi ile kahve içtik ve ben dönüş yoluna düştüm. bir müddet uzak dururum artık yollardan da ankara'dan da... onlar gelsin buraya:)
susan miller ablam 2011 için çok olumlu şeyler söylemiş koçlara. hayatın tersine dönmesini ve şu güzel şeylerin gelmesini bekliycem ben de... işimiz burçlara kaldı, hale bak:))))
14 Aralık 2010 Salı
Nerde kalmıştık?
Garip bir ruh halindeyim son zamanlarda. aslında huzurluyum bir nebze. zorlamıyorum hiçbir şeyi. bazen 1-2 arkadaşla buluşup bişeyler yapıyorum, yoksa evde oturup tv izleyip bilgisayarda oyun oynuyorum. pinek yapıyorum.
iş görüşmesi yapıyorum bir yandan. gerim gerim gerilmiş durumdayım eş zamanlı olarak. görüştüğüm pozisyonlardan birisi ankara'da. dönmek isteyip istemediğimden de emin değilim. bu kadar stres yaptığımı ancak görüşme öncesi ve sonrasında uykusuz geçen geceler neticesinde algıladım.
sonra, dün bir toplantım vardı ankarada, pazardan gittim ben de. ilk karı gördüm:) bembeyaz, karı ne kadar sevdiğimi bir kez daha farkettim. huzur rengi sanırım benim için. gitmişken ankaranın aslında o kadar ürkütücü olmadığını farkettim yeniden. sevdiklerim orda, bildiğim bir şehir...
29 Kasım 2010 Pazartesi
Bir ankara klasiği
Haftasonu Ankara'daydım. Güya haftasonu tatil, ben de dinlenicem ve arkadaşlarımı görücem. Hepsi yalan. ne doğru düzgün bir plan yapmışım giderken, ne organize olmuşum. yine ordan oraya koşturup, görmek istediklerimin bir kısmını göremeyip ve çoook yorulup döndüm eve.
ne mi yaptım? Önce Serkan'a gidip yeninden kumral oldum. Bu kızıl saçın bakımı çok zor anacım. hemen 2 haftada akıp bakır oluyor. 3 haftada bir boyatmak gerekiyor. sonuç hem daha maliyetli hem de saçıma zarar veriyor. sonuç olarak ben yine çikolata kahve.
Kuaför sonrası quick china tavafı. nefis yemeklerle midemi doldurup ardından kahve ritüelleri. akşama las chicas'da atıştırmalık. eve geliş 11, zıbarıp yatış 12.
pazar koğuş kalk 9.30, kahvaltı 10.30. ardından yine kahve ve kabe ziyareti. ardından kabristan ve bu sefer ki yemek noktası recep usta. bu sefer değişiklik yapıp kaburga dolma değil ali nazik ziyafeti. ardından istanbula dönüş. eve varış? sanırım 11 suları...
yorgunluk diz boyu.
and içtim bu cts evden çıkmayıp bir o yana devrilicem bir bu yana:)))
27 Eylül 2010 Pazartesi
Haftanın sözü:)
Cumartesi kızlarla kahve keyfindeyiz. Çene tufanında sıra benim yeni boyanan saçlarım. Kızıl-kırmızı rengi biraz canlı, hani az daha kırmızı olsa çok iddialı olacak. Günün esprisi banyo yaparken kuvette kestiğim kurbanlar ve boyanan havlular. Tabi kızıl çabuk aktığı için sık boyatmak gerekecek. Tam bu muhabbet dönerken mutlu bombayı patlattı: "şimdi saçını ne sıklıkla yıkaman gerek?" özlem ve ben: "?????!!!!! ahahahahhaahhaha, kirlendikçe" garibim banyodaki kurbanlara nasıl konsantre olduysa ne sıklıkla boyatıcan yerine yıkayacan dedi:)))
mutişkom, sağlığına hayatım:) mucks!
mutişkom, sağlığına hayatım:) mucks!
O son kadayıfı yemeyecektim!
Evet, bir Ankara rüzgarı daha fırtına gibi geçti. Gene yedim, içtim, dedikodu yaptım ve kimselere doyamadan döndüm istanbula.
Cuma akşamı eve ulaşmam gece 1:15'i buldu. Pelin'le yaptığımız kısa geyiğin ardından 2 gibi sızdım sanırım. sabah koğuş kalk güya 9-9:30 ama kalkılamadı tabi. E güne rötarlı başlayınca bütün planlar kaydı.
Önce Serkan'a koştum. Serkaaan, beni yeniden kızıl yap diye. Serkan sağolsun yine hünerini gösterip güzel kırmızı-kızıl bir saç yaptı bana. Pelin'e de biraz kahkül kesti. Ardından Banu ile buluşup hızlı bir kahve ve gündem yakalama operasyonu. Bir sonraki durak Özge ile quick china. allahım 2 kişi bir şişe şarap eşliğinde 4 kişilik yemek yedik resmen! Gelişmeler konusunda birbirimizi güncelleyip dedikodularımızı yaptık. Restorandan ayrıldığımızda pek mutlu ancak çatlamak üzereydik. Özge beni Muti, esin ve özlemle buluşmak üzere mineseraya bıraktı. Midem o kadar doluydu ki hazım için 2 kova çay içmem gerekti. Bu kızlarla muhabettimiz daha çok çocuklar ve okulları üzerineydi:) Allahım mama saati kaka saati yerine seninki hangi okula gidecek vs muhabbetine bırakmış. Yaşlanıyor muyuz nedir:( Sonra Özlem geldi. minik kurbağa çok hastalanmış, ama toparlanmaya başlamış. Çocuk faslını kapadıktan sonra dedikodu faslına geçtik. Çok keyifliydi:)
Cumartesinin son durağı Paşaoğulları. 2 yıldır hasret kaldığım yüzlere bir yenisi eklenmişti malum. Sen nasıl güzel bir bebeksin öyle. yeminle içime sokasım geldi oğlanı ama kendisi sadece uzaktan gülücükler atmayı tercih etti. Oğlanlar uykuya gidince biz büyükler güncelleme moduna geçtik. Ben o kadar dolu mideye rağmen dayanamayıp Hülyanın süper kek ve tartından yedim. patla selen!
Gece 1 gibi eve gittiğimde Pelin halimi görüp "ben bu filmi daha önce görmüştüm" diye dalga geçti! ben daha da genişleyen midemle kıvrılıp uyumaya çalıştım:)
Pazar sabahı güne üst komşunun bağırışları ile 8:30 sularında başladık. Anam dedim, benim saykocan gitti ama bunlarınki de pek farklı değilmiş. Habire kavga sesleri vs. Ancak yorgunluk ağır bastığı için tüm gürültüye rağmen 11'e kadar yataktan çıkamadım.
Uyandım ki midem hala dolu! Öğlen Recep'e gidilecek! Kuzen akşam kadayıf yapmış, nasıl de güzel görünüyor! Dayanamadım kahvaltı öncesi 1 dilim kadayıfı lüplettim. kahvaltıyı biraz geçiştirmeye çalıştım ama üzerine 1 koca dilim daha kadayıf götürdüm resmen. Evden çıktığımda yine patlayacak gibiydim.
Pazar programı nispeten daha sakin. Çamay'la kahve, selim ve burakla recep ardından eve dönüş. mideler dolu olunca kahve faslını uzattık biraz. Ancak ben hala acıkmamışım. Burak dalga geçiyor "o son dilim kadayıfı yemeyecektin" diye.
recep'e gittiğimizde üçümüz de aç değildik... ta ki içeri girip de yemek kokusunu alana kadar. sonra nasıl oldu anlamadım kaburga da tava da silinip süpürülmüş, irmik helvasına ek gelen baklavadan iz kalmamış, 2. tur irmik helvası istişare ediliyordu:) masadan kalkabilmek için vince ihtiyaç duyduk resmen. debelenerek kalktık, vedalaşma kısmı çok sıkıcı. selim'le orda ayrıldık, burak'ın vazifesi henüz bitmemişti. Terminal öncesi beni kabristana götürdü, dualarımızı ettikten sonra terminal. Ben orda bir tur soda içerken kendisi spora gitme planları yapıyordu.
yol boyu yediklerimi hazmetmeye çalıştım. kıvran dur. sanki ne zorum varsa...
o son kadayıfı yemeyecektim:)))
....
bu arada bütün haftasonu yediğim yemeklerin etrafında dönen muhabbetler, giderilmeye çalışılan özlemler de bana kalsın:)
Cuma akşamı eve ulaşmam gece 1:15'i buldu. Pelin'le yaptığımız kısa geyiğin ardından 2 gibi sızdım sanırım. sabah koğuş kalk güya 9-9:30 ama kalkılamadı tabi. E güne rötarlı başlayınca bütün planlar kaydı.
Önce Serkan'a koştum. Serkaaan, beni yeniden kızıl yap diye. Serkan sağolsun yine hünerini gösterip güzel kırmızı-kızıl bir saç yaptı bana. Pelin'e de biraz kahkül kesti. Ardından Banu ile buluşup hızlı bir kahve ve gündem yakalama operasyonu. Bir sonraki durak Özge ile quick china. allahım 2 kişi bir şişe şarap eşliğinde 4 kişilik yemek yedik resmen! Gelişmeler konusunda birbirimizi güncelleyip dedikodularımızı yaptık. Restorandan ayrıldığımızda pek mutlu ancak çatlamak üzereydik. Özge beni Muti, esin ve özlemle buluşmak üzere mineseraya bıraktı. Midem o kadar doluydu ki hazım için 2 kova çay içmem gerekti. Bu kızlarla muhabettimiz daha çok çocuklar ve okulları üzerineydi:) Allahım mama saati kaka saati yerine seninki hangi okula gidecek vs muhabbetine bırakmış. Yaşlanıyor muyuz nedir:( Sonra Özlem geldi. minik kurbağa çok hastalanmış, ama toparlanmaya başlamış. Çocuk faslını kapadıktan sonra dedikodu faslına geçtik. Çok keyifliydi:)
Cumartesinin son durağı Paşaoğulları. 2 yıldır hasret kaldığım yüzlere bir yenisi eklenmişti malum. Sen nasıl güzel bir bebeksin öyle. yeminle içime sokasım geldi oğlanı ama kendisi sadece uzaktan gülücükler atmayı tercih etti. Oğlanlar uykuya gidince biz büyükler güncelleme moduna geçtik. Ben o kadar dolu mideye rağmen dayanamayıp Hülyanın süper kek ve tartından yedim. patla selen!
Gece 1 gibi eve gittiğimde Pelin halimi görüp "ben bu filmi daha önce görmüştüm" diye dalga geçti! ben daha da genişleyen midemle kıvrılıp uyumaya çalıştım:)
Pazar sabahı güne üst komşunun bağırışları ile 8:30 sularında başladık. Anam dedim, benim saykocan gitti ama bunlarınki de pek farklı değilmiş. Habire kavga sesleri vs. Ancak yorgunluk ağır bastığı için tüm gürültüye rağmen 11'e kadar yataktan çıkamadım.
Uyandım ki midem hala dolu! Öğlen Recep'e gidilecek! Kuzen akşam kadayıf yapmış, nasıl de güzel görünüyor! Dayanamadım kahvaltı öncesi 1 dilim kadayıfı lüplettim. kahvaltıyı biraz geçiştirmeye çalıştım ama üzerine 1 koca dilim daha kadayıf götürdüm resmen. Evden çıktığımda yine patlayacak gibiydim.
Pazar programı nispeten daha sakin. Çamay'la kahve, selim ve burakla recep ardından eve dönüş. mideler dolu olunca kahve faslını uzattık biraz. Ancak ben hala acıkmamışım. Burak dalga geçiyor "o son dilim kadayıfı yemeyecektin" diye.
recep'e gittiğimizde üçümüz de aç değildik... ta ki içeri girip de yemek kokusunu alana kadar. sonra nasıl oldu anlamadım kaburga da tava da silinip süpürülmüş, irmik helvasına ek gelen baklavadan iz kalmamış, 2. tur irmik helvası istişare ediliyordu:) masadan kalkabilmek için vince ihtiyaç duyduk resmen. debelenerek kalktık, vedalaşma kısmı çok sıkıcı. selim'le orda ayrıldık, burak'ın vazifesi henüz bitmemişti. Terminal öncesi beni kabristana götürdü, dualarımızı ettikten sonra terminal. Ben orda bir tur soda içerken kendisi spora gitme planları yapıyordu.
yol boyu yediklerimi hazmetmeye çalıştım. kıvran dur. sanki ne zorum varsa...
o son kadayıfı yemeyecektim:)))
....
bu arada bütün haftasonu yediğim yemeklerin etrafında dönen muhabbetler, giderilmeye çalışılan özlemler de bana kalsın:)
21 Haziran 2010 Pazartesi
Poğaça 101
Pazar sabahı 10 sularına gerinerek uyandığımda yine mutfaktan sesler gelmeye başlayalı 1-2 saat olmuştu. Esin abla yine güne erken başlamış, bişeyler yapıyor. Kalktım gözümü ovuştura ovuştura gittim yanına, miskin miskin oturdum masaya. Kahvaltı için katmerli poğaça yapıyormuş. 1-2 dakika hamuru açışını izledim sonra hemen gaza geldim. benim bile anlamadığım şekilde "ben de deniyim mi?" çıkıverdi ağzımdan. "gel selen'cim, çok kolay" diyerek verdi oklavayı elime.
ben korka korka başladım açmaya. Önce küçük yuvarlak yapıyorsun 6 tane, sonra onları üstüste koyup yeniden açıyorsun, daha büyük oluyor. şansıma "poğaça 101" dersinin ilk poğaçası mayalı hamurla yapılan cinstenmiş. hamuru nereye çeksen oraya gidiyor. hani yamuk bişey bile olsa çekiştirerek düzgün hale getirebiliyorsun. netekim benimkiler de öyle oldu. ben yamulttum Esin abla düzeltti.
ikinci adım üstüste konmuş altı hamuru daha da açarak genişletmek. daha büyük bir daire olması gerekiyor. Asıl marifet ondan sonraymış meğer: daireyi eşit parçalara bölmek işi. Uzaktan kolay yaaa diye gözüken bu işlem uygulamada pek de kolay değilmiş: tecrübeyle sabit! (üçgenlerimin hali burdan bile belli oluyor!!!)son adım üçgenlerin içine malzeme koyup çeke çeke sarmak. bu adım diğerlerine göre daha kolay, sonuçta dedim ya zaten mayalı hamur. ne tarafa çeksen o tarafa gidiyor:)
ve işte sonuç:
ta-taaaam:))
19 Haziran 2010 Cumartesi
patla selen!!!
gene öküz gibi yedim. hayır öküze hakaret etmeyelim, bugün muhtemelen onu da geçmişimdir:(
Sabah Özge ve Rengin'le kahvaltı yaptık big chef's de. çeşit eskisine göre azalmış olmakla birlikte gene süper bir kahvaltı oldu. 1 sularında Özlem Kaan'ı alıp geldi. Oğlan çattı kaşlarını bana, gülmez allah gülmez:( sevmedi sıpa beni:(
bir sonraki durak quick china. sanki o kahvaltıyı ben yapmamışım gibi bir de açık büfeye gittim. ilk tur millet yerken (selim, dilara, gökhan ve burak) ben midedekileri hazmetmeye çalıştım ama nafile. sonra yemek görüntü ve kokularına dayanamayıp ben de çıktım tura. hatta abartıp 2 tur attım. 5'e doğru vinç geldi beni yerimden kaldırmaya. kızılayda bir soda içip çıtırcan dosyasını kapattıktan sonra kuzenlere geldim. yemek yemeye halim kalmamış olsa da esin ablanın "hafif" tatlısına hayır diyemedim. bugün de patlamadım ya....
Sabah Özge ve Rengin'le kahvaltı yaptık big chef's de. çeşit eskisine göre azalmış olmakla birlikte gene süper bir kahvaltı oldu. 1 sularında Özlem Kaan'ı alıp geldi. Oğlan çattı kaşlarını bana, gülmez allah gülmez:( sevmedi sıpa beni:(
bir sonraki durak quick china. sanki o kahvaltıyı ben yapmamışım gibi bir de açık büfeye gittim. ilk tur millet yerken (selim, dilara, gökhan ve burak) ben midedekileri hazmetmeye çalıştım ama nafile. sonra yemek görüntü ve kokularına dayanamayıp ben de çıktım tura. hatta abartıp 2 tur attım. 5'e doğru vinç geldi beni yerimden kaldırmaya. kızılayda bir soda içip çıtırcan dosyasını kapattıktan sonra kuzenlere geldim. yemek yemeye halim kalmamış olsa da esin ablanın "hafif" tatlısına hayır diyemedim. bugün de patlamadım ya....
10 Mayıs 2010 Pazartesi
Dönmek istemedim.
Dopdolu bir 3 gün geçirdim yine... Kısa da olsa ankara kaçamakları bana çok iyi geliyor. Yoğun ama bir o kadar da keyifli geçiyor.
Cuma sabah Ankara'ya vardığımd hava yazdan çalınmış gibiydi. İstanbul'un serinliğinden sonra son derece iyi geldi. 1'deki randevuma kadar olan 1.5 saati Tunalı'daki starbucksda önümde laptop, elimde kahvem ile geçirdim. Sonra düğün hazırlıklarına başlamak üzere yola koyuldum.
Saçım başım yapıldıktan sonra soluğu Hazine'de aldım. Arkadaşları görmek öyle keyifliydi ki... Fazla kişiye yakalanmamaya çalışarak maksimum ziyareti sığdırdım 1.5 saate. Sonra Özge ile çıkıp onun hazırlıklarını tamamladık, üstümüzü giyinip ordu evine gittik.
Düğün pek eğlenceli idi, 2 köçek olarak müzik bitene kadar oynadık. Hatta öyle bir an geldi ki koca salonda oynayan bir tek biz vardık. Tüm ağlamalarıma karşın Özge sağolsun "en iyi arkadaşımın düğününde oynamıycam da ne zaman oynıycam" diye beni de oturtmadı. Netice olarak arabaya giderken ayakkabılarımı elime almak zorunda kaldım:))))
Cts güne big chef's de kahvaltı ritüeli ile başladık. Ardından 1 saatlik Defne molası ve arkadaş ziyaretleri. Bu sefer değişiklik olarak Kızılay ve etrafında takıldım cts günü. Aslında kaleye gezmeye gitmek istiyordum ama ayakkabılarım oralarda dolanmaya müsait olmayınca programı bira ve tavla moduna çevirdik:)
Pazar daha sakindi. Sabah kabristan ziyareti, ardından kafesde hasret gidermece... Pazar gününün nostaljisi kuğulu park'tı. Ankara'nın göbeğinde küçük bir huzur kaçamağı. Anneler günü diye canlı müzik de vardı ortamda.. Öyle huzurlu birkaç saat geçirdim ki orda...
Dönüşte kapanan havadan mı yoksa 3 günlük kaçamağın etkisinden mi kendimi boğuluyormuş gibi hissediyordum. Hiç dönmek istemedim bu sefer. Evim bile gözümde tütmedi. Daha görecek ne çok arkadaş vardı... Çok zor ayrıldım bu kez...
Cuma sabah Ankara'ya vardığımd hava yazdan çalınmış gibiydi. İstanbul'un serinliğinden sonra son derece iyi geldi. 1'deki randevuma kadar olan 1.5 saati Tunalı'daki starbucksda önümde laptop, elimde kahvem ile geçirdim. Sonra düğün hazırlıklarına başlamak üzere yola koyuldum.
Saçım başım yapıldıktan sonra soluğu Hazine'de aldım. Arkadaşları görmek öyle keyifliydi ki... Fazla kişiye yakalanmamaya çalışarak maksimum ziyareti sığdırdım 1.5 saate. Sonra Özge ile çıkıp onun hazırlıklarını tamamladık, üstümüzü giyinip ordu evine gittik.
Düğün pek eğlenceli idi, 2 köçek olarak müzik bitene kadar oynadık. Hatta öyle bir an geldi ki koca salonda oynayan bir tek biz vardık. Tüm ağlamalarıma karşın Özge sağolsun "en iyi arkadaşımın düğününde oynamıycam da ne zaman oynıycam" diye beni de oturtmadı. Netice olarak arabaya giderken ayakkabılarımı elime almak zorunda kaldım:))))
Cts güne big chef's de kahvaltı ritüeli ile başladık. Ardından 1 saatlik Defne molası ve arkadaş ziyaretleri. Bu sefer değişiklik olarak Kızılay ve etrafında takıldım cts günü. Aslında kaleye gezmeye gitmek istiyordum ama ayakkabılarım oralarda dolanmaya müsait olmayınca programı bira ve tavla moduna çevirdik:)
Pazar daha sakindi. Sabah kabristan ziyareti, ardından kafesde hasret gidermece... Pazar gününün nostaljisi kuğulu park'tı. Ankara'nın göbeğinde küçük bir huzur kaçamağı. Anneler günü diye canlı müzik de vardı ortamda.. Öyle huzurlu birkaç saat geçirdim ki orda...
Dönüşte kapanan havadan mı yoksa 3 günlük kaçamağın etkisinden mi kendimi boğuluyormuş gibi hissediyordum. Hiç dönmek istemedim bu sefer. Evim bile gözümde tütmedi. Daha görecek ne çok arkadaş vardı... Çok zor ayrıldım bu kez...
26 Nisan 2010 Pazartesi
Yoruldum be yav
cumayı yazdık da gerisine fırsat kalmamış.
Cumartesinin cumadan pek farkı yoktu. Bu sefer 10'da düştük yola. Önce yedikule zindanları ardından Fatih Camii. Fatih'de biraz gerilmedim desem yalan olur. Ortam bana pek uymuyordu. Gelen kadın ve erkek güruhunu normalde görsem kaçarım. Üstelik ortamda onlar çoğunlukta olduğu için ben kıyafetimden rahatsız olur montumu üzerime giyip dolaşmaya öyle devam ettim.
Fatih camiinden çıkıp Vefa'ya indik, biraz oralarda dolanıp Sur Ocakbaşı'nda -ki Burak daha gelmeden sayıklıyordu- yemeğimizi yedik. Gerçi yemek yedik diyerek geçiştirmek bir hakaret olur. Önden gelen içli köfte ve patlıcan dolma ile parmakları yedik. Büryan kebabı tarzımız değilmiş ama ardından bir sur tatlısı geldi kiiii... ben daha önce böyle bişey yemedim, bir daha da yiyemem sanırım... hala tadı damağımda:)
Vefa'dan sonra indik sahile, Fener-Balata dolandık biraz sonra artık pilimiz bitince pierre lotiye çıkıp çaylarımızı içtik ve dönüş yoluna geçtik. Böyle özet geçtiğime bakmayın gene eve geldiğimizde 8 idi saat. Ardından ben bavulumu hazırladım ve 10'a doğru ankaraya gitmek üzere evden çıktık.
Tren yolculuğu pek zevkliydi. Aslında o kadar yorgunduk ki tren hareket eder etmez yataklarımızı açıp sızdık. Sabah 6:40 da kondüktör kalkın düdüğü çaldığında ben pek mutsuz oldum:(
Pazar klasik ankara koşturmacası. Kuzen, kuaför, arkadaş ziyareti vs. Pazartesi toplantılar. Ben gene hayran olduğum şahsi gördüm... o saattir meeliyorum:)))
Cumartesinin cumadan pek farkı yoktu. Bu sefer 10'da düştük yola. Önce yedikule zindanları ardından Fatih Camii. Fatih'de biraz gerilmedim desem yalan olur. Ortam bana pek uymuyordu. Gelen kadın ve erkek güruhunu normalde görsem kaçarım. Üstelik ortamda onlar çoğunlukta olduğu için ben kıyafetimden rahatsız olur montumu üzerime giyip dolaşmaya öyle devam ettim.
Fatih camiinden çıkıp Vefa'ya indik, biraz oralarda dolanıp Sur Ocakbaşı'nda -ki Burak daha gelmeden sayıklıyordu- yemeğimizi yedik. Gerçi yemek yedik diyerek geçiştirmek bir hakaret olur. Önden gelen içli köfte ve patlıcan dolma ile parmakları yedik. Büryan kebabı tarzımız değilmiş ama ardından bir sur tatlısı geldi kiiii... ben daha önce böyle bişey yemedim, bir daha da yiyemem sanırım... hala tadı damağımda:)
Vefa'dan sonra indik sahile, Fener-Balata dolandık biraz sonra artık pilimiz bitince pierre lotiye çıkıp çaylarımızı içtik ve dönüş yoluna geçtik. Böyle özet geçtiğime bakmayın gene eve geldiğimizde 8 idi saat. Ardından ben bavulumu hazırladım ve 10'a doğru ankaraya gitmek üzere evden çıktık.
Tren yolculuğu pek zevkliydi. Aslında o kadar yorgunduk ki tren hareket eder etmez yataklarımızı açıp sızdık. Sabah 6:40 da kondüktör kalkın düdüğü çaldığında ben pek mutsuz oldum:(
Pazar klasik ankara koşturmacası. Kuzen, kuaför, arkadaş ziyareti vs. Pazartesi toplantılar. Ben gene hayran olduğum şahsi gördüm... o saattir meeliyorum:)))
22 Şubat 2010 Pazartesi
yine deli gibi yedim!
Keyifli bir haftasonunu daha geride bıraktım. Çok hızlı geçti ama tadı çok güzeldi.
Cuma akşamı 6 sularında çıktım yola, önce havaalanına ardından Ankara'ya vardım. Özge aldı beni Havaş'dan (gene bekletti kadın ama bu sefer 2-3 dakika:Pp). Doğru eve yollandık. TV karşısında pineklerken "what happens in Vegas" izledik. Çok keyifli bir filmmiş, bayağı güldüm izlerken. Bu arada Özge'nin evinde 2 kedi var, ben aslında kedi sevmem ama bunlar pek sakin iran kedileri, nerdeyse sevdim de diyebilirim yani:)
Cumartesi güne 9 gibi başladık. Önce ben Sunny'i çekyatın altında ezmeye kalktım, sonra da üzerine basmaya çalıştım:) Allahtan kalıcı bir hasar vermeden çıktım evden. Sağolsun Özge beni şehre bıraktı. İlk aktivite SGK'dan Sema ve Merih hanımla buluşmak. Onlarla hasret dolu kahvaltının ardından kendimi kuaföre attım. Serkan'cığımı da özlemişim netekim. Serkan'dan beni Burak aldı ve Selim'le buluşmaya Quick China'ya gittik. QC'nın açık büfesi süper oluyor. Netekim yine öyleydi, kendimizi kaybederek yemeklerimizi yedik. Sonra da hazmetmek için Arjantin Starbucks'da aldık soluğu. duble espressolu amerikanolar ile anca kendimize geldik. saat 5:30 sularında onlardan ayrılıp Mutişkomla buluştum. Kısa ama koyu sohbetin ardından o da beni Gordion'a taşıdı. Günün son organizasyonu Özge ve Rengin'le akşam yemeği idi. Kızlarla Gordion'da buluşup kısa bir hediye alışverişinin ardından yemeğe yollandık. Bu seferki adres Sushisu. Yine doğu mutfağı. Tabi bu arada ben töhmeleme formatında olduğum için önce azar sonra sitem işittim:) onlar çok aç ben tok olunca onlar yedi ben izledim. Ancak 2. turda sushi ve pad thai tadına baktım. Sushi'si çok başarılı idi. yemekse fena değildi.
Cts akşamını çok uzatmadan noktaladık. Eve dönüp yine TV izledik vs. Akşam yine 12 sularında sızdık.
Pazar sabahı pek bir maceralı başladı benim için. Akşam yattığım çekyat kayıp ayrılmaya çalışmıştı. Sabah bir baktık ki ayakları çıkmış. Özge ile onu takmaya çalışırken yaptığım salak bir hareket sonucunda çekyat elime kapandı. Biran olduğum yerde donup kaldım, hasarı idrak etmeye çalıştım. Bu arada Özge panik içeri buz getirmeye koştu. Onu sakinleştirmek amacıyla ben de mutfağa gittim. Hasar çok değil, biraz sıyrık ve morluk. Ama sanırım ufak bir şoka girmiş olmalıyım ki mutfakta birden kulaklarım uğuldamaya ve gözüm kararmaya başladı. Oturduğum yerde bayılcak gibi hissedip kendimi koltuğa zor attım. sanırım tansiyonum düştü. Neyse 3-5 dakikaya kendime gelmiştim. yazık kızlar da öyle korktu ki ben daha sakindim resmen:)
Sabah maceramın sonrasında son aktiviteme doğru özge'cik gene taşıdı beni. Bu sefer dido ve cimcime ile kahvaltı. Malum mübarek 3 aylara girdik:) Burak da geldi kahvaltıya. Biz hala dünden tokuz resmen ama bu yine de kahvaltı tabaklarını silip süpürmemize engel olmadı. 12:30 gibi ordan çıktık. havaş'a gitmeden önce burak beni babama götürdü. ve anneme tabi. nasıl özlemişim anlatamam. çok ilginç, insan mezarı başında bu kadar yakın hisseder mi kendini... orda öyle oturup beklemek istedim ama hem yağmur yağıyordu hem de otobüse yetişmem gerekiyordu, vedalaşıp ayrıldım.
Ardından dönüş yolculuğu. 5 falandı eve geldim. bişeyler yiyip kestirdim. 10'da kalkıp star wars izledim ve tekrar yattım.
ya bu aralar beni sanırım gene çeçe sineği soktu. Uyuduğum saatlerin haddi hesabı yok... karpuz da yata yata büyürmüş ama:PpP
Cuma akşamı 6 sularında çıktım yola, önce havaalanına ardından Ankara'ya vardım. Özge aldı beni Havaş'dan (gene bekletti kadın ama bu sefer 2-3 dakika:Pp). Doğru eve yollandık. TV karşısında pineklerken "what happens in Vegas" izledik. Çok keyifli bir filmmiş, bayağı güldüm izlerken. Bu arada Özge'nin evinde 2 kedi var, ben aslında kedi sevmem ama bunlar pek sakin iran kedileri, nerdeyse sevdim de diyebilirim yani:)
Cumartesi güne 9 gibi başladık. Önce ben Sunny'i çekyatın altında ezmeye kalktım, sonra da üzerine basmaya çalıştım:) Allahtan kalıcı bir hasar vermeden çıktım evden. Sağolsun Özge beni şehre bıraktı. İlk aktivite SGK'dan Sema ve Merih hanımla buluşmak. Onlarla hasret dolu kahvaltının ardından kendimi kuaföre attım. Serkan'cığımı da özlemişim netekim. Serkan'dan beni Burak aldı ve Selim'le buluşmaya Quick China'ya gittik. QC'nın açık büfesi süper oluyor. Netekim yine öyleydi, kendimizi kaybederek yemeklerimizi yedik. Sonra da hazmetmek için Arjantin Starbucks'da aldık soluğu. duble espressolu amerikanolar ile anca kendimize geldik. saat 5:30 sularında onlardan ayrılıp Mutişkomla buluştum. Kısa ama koyu sohbetin ardından o da beni Gordion'a taşıdı. Günün son organizasyonu Özge ve Rengin'le akşam yemeği idi. Kızlarla Gordion'da buluşup kısa bir hediye alışverişinin ardından yemeğe yollandık. Bu seferki adres Sushisu. Yine doğu mutfağı. Tabi bu arada ben töhmeleme formatında olduğum için önce azar sonra sitem işittim:) onlar çok aç ben tok olunca onlar yedi ben izledim. Ancak 2. turda sushi ve pad thai tadına baktım. Sushi'si çok başarılı idi. yemekse fena değildi.
Cts akşamını çok uzatmadan noktaladık. Eve dönüp yine TV izledik vs. Akşam yine 12 sularında sızdık.
Pazar sabahı pek bir maceralı başladı benim için. Akşam yattığım çekyat kayıp ayrılmaya çalışmıştı. Sabah bir baktık ki ayakları çıkmış. Özge ile onu takmaya çalışırken yaptığım salak bir hareket sonucunda çekyat elime kapandı. Biran olduğum yerde donup kaldım, hasarı idrak etmeye çalıştım. Bu arada Özge panik içeri buz getirmeye koştu. Onu sakinleştirmek amacıyla ben de mutfağa gittim. Hasar çok değil, biraz sıyrık ve morluk. Ama sanırım ufak bir şoka girmiş olmalıyım ki mutfakta birden kulaklarım uğuldamaya ve gözüm kararmaya başladı. Oturduğum yerde bayılcak gibi hissedip kendimi koltuğa zor attım. sanırım tansiyonum düştü. Neyse 3-5 dakikaya kendime gelmiştim. yazık kızlar da öyle korktu ki ben daha sakindim resmen:)
Sabah maceramın sonrasında son aktiviteme doğru özge'cik gene taşıdı beni. Bu sefer dido ve cimcime ile kahvaltı. Malum mübarek 3 aylara girdik:) Burak da geldi kahvaltıya. Biz hala dünden tokuz resmen ama bu yine de kahvaltı tabaklarını silip süpürmemize engel olmadı. 12:30 gibi ordan çıktık. havaş'a gitmeden önce burak beni babama götürdü. ve anneme tabi. nasıl özlemişim anlatamam. çok ilginç, insan mezarı başında bu kadar yakın hisseder mi kendini... orda öyle oturup beklemek istedim ama hem yağmur yağıyordu hem de otobüse yetişmem gerekiyordu, vedalaşıp ayrıldım.
Ardından dönüş yolculuğu. 5 falandı eve geldim. bişeyler yiyip kestirdim. 10'da kalkıp star wars izledim ve tekrar yattım.
ya bu aralar beni sanırım gene çeçe sineği soktu. Uyuduğum saatlerin haddi hesabı yok... karpuz da yata yata büyürmüş ama:PpP
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

