Sayfalar

21 Nisan 2008 Pazartesi

Painted Veil (Duvak)

"Sometimes the greatest journey is the distance between two people"

Dün akşam izledim bu filmi. Aslına aylar önce dvdsini ele geçirmiştim ama bir türlü elim gidip de izleyememiştim. Dün filmi digiturkte görünce fırsatı kaçırmayayım dedim.
Film 1925 yılında Çinde başlıyor sonra flashback lerle 2 yıl öncesinden hikayesini anlatıp bir yandan da devam ediyor. Aslında filmin konusu nispeten bilinen hikaye. Adam kıza aşık olur, kız aileden kurtulmak için adamla evlenir, kız mutsuz olur, adamı aldatır, adam öğrenir, kızı uzaklara götürür, kız adama aşık olur, biri ölür...
Detaylara gelinceŞ Edward Norton (walter) mikrobiyolog. Şangay da bir labda çalışıyor. Londra'da gördüğü Naomi Watts (kitty)a aşık oluyor. Kız da ailesinden kaçmak için evlenmeyi kabul ediyor ve birlikte Çin'e gidiyorlar. Kız mutsuz oluyor ve kocasını aldatıyor. Walter bunu anlıyor ve Kitty'nin önüne 2 seçenek sunuyor: ya benimle kolera salgını olan ücra bir köye gelirsin ya da seni zinadan boşarım. Kitty itiraz edince zeki bir hamle yapıyor. Eğer sevgilin karısından boşanıp seninle evlenmeyi kabul ederse ben de senden sessizce boşanırım yoksa diğer seçenekler diyor. Sonuç: sevgili Kitty'i yüzüstü bırakıyor.
Sonra doktorla Kitty bu ücra köye gidiyorlar. Walter kendini köyü koleradan kurtarmaya adıyor. Ordaki batıl inançlarla savaşıyor. Bu sırada Kitty yavaş yavaş kocasının bilmediği yönlerini görmeye başlıyor. waşter da Kitty'deki değişimi farkediyor ve birbirlerine aşık oluyorlar. İlişkileri düzene girdiği sırada Kitty hamile olduğunu öğreniyor ama babanın hangisi olduğu belli değil. Doktor önemsemiyor. Herşey yoluna girdiği ve koleranın kontrol altına alındığı sırada başka köylerden gelenleri tedavi etmeye çalışan Walter hastalığa yakalanıyor ve Kitty'nin kollarında ölüyor.
5 yıl sonra Kitty kocasına benzeyen oğluyla Londra sokaklarında dolaşırken eski sevgili ile karşılaşıyor. Resmi tavırla yanından ayrılırken kim olduğunu soran oğluna "önemli biri değil" diyor...
Aslında klasik bir hikaye olmasına rağmen ben filmi çok beğendim. Edward Norton zaten süper başarılı bir oyuncu. Filmi öyle güzel işlemişler ki izlerken sen de sanki onlarla beraber aşık oluyorsun...

Cenevre güncesi - 2

fvlaef

31 Mart 2008 Pazartesi

Cenevre güncesi - 1

Gün 1: 22 Mart
Sabahın köründe (tam olarak 5.30 felandı) düştüm yola. Önce istanbul derken Cenevre. Yol kolay geçti. Açtım laptopı, önce lost sonra prison breakler derken yolun nasıl geçtiğini anlamadım. Yol kısa ve saat farkı da olunca öğlen 1 de varmıştım. Dilek beni aldı ve eve gittik. Hava soğuk, sabah kar yağmış ama sonra erimiş.
Hava kararmadan genel bir Cenevre turu atalım dedik. Şehre inince ilk göze çarpan göldeki patlak boru oluyo. Su o kadar tazyikli ki 40-50 mt yükseliyor. Meğersem pek ünlüymüş. Dedim ki sizin patlak borunuz varsa bizim de var. Yazın gelseydiniz de görseydiniz zavallı semtin halini.
Sonra dolanmaya devam ettik. Bir sonraki durağımız çiçek saatti. O da meşhurmuş. Ben de her turist gibi fırsatı kaçırmadım.
Sonra şehir merkezi turu... Güzel şehir.

Gün 2: 23 Mart

Pazar günü Dilek'le evlerinin etrafında yürüyüşe çıktık. Son derece huzurlu bir ortam. Evin yanından dere geçiyor, ilerisinde çiftlik falan var. Etraf yemyeşil, süper doğal bir ortam.
Yürüyüşün ardından göl etrafında arabayla tur attık. Küçük küçük birbirini takip eden bir sürü köy var. Köy dediysem ebat olarak köy ama gelişmişlik ve gelir düzeyi olarak sanırım bizim şehirlere bile basarlar. Hermance, corsier, vesenaz, Coppet, Versoix ve favorim Nyon... Yanyana dizilmiş süper köy / kasabalar...

Gün 3: 24 Mart
Pazartesi günü büyük bir sürprize uyandık:

Kar o kadar güzel yağıyordu ki, lapa lapa ve her yer bembeyaz. Biz de iyi bir fikir olduğunu düşünerek yakınlardaki Jura'ya gitmeye karar verdik. Tabi biz evden çıkana kadar öğlen olmuştu ama en fazla 1 saatte vardık Jura'ya. Sabah bizi karşılayan sürpriz orda da devam ediyordu. Tolga kaymaya heveslendiyse de bizden destek görmeyince sadece Bora'nın kızağıyla 1-2 tur atmakla yetindik.

Kar durmadan yağdığı için dönüşü erkene alıp dağdan ayrıldık. Allahtan araba sağlamdı da tipiye rağmen kazasız belasız döndük eve:)
Aslında geçen hafta hava süpermiş. Hatta tüm kış doğru düzgün kar yağmamış. Dilek tüm bu karın benim gelişime denk gelmesine çok üzüldü. Kar o kadar güzel yağıyordu ki benim umurumda bile olmadi. Bembeyazın verdiği huzur tüm olumsuzluklara değer bence. Hem süper beyaz hem temiz dağ havası ve muhteşem dağ manzarası. Dağın olmadığı yerde bile yetecek kadar doğa parçası. Onlar benim şanssızlığıma üzülürken ben halimden memnun etrafı seyredip durdum:)

19 Mart 2008 Çarşamba

Pasaport krizi

Dün gece saat 23:30 sularında kafamı yastığa koyduktan az sonra aklıma pasaportumu kontrol etmek düştü. Kalkıp olmuş olması gereken çekmeceye baktım. Allah allah, burda diil. Bir kutu vardı takı vs koyduğum, o nerde ki? Dolaptaydı, ups, onun içinde de değil. Küçük oda? yok, yok, yok! Giderek paniğim artmaya başladı. Yola çıkmama 3 gün kalmış, 3 günde pasaport çıkar mı ki? ya da kayıp olduğu için ne yapmam gerekir falan filan.
Sonra umutsuzca ama son bir umutla, Simay'ın tüm itirazlarına rağmen elime bir bıçak alıp gecenin yarısında bodruma indim. Yok canım kimseyi bıçaklamak niyetinde değilim, kolileri açmak için. Aşağı indim ama hakikaten umutsuz bir durum. Eşyaları birbirinin üzerine istiflemişler, çoğu görünmüyor bile. Bişeylerin tepesine çıkıp 1-2 koliye ulaştım ama birinde kavanozlar var öbüründe başka bişeyler. Derken gözüme başka bir koli ilişti. Kenarı yırtılmış. Elimi soktum, ayakkabı gibi bişeyler var. Allah allah ayakkabılar yukarı çıkmıştı ama... Aaa bu püskül gayet sık kullandığım ve nerede olduğunu merak ettiğim çantanın değil mi? Sonra koliyi indirip açtım ki aradığım herşey orda. Pasaportum dahil. Büyük bir rahatlama ve zafer edasıyla çıktım yukarı:)
Hala gidebilirim:)

5 Mart 2008 Çarşamba

super reklam

ben bu reklama çok gülüyorum:)

<

Hava değişimi

Bir müddettir mekan değişimi yapmak ihtiyacı içerisindeyim. Uzaklara gitmek, biraz ortam değiştirmek istiyorum. Nihayet bugün aklımın bir köşesinde sallanıp duran bu fikri somutlaştırıp kendisini 1 haftalık seyahat formatına dönüştürme girişiminde bulundum. Bir terslik olmazsa 2 hafta sonra Dilek'in yanına Cenevre'ye gidicem. Biraz ani oldu belki ama amaç uzaklara kaçmak olunca İstanbul bile yakın geldi. Umarım detaylarda sorun çıkmaz da planı nihayete erdirebilirim.

Becerledim

Şu internet süper bişey yaa! Blogum aracılığıyla üstü kapalı yardım çağrısına ailemizin IT'cisi sevgili Urcun tee isviçrelerden cevap verdi, biricik uzmanımın eşi taze ev erkeği Onur kalkıp iş yerine kadar geldi ve sorunum çözüldü. Ben de artık dizilerimi indirip TV de seyredebiliyorum.
Sorun? Valla ne olduğunu hala bilmiyorum. Onur kullandığım programın kaydı bitirmediğini bildirdi. Urcun'un göstermiş olduğu süper basit program sayesinde sorun gözardı edilir konuma geldi. Mutluyuz, umutluyuz.
İkinize de binlerce teşekkür.
dip not: eğer önümüzdeki birkaç günde faili meçhul bir olaya kurban gidersem faili muhtemelen kendisi için yapmış olduğum betimlemeden dolayı Onur'dur:)

28 Şubat 2008 Perşembe

Ben mi beceriksizim nedir:(

Şu yaşıma geldim, bi de teknik şeylerden az çok anlarım diye geçiniyorum, bir türlü şu internetten indirdiğim dizileri dvd'ye kaydedip ağız tadıyla tv de izleyemedim. Benim sokaktan ne alıp taksan gösteren nadide dvd çalarım benim kopyaladığım dvd'lere gelince dut yemiş bülbüle dönüyor ve değil oynatmayı disc'i bile okumuyor. Millete şapır şupur bize yarabbi şükür! Kesin bişeyleri yanlış yapıyorum ama ne.
Halbuki ne hayaller kuruyordum. Bütün güzel dizilerimi indirip TV karşısına geçip güzeel güzel izleyecektim. ühühühühü!

21 Şubat 2008 Perşembe


Canım babacım, seni öyle çok özlüyorum ki...

19 Şubat 2008 Salı

Kaçamak

13 Şubat günü 13'ün adına yakışır bir uğursuzlukla geçti. Bitiriyoruz sandığımız bir işte olmadık terslik çıktı ve iş açısından hayatımın en gergin günlerinden biri olma özelliğine sahip oldu. Hani bu olay babamdan önce başıma gelse sanki dünya başıma yıkılır, kendimi kahrederdim. Şimdi hayata bakış açım değiştiği için daha az sarsıldım ama yine de çok gerildim.
Akşam saat 8 sularında kabusumuz bitme yoluna girdi. Eve gitmek istemedi canım. Daha doğrusu içmek istedim Baktım Gökben ve Ayşe'nin de günü pek parlak geçmemiş, hadi dedik. Önce Sela'yı denedik ama maç nedeniyle çok kalabalıktı. Biz de rotayı Peppermill'e çevirdik.
Hepimizde bira krizi oluşmuştu. Garsonun "güzel şaraplarımız var" yorumunu es geçerek biralarımızı ısmarladık.
Biralara gömüldükten sonra ufak bir masa donatma olayı yaptık:
2 saatin sonunda bilimum aburcuburla dolmuş, biralarla rahatlamış bir şekilde ayrıldık ordan. İyi geldi ne yalan diyim.

Yaşasın internet

Kaç gündür evde internet yok. Meğer ne çok alışmışım internet varlığına, elimin altında olmasına. Kaç gündür elim ayağım yok sanki. Şimdi 1-2 allem ettim de çalıştırdım:)

Taşındım... yani sanırım!

İlk plana göre cuma günü saat 9'da taşıma şirketi eve gelip eşyaları paketleyecek, cts de taşıyacaktı. Cuma sabahı işten izin alıp eve gittim. Sonra saat 9:30 sularında taşıma şirketi ile aramızda şöyle bir muhabbet geçti:
- Alo. Nerdesiniz? ... Nasıl yani?... Ne zaman dediniz?... Ben hatırlamıyorum... Hayır, ben de bunamadım... İyi!
Beyefendiler muhtemelen yoğun oldukları için benim paketleme işini de cts'ye bıraktılar. Ben de tıpış tıpış işe geldim.
Cumartesi saat 8'de evde işbaşı yapılmıştı. Bir yandan ev harıl harıl toplanıyor, diğer yandan "aman o eve gitcek, o depoya kalkcak" nidaları ile eşyaların gidecekleri yerlerin karışmasını engellemeye çalışıyorum.

Allahım ne zor şeymiş taşınmak! Güya koltuğum paketlenirken resim çekecektim, nasip olmadı:( Onun yerine yatak odasıyla yetindim.
Öğlen 1 sularında paketleme ancak bitti. İşin zor kısmı bitti derken asıl zor kısmın diğer eve sığmak olduğunu bilemezdim tabi. Ben depodan korkarken depoda küçücük bir yere sığdı tüm eşyam. Zaten hepi topu 1 oda eşya:) Ben aşağıda arabada bekleyip depo ile ilgilenirken taşıyıcılar "abla yukarısı felaket, heryer kutu" dediğinde sorunun boyutunu tasavvur edememiştim. Yukarı çıktığımda kolilerin üzerinden yanından hoplayarak geçmek durumunda kaldım.
Hani sorsanız, yani Emek evine baksanız taşınmışım da Ayrancı evine göre henüz herşey ayakta!
Meğer içinde zaten yaşanan bir eve taşınmak ne zormuş. İki dolap tek dolaba nasıl da zor tepiliyormuş! Her 2 gün de gece 10'a kadar çalıştıktan sonra ancak nefes alır hale geldik:)
Şimdi iki evi birleştirmenin avantajlarını yaşıyoruz. Mesela artık yatak odasında da TV var. Bu işe en çok Ege sevindi. İlla orda TV seyredecek. Giriveriyor akşamları yatağa, tabi TV de daima NBA!
Diyorum ki 2. DVD player'i da yatak odasına kuralım:P

10 Şubat 2008 Pazar

Geri sayım başladı

Geri sayım başladı ya bugün eve gelip ufak ufak eşyalarımı toplamaya başladım. Önce kıyafetleri ayırıp bavul ve hurçlara yerleştirdik sonra yatak yorgan benzerlerini. Çok bişeyi ellemek de istemiyorum adamlar gelince toplasın diye ama gözüm acaip korkmuş durumda. Şaka maka bisürü eşyam birikmiş, hangisi nere gitcek karar veremiyorum:(
Bir yandan da evimi özlemişim. Ayrılmak buruk geliyor. Şaka maka 2.5 sene. Gerçi son 6 aydır nerdeyse evde misafirim ama...
Temelli ayrılmadan veda gecesi olsun bari dedim ve bu gece evde kaldım. Gerçi ev bir nebze tam takır kuru bakır ama mentalite farklı:) Evle ve anılarla vedalaşmak.
Yalnız kalmaktan ürkerim sanıyorumdum ama öyle olmadı. Biraz buruk oturdum her zamanki gibi koltuğuma, bilgisayarım kucagimda, tv karşımda. Nette gez ve oyun oynamaya devam. Zaman nasıl geçti anlamadı. Şimdi de Anlat bakalım show izliyorum. Who's line is it anyway?'in türk versiyonu. Masterdayken amerikan versiyonunu büyük keyifle izlerdim. Bizimkilerin yaptığı da süper komik bir program olmuş valla. Saat sabahın 2'si oldu, yatamadım bir türlü.
Yatıp kalkınca da gün bitecek ve veda vakti gelecek ya... Küçüktü felandı ama alışmıştım be evime...
İnsanın hayatı nasıl da hızlı değişebiliyor. Ne olduğunu anlamadan bir de bakıyorsun ki bambaşka bir boyuta geçivermişsin...

8 Şubat 2008 Cuma

Terkedilmişim

Geçtiğimiz haftasonu Selim dağıtım öncesi izni için Ankara'daydı. Koşturmacası içerisinde bir şekilde denk getirip Pazar akşamı 8 sularında buluşmayı başardık. Ben zaten ablamlardayım, o da Tunalı civarında olunca D&R'da buluştuk.
Komik ama askerlik yaramış. Biraz kilo vermiş, pek bi yakışıklı olmuş. Saçlar da beklediğim kadar kötü değildi. Neyse alacağı dergileri aldıktan sonra ordaki Gloria'ya oturduk. Hem de tam kapı ağzına, pencere kenarına. Sonra bana anlat bakalım dedi. Normalde konuşmayı reddeden ben başladım konuşmaya ve ağlamaya. Anlattım da ağladım, ağladım da anlattım. Masada peçeteler yığıldıkça yığıldı. Bu arada içeriye bilimum insan girip çıkıyor. Umurumda değil:) Sonra saat 9'u geçerken Burak geldi. Kurbağaya dönmüş gözlerimle kendisini karşılarken olaya noktayı koydum "Buraak, Selim beni terketti!":)))

Tüküren kurbağa ve mücevherler

Yaklaşık bir aydır maailecek yeni bir hobi geliştirdik. Sapık gibi oyun oynuyoruz. Özellikle Murat gitmeden önce hepimiz bir bilgisayar başına oturup facebook üzerinden "bejeweled" oynamaya sarmıştık. Yemek biter, herkes odaya gelir ve bilgisayarlar açılır. Sonra TV ve oyun kombinesi devam eder. Insanin düşünmesini engellediği için bayağı iyi bir beyin boşaltma aracı.
Sonra olayı biraz daha geliştirdik ve oyunları indirip yükledik. Bir de Derya sayesinde tüküren kurbağayı (zuma) keşfettim. Akşam oynamadığım zaman nasıl zaman geçireceğimi bilemiyorum:) Yatınca da gözümün önünden toplar ve taşlar geçiyor gerçi ama başka düşüncelerle boğuşmaktan iyidir.