geçen hafta "roberto bolle and friends" isimli bir dans gösterisine gittim o dizle. roberto abim dünyanın en ünlü baletlerinden biriymiş. 9 arkadaşı ile birlikte bir gösteri hazırlamışlar. bir bale sever olarak ben de göreyim istedim.
gittik perşembe akşamı harbiye açık havaya... mekan güzel ama dize pek uygun değil. neyse dizi geçtim. gösteri başladı. 10 bağımsız 5-10 dakikalık parçadan oluşuyordu. her parçada 2 dansçı. bazıları klasik balelerden sahneler bazıları bağımsız modern danslar. ilk parça çok bayıktı. allahım neye geldik biz falan olduk. 2. de aynı şekilde. romeo juliet mi ne ondan bir parça. hay allah bunca para boşa gitti höf pöf yaparken 3. parçada (Les Indomptes) 2 abi (bubenicek kardeşler) çıktı sahneye. ağzımız bir karış izledik. sanırım gösterinin en çok alkışını bu parça aldı.
benim en favorim alicia amatrian ve jason reilly'nin dans ettiği "mona lisa" isimli parça oldu. gıcırtı kılıklı bir müzikle bu kadar güzel gösteri yapılamazdı bence. tek kelimeyle ba-yıl-dım.
ahanda buldum:
sonra gene klasikler baydı. en eğlenceli parça ise "ballet 101". bunda da jason abi dansetti yine. bir adet uzun basket şortu ve t-shirtle çıktı sahneye. narrator bir amca baleyi anlatmaya başladı. bale 100 hareketten oluşur. 101 de denebilir diye giriş yaptı. sonra 100 hareketi sırayla tanıttılar jason ile birlikte. hareketleri tek tek yaptıktan sonra narrator rasgele numaralar söylemeye ve jason da onları yapmaya başladı. işte o anda balenin aslında bireysel adımların birleşmesinden oluştuğunu idrak ettim. hiç öyle düşünmemiştim. birbirini takip eden duruş biçimleri aslında. sonuna doğru anlatan o kadar hızlandı ki sonuçta sanki yandı gibi oldu ve jason yorgunluktan yığıldı... "and 101" diyerek bitirdiler.:)))
benim fizyoterapistim de gidecekti gösteriye. cts günü "beğendiniz mi" dedim. "iyi ki arkadaşlarını da getirmiş" dedi. 5 dakika falan güldüm resmen. hani gösteri ancak bu kadar güzel yorumlanabilirdi. bayıldım resmen.
aktivite etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aktivite etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Temmuz 2011 Cumartesi
13 Şubat 2011 Pazar
Şimdi detaylar
Cuma akşamı geldi Selim'cim. Akşam uzatmadan uyuduk.
Cumartesi günün planı önce büyükada ardından ekşisözlüğün yaşgünü partisi. koğuş kalk 8:40. 9 gibi evden çıkıp doğru bostancıdaki motor iskelesine. gidip adada kahvaltı yapalım, keyfini çıkaralım modundayız. tabi adaya varana kadar 10:30 olunca tırmaladık resmen.
sonra hayatımızın hatasını yapıp mado'ya oturduk. ya bu mado neden bu kadar bozdu? giderek daha dayanılmaz oluyorlar. önce sütlü tatlıları rezil oldu şimdi de börekleri. kahvaltı ise vasat altıydı. üstelik beğenmeyip gönderdiğimiz böreğin parasını da utanmadan almışlar. herneyse uzatmadan kahvaltımızı yiyip ayrıldık ordan. önce biraz dolandık etrafta sonra atladık bir faytona çıktık ada turuna. ada kararı verdiğimizde "aya yorgiye çıkmam" demiştim. o tepe öldürüyor beni. ancak oraya gelince de adaya kadar gelinip de çıkılmaz mı diyerek selim'i de sürükledim tepeye. tabi çıkmamız biraz zaman aldı, fazlasıyla da efor. ama çıktık, tepede çayımızı içip döndük. biraz daha oyalanıp dönüş yoluna geçtik.
kabataş motoru iptal olduğundan mecburen bostancıya gidip ordan dolmuş bindik. biran önce taksime varıp parti öncesi kokoreç yeme hayalindeyiz. taksime vardık ama nasıl açız. hedefe kitlenmiş bir şekilde şampiyona uçtuk resmen. daha doğrusu ben uçtum selim peşimden geldi:) neler yediğimizi söylemeye gerek yok ama kalktığımızda patlamak üzereydik. ardından daha sakin bir tempoyla hiltona yöneldik.
ekşisözlüğün yaşgünüsüymüş 15'i. cts partisine yazarlar davetli. ben de +1 kontenjanındayım. yanlış kapıdan girmişiz, convention centera gelirken baktık kimse yok, allah allah abartmışlar herhalde derken birden yanlış açıdan yaklaştığımızı farkettik. kapıda bir kuyruk var ki aman allahım. lannn ben bunu beklemem diye düşünürken yazarlara gönderilen şifrelere göre önden girme şansımız olduğunu öğrenip süzülüverdik içeri.
gece için söyleyebileceğim organizasyon güzel ama program zayıftı. adamlar her detayı düşünmüş. içeri girmekte zorlananlar hariç. fiat standından parmak güreşi yapıp araba şeklinde mouse kazandım:) ünlü'nün konseri vardı, resmen kaçtık. sonra bedük bekledik ama zaten yorgunuz bayağı zorlandık. derken bedük çıktı. selim çok keyifli ama bana çok hitap etmedi. belim de ağrımaya başlayınca 12 gibi pes ettim ben. ufak bir kızılkayalar yapıp eve geldik ama nasıl geldim, nasıl uyudum bilmiyorum.
pazar günü cts kahvaltısını affettirmek için beylerbeyine gittik. orda villa bosforus kahvaltısına ve manzarasına hastayım ben. keyifli keyifli kahvaltımızı yapıp "oh"larımızı çektik... taa ki....
taa ki ben etrafta sigara kokusu alana kadar. bir baktım her masa tüttürüyor. leeyyynn oldum hemen ve anında cazladım. garsonlara dedim ne iş. derken 1 masa hariç diğerleri söndürdü. o masa ısrarla devam etti. garson da uyarmıyor. 3. uyarımda garson gidip söyledi. önce söndürdüler, biraz sonra yeniden yaktılar. ben iyice sinirlendim. hem mekana hem adamlara. bu sefer adamların fotosunu çektim. adamlar dediğim 2 adam 4 kokoş kadın. fotolarını çektiğimi görünce bir huzursuz oldular. neyse bizim kalkma vakti geldi. hesabı aldık, gidip adamlara laf edecektim ama anlamazlar diye vazgeçtim. yine de giderken mekan yetkilisine bayağı bir laf ettim. çok severek geliyordum ama adamlara izin verdiniz, çok hayal kırıklığına uğradım vs. orası güya sigara içilen bölgeymiş ama kapalı alan, nasıl sigara içilebilir. dedim ki fotoğraflarını çektim, şikayet etsem sizin başınız ağrır, sırf burayı sevdiğim için bu seferlik etmiycem. neyse adam özür diledi vs çıktık.
tam ben arabaya bindim gidicem, masadaki adamlardan biri koşarak geldi. neden sorun çıkarmışım, huzur kaçırmışım falan. adam bir de üste çıkmaya çalışıyor. adama kapalı mekan dedim. anlamıyor hala. sonunda bana bir de "sabit fikirli" falan deyince "tamam kardeşim, size laf anlatamam" diyerek ayrıldım ordan.
ama adamın öyle titreyerek gelmesi kopardı beni. kendi saygısızlığı değil de beni suçluyor salak. ben de adamların huzurunu da kaçırmış olmanın verdiği keyifle noktaladım olayı.
bir de öğleden sonra sahilyolu hadisesi var ama onu anlatamıycam şimdi. yoruldum. ama sonuç olarak bir senelik deşarjımı oldum:))))
selim 4:30 gitti:( ben yorgun yığıldım. birazdan da sızıcam işte...
Cumartesi günün planı önce büyükada ardından ekşisözlüğün yaşgünü partisi. koğuş kalk 8:40. 9 gibi evden çıkıp doğru bostancıdaki motor iskelesine. gidip adada kahvaltı yapalım, keyfini çıkaralım modundayız. tabi adaya varana kadar 10:30 olunca tırmaladık resmen.
sonra hayatımızın hatasını yapıp mado'ya oturduk. ya bu mado neden bu kadar bozdu? giderek daha dayanılmaz oluyorlar. önce sütlü tatlıları rezil oldu şimdi de börekleri. kahvaltı ise vasat altıydı. üstelik beğenmeyip gönderdiğimiz böreğin parasını da utanmadan almışlar. herneyse uzatmadan kahvaltımızı yiyip ayrıldık ordan. önce biraz dolandık etrafta sonra atladık bir faytona çıktık ada turuna. ada kararı verdiğimizde "aya yorgiye çıkmam" demiştim. o tepe öldürüyor beni. ancak oraya gelince de adaya kadar gelinip de çıkılmaz mı diyerek selim'i de sürükledim tepeye. tabi çıkmamız biraz zaman aldı, fazlasıyla da efor. ama çıktık, tepede çayımızı içip döndük. biraz daha oyalanıp dönüş yoluna geçtik.
kabataş motoru iptal olduğundan mecburen bostancıya gidip ordan dolmuş bindik. biran önce taksime varıp parti öncesi kokoreç yeme hayalindeyiz. taksime vardık ama nasıl açız. hedefe kitlenmiş bir şekilde şampiyona uçtuk resmen. daha doğrusu ben uçtum selim peşimden geldi:) neler yediğimizi söylemeye gerek yok ama kalktığımızda patlamak üzereydik. ardından daha sakin bir tempoyla hiltona yöneldik.
ekşisözlüğün yaşgünüsüymüş 15'i. cts partisine yazarlar davetli. ben de +1 kontenjanındayım. yanlış kapıdan girmişiz, convention centera gelirken baktık kimse yok, allah allah abartmışlar herhalde derken birden yanlış açıdan yaklaştığımızı farkettik. kapıda bir kuyruk var ki aman allahım. lannn ben bunu beklemem diye düşünürken yazarlara gönderilen şifrelere göre önden girme şansımız olduğunu öğrenip süzülüverdik içeri.
gece için söyleyebileceğim organizasyon güzel ama program zayıftı. adamlar her detayı düşünmüş. içeri girmekte zorlananlar hariç. fiat standından parmak güreşi yapıp araba şeklinde mouse kazandım:) ünlü'nün konseri vardı, resmen kaçtık. sonra bedük bekledik ama zaten yorgunuz bayağı zorlandık. derken bedük çıktı. selim çok keyifli ama bana çok hitap etmedi. belim de ağrımaya başlayınca 12 gibi pes ettim ben. ufak bir kızılkayalar yapıp eve geldik ama nasıl geldim, nasıl uyudum bilmiyorum.
pazar günü cts kahvaltısını affettirmek için beylerbeyine gittik. orda villa bosforus kahvaltısına ve manzarasına hastayım ben. keyifli keyifli kahvaltımızı yapıp "oh"larımızı çektik... taa ki....
taa ki ben etrafta sigara kokusu alana kadar. bir baktım her masa tüttürüyor. leeyyynn oldum hemen ve anında cazladım. garsonlara dedim ne iş. derken 1 masa hariç diğerleri söndürdü. o masa ısrarla devam etti. garson da uyarmıyor. 3. uyarımda garson gidip söyledi. önce söndürdüler, biraz sonra yeniden yaktılar. ben iyice sinirlendim. hem mekana hem adamlara. bu sefer adamların fotosunu çektim. adamlar dediğim 2 adam 4 kokoş kadın. fotolarını çektiğimi görünce bir huzursuz oldular. neyse bizim kalkma vakti geldi. hesabı aldık, gidip adamlara laf edecektim ama anlamazlar diye vazgeçtim. yine de giderken mekan yetkilisine bayağı bir laf ettim. çok severek geliyordum ama adamlara izin verdiniz, çok hayal kırıklığına uğradım vs. orası güya sigara içilen bölgeymiş ama kapalı alan, nasıl sigara içilebilir. dedim ki fotoğraflarını çektim, şikayet etsem sizin başınız ağrır, sırf burayı sevdiğim için bu seferlik etmiycem. neyse adam özür diledi vs çıktık.
tam ben arabaya bindim gidicem, masadaki adamlardan biri koşarak geldi. neden sorun çıkarmışım, huzur kaçırmışım falan. adam bir de üste çıkmaya çalışıyor. adama kapalı mekan dedim. anlamıyor hala. sonunda bana bir de "sabit fikirli" falan deyince "tamam kardeşim, size laf anlatamam" diyerek ayrıldım ordan.
ama adamın öyle titreyerek gelmesi kopardı beni. kendi saygısızlığı değil de beni suçluyor salak. ben de adamların huzurunu da kaçırmış olmanın verdiği keyifle noktaladım olayı.
bir de öğleden sonra sahilyolu hadisesi var ama onu anlatamıycam şimdi. yoruldum. ama sonuç olarak bir senelik deşarjımı oldum:))))
selim 4:30 gitti:( ben yorgun yığıldım. birazdan da sızıcam işte...
2 Şubat 2011 Çarşamba
Bir eksiğim bu kalmıştı
Geçen hafta yarım kalan beynimle, düşünmeden bir tatil planına evet dedim ve hatta yine düşünmeden biletimi bile aldım. düşünmeden diyorum çünkü gerçekten külfet/nimet dengesi incelemesi vs yapmadım. sonuç, dönüşü olmayan bir yola girdik.
efenim plan martta 1 hafta bansko mudur nedir oraya gitmek. iyi tamam gidelim. biletler ucuz, otel pahalı değil ama otu püsürü derken maliyet giderek artıyor. en eziyeti ise vize. aptal bulgarlar sanki ülkelerinde gözümüz varmış gibi vize koymuş. evet, yeşile bile. belge olarak da annenizin nikahını getirin demişler. yok sgk belgesi, yok 2 nüsha (asıl olacak) seyahat sigortası, biyometrik resim her ne ise ondan, hesap cüzdanı, vize parası, uçak bileti, otel rezervasyonu, ayak kalıbı, diş filmi, akciğer sintigrafisi, iyi hal kağıdı:PpP... tamam son 4 kalemi ben uydurdum ama onları da isteseler şaşırmazdım. tüm bunları toplayıp bir de vize başvuru formu dolduracakmışız. tatile gidiyoz yaa hepi topu, vatandaşlık başvurusunda bulunmuyoruz yani.
valla şu vize eziyetini önden farketseydim hiç bulaşmazdım. zaten nedense böyle bir isteksiz isteksiz gidiyorum ama... neyse hadi bakalım...
efenim plan martta 1 hafta bansko mudur nedir oraya gitmek. iyi tamam gidelim. biletler ucuz, otel pahalı değil ama otu püsürü derken maliyet giderek artıyor. en eziyeti ise vize. aptal bulgarlar sanki ülkelerinde gözümüz varmış gibi vize koymuş. evet, yeşile bile. belge olarak da annenizin nikahını getirin demişler. yok sgk belgesi, yok 2 nüsha (asıl olacak) seyahat sigortası, biyometrik resim her ne ise ondan, hesap cüzdanı, vize parası, uçak bileti, otel rezervasyonu, ayak kalıbı, diş filmi, akciğer sintigrafisi, iyi hal kağıdı:PpP... tamam son 4 kalemi ben uydurdum ama onları da isteseler şaşırmazdım. tüm bunları toplayıp bir de vize başvuru formu dolduracakmışız. tatile gidiyoz yaa hepi topu, vatandaşlık başvurusunda bulunmuyoruz yani.
valla şu vize eziyetini önden farketseydim hiç bulaşmazdım. zaten nedense böyle bir isteksiz isteksiz gidiyorum ama... neyse hadi bakalım...
31 Ocak 2011 Pazartesi
toplantı, kayak mayak...
Geçen haftanın kabusu güzel bitti. Ertesi gün adamlar arayıp hem de en üst düzeyden randevu verdiler. Benim moral yükseldi. Cuma günü de o toplantı senin bu toplantı benim gezip durduk. sabah 7'de çıktım evden, akşam 7de girdim içeri.
Cumartesi Burak ve Derya burdaydı. Yapıştım peşlerine. önce pera müzesine gittik. frida ile diego'nun sergisine. 5. kattan başladık. en üst 2 kat çarlık rusyasına ait tablolar. ben sanattan anlayan bir insan olmadığım için bakıp 10 dakikada gezebilecekken müzeyi resime ilgili insanlarla dolaşınca resim başına 5-10 dakika harcadık. 3. kattaki fridaya ulaştığımızda ben baygınlık geçirmek üzereydim. zaten kendilerine de söyledim. başka hiçbir güç beni getiremezdi diye. sonra fridaları da gezdik, bir alt katta osman hamdi beyin kaplumbağa terbiyecisi ile selamlaştık ve çıktık.
Sonra bir kahve molası ardından acıkaraktan Sur Ocakbaşı... Sonumuz olan durak burası oldu. kendimizden geçerek yediğimiz yemeğin ardından hazmetmek için çok çaba harcadık. Üzerine sıcak şarap ve çay içtik. akşam 9 sularında çökmüş şekilde dağıldık.
Pazar benim kayak günümdü. Sabah 4'de kalkıp yola çıktım gene. kartalkaya 4 saat. gittik, hava çok soğuk, hafif sis var. biz piste çıktıktan sonra sis dağılır gibi yaptı ama kar yağıyor inceden. hava kötü diye çok az insan gelmiş, o bakımdan kalabalık değil süper ama sis ve kardan göz gözü görmüyor. son turumda resmen chocolate'tan gelen müzik sesini takip ederek yön buldum.
bu haftanın başarısı çok dik bir tepeyle başlayan bir parkura girmem oldu. düştüm tabiki ama olsun. bir ilerleme sonuç olarak. bir de yağan karın etkisiyle pist bolkar moduna geçtiğinden bolcana düştüm. hele bir tanesinde öyle bir hızlandım ki sonunda kontrolümü kaybedip takla attım. allahtan bir tarafım kırılmadı/kanamadı. gene de keyifli şey kaymak.
şu anda? boynum tutuk, nerdeyse tüm kol kaslarım ağrıyor ve kendimi çok yorgun hissediyorum. ama yine de mutluyum sanki:))))
17 Ekim 2010 Pazar
yürüdük ki ne biçim...
Of ne gündü. Dünün intikamını alır gibi 7.40'da kalktım yataktan. evet yanlış okumadınız. 7.40. gece boyu yağan yağmur devam eder de evden çıkmam belki diye düşünürken baktım gayet açık bir gökyüzü. kalkıp hazırlandım ve 8.15 gibi yola koyuldum. Koç'un orda Aylin'lerle buluşucaz sonra Avrasya Maratonu:))))
Altunizade köprüsünün ordan başladık yürümeye. Nasıl kalabalık anlatamam. Hepimizde de köprüden yürüyerek geçme heyecanı var. Yavaş yavaş yaklaşıyoruz. bu arada grup giderek kalabalıklaşıyor. kalabalıklaşında duraklamalar artıyor. bu arada hava sanki bahardan kalmış gibi. muhteşemdi.
Köprüde adımbaşı durup fotoğraf da çektirdik. Başlar daha heyecanlı ve sakindi. Tam ortasında fotoğraf çekenler oldukça fazlaydı. Termos ve sandwichle gelenler bile vardı. Piknik yeri gibi. Bu sene başvuru çok diye duymuştum ama gerçekten çok kalabalıktı. Köprünün öbür ucuna geldiğimizde salıntı çok arttı. Hani içmeden sarhoş olmuş gibiydik hepimiz. doğru yürümek için çaba harcıyorsun. İster istemez midesi havalanıyor insanın. Sallantı arttıkça insanlar hızlandı. Tabi korkanlar da oldu muhtemelen. Hızlıca geçtik son kısmı. Köprü bittikten sonra dönüp baktığımda gördüğüme inanamadım. Köprünün üstü karınca sürüsü ile kaplanmış gibiydi!! wow!
Köprüyü geçince hepimiz yorulmaya başladık ama tabi yol daha yarılanmamış. Allahtan yokuş aşağı, bir şekilde finish'e vardığımızda saat 11:30 falandı. Tabi bizim finish başka bir noktadaydı. bir müddet daha yürüyüp kendimizi Namlı'da ödüllendirmeye karar vermiştik. Ödülümüz kahvaltı ve öncesinde baklava:) e o kadar yürümüşüz ama!!!
Kahvaltı sonrası Aylin, Kaan ve ben beyoğlu'na geçtik. Güya Kaan'a ayakkabı alınacak. Aldık tabi ama ardından Adidas'a girdik. Adidas ben görmeyeli çok değişmiş. Süper designları var. bazılarını çok beğendim. allahtan beden sınırına takıldım yoksa kendimi kaybedebilirdim:)))
Beyoğlu'nun baştan başa geçmemiz, kahve ve alışveriş bittiğinde 3.5 saat daha geçmişti. dönüş yolu da pek maceralı oldu:) yine altunizade köprüsünün orda otobanda indik dolmuştan. Bir takım çitlerin üzerinden atlayıp medeniyete ulaştık.
Eve geldiğimde anladım asıl ne kadar yorulduğumu. resmen yığıldım koltuğa:)
cts?
cumartesi tek kelime ile hiçbir şey yapmadım. cumadan ablamlarda kalmıştım. 12 gibi kalktım, 1 gibi evden çıktım. değişiklik olsun diye metrobüsle eve döndüm. tabi eve girmem 3 oldu. sonra da evde çıkmadım. sonuç? başağrısı!!!
Altunizade köprüsünün ordan başladık yürümeye. Nasıl kalabalık anlatamam. Hepimizde de köprüden yürüyerek geçme heyecanı var. Yavaş yavaş yaklaşıyoruz. bu arada grup giderek kalabalıklaşıyor. kalabalıklaşında duraklamalar artıyor. bu arada hava sanki bahardan kalmış gibi. muhteşemdi.
Köprüde adımbaşı durup fotoğraf da çektirdik. Başlar daha heyecanlı ve sakindi. Tam ortasında fotoğraf çekenler oldukça fazlaydı. Termos ve sandwichle gelenler bile vardı. Piknik yeri gibi. Bu sene başvuru çok diye duymuştum ama gerçekten çok kalabalıktı. Köprünün öbür ucuna geldiğimizde salıntı çok arttı. Hani içmeden sarhoş olmuş gibiydik hepimiz. doğru yürümek için çaba harcıyorsun. İster istemez midesi havalanıyor insanın. Sallantı arttıkça insanlar hızlandı. Tabi korkanlar da oldu muhtemelen. Hızlıca geçtik son kısmı. Köprü bittikten sonra dönüp baktığımda gördüğüme inanamadım. Köprünün üstü karınca sürüsü ile kaplanmış gibiydi!! wow!
Köprüyü geçince hepimiz yorulmaya başladık ama tabi yol daha yarılanmamış. Allahtan yokuş aşağı, bir şekilde finish'e vardığımızda saat 11:30 falandı. Tabi bizim finish başka bir noktadaydı. bir müddet daha yürüyüp kendimizi Namlı'da ödüllendirmeye karar vermiştik. Ödülümüz kahvaltı ve öncesinde baklava:) e o kadar yürümüşüz ama!!!
Kahvaltı sonrası Aylin, Kaan ve ben beyoğlu'na geçtik. Güya Kaan'a ayakkabı alınacak. Aldık tabi ama ardından Adidas'a girdik. Adidas ben görmeyeli çok değişmiş. Süper designları var. bazılarını çok beğendim. allahtan beden sınırına takıldım yoksa kendimi kaybedebilirdim:)))
Beyoğlu'nun baştan başa geçmemiz, kahve ve alışveriş bittiğinde 3.5 saat daha geçmişti. dönüş yolu da pek maceralı oldu:) yine altunizade köprüsünün orda otobanda indik dolmuştan. Bir takım çitlerin üzerinden atlayıp medeniyete ulaştık.
Eve geldiğimde anladım asıl ne kadar yorulduğumu. resmen yığıldım koltuğa:)
cts?
cumartesi tek kelime ile hiçbir şey yapmadım. cumadan ablamlarda kalmıştım. 12 gibi kalktım, 1 gibi evden çıktım. değişiklik olsun diye metrobüsle eve döndüm. tabi eve girmem 3 oldu. sonra da evde çıkmadım. sonuç? başağrısı!!!
7 Eylül 2010 Salı
Dün akşam da buradaydım:)
Evet biliyorum. ben de yoruldum artık. Kaç akşamdır üst üste, bünyem harbi zorlanıyor. Allahtan yarın kısa bir tatile çıkıyorum da dinlenme fırsatım olacak.
Ama dün akşamki olay da kaçacak cinsten değildi. Önce resmen ayak sürüyerek gençlik senelerimin ve eskittiğim cd'lerin kasetlerin hatırına çıktım yola. Bono'nun politik demeçlerine ve yıllardır gelmeyişine duyduğum tepki vardı işin içinde. Yol da öyle zahmetliydi ki... 5de ofisden çıktım. 6'da yenibosnadaydım. Kemalle buluşup bişeyler yedik. Sonra stada gitmek üzere servis sırasına girdik. Servise bindiğimizde saat 19:30, indiğimizde 20:55 idi. Stada bir geldik ki müzik sesleri geliyor. U2 çıktı diye ufak bir panik havası estirdik ama ön grupmuş allahtan. Derken bekleyiş başladı. Sahne gerçekten süper görünüyordu. Geç gitmemize rağmen bayağı bir öne ilerlemeyi başardık.
Grup saat 10 gibi çıktı sahneye... ilk tınılar yükselmeye başladı, ben o anda dünyadan koptum. kendimi "lan gene pintilik yaptım, sahne önünde olmak vardı yaaa" diye söylenirken buldum. Seyirciyle iç içe muhteşem bir şov, enfes şarkılar, ses düzeni süper. Yürekten bildiğim şarkılarda zıplarken buldum kendimi, diğerlerinde sözlerini uydururken. En son ne zaman dinledim hatırlamıyordum ama neden dinlemediği sordum kendime... Bu müzik dinlenmez mi??? dinlenmeyi bırak, hissedilir, yaşanır...
Beklenen politik konuşmalar da geldi, yuhalama da oldu, alkış da... Zülfü livaneli de çıktı sahneye, yiğidim aslanım söyledi tüm stad... Seyirci biraz uyuzdu, çok coşmadı. Bono'nun komutlarını anlamadı. zorla arada el kaldırdı, 2 el çırpıp bıraktı. Daha ihtişamlı olabilirdi aslında...
Derken veda ettiler. Nasıl yaa? bitti mi derken ilk BİS geldi ve işte o şarkı başladı:
we're one but we're not the same...
one...
derken where the streets have no name...
sonra ikinci bis... ve işte with or without you...
I can't live... with or without you...
konser gerçekten bittiğinde sabaha kadar dinleyebilirmişim gibi gelmişti. Mutlu ve yorgun ayrıldık ordan.
...
Ayrıldık dediğime bakmayın... dönüşüm tam bir felaketti. araç kiralamış bir arkadaşa yamandım ama yön bulma özürlü ben insanlarla buluşamayıp hem bir kazan yol teptim hem de onları beklettim. Buluştuğumuzda saat 1:30, eve geldiğimde ise 3 idi!!!
Sabah toplantı için 7 gibi kalkmak da gerekince... yorgunluktan nalları dikmeme az kaldı...
6 Eylül 2010 Pazartesi
Allah sevdiği kuluna...
Sanırım yukarıdan bir ses bana "gerizekalı, ben aslında seni seviyorum ama sen bunu ısrarla görmüyorsun" diye bağırıyor, da ben ısrarla duymuyorum ya da duymazdan geliyorum:))))
Dün akşam Ege ile basket maçına gittik Sinan Erdem spor salonunda. Hafif yağmur yağıyordu, apar topar indik arabadan, koştuk salona. Bu arada bir baktım cüzdan yok. Ablamları aradım hemen, cüzdanı unutmuşum arabada diye. Önce tamam dönüyoruz dediler ama sonra tekrar aradılar ki cüzdan arabada diil. Haydaa, elimde bindiğime eminim, acaba inerken mi düştü. Caddede zibil gibi araba var, biz 3. şeritten inmişiz nerdeyse, bakıyorum görünürde cüzdan müzdan yok. bu arada yağmur devam ediyor. Ben daha yeni çıkmışım güya kuaförden ama saçlar olmuş paçozun önde gideni:( Derken bir görevli gördüm. durumu anlattım, bulunursa nere götürürler deyu sordum. dedi güvenlik bulursa bilmem nereye bırakır ama güvenlik hep içeride, burada pek kimse yok. ben böhü şeklinde umudumu oracıkta bırakıp dönerken birden caddenin ortasında çamurdan rengi kararmış zavallı cüzdanımı gördüm. "ahanda orda" diye atlamışım. da, caddenin resmen ortası. benim görevli gitti, ilerideki trafik polisine söyledi, adam trafiği durdurdu da ben de cüzdanıma kavuştum:))) gerçi cüzdan artık işlevini yitirmiş durumda ama en azından kimlikler, kartlar...
...
Ardından salona girdik. Bayağı büyük güzel bir salon yapmışlar. Önce kırmızı giymedik diye hayıflandım ama herşeyin bir çözümü mevcut. Hemen gidip kendimize kırmızı TR t-shirtleri aldık. Ardından gidip yüzlerimizi boyattık ve maça hazır hale geldik.
Maça gelince: türkiyem gene süperdi. Sinan kendini aştı. diğerlerine zaten lafım yok. Fransaya karşı bariz üstün durumdaydık. Yalnız istanbul seyircisi çok vasat. Yani aynı maç ve aynı sayıda seyirci ankarada olsa salon inlerdi. bunlar tenis maçı izler gibi izliyor resmen. Salonda bir "kırmızı-beyaz" bile yapılamadı! diğer maçlarda allah kolaylık versin takımıma...
seviyorum ben bu sporu yaaa:)))
Dün akşam Ege ile basket maçına gittik Sinan Erdem spor salonunda. Hafif yağmur yağıyordu, apar topar indik arabadan, koştuk salona. Bu arada bir baktım cüzdan yok. Ablamları aradım hemen, cüzdanı unutmuşum arabada diye. Önce tamam dönüyoruz dediler ama sonra tekrar aradılar ki cüzdan arabada diil. Haydaa, elimde bindiğime eminim, acaba inerken mi düştü. Caddede zibil gibi araba var, biz 3. şeritten inmişiz nerdeyse, bakıyorum görünürde cüzdan müzdan yok. bu arada yağmur devam ediyor. Ben daha yeni çıkmışım güya kuaförden ama saçlar olmuş paçozun önde gideni:( Derken bir görevli gördüm. durumu anlattım, bulunursa nere götürürler deyu sordum. dedi güvenlik bulursa bilmem nereye bırakır ama güvenlik hep içeride, burada pek kimse yok. ben böhü şeklinde umudumu oracıkta bırakıp dönerken birden caddenin ortasında çamurdan rengi kararmış zavallı cüzdanımı gördüm. "ahanda orda" diye atlamışım. da, caddenin resmen ortası. benim görevli gitti, ilerideki trafik polisine söyledi, adam trafiği durdurdu da ben de cüzdanıma kavuştum:))) gerçi cüzdan artık işlevini yitirmiş durumda ama en azından kimlikler, kartlar...
...
Ardından salona girdik. Bayağı büyük güzel bir salon yapmışlar. Önce kırmızı giymedik diye hayıflandım ama herşeyin bir çözümü mevcut. Hemen gidip kendimize kırmızı TR t-shirtleri aldık. Ardından gidip yüzlerimizi boyattık ve maça hazır hale geldik.
Maça gelince: türkiyem gene süperdi. Sinan kendini aştı. diğerlerine zaten lafım yok. Fransaya karşı bariz üstün durumdaydık. Yalnız istanbul seyircisi çok vasat. Yani aynı maç ve aynı sayıda seyirci ankarada olsa salon inlerdi. bunlar tenis maçı izler gibi izliyor resmen. Salonda bir "kırmızı-beyaz" bile yapılamadı! diğer maçlarda allah kolaylık versin takımıma...
seviyorum ben bu sporu yaaa:)))
23 Ağustos 2010 Pazartesi
Haftasonu nereye kaçtı?
Oy Allahım nasıl bir haftasonuydu. Son derece keyifli ama bir o kadar da yorucu... Dilekler geldi cuma sabah. ben mesaideyken onlar bilimum işlerini halletmeye çalıştılar. akşam meydan'da buluşup yemek yedik. Ben çok sevdim o meydanı. Ferah bir yer.
Cts koşturmaca 9 gibi başladı. Bizimkilerin bilimum doktor işi vardı. Akşam 5'e kadar falan bu işlerle uğraştık. Onlar bittiğinde ise kendimizi sokaklara vurduk. Cts akşam caddeyi arşınladık. ardından yemek vs derken eve 11 gibi falan geldik sanırım. Güya kitap okuyacaktım ama resmen sızmışım.
pazar da mesai 9 gibi başladı. Rumelide kahvaltı sonrası (hangi ramazan?) kapalı çarşıya gittik. ancak pazarları gerçekten kapalıymış:) e biz de mısır çarşısında baharat koklayıp tekrar geldiğimiz yöne, ancak bu sefer istinye parka uzadık. bu arada dileklerin seyahatinin en keyifli kısmı yolları biliyor olmaları ve arabayı tolganın kullanması. kendimi misafir modunda hissedip resmen koltuğa kurulup geziyom onlarla:) istinyeyi de tavaf ettikten sonra benim tüm itiraz ve surat sallamama rağmen dilek nuh dedi peygamber demedi ve bir arkadaşlarına yemeğe gittik. muhabbet keyifliydi ama yorgunluktan bayılmak üzereydim. netekim eve geldiğimizde 12'yi geçiyordu ve daha onlar bavul toplarken ben sızıverdim.
ha bu arada dün akşam iftar saati boğaz köprüsü bomboştu! ben hiç böylesini görmemiştim. bütün yollar yemyeşildi ibb'de. Allah ramazandan razı olsun;)
Cts koşturmaca 9 gibi başladı. Bizimkilerin bilimum doktor işi vardı. Akşam 5'e kadar falan bu işlerle uğraştık. Onlar bittiğinde ise kendimizi sokaklara vurduk. Cts akşam caddeyi arşınladık. ardından yemek vs derken eve 11 gibi falan geldik sanırım. Güya kitap okuyacaktım ama resmen sızmışım.
pazar da mesai 9 gibi başladı. Rumelide kahvaltı sonrası (hangi ramazan?) kapalı çarşıya gittik. ancak pazarları gerçekten kapalıymış:) e biz de mısır çarşısında baharat koklayıp tekrar geldiğimiz yöne, ancak bu sefer istinye parka uzadık. bu arada dileklerin seyahatinin en keyifli kısmı yolları biliyor olmaları ve arabayı tolganın kullanması. kendimi misafir modunda hissedip resmen koltuğa kurulup geziyom onlarla:) istinyeyi de tavaf ettikten sonra benim tüm itiraz ve surat sallamama rağmen dilek nuh dedi peygamber demedi ve bir arkadaşlarına yemeğe gittik. muhabbet keyifliydi ama yorgunluktan bayılmak üzereydim. netekim eve geldiğimizde 12'yi geçiyordu ve daha onlar bavul toplarken ben sızıverdim.
ha bu arada dün akşam iftar saati boğaz köprüsü bomboştu! ben hiç böylesini görmemiştim. bütün yollar yemyeşildi ibb'de. Allah ramazandan razı olsun;)
16 Ağustos 2010 Pazartesi
Bir rüya gördüm
Cuma günü yarı üşengeç bir modda 6.30 olmadan çıktım ofisten, trafik sakindi 6.40 vapurunu yakaladım. iyi ki de yakalamışım. eminönüden yenikapıya 50 dakikada gidebildim. Hani biraz daha geç kalsam gayet arkalarından el sallıycam.
yol tahminimden uzun sürdü. Daha doğrusu ben ayvalık'a daha önce hiç gitmediğim için yakın sanıyordum. 6 saati duyunca önce gözlerim pörtledi, ardından bir pişmanlık dalgası yayıldı. Lan o kadar yol haftasonu için çekilir mi diye bile düşündüm ama artık çıkmıştık yola.
Tur otobüsle giderken biz arabayla yolculuk ettik. Bu da bize feribot avantajı sağladı. Feribotta araba grubunun kalanı ile tanıştım. Nasıl şeker, eğlenceli tipler. Güle güle bitirdik yolu. Gerçekten "güle güle git" deyimi yerinde bir tabirmiş. İnsan yolda eğlenince yolu farketmiyor bile.
Gece 1 falandı sanırım vardık otele. Anında sızdım ben. Sabah kalk 8:15. Kahvaltıyı müteakip bindik tekneye. Anam o nasıl büyük bişey. sanırım 45-50 de dalıcı var teknede. Orada grubun kalanı ile tanıştık. Dalış grupları oluşturuldu. Ben 6 yıldır dalmadığım için benim "geliştirme dalışı" grubuna yazdılar. yani brövesini yeni alıp da geliştirmeye çalışanlar. İyi olur, eğitim değil en azından:P tecrübeli grup da beni yemez. hadi hazırlanın dediler. Allahım işte eziyet noktası. Söyle eziyetsiz, zahmetsiz bir spor dalı bulsam yemin ediyorum bırakmıycam. Ama yok öyle bir şey. Allahtan skin'imi almışım yanıma. Gittim önce bir BC buldum, sonra bir tüp. Lan bu nasıl bağlanıyordu. Sordum birilerine ama yanlış kişiymiş. sonuçta ters bağlamışım!!! Neyse ağırlık ayarladık, bilmem ne derken tam giyicem BC'yi "bu ters" dediler. neyse orda hemen düzeltildi. Giyindim kuşandım, cumburlop denize. Allahım o nasıl güzel bir deniz. dedim allahım sana geliyorum. Mavi mi mavi... üstelik havalardan dolayı deniz en sıcak seviyesinde (genelde soğuk olurmuş ama simdi mükemmel). hazırız dedik başladık batmaya. indim yavaş yavaş, baktım kulaklar pıtır pıtır açılıyor. Denge sorunu yok, allaah dedim, tutmayın beni. Dolandık molandık aşağıda, gene bir halt göremedim ben. millet neler görmüş. Ben orda dalışa, nefesime vs konsantre. yarım saat sonra falan çıktık yüzeye. Ardından biraz da su da oynama. yüzme atlama çıkma vs. İkinci dalışı başka bir yerde yaptık. Orada da 17 mt vs dolandık biraz. tam çıkarken havamızı sordular, bende hala 110 bar var. hoca "yuh, sen nefes almıyor musun" diye işaret yaptı. çok güldüm. sonra tatilin esprisi benim aşağıda soluma maceram oldu zaten.
Akşam cunda'ya gittik. Orda meze balık muhabbeti. Ardından lokması meşhurmuş. bir de patlama pahasına lokma da yedik ve yine 1'i geçe zıbarıp yattık.
pazar koğuş kalk 8'de! lan pazar sabah 8'de kalkılır mı yaaa! neyse yine kahvaltı ve 9.30'da hareket. Bu sefer ben çok cazladığım için beni nispeten tecrübeli bir gruba kattılar. Gene giyindik yüklendik vs atladık suya. Sakin sakin dolanıyoruz suyun altında. 25 dakika kadar sonra bir baktım benim body garip hareketler yapıyor. Yükseldiğini farkedince tuttum çektim aşağıya. sonra (ardçımız olduğunu sonradan anladığım) biri daha geldi yanına. o da tutmaya çalıştı ama benim body azimli çıkacak. Lan noluyo falan derken bir baktım yüzeye az kalmış. Hassss... diye kendimi durdurmaya çalıştım ama nafile. baktım debelensem de patlıycam, bıraktım, ben de peşlerinden patladım. Hatunun maskesine su dolmuş, boşaltamayınca panik olmuş!!!! sonra ardçı çocukla konuştuk, allahtan 7-8 mt deymişiz, hani tehlikeli bölge değil. ama tabi gene de zort diye çıkınca pek hoş olmadı. bende hemen baş ağrısı oluştu ama muhtemelen psikolojik de olabilir. neyse sırt üstü yatıp yüzdük tekneye. ben bir yandan yarım kalan dalışa ağlıyorum için için, bir yandan patladık, bişey olur mu endişesi var. Neyse ardından yüzdüm vs. keyifler yerinde. sonradan öğrendim ki bizim hatunun ilk vakası değilmiş bu. bir önceki turda da yine aynı sebeple panik olmuş. bodysiyle patlamışlar gene. eski body ile bu durumlarda ne yapmak gerektiğinin üzerinden geçtik sonradan.
Yemekten sonra ben yorgunluktan sızmışım bankın üzerinde. Gözümü açtım ki "hadi" dediler, daha kendime gelemeden giyinip girdim suya. Tam battık, baktım benim mide çok iyi değil, henüz hazmetmemişim. Devam ederim ama şimdi rahatsız olursam elalemin dalışını da batırmıyım diye "ben çıkıyorum" dedim Korhan'a. Hemen hoca geldi, iyi misin falan dedi. baktım, aslında iyiyim ama hani ya bişey olursa, sakin kalamazsam diye düşündüm. sonra "ya tamam hadi gidelim" dedim. çıktık yola. bir tane bıdık ahtapot gördüler, ben göremedim, kaçtı zibidi. İyiyim ama aldığım nefes yetmiyor sanki, körük gibi çekiyorum. önceki dalışlarda nefes almayan ben hızla tükettim bu sefer. çok durmadan dönüşe geçtik. Bu sefer biraz daha rahattım ama, etrafı seyrederek dolandım.
Dönüşe planlanandan 1 saat geç başlayınca feribotu yakalamak için 1 saat az zamanımız kalmış oldu. Molaları kısarak10 dakika ile yetiştik resmen! biz yol boyu vıdı vıdı yaparken Korhan yazık yola konsantre olmuş, yetişme telaşındaydı:)
Eve geliş ve rüyadan uyanış 1:30...
yol tahminimden uzun sürdü. Daha doğrusu ben ayvalık'a daha önce hiç gitmediğim için yakın sanıyordum. 6 saati duyunca önce gözlerim pörtledi, ardından bir pişmanlık dalgası yayıldı. Lan o kadar yol haftasonu için çekilir mi diye bile düşündüm ama artık çıkmıştık yola.
Tur otobüsle giderken biz arabayla yolculuk ettik. Bu da bize feribot avantajı sağladı. Feribotta araba grubunun kalanı ile tanıştım. Nasıl şeker, eğlenceli tipler. Güle güle bitirdik yolu. Gerçekten "güle güle git" deyimi yerinde bir tabirmiş. İnsan yolda eğlenince yolu farketmiyor bile.
Gece 1 falandı sanırım vardık otele. Anında sızdım ben. Sabah kalk 8:15. Kahvaltıyı müteakip bindik tekneye. Anam o nasıl büyük bişey. sanırım 45-50 de dalıcı var teknede. Orada grubun kalanı ile tanıştık. Dalış grupları oluşturuldu. Ben 6 yıldır dalmadığım için benim "geliştirme dalışı" grubuna yazdılar. yani brövesini yeni alıp da geliştirmeye çalışanlar. İyi olur, eğitim değil en azından:P tecrübeli grup da beni yemez. hadi hazırlanın dediler. Allahım işte eziyet noktası. Söyle eziyetsiz, zahmetsiz bir spor dalı bulsam yemin ediyorum bırakmıycam. Ama yok öyle bir şey. Allahtan skin'imi almışım yanıma. Gittim önce bir BC buldum, sonra bir tüp. Lan bu nasıl bağlanıyordu. Sordum birilerine ama yanlış kişiymiş. sonuçta ters bağlamışım!!! Neyse ağırlık ayarladık, bilmem ne derken tam giyicem BC'yi "bu ters" dediler. neyse orda hemen düzeltildi. Giyindim kuşandım, cumburlop denize. Allahım o nasıl güzel bir deniz. dedim allahım sana geliyorum. Mavi mi mavi... üstelik havalardan dolayı deniz en sıcak seviyesinde (genelde soğuk olurmuş ama simdi mükemmel). hazırız dedik başladık batmaya. indim yavaş yavaş, baktım kulaklar pıtır pıtır açılıyor. Denge sorunu yok, allaah dedim, tutmayın beni. Dolandık molandık aşağıda, gene bir halt göremedim ben. millet neler görmüş. Ben orda dalışa, nefesime vs konsantre. yarım saat sonra falan çıktık yüzeye. Ardından biraz da su da oynama. yüzme atlama çıkma vs. İkinci dalışı başka bir yerde yaptık. Orada da 17 mt vs dolandık biraz. tam çıkarken havamızı sordular, bende hala 110 bar var. hoca "yuh, sen nefes almıyor musun" diye işaret yaptı. çok güldüm. sonra tatilin esprisi benim aşağıda soluma maceram oldu zaten.
Akşam cunda'ya gittik. Orda meze balık muhabbeti. Ardından lokması meşhurmuş. bir de patlama pahasına lokma da yedik ve yine 1'i geçe zıbarıp yattık.
pazar koğuş kalk 8'de! lan pazar sabah 8'de kalkılır mı yaaa! neyse yine kahvaltı ve 9.30'da hareket. Bu sefer ben çok cazladığım için beni nispeten tecrübeli bir gruba kattılar. Gene giyindik yüklendik vs atladık suya. Sakin sakin dolanıyoruz suyun altında. 25 dakika kadar sonra bir baktım benim body garip hareketler yapıyor. Yükseldiğini farkedince tuttum çektim aşağıya. sonra (ardçımız olduğunu sonradan anladığım) biri daha geldi yanına. o da tutmaya çalıştı ama benim body azimli çıkacak. Lan noluyo falan derken bir baktım yüzeye az kalmış. Hassss... diye kendimi durdurmaya çalıştım ama nafile. baktım debelensem de patlıycam, bıraktım, ben de peşlerinden patladım. Hatunun maskesine su dolmuş, boşaltamayınca panik olmuş!!!! sonra ardçı çocukla konuştuk, allahtan 7-8 mt deymişiz, hani tehlikeli bölge değil. ama tabi gene de zort diye çıkınca pek hoş olmadı. bende hemen baş ağrısı oluştu ama muhtemelen psikolojik de olabilir. neyse sırt üstü yatıp yüzdük tekneye. ben bir yandan yarım kalan dalışa ağlıyorum için için, bir yandan patladık, bişey olur mu endişesi var. Neyse ardından yüzdüm vs. keyifler yerinde. sonradan öğrendim ki bizim hatunun ilk vakası değilmiş bu. bir önceki turda da yine aynı sebeple panik olmuş. bodysiyle patlamışlar gene. eski body ile bu durumlarda ne yapmak gerektiğinin üzerinden geçtik sonradan.
Yemekten sonra ben yorgunluktan sızmışım bankın üzerinde. Gözümü açtım ki "hadi" dediler, daha kendime gelemeden giyinip girdim suya. Tam battık, baktım benim mide çok iyi değil, henüz hazmetmemişim. Devam ederim ama şimdi rahatsız olursam elalemin dalışını da batırmıyım diye "ben çıkıyorum" dedim Korhan'a. Hemen hoca geldi, iyi misin falan dedi. baktım, aslında iyiyim ama hani ya bişey olursa, sakin kalamazsam diye düşündüm. sonra "ya tamam hadi gidelim" dedim. çıktık yola. bir tane bıdık ahtapot gördüler, ben göremedim, kaçtı zibidi. İyiyim ama aldığım nefes yetmiyor sanki, körük gibi çekiyorum. önceki dalışlarda nefes almayan ben hızla tükettim bu sefer. çok durmadan dönüşe geçtik. Bu sefer biraz daha rahattım ama, etrafı seyrederek dolandım.
Dönüşe planlanandan 1 saat geç başlayınca feribotu yakalamak için 1 saat az zamanımız kalmış oldu. Molaları kısarak10 dakika ile yetiştik resmen! biz yol boyu vıdı vıdı yaparken Korhan yazık yola konsantre olmuş, yetişme telaşındaydı:)
Eve geliş ve rüyadan uyanış 1:30...
11 Ağustos 2010 Çarşamba
Inception sonrası PS3 macerası
*** spoiler alert****
Dün akşamki aktivite "inception" idi. o kadar çok işittim ki etraftan, gidip görmek farz oldu. Filme Ümraniye Meydan'da giderek bir ilkimi de aradan çıkarmış oldum. Meydan'ı gezme şansım pek olmadı ama en azından görmüş oldum kendisini.
Filme gelince; duymuş olduğum onca yorum neticesinde yüksek tutmamaya çalıştığım beklentilerle izlemeye çalıştım. Filmin ilk 15 dakikası olayı anlamaya çalışmamla geçti. birşey kaçırmayayım stresinden kendimi action'a kaptıramadım sanırım. hatta bütün film böyle geçti diyebilirim. ulan şimdi rüya mı gerçek mi, kimin rüyasındayız, noluyo, burası neresi, şimdi kim uyuyor, bu adam ne yapıyor vs derken kaynadı gitti. hele sonunda bi salak oldum. lan şimdi bu rüya mı gerçek mi, kim rüya görüyor, yoksa bütün film rüya mıydı diye kaldım. anlamak için bir kez daha mı izlemem gerekecek???
*** spoiler biter***
filmden çıktıktan sonra ben kendi maceramı yaşamaya başladım. Önce otoparkın çıkışını bulamadım. gülmeyin yalan değil. 10 dakka dolandım içerde. aslında tam böyle de olmadı. önce çıkışa giden tüm arabalar durdu, sonra herkes geri vitese taktı. meğer çıkışı kapatmışlar. tabi bizim salak milletin bunu idrak edip geri gitmesi uzun zaman aldı. hep beraber çıkıştan geri döndükten sonra salak salak turlamaya başladık. en sonunda ben girişi bulup ordan çıktım. ben ordan çıktım ama bu arada karmenim kendini kapatmıştı. yolu bilmesine biliyorum ama içim rahat etmedi. bi de onu tekrar hayata döndürmekle uğraştım. sonunda başarıp evin yolunu tuttum.
evde beni 2. maceram bekliyordu. PS3'ü çalıştırma macerası. 2 haftadır ona uygun adaptör dönüştürücü neyin arıyorum. anam ne zor şeymiş. budur dedikleri 3-4 kiloluk kütleler. takmam ben o sanayi kılıklı adaptörü diye inat ettim. hatta çözümü söyleyene 40 yıllık kölelik bile vaad ettim. sonuçta dün bir linkte üzerinde 120V yazmasına rağmen aslında 110-240V olduğu, gönül rahatlığıyla fişe takıp kullanabileceğimiz yazıyordu. bir yandan denemek istiyorum, diğer yandan yemiyo. ben de açıp bakayım dedim. burnumdan ter süzülerek söktüm vidaları ama açmayı beceremedim. sanırım sökemediğim minnok vidaları da açmak gerekiyordu. pes edip vidaları geri taktım. sonra ben alete alet bana baktı. karşılıklı bakıştık. sonra prize baktım. kabloyu vırtı zırtı bağladım. bir süre daha bakıştık. elim power tuşuna bi gitti bi geldi. sonuçta gözümü kapadım bastım tuşa. korkarak patlama sesi veya yanık kokusu bekledim... gelmedi. elim üzerinde ısısını kontrol ettim, gayet normal. anam dedim, doğruymuş lan. 1-2 ayarını yaptım. hemen oyunu yükledim, kontrol ettim. o da tamam. vaaay be koçum diyerek uyumaya gittim:)
sonuç olarak 2 haftadır boşuna cebelleşiyormuşum aletle. tak çalıştırmış meğer:))))
Dün akşamki aktivite "inception" idi. o kadar çok işittim ki etraftan, gidip görmek farz oldu. Filme Ümraniye Meydan'da giderek bir ilkimi de aradan çıkarmış oldum. Meydan'ı gezme şansım pek olmadı ama en azından görmüş oldum kendisini.
Filme gelince; duymuş olduğum onca yorum neticesinde yüksek tutmamaya çalıştığım beklentilerle izlemeye çalıştım. Filmin ilk 15 dakikası olayı anlamaya çalışmamla geçti. birşey kaçırmayayım stresinden kendimi action'a kaptıramadım sanırım. hatta bütün film böyle geçti diyebilirim. ulan şimdi rüya mı gerçek mi, kimin rüyasındayız, noluyo, burası neresi, şimdi kim uyuyor, bu adam ne yapıyor vs derken kaynadı gitti. hele sonunda bi salak oldum. lan şimdi bu rüya mı gerçek mi, kim rüya görüyor, yoksa bütün film rüya mıydı diye kaldım. anlamak için bir kez daha mı izlemem gerekecek???
*** spoiler biter***
filmden çıktıktan sonra ben kendi maceramı yaşamaya başladım. Önce otoparkın çıkışını bulamadım. gülmeyin yalan değil. 10 dakka dolandım içerde. aslında tam böyle de olmadı. önce çıkışa giden tüm arabalar durdu, sonra herkes geri vitese taktı. meğer çıkışı kapatmışlar. tabi bizim salak milletin bunu idrak edip geri gitmesi uzun zaman aldı. hep beraber çıkıştan geri döndükten sonra salak salak turlamaya başladık. en sonunda ben girişi bulup ordan çıktım. ben ordan çıktım ama bu arada karmenim kendini kapatmıştı. yolu bilmesine biliyorum ama içim rahat etmedi. bi de onu tekrar hayata döndürmekle uğraştım. sonunda başarıp evin yolunu tuttum.
evde beni 2. maceram bekliyordu. PS3'ü çalıştırma macerası. 2 haftadır ona uygun adaptör dönüştürücü neyin arıyorum. anam ne zor şeymiş. budur dedikleri 3-4 kiloluk kütleler. takmam ben o sanayi kılıklı adaptörü diye inat ettim. hatta çözümü söyleyene 40 yıllık kölelik bile vaad ettim. sonuçta dün bir linkte üzerinde 120V yazmasına rağmen aslında 110-240V olduğu, gönül rahatlığıyla fişe takıp kullanabileceğimiz yazıyordu. bir yandan denemek istiyorum, diğer yandan yemiyo. ben de açıp bakayım dedim. burnumdan ter süzülerek söktüm vidaları ama açmayı beceremedim. sanırım sökemediğim minnok vidaları da açmak gerekiyordu. pes edip vidaları geri taktım. sonra ben alete alet bana baktı. karşılıklı bakıştık. sonra prize baktım. kabloyu vırtı zırtı bağladım. bir süre daha bakıştık. elim power tuşuna bi gitti bi geldi. sonuçta gözümü kapadım bastım tuşa. korkarak patlama sesi veya yanık kokusu bekledim... gelmedi. elim üzerinde ısısını kontrol ettim, gayet normal. anam dedim, doğruymuş lan. 1-2 ayarını yaptım. hemen oyunu yükledim, kontrol ettim. o da tamam. vaaay be koçum diyerek uyumaya gittim:)
sonuç olarak 2 haftadır boşuna cebelleşiyormuşum aletle. tak çalıştırmış meğer:))))
9 Ağustos 2010 Pazartesi
Kaçamak
tamam, bir hafta kabus gibi geçti ama itiraf ediyorum cts kendime izin verdim. hele de cuma 2'de çıktıktan sonra. cts sabah 11 gibi kalkıp bir koşu havuç tatlısı yaptım. Amaç Burkay'daki kısır partisine tatlı olsun. tabi ben özendim ya, mutlaka bişeyler ters gitmeli. Bu sefer de öyle oldu, benim tatlı oldu mu fazla tatlı. yiyen direk şeker komasında:( tadım kaçtı ama elden bişey gelmez. gidip kuaföre artık insanlıktan çıkan ellerimi de insani kıvama getirdikten sonra doooğru Burkay'a. (üsküdarda bekleyerek geçirdiğim 45 dakikaya değinmek istemiyorum. allahtan selim ve burak var da, onları taciz edip eğlendim)
Ben olay sadece kısır + dvd partisi zannederken olay boyut değiştirmiş. kısır + patates salatası + makarna salatası + bilimum kanepe + dvd partisine dönmüş. neyse hazırlıklar yapıldı, bir leğen kısır hazırlandı (abartmıyorum, gerçekten leğendi). bu arada ben gelecek haftasonu gruba takılıp kaş'a gitmeye heveslendim ama havalimanı - kaş transferi tatilden pahalıya gelince vazgeçtim.
izlenecek film julie & julia. ben filmi daha önce izlemiştim ama grup halinde seyretmek pek bir keyifliymiş. bu sefer daha da çok eğlendim. hep birlikte gülerek ve tıkınarak izledik filmi. bütün bunlar bittiğinde saat 10 olmuştu bile. zorla benim süper şekerli tatlımdan da yedikten sonra narpera'ya gitmek üzere yola koyulduk.
aaa tabi günün asıl baş konuğundan bahsetmeyi unutmamak lazım: sıcak ve nem. durduğun yerde sular süzülüyor her yanından. salondaki vantilatör en bi rağbet gören alet oldu evde. herkes sevgi gösterip etrafında dolandı bütün gün. akşam evden çıkış daha bir ferahlatıcı oldu. hafif esinti bir mest etti ki anlatamam. önce leyla'nın terası diye bir yere uğradık. güya teras ama yaprak kıpırdamıyor. allahım sanki oturduğumuz yerde biri üzerimize sıcak su döküyor. put gibi otursan dahi kurtuluşun yok. eriyip akıyorsun resmen. sıcağa dayanamayıp kaçtık hemen ordan. narperada aldık soluğu. en azından sokaktasın, arada esiyor falan. netekim gece boyu esinti ile köşe kapmaca oynadık. dolanıp esintiyi yakalayıp orda dikildik:))) niye orda dikiliyorsunuz diye yanımıza gelen "aaa burası serin" diyerek kaldı, sonra hoop başka köşeye:)
gecenin sonucu 1 bira, 2 narpare, bol ter! cezası: pazar günü baş ağrısı. bu sıcakta bir de içersen olacağı budur!!!
Ben olay sadece kısır + dvd partisi zannederken olay boyut değiştirmiş. kısır + patates salatası + makarna salatası + bilimum kanepe + dvd partisine dönmüş. neyse hazırlıklar yapıldı, bir leğen kısır hazırlandı (abartmıyorum, gerçekten leğendi). bu arada ben gelecek haftasonu gruba takılıp kaş'a gitmeye heveslendim ama havalimanı - kaş transferi tatilden pahalıya gelince vazgeçtim.
izlenecek film julie & julia. ben filmi daha önce izlemiştim ama grup halinde seyretmek pek bir keyifliymiş. bu sefer daha da çok eğlendim. hep birlikte gülerek ve tıkınarak izledik filmi. bütün bunlar bittiğinde saat 10 olmuştu bile. zorla benim süper şekerli tatlımdan da yedikten sonra narpera'ya gitmek üzere yola koyulduk.
aaa tabi günün asıl baş konuğundan bahsetmeyi unutmamak lazım: sıcak ve nem. durduğun yerde sular süzülüyor her yanından. salondaki vantilatör en bi rağbet gören alet oldu evde. herkes sevgi gösterip etrafında dolandı bütün gün. akşam evden çıkış daha bir ferahlatıcı oldu. hafif esinti bir mest etti ki anlatamam. önce leyla'nın terası diye bir yere uğradık. güya teras ama yaprak kıpırdamıyor. allahım sanki oturduğumuz yerde biri üzerimize sıcak su döküyor. put gibi otursan dahi kurtuluşun yok. eriyip akıyorsun resmen. sıcağa dayanamayıp kaçtık hemen ordan. narperada aldık soluğu. en azından sokaktasın, arada esiyor falan. netekim gece boyu esinti ile köşe kapmaca oynadık. dolanıp esintiyi yakalayıp orda dikildik:))) niye orda dikiliyorsunuz diye yanımıza gelen "aaa burası serin" diyerek kaldı, sonra hoop başka köşeye:)
gecenin sonucu 1 bira, 2 narpare, bol ter! cezası: pazar günü baş ağrısı. bu sıcakta bir de içersen olacağı budur!!!
14 Temmuz 2010 Çarşamba
Çenebaz
Tatil öncesi son aktivite olarak dün akşam Çamay'la buluştuk. O buraya tatile gelmiş, ben gidicem, gitmeden görüşelim dedik. Neresi, orası, burası derken kaldığı yer Akaretlerde olunca "der, die das"a gidelim dedim. En son aylin'in bekarlığa vedasında gitmiştik. Nisandı. O zaman arkada bahçeleri olduğunu söylemişlerdi, aradım, bahçeyi açmışlar. süper:)
Saat 19:30 gibi gittim ki süper bir yer olmuş. bir grup insan bahçedeki barda happy hour tadında takılıyor. allaah sosyal ortam, en son ne zaman böyle bişey yapmıştım diye içim gitti. yok gezmek adımından bahsetmiyorum. hani iş çıkışı 5-10 kişi gidip biyerlerde bişeyler içmek olayı. işim iyi güzel de şu küçük ofis olayı beni bazen bayıyor.Neyse ben öyle hülyalı hülyalı milleti izlerken geldi bizimkiler. Nasıl açım. saldırdım tabi yemeklere. yanında güzel şarap. keyifli keyifli muhabbet. aslında klasik ben konuştum, çamay ve idil fırsat bulurlarsa cümle aralarında bişeyler söylemeye çalıştı. allahım bazen ne çok konuşuyorum. kendimi bile bayıyorum resmen. allah bir çene vermiş, motor gibi. fişi çekmeden durmuyor. henüz fişi de kimse bulamadı.
keyifli bir akşamdı. valla mekanı da pek sevdim... yine gidilesi bir yermiş:)
12 Temmuz 2010 Pazartesi
Kabus?
Dün gece saçma sapan rüyalar gördüm. Şu anda çok detay hatırlamıyorum ama çok huzursuz olduğumu hatırlıyorum. asıl aklımda yer edense rüyamda artık ne iş yapıyorduysam elimde eldiven vardı, eldiveni bir çıkarıyorum ellerimde siğiller vs oluşmuş. Sonra onlar büyüyüp taşlaşıyor böyle kocaman, iğrenç bir format alıyor. aklım çıktı resmen. sonra bunlar nasıl geçecek derken bir şekilde elimi yıkadıktan sonra bir kısmı yok oluyor, 1-2 küçük kalıyor. Resmen panik formatında uyandım. Tabi asıl rüya daha ürkünçtü ama onu hatırlamıyor olmam daha iyi bence:)))
...
Haftasonuma gelince: cuma akşam gidip saç boyatıp biraz kestirdim. cts öğlen RPG oynamaya gittim. Bu seferki oyun ilkinden biraz daha farklıydı. Bu sefer konuşmaları vs de canlandırdık. Bir de hareketleri tarif etmemiz gerekti. Ben cimmeria'lı bir barbar dövüşçü oldum. Adım Erina. Hagar'la beraber paralı asker olarak iş bulmaya gittik, sonra zombilerle dövüştüm vs. DM baktı ben yenilmeyi sevmiyorum "tamam sen tüm zombileri öldürdün" dedi. Bu arada oyunu acaip sulandırdık. Birara baktım oyundan kopmuş paso geyik yapıyorduk. Biraz daha uzatsak savaşçılar kırıtık gay halini alacaktı. tabi bu arada yağan yağmurdan hiç bahsetmiyorum. Bardaktan boşanırcasına yağmur yağdı ve biz kamelyalar altında bir şemsiye altındaydık. Şemsiyeden çoğumuzu korumakla birlikte kenarlarından sızanlarla birkaç kişi çok ıslandı. Ben akşam ablamın dg yemeğini bahane ederek kendimi güvenli sularda tuttum. saat 5 sularında DM'in de işi çıkınca oyunu yarım bırakıp dağıldık. Aklım kaldı resmen yaaa:)
Akşam ablam, enişte ben Cihangir'deki 5. kat'a yemeğe gittik. Ortam çok güzel olmakla birlikte erken gittiğimiz için manzaranın tadına tam varamadık. Bizimkiler yaşlanmış tabi, 10 gibi kalktık ordan, tıpış tıpış eve.
Pazar 4 gibi ablamlardan döndüm. Önce Kadıköy'den bilimum dvd aldım, ardından istikamet Aylin. Akşam salata-şarap-film üçlüsü yaptık.
Önce gülen suratlara kanıp Robert DeNiro'nun "everybody's fine" filmini izledik. Biz eğlenceli vs beklerken gayet drama bir film çıktı. Neyse onun sonu güzel bitti.
Ardından "Ondine" a başladık. Colin Farrell'i hiç sevmem aslında ama bu filmde o kadar kötü değildi. Ancak irlanda aksanı ile konuştukları ve alt yazı tamamen alakasız olunca birçok yeri anlamak için defalarca durdurup geri alıp tekrar dinlemek durumunda kaldık. Hele de "selkie"nin ne olduğunu film bitene kadar çözemedik. Puzzle çözer gibi anladıklarımızı birleştirip durduk. Aylin film boyunca google da dolandı durdu ama o kelimenin "selkie" olduğunu, celtic myth olduğunu ve detaylarını film bittikten sonra girmeyi akıl ettiğimiz imdb'den bulduk:))) baştan baksak bu kadar debelenmezdik muhtemelen ama o zaman da hazır lokma olurdu:Psonuç olarak iki film de vasattı!
28 Haziran 2010 Pazartesi
İçtim, uyudum
Haftasonunun kısa bir özetini geçecek olursa aynen böyle yaptım. İçtim. içmediğim zamanlarda da uyudum.
Önce cuma akşamı içtim. Lise tayfa buluştuk, yurt dışından ve şehir dışından gelenlerle. Önce yemek ardından NarPera da hopbidi yaptık. Saat 2 olup da barı kapattıklarında pek içerledik, ufaktan evlere yöneldik. Eve gelip yatmam gene saat 4'ü buldu. Hedef öğlene kadar uyumak. Ben de aynen öyle yaptım. Öğlene kadar uyudum, kalktım kahvaltı yaptım, biraz TV ve tekrar yattım. Bu kez 5'e kadar uyudum. Bana kalsa daha yatardım ama akşam çıkmadan önce halletmem gereken işler vardı, kalkıp dışarı çıktım.
Cts akşam yine NarPera'daydık. Bu kez doğumgünü partisi. Gene içtik, bu sefer 2'yi geçmişti, dediler sizin dağılacağınız yok ama kapamamız lazım, hadi uzayın:) bu kez ablamlara yöneldim. eve geliş ve yatış yine 3:30-4 gibi. Ancak evdeki konfor yok tabi. sabah 10 dedin mi ayaktasın. ama acısını öğlen tekrar yatarak çıkardım. 5 gibi eve döndüm, biraz daha TV, bol bol greys anatomy, NCIS vs izleyip geceyarısı yattım. E tabi bütün haftasonu o kadar uyursan yatakta da o kadar debelenirsin! neyse pinek haftasonu iyi geldi. Yaşasın tembellik:)))
Önce cuma akşamı içtim. Lise tayfa buluştuk, yurt dışından ve şehir dışından gelenlerle. Önce yemek ardından NarPera da hopbidi yaptık. Saat 2 olup da barı kapattıklarında pek içerledik, ufaktan evlere yöneldik. Eve gelip yatmam gene saat 4'ü buldu. Hedef öğlene kadar uyumak. Ben de aynen öyle yaptım. Öğlene kadar uyudum, kalktım kahvaltı yaptım, biraz TV ve tekrar yattım. Bu kez 5'e kadar uyudum. Bana kalsa daha yatardım ama akşam çıkmadan önce halletmem gereken işler vardı, kalkıp dışarı çıktım.
Cts akşam yine NarPera'daydık. Bu kez doğumgünü partisi. Gene içtik, bu sefer 2'yi geçmişti, dediler sizin dağılacağınız yok ama kapamamız lazım, hadi uzayın:) bu kez ablamlara yöneldim. eve geliş ve yatış yine 3:30-4 gibi. Ancak evdeki konfor yok tabi. sabah 10 dedin mi ayaktasın. ama acısını öğlen tekrar yatarak çıkardım. 5 gibi eve döndüm, biraz daha TV, bol bol greys anatomy, NCIS vs izleyip geceyarısı yattım. E tabi bütün haftasonu o kadar uyursan yatakta da o kadar debelenirsin! neyse pinek haftasonu iyi geldi. Yaşasın tembellik:)))
14 Haziran 2010 Pazartesi
Eric ve Steve
Haftasonunun temel amacı, 4 ay öncesinden bilet alınan aktivite eric clapton ve steve winwood abilerin konseri idi. hani çok önemliymiş gibi neden 4 ay öncesinden bilet aldım bilmiyorum. üstelik burakı da ben gazladım. üstelik ben bu abileri hiç dinlemem. yani çok meşhur 1-2 parça harici bilmem de... neyse bi gittik ki hınca hınç!! anaaa talep çokmuş yaaa, kötü bişey yapmamışız galiba.
gerçekten de bayağı kalabalıktı kuruçeşme. her yaştan insan vardı. hava süper, mekan süper. şarkılar, bilenler için süper, ben birara esniyordum o derece. burak o kadar üşenmesine rağmen müzik başlayınca süper keyiflendi. ben de "yav blues o kadar da kötü değilmiş" diye düşünürken buldum kendimi. enginar sonrası 2. bir devrim demek bu benim için.
konseri dinlerken buruldum ama biraz. başka birisiyle gitme hayalimiz vardı aslında... anılar çağrıştı, burun direğim sızladı... imkansızın şarkısını söyleyerek izlemeye devam ettim konseri:)
konser sonrası ayrı bir heyecan. nedense denturun motorları sanki kürek çekermiş gibi gidiyor. Kadıköyden gelmesi 45 dakika sürdü. dönüş de öyle sürerse otobüsü yakalamamız tehlikeye girecek diyerekten üsküdar üzerinden döndük eve. Hemen atladık arabaya, ben gene kamil koç'u bulucam diye gerildim. buraka söylendim falan:)) ama o kadar aceleye 35 dakika öncesinde varmıştık hedefe. boşuna panik yapmışım:( orada da "hadi git" "gitmem" inatlaşması neticesinde burak galip geldi ve ben eve döndüm.
eve döndüm derken öyle hemen olamadı. gene kayboldum. kayboldum derken bu kaybolmalar yine karmen eşliğinde yaşanıyor. yani o beni eve götürür güvencesi var ama bir türlü asıl çıkmak istediğim yola çıkamayıp garibimin çizdiği alternatif rotalara dönüyorum nedense...
şimdi de işteyim. 1 saattir yazınca biraz ayıldım sanırım:) artık işe başlayabilirim:)))
gerçekten de bayağı kalabalıktı kuruçeşme. her yaştan insan vardı. hava süper, mekan süper. şarkılar, bilenler için süper, ben birara esniyordum o derece. burak o kadar üşenmesine rağmen müzik başlayınca süper keyiflendi. ben de "yav blues o kadar da kötü değilmiş" diye düşünürken buldum kendimi. enginar sonrası 2. bir devrim demek bu benim için.
konseri dinlerken buruldum ama biraz. başka birisiyle gitme hayalimiz vardı aslında... anılar çağrıştı, burun direğim sızladı... imkansızın şarkısını söyleyerek izlemeye devam ettim konseri:)
konser sonrası ayrı bir heyecan. nedense denturun motorları sanki kürek çekermiş gibi gidiyor. Kadıköyden gelmesi 45 dakika sürdü. dönüş de öyle sürerse otobüsü yakalamamız tehlikeye girecek diyerekten üsküdar üzerinden döndük eve. Hemen atladık arabaya, ben gene kamil koç'u bulucam diye gerildim. buraka söylendim falan:)) ama o kadar aceleye 35 dakika öncesinde varmıştık hedefe. boşuna panik yapmışım:( orada da "hadi git" "gitmem" inatlaşması neticesinde burak galip geldi ve ben eve döndüm.
eve döndüm derken öyle hemen olamadı. gene kayboldum. kayboldum derken bu kaybolmalar yine karmen eşliğinde yaşanıyor. yani o beni eve götürür güvencesi var ama bir türlü asıl çıkmak istediğim yola çıkamayıp garibimin çizdiği alternatif rotalara dönüyorum nedense...
şimdi de işteyim. 1 saattir yazınca biraz ayıldım sanırım:) artık işe başlayabilirim:)))
5 Haziran 2010 Cumartesi
Geri döndüm bebek:)))
Dönüşüm muhteşem olacak demiştim ben size. yoksa dememiş miydim? neyse, beni yakinen tanıyanlar bilir ki benim dönüşüm hep muhteşem olur:))))
Ne zamandır az ve bunalım yazdığımın farkındayım. ancak birkaç gündür üniversite sınavından çıkmış liseli ya da mezuniyet projesini teslim etmiş universiteli gibi bir ferahlama, bir rahatlama, sanki tüm işler bitmiş gibi bir sallanma moduna girdim. Üzerine 2 gündür de eğitim amaçlı bir seminere katılınca sanki tatile gittim:P
Özet geçecek olursak çarşamba akşamı basket kabusu ile başladı dönüşüm. Bir heves aldım pizzamı şarabımı, geçtim TV karşısına. Güya maç seyredip keyif yapıcam. 2. çeyreği zor bitirdim, 3. göz ucuyla, son periodda ise filme geçmiştim. Bir maç bu kadar mı kötü olur. Tabi ben efes açısından değerlendiriyorum olayı, fenerliler bayram etti.
Çarşamba tüm gün eğitimin üzerine akşam bot gezisi ve yemek vardı. Ancak benim daha müthiş bir planım vardı: rihanna konseri. İçimdeki 18lik hala yaşadığı için seminer çıkışı çektim spor ayakkabıları ayağıma, önce kanyonda le pain quotiddien de apple pie ve kahve, ardında beşiktaşta grubun devamı ıle buluşup bira ve vs ve en son olarak "te amo":))) Konser aslında beklediğim kadar muhteşem olmamakla birlikte şarkıları sevdiğim için ben oldukça keyif aldım. kısmi hoplama zıplama bile yaptım.
bugünkü aktivite ise seminer sonrası yemek idi. Ancak ders 5'de bitip de yemek 7 gibi başlayacağından yine önce Kanyon'a gittik. Bu sefer seminerden kalabalık bir gruptuk. Kahve muhabbet vs derken çıkıp bir de D&R da cd dvd bakıp oyalandık. Akşamın devamına dair sinyaller o anda alınmaya başlamıştı. Ortamda bulunan 4 kişi henüz o gün biraraya gelmiş olmakla birlikte daha biri cümle kurarken öbürü sonunu tamamlamaya başlamıştı. Neşe içinde yemeğe gitmek için yola koyulduğumuzda saat 7 olmak üzereydi. O civarda Akmerkez'e gitmeyi bilmeyen yegane taksiye binip yolu şaşırmamız, gps eşliğinde hedefe ulaşmamız gece boyunca attığımız kahkahaların başlangıç sinyalleriymiş meğer. Tüm gece o kadar çok güldüm ki resmen ilaç gibi geldi. Sanki asırlardır tanışmışız gibi şakıdık durduk. Hele cem yılmaz ve türk malı geyikleri süperdi:)))))
Uzun lafın kısası çok keyifli döndüm bu akşam eve. Oh be, kendime geldim resmen:))))
...
Ay dur asıl unutuyordum. Dün akşam konser öncesi Beşiktaş'taki beer pointte buluştuk. Yedik içtik vs. Sonra motora geç kalıcaz diye panik halinde toparlandık. Ben de tuvalete koştum. Girdim içeri, kullandım tuvaleti. O arada biri kapıyı tıkladı "bi dakka" dedim. O kişi yan tarafa girdi, ben ardından hemen çıktım. Ben çıktım tuvalete bir adam girdi. Ben ona baktım o bana. adam şaşırdı "burası erkekler değil mi?" dedi. ben "bilmem ben bayanlar diye girdim" dewrken ikimiz birden çıkıp kapıdaki işarete baktık ki gerçekten erkekler tuvaleti imiş. Ben gülerken adam "nolcak canım" falan diyordu. İşin daha komiği gülerek ordan çıkıp bayanlar tuvaletine geçip elimi bayanlarda yıkadım:))))) Öbür taraf erkekler ya, orda yıkamamak lazım:))))
Bir pot da bu akşam kırdım. Tam yemekten kalktık, vedalaşma faslı. Tanıdık bir sima. O da beni tanıdı. gülümsedi, "merhaba" dedi. Ben gayet laubali "naber?" dedim sanki kırk yıllık tanıdık. sonra kadının arkasından bakarken taşlar yerine oturmaya başladı. Lan bu kadınla ben bir toplantıda tanışmıştım, bizim çalıştığımız şirketlerden birinin üst düzey yöneticilerindendi!!!! Ben o dumurla kaldım bir an. Kadına "naber" dedim şokuyla 3-4 dakika sarsıldıktan sonra en sevimli halimle yanına gidip "kusura bakmayın ben bir an karıştırdım sizi, ehe şarap vs de" diyerek olayı yumuşatmaya çalıştım. allahtan candan tepki verdi de içim rahatladı. allahım bazen çok patavatsız oluyorum yaaaa!!!!!
Ne zamandır az ve bunalım yazdığımın farkındayım. ancak birkaç gündür üniversite sınavından çıkmış liseli ya da mezuniyet projesini teslim etmiş universiteli gibi bir ferahlama, bir rahatlama, sanki tüm işler bitmiş gibi bir sallanma moduna girdim. Üzerine 2 gündür de eğitim amaçlı bir seminere katılınca sanki tatile gittim:P
Özet geçecek olursak çarşamba akşamı basket kabusu ile başladı dönüşüm. Bir heves aldım pizzamı şarabımı, geçtim TV karşısına. Güya maç seyredip keyif yapıcam. 2. çeyreği zor bitirdim, 3. göz ucuyla, son periodda ise filme geçmiştim. Bir maç bu kadar mı kötü olur. Tabi ben efes açısından değerlendiriyorum olayı, fenerliler bayram etti.
Çarşamba tüm gün eğitimin üzerine akşam bot gezisi ve yemek vardı. Ancak benim daha müthiş bir planım vardı: rihanna konseri. İçimdeki 18lik hala yaşadığı için seminer çıkışı çektim spor ayakkabıları ayağıma, önce kanyonda le pain quotiddien de apple pie ve kahve, ardında beşiktaşta grubun devamı ıle buluşup bira ve vs ve en son olarak "te amo":))) Konser aslında beklediğim kadar muhteşem olmamakla birlikte şarkıları sevdiğim için ben oldukça keyif aldım. kısmi hoplama zıplama bile yaptım.
bugünkü aktivite ise seminer sonrası yemek idi. Ancak ders 5'de bitip de yemek 7 gibi başlayacağından yine önce Kanyon'a gittik. Bu sefer seminerden kalabalık bir gruptuk. Kahve muhabbet vs derken çıkıp bir de D&R da cd dvd bakıp oyalandık. Akşamın devamına dair sinyaller o anda alınmaya başlamıştı. Ortamda bulunan 4 kişi henüz o gün biraraya gelmiş olmakla birlikte daha biri cümle kurarken öbürü sonunu tamamlamaya başlamıştı. Neşe içinde yemeğe gitmek için yola koyulduğumuzda saat 7 olmak üzereydi. O civarda Akmerkez'e gitmeyi bilmeyen yegane taksiye binip yolu şaşırmamız, gps eşliğinde hedefe ulaşmamız gece boyunca attığımız kahkahaların başlangıç sinyalleriymiş meğer. Tüm gece o kadar çok güldüm ki resmen ilaç gibi geldi. Sanki asırlardır tanışmışız gibi şakıdık durduk. Hele cem yılmaz ve türk malı geyikleri süperdi:)))))
Uzun lafın kısası çok keyifli döndüm bu akşam eve. Oh be, kendime geldim resmen:))))
...
Ay dur asıl unutuyordum. Dün akşam konser öncesi Beşiktaş'taki beer pointte buluştuk. Yedik içtik vs. Sonra motora geç kalıcaz diye panik halinde toparlandık. Ben de tuvalete koştum. Girdim içeri, kullandım tuvaleti. O arada biri kapıyı tıkladı "bi dakka" dedim. O kişi yan tarafa girdi, ben ardından hemen çıktım. Ben çıktım tuvalete bir adam girdi. Ben ona baktım o bana. adam şaşırdı "burası erkekler değil mi?" dedi. ben "bilmem ben bayanlar diye girdim" dewrken ikimiz birden çıkıp kapıdaki işarete baktık ki gerçekten erkekler tuvaleti imiş. Ben gülerken adam "nolcak canım" falan diyordu. İşin daha komiği gülerek ordan çıkıp bayanlar tuvaletine geçip elimi bayanlarda yıkadım:))))) Öbür taraf erkekler ya, orda yıkamamak lazım:))))
Bir pot da bu akşam kırdım. Tam yemekten kalktık, vedalaşma faslı. Tanıdık bir sima. O da beni tanıdı. gülümsedi, "merhaba" dedi. Ben gayet laubali "naber?" dedim sanki kırk yıllık tanıdık. sonra kadının arkasından bakarken taşlar yerine oturmaya başladı. Lan bu kadınla ben bir toplantıda tanışmıştım, bizim çalıştığımız şirketlerden birinin üst düzey yöneticilerindendi!!!! Ben o dumurla kaldım bir an. Kadına "naber" dedim şokuyla 3-4 dakika sarsıldıktan sonra en sevimli halimle yanına gidip "kusura bakmayın ben bir an karıştırdım sizi, ehe şarap vs de" diyerek olayı yumuşatmaya çalıştım. allahtan candan tepki verdi de içim rahatladı. allahım bazen çok patavatsız oluyorum yaaaa!!!!!
10 Mayıs 2010 Pazartesi
Dönmek istemedim.
Dopdolu bir 3 gün geçirdim yine... Kısa da olsa ankara kaçamakları bana çok iyi geliyor. Yoğun ama bir o kadar da keyifli geçiyor.
Cuma sabah Ankara'ya vardığımd hava yazdan çalınmış gibiydi. İstanbul'un serinliğinden sonra son derece iyi geldi. 1'deki randevuma kadar olan 1.5 saati Tunalı'daki starbucksda önümde laptop, elimde kahvem ile geçirdim. Sonra düğün hazırlıklarına başlamak üzere yola koyuldum.
Saçım başım yapıldıktan sonra soluğu Hazine'de aldım. Arkadaşları görmek öyle keyifliydi ki... Fazla kişiye yakalanmamaya çalışarak maksimum ziyareti sığdırdım 1.5 saate. Sonra Özge ile çıkıp onun hazırlıklarını tamamladık, üstümüzü giyinip ordu evine gittik.
Düğün pek eğlenceli idi, 2 köçek olarak müzik bitene kadar oynadık. Hatta öyle bir an geldi ki koca salonda oynayan bir tek biz vardık. Tüm ağlamalarıma karşın Özge sağolsun "en iyi arkadaşımın düğününde oynamıycam da ne zaman oynıycam" diye beni de oturtmadı. Netice olarak arabaya giderken ayakkabılarımı elime almak zorunda kaldım:))))
Cts güne big chef's de kahvaltı ritüeli ile başladık. Ardından 1 saatlik Defne molası ve arkadaş ziyaretleri. Bu sefer değişiklik olarak Kızılay ve etrafında takıldım cts günü. Aslında kaleye gezmeye gitmek istiyordum ama ayakkabılarım oralarda dolanmaya müsait olmayınca programı bira ve tavla moduna çevirdik:)
Pazar daha sakindi. Sabah kabristan ziyareti, ardından kafesde hasret gidermece... Pazar gününün nostaljisi kuğulu park'tı. Ankara'nın göbeğinde küçük bir huzur kaçamağı. Anneler günü diye canlı müzik de vardı ortamda.. Öyle huzurlu birkaç saat geçirdim ki orda...
Dönüşte kapanan havadan mı yoksa 3 günlük kaçamağın etkisinden mi kendimi boğuluyormuş gibi hissediyordum. Hiç dönmek istemedim bu sefer. Evim bile gözümde tütmedi. Daha görecek ne çok arkadaş vardı... Çok zor ayrıldım bu kez...
Cuma sabah Ankara'ya vardığımd hava yazdan çalınmış gibiydi. İstanbul'un serinliğinden sonra son derece iyi geldi. 1'deki randevuma kadar olan 1.5 saati Tunalı'daki starbucksda önümde laptop, elimde kahvem ile geçirdim. Sonra düğün hazırlıklarına başlamak üzere yola koyuldum.
Saçım başım yapıldıktan sonra soluğu Hazine'de aldım. Arkadaşları görmek öyle keyifliydi ki... Fazla kişiye yakalanmamaya çalışarak maksimum ziyareti sığdırdım 1.5 saate. Sonra Özge ile çıkıp onun hazırlıklarını tamamladık, üstümüzü giyinip ordu evine gittik.
Düğün pek eğlenceli idi, 2 köçek olarak müzik bitene kadar oynadık. Hatta öyle bir an geldi ki koca salonda oynayan bir tek biz vardık. Tüm ağlamalarıma karşın Özge sağolsun "en iyi arkadaşımın düğününde oynamıycam da ne zaman oynıycam" diye beni de oturtmadı. Netice olarak arabaya giderken ayakkabılarımı elime almak zorunda kaldım:))))
Cts güne big chef's de kahvaltı ritüeli ile başladık. Ardından 1 saatlik Defne molası ve arkadaş ziyaretleri. Bu sefer değişiklik olarak Kızılay ve etrafında takıldım cts günü. Aslında kaleye gezmeye gitmek istiyordum ama ayakkabılarım oralarda dolanmaya müsait olmayınca programı bira ve tavla moduna çevirdik:)
Pazar daha sakindi. Sabah kabristan ziyareti, ardından kafesde hasret gidermece... Pazar gününün nostaljisi kuğulu park'tı. Ankara'nın göbeğinde küçük bir huzur kaçamağı. Anneler günü diye canlı müzik de vardı ortamda.. Öyle huzurlu birkaç saat geçirdim ki orda...
Dönüşte kapanan havadan mı yoksa 3 günlük kaçamağın etkisinden mi kendimi boğuluyormuş gibi hissediyordum. Hiç dönmek istemedim bu sefer. Evim bile gözümde tütmedi. Daha görecek ne çok arkadaş vardı... Çok zor ayrıldım bu kez...
3 Mayıs 2010 Pazartesi
Pathfinder workshop
Pazar öğleden sonramı Kadıköy'de bir kitapçının (Khalkedon) alt katında bir workshop'da geçirdim. Konu RPG. yani role playing games. beni tanıyanlar bilir, science fiction - fantasy romanlarına karşı bir zaafım vardır. Aslında o zaafım masallaradır ve benim için en masalsı şey bu tür romanlardır. Büyük bir keyifle okur, gerçekliğini sorgulamam. adı üzerinde bilim kurgu - fantazi:)
Bir de bu tür hikayelerin canlandırıldığı oyunlar var işte. Ben yıllardır varlığından haberdar olmakla birlikte hiç oynamamış, oynanmasına denk bile gelememiştim. Geçenlerde nasıl oldu bilmiyorum ama bir şekilde face'de wizards of istanbul diye bir gruba denk geldim. Büyük bir mutlulukla aktivitelerini takip etmeye başladım. Her ay toplanıp RPG oynuyorlar ama ben bir türlü denk getiremedim. Ta ki bu workshopa kadar.
Workshop'in konusu patfinder dünyası, hikaye yaratma vs üzerine. Yani bir nevi bu dünyalara ve oyunlara giriş imkanı sağlayacak bir araç benim için. Kimseyi tanımamama karşın daha kayıt olur olmaz webmaster'in alakası beni gitmek için daha bir şevklendirdi. Biraz ürkek vardım mekana. Ben gittiğimde 3-4 kişi anca gelmişti. Hafif çekingen yaklaştım yanlarına, sıcaklıklarına inanamadım, hiç yabancı kalmadım. 1 gibi toplandık masaların başına. Önce 6 kişiydik ama sonra 15 kişi kadar olduk. Bambaşka tipler, tanımadığım kişilikler ama ortak bir nokta var sizi bağdaştıran. Birisi elf dediğinde neden bahsettiğini az çok anlıyorsun, veya paralel evren dediğinde bön bön bakmıyorsun. Uzun zamandır ilk defa ilk kez girdiğim bir ortama yabancı hissetmedim kendimi. Ne konuşacağımı bilmez değildim:) Ya da ben elf nedir diye anlatmaya çalışırken bana boş ve anlamsız şeyler anlatıyormuşum gibi bakan yoktu... Aynı zevki alıyordu herkes. Bu duyguyu bir de dmtürkiye ile yaşamıştım ben. DM aşkımı anlayan ve paylaşan insanları bulunca kendimi uzaylı gibi hissetmekten kurtulmuştum:) Güzel bir duygu kendini bir bütünün bir parçası olarak hissetmek, aynı heyecanı paylaşmak.
2 hafta sonra ilk RPG oyunumu oynayacağım. Şimdiden heyecanla bekliyorum bakalım nasıl olacak:)
Bir de bu tür hikayelerin canlandırıldığı oyunlar var işte. Ben yıllardır varlığından haberdar olmakla birlikte hiç oynamamış, oynanmasına denk bile gelememiştim. Geçenlerde nasıl oldu bilmiyorum ama bir şekilde face'de wizards of istanbul diye bir gruba denk geldim. Büyük bir mutlulukla aktivitelerini takip etmeye başladım. Her ay toplanıp RPG oynuyorlar ama ben bir türlü denk getiremedim. Ta ki bu workshopa kadar.
Workshop'in konusu patfinder dünyası, hikaye yaratma vs üzerine. Yani bir nevi bu dünyalara ve oyunlara giriş imkanı sağlayacak bir araç benim için. Kimseyi tanımamama karşın daha kayıt olur olmaz webmaster'in alakası beni gitmek için daha bir şevklendirdi. Biraz ürkek vardım mekana. Ben gittiğimde 3-4 kişi anca gelmişti. Hafif çekingen yaklaştım yanlarına, sıcaklıklarına inanamadım, hiç yabancı kalmadım. 1 gibi toplandık masaların başına. Önce 6 kişiydik ama sonra 15 kişi kadar olduk. Bambaşka tipler, tanımadığım kişilikler ama ortak bir nokta var sizi bağdaştıran. Birisi elf dediğinde neden bahsettiğini az çok anlıyorsun, veya paralel evren dediğinde bön bön bakmıyorsun. Uzun zamandır ilk defa ilk kez girdiğim bir ortama yabancı hissetmedim kendimi. Ne konuşacağımı bilmez değildim:) Ya da ben elf nedir diye anlatmaya çalışırken bana boş ve anlamsız şeyler anlatıyormuşum gibi bakan yoktu... Aynı zevki alıyordu herkes. Bu duyguyu bir de dmtürkiye ile yaşamıştım ben. DM aşkımı anlayan ve paylaşan insanları bulunca kendimi uzaylı gibi hissetmekten kurtulmuştum:) Güzel bir duygu kendini bir bütünün bir parçası olarak hissetmek, aynı heyecanı paylaşmak.
2 hafta sonra ilk RPG oyunumu oynayacağım. Şimdiden heyecanla bekliyorum bakalım nasıl olacak:)
29 Nisan 2010 Perşembe
İyi günde kötü günde
Dün akşamın sosyal aktivitesi yanda görülen oyundu. Oyunla ilgili en ufak bir fikrim olmamakla birlikte gelen talep üzerine derhal organizasyon yapıldı, biletler alındı (bkz muhabbete gel) ve yola çıkıldı.
Oyun 20:30da başlayacağından önden bir yemek yiyelim dedik. Adres Palma D'oro. Sanırım menüdeki en berbat yemeği seçerek gecemi kararttım. (yoğurtlu kebap yenmeyecek.) Üstüne bir de geç kalkıp trafikle burun buruna geldiğimiz içindir ki ben kızları CKM önünde indirip arabayı parkedecek yer aramaya başladım.Tabi bulmam biraz zor oldu ve oyuna da geç girebildim. Allahtan aldılar içeri, kenara büzüştüm resmen:)
Neyse, girdim içeri kavga eden bir çift sahnede. Bunlar boşanmaya karar verdi ve oyun başladı. Meğer gayet eğlenceli bir oyunmuş. Oldukça güldüm izlerken. Önce ev eşyalarını paylaşıyorlar, sonra ayrı hayatları, birbirlerinden kopamamaları vs ama gayet esprili ve eğlenceli bir dille aktarmışlar. Kapanışa güncel olaylardan espriler de eklemişler. Bir de sonunda Ali Poyrazoğlu seyirciyi de gazladı vs. Mutlu mesut dağıldık biz de:)
Oyun 20:30da başlayacağından önden bir yemek yiyelim dedik. Adres Palma D'oro. Sanırım menüdeki en berbat yemeği seçerek gecemi kararttım. (yoğurtlu kebap yenmeyecek.) Üstüne bir de geç kalkıp trafikle burun buruna geldiğimiz içindir ki ben kızları CKM önünde indirip arabayı parkedecek yer aramaya başladım.Tabi bulmam biraz zor oldu ve oyuna da geç girebildim. Allahtan aldılar içeri, kenara büzüştüm resmen:)
Neyse, girdim içeri kavga eden bir çift sahnede. Bunlar boşanmaya karar verdi ve oyun başladı. Meğer gayet eğlenceli bir oyunmuş. Oldukça güldüm izlerken. Önce ev eşyalarını paylaşıyorlar, sonra ayrı hayatları, birbirlerinden kopamamaları vs ama gayet esprili ve eğlenceli bir dille aktarmışlar. Kapanışa güncel olaylardan espriler de eklemişler. Bir de sonunda Ali Poyrazoğlu seyirciyi de gazladı vs. Mutlu mesut dağıldık biz de:)
26 Nisan 2010 Pazartesi
Yoruldum be yav
cumayı yazdık da gerisine fırsat kalmamış.
Cumartesinin cumadan pek farkı yoktu. Bu sefer 10'da düştük yola. Önce yedikule zindanları ardından Fatih Camii. Fatih'de biraz gerilmedim desem yalan olur. Ortam bana pek uymuyordu. Gelen kadın ve erkek güruhunu normalde görsem kaçarım. Üstelik ortamda onlar çoğunlukta olduğu için ben kıyafetimden rahatsız olur montumu üzerime giyip dolaşmaya öyle devam ettim.
Fatih camiinden çıkıp Vefa'ya indik, biraz oralarda dolanıp Sur Ocakbaşı'nda -ki Burak daha gelmeden sayıklıyordu- yemeğimizi yedik. Gerçi yemek yedik diyerek geçiştirmek bir hakaret olur. Önden gelen içli köfte ve patlıcan dolma ile parmakları yedik. Büryan kebabı tarzımız değilmiş ama ardından bir sur tatlısı geldi kiiii... ben daha önce böyle bişey yemedim, bir daha da yiyemem sanırım... hala tadı damağımda:)
Vefa'dan sonra indik sahile, Fener-Balata dolandık biraz sonra artık pilimiz bitince pierre lotiye çıkıp çaylarımızı içtik ve dönüş yoluna geçtik. Böyle özet geçtiğime bakmayın gene eve geldiğimizde 8 idi saat. Ardından ben bavulumu hazırladım ve 10'a doğru ankaraya gitmek üzere evden çıktık.
Tren yolculuğu pek zevkliydi. Aslında o kadar yorgunduk ki tren hareket eder etmez yataklarımızı açıp sızdık. Sabah 6:40 da kondüktör kalkın düdüğü çaldığında ben pek mutsuz oldum:(
Pazar klasik ankara koşturmacası. Kuzen, kuaför, arkadaş ziyareti vs. Pazartesi toplantılar. Ben gene hayran olduğum şahsi gördüm... o saattir meeliyorum:)))
Cumartesinin cumadan pek farkı yoktu. Bu sefer 10'da düştük yola. Önce yedikule zindanları ardından Fatih Camii. Fatih'de biraz gerilmedim desem yalan olur. Ortam bana pek uymuyordu. Gelen kadın ve erkek güruhunu normalde görsem kaçarım. Üstelik ortamda onlar çoğunlukta olduğu için ben kıyafetimden rahatsız olur montumu üzerime giyip dolaşmaya öyle devam ettim.
Fatih camiinden çıkıp Vefa'ya indik, biraz oralarda dolanıp Sur Ocakbaşı'nda -ki Burak daha gelmeden sayıklıyordu- yemeğimizi yedik. Gerçi yemek yedik diyerek geçiştirmek bir hakaret olur. Önden gelen içli köfte ve patlıcan dolma ile parmakları yedik. Büryan kebabı tarzımız değilmiş ama ardından bir sur tatlısı geldi kiiii... ben daha önce böyle bişey yemedim, bir daha da yiyemem sanırım... hala tadı damağımda:)
Vefa'dan sonra indik sahile, Fener-Balata dolandık biraz sonra artık pilimiz bitince pierre lotiye çıkıp çaylarımızı içtik ve dönüş yoluna geçtik. Böyle özet geçtiğime bakmayın gene eve geldiğimizde 8 idi saat. Ardından ben bavulumu hazırladım ve 10'a doğru ankaraya gitmek üzere evden çıktık.
Tren yolculuğu pek zevkliydi. Aslında o kadar yorgunduk ki tren hareket eder etmez yataklarımızı açıp sızdık. Sabah 6:40 da kondüktör kalkın düdüğü çaldığında ben pek mutsuz oldum:(
Pazar klasik ankara koşturmacası. Kuzen, kuaför, arkadaş ziyareti vs. Pazartesi toplantılar. Ben gene hayran olduğum şahsi gördüm... o saattir meeliyorum:)))
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








