Sayfalar

31 Mayıs 2010 Pazartesi

Ölmek istiyorum

hani bazen öyle bir hata yaparsın ki bütün olumluyu yokeder ya, işte öyle bir hata yaptım bugün. Yetişsin diye nerdeyse canımı dişime taktığım, bana sinir krizleri geçirten raporda öyle bir hata yapmışım ki bütün o çabalarım değer kaybetti ve birden resmen imaj sıfırlanmasına dönüştü:( Çok gizemli oldu ama işin özeti şu. Taslak raporda yapılan düzeltmeleri unutup eski taslağı baz alıp yeni raporu ona göre yapmışım. Tabi hatalarla dolu eski taslağı tekrar gönderince karşı tarafa kıyamet koptu. Düzeltmeler öyle elzem değildi, bir kısmı typo ve insert ama onları bile yapmamış olunca adamların karşısında feci imaj sarstık. Zaten kredibilitemiz zayıftı şimdi hiiiç kalmadı sanırım. ben olsam ben de çok kızardım valla:(
Hay ben böyle işin... resmen oturup ağlıycam var ya...:(

Çığlık

Şu anda aslında içimden çığlıklar atarak beynimi duvarlara çarpıyorum ama gören yok. Şu aptal dosyalardan o kadar bunaldım ki anlatamam. Hayır işin "yapma" kısmı değil beni bunaltan. 3 dakikalık bir işlem için programın dosyayı açmasını kapamasını runlamasını vs beklemek. ve zırt pırt kitlenerek yaptığın hesaplamaların gümlemesi ve aynı çileyi tekrar tekrar çekmek.
Bugün öğlen 12den beri ofisteyim. yani 12 saattir. ne yaptın diye soracak olursanız henüz koca bir hiç Ya da tam hiç değil de yapmam gerekenin 1/3'ü. Az kaldı çığlıklar atıp kendimi yola atıcam. ya da ne bileyim resmen ağlayacam... saykocandan beter olup çıkıcam resmen...
ya sabır!

30 Mayıs 2010 Pazar

Dünyaları uyudum yine

Cuma akşamı nasıl bunalmışsam artık 8 olmadan çıktım işten, eve giderken de yaramazlık yapıp bilimum abur cubur aldım. Eve gidip zıkkımlandım ve yapacak bişey bulamadığımdan 10 falandı yattım. Evet, kendimi uykuya verdim bu aralar. 10da yatar mı bir insan? hele ki her gün en aşağı 8-9 saat uyumuşsa. Yattım valla, geberene kadar da uyudum. Tabi sabah uyandığımda bana yastık ağrısı sinyalleri gelmeye başlamıştı. Yastık ağrısı koydum bu baş ağrısının adını ben. kafanın yastıkta gereğinden fazla kalması sebebiyle oluşan ağrı işte. Neyse, o sinyalleri kayle almayarak TEGV'de aldım soluğu. Hem son ders olması hem de çok az öğrenci gelmesi sebebiyle oyun oynadık bahçede. Ben yırtılan pantalonumu bahane ederek öğleden sonraki şenliği pas geçtim. Gidip kendime yeni pantalon alıp 3 gibi eve döndüm.
Akşam Burkay'da örovizyon izliycez. En son lisede falan izlemiştim sanırım. Ama olay eğlence olsun. Yalnız akşama daha çok var, biraz kestirsem diyerek sanki gece yeterinden fazla uyumamışım gibi 2 saat daha uyudum. Ardından duş kuaför ve derken 6-6:30 gibi gitmeyi planlayan ben 9'a doğru anca vardım. Bir gittim ki ev cümbüş yeri gibi. Bayağı bir talibi varmış meğersem. Yemekler yenildi, içildi vs. Son derece bayık, %80'i slow parçalardan oluşan 25 şarkı dinlendi. Yakışıklı çıtırlar çıkınca iç çekildi ama şarkıları duyunca genel olarak lanet edildi. Sonunda heyecanla puanlama kısmı izlendi.
Her ülke notunu verirken tahmin vs... yurt dışındaki türkler iyi çalışmış, bu sene 2. olduk. Ben manganın şarkısını seviyordum, netekim hakkıydı bence. Birinci olan da almanya idi, çok şeker bir parça.
Bugün yine ofisdeyim.
Bitsin artık bu çileee....

28 Mayıs 2010 Cuma

sıcak ve yemek

Sıcak... bir de üzerine öğlen yemeğinde kurufasulye yenirse... yanında da turşu... uyku bastırması çok normal değil mi? zaten zor açık tuttuğum göz kapaklarıma sanki ağırlık bağlamışlar gibi... kaşıkladığım her fasulye tanesi birer birer asılıyor kirpiklerime... kafayı koyduğum anda uyuyabilirim.
tatilde olmaz için ideal zaman. ya sahilde cimlere yayılıp uyumaca ya da klimalı odada yatağına...
sloth moduna geçtim ben yine:)

uyu uyu nereye kadar???

Garip bir ruh halindeyim son 1 haftadır. İş yoğunluğunun yanısıra bahar bunalımı da başladı sanırım. Süper pasifize olmuş durumdayım. İş zaten yoğun olduğu için geç çıkıyorum, sonra direk eve git, bilgisayarda oyun oyna ve 11 gibi zıbar yat. Buna rağmen sabah uyanmakta zorluk çek. saat 9da sürünerek kalk yataktan. üstelik başının ağrıyacağını bile bile uyumaya devam et ama zorla değil, harbi uykuya dalma şeklinde. 1 haftadır sabah uyanamadığım için kuaföre bile gidemiyorum. maymun gibi dolanıyorum ortalıkta. sıcak da bir yandan bayıyor. 2 akşamdır çıkıp sahil kenarına ineyim, biraz yürüyeyim diye hayal ediyorum. evden sahile olan 10 dakikalık yol gözümde büyüyor, çıkmıyorum. bu kadar yani.
sonra dün tv de greys anatominin sezon finaline denk geldim. ağla ağla, bana ne oluyorsa.

27 Mayıs 2010 Perşembe

Üstüm açık kalınca

Dün akşam saçma sapan bir film izledim, ardından yarım yamalak closer ve saat 11 gibi yattım. Ben yattığım sırada saykocan uluyordu gene, ben de yere vurdum, bana da küfretti ama sonra sustu. Bütün bu faktörlerin etkisiyle sanırım (muhtemelen sabah) saçma sapan bir rüya gördüm. Bizim konutkentteki evin farklı bir formatı bir evdeyiz. saykocanla aynı evde yaşıyoruz, bir şekilde akraba olmuşuz. Ben çatı katındayım o orta katta, benim altımdaki odada kalıyor. bir müddet karşılaşmıyoruz ama sonra ben bir akşam geç yatarken gıcırtı yapıyorum, sinirlenip yukarı fırlıyor. Ben panik kapıyı kitlemeye çalışıyorum ama kapı eski tipmiş, oturmuyor bile. ben de taktik değiştirip sempati yapıyorum "merhabaa" falan diye. İlk kez orda görüyorum, suyuna gitmeye çalışıyorum falan. kazasız kapanıyor olay. sonra eve misafir vs geliyor. Alt katta benim kitaplıklarım varmış, onları alıp odasına çıkarıyor "arkadaşım gelicek, ben bunlarda oturucam" diye. Ben sinirleniyorum bütün kitaplarım dvdlerim orda vs diye. Ama korkudan tepki de veremiyorum. Anası babası (ama benim de bir şekilde bişeyim, işin içinde annem de var sanırım) ile konuşup "olmaz böyle" falan diyorum. Manyak mı bu, kitaplığa nasıl oturulur falan diyorum. (bir yandan da mantık işlemeye devam ediyor hani- yani rüyanın yegane mantıklı kısmı burası). Sonra olay çözümlenmeden uyanmışım.
Uyanmışım dediğim kısmı açıyorum. Akşam 11'de yattım, saati önce 8'e sonra 8:40'a kurdum. Yataktan 9:13de kalktım. muhtemelen rüyayı da bu arada gördüm:)

Enginarla barıştım

Ben enginar sevmem. Aslında sevmem yanlış bir kelime. Ben enginar sevip sevmediğimi pek umursamadan yemem. Diğer yemediğim sebze ise kereviz - benim değimimle keriz. Kerevizin de sapına bayılırım ama kendini yemem. Böyle cinsim işte.
Herneyse dün komşu'da enginar çorbası vardı, bizimkilerin tezahuratına dayanamayıp içtim ve beğendim. İlginç.. Sonra akşam eve gittim. Evde de Dilek'in talebi üzerine Sevim teyzenin yapmış olduğu enginarın kalanı vardı. (süper ev sahibi olduğumu söylemiştim - direk kendin pişir ben de yiyeyim modu) Onun da bir tadına bakayım dedim. Sonra bir baktım koca enginar bitmiş!!! e iyi de bu sebzenin kendi tadı yok ki, ben patates ve bezelye yedim vs modunda kandırdım kendimi.
Bu öğlen Komşu'da enginar dolması var. Acaba denesem mi?:)

26 Mayıs 2010 Çarşamba

El ayak çekilince

gene boynu bükük bir başına kalıveriyormuş insan. Her ne kadar paso iş yerinde olduğum için evde kendileri ile zaman geçirememiş olsam da dileklerin kısa ziyareti pek keyifli geldiydi bana. akşam eve gidince azıcık da olsa 2 muhabbet, günün özeti vs bünyeye iyi geliyormuş. Şimdi gene herkes yuvasına döndü, ben ise yuvamda bir başıma kaldım. 1 hafta boyunca yanına uğramadığım kırmızı koltuğum ve açmadığım televizyon yine beni tamamlayan nesneler olacak.
...
kayahanın şarkısı geldi aklıma:
el ayak çekilince
sohbetler tükenince
dostlar eve gidince
bu geceler işkence
...

24 Mayıs 2010 Pazartesi

çığlık

İçimde garip bir his, bir sıkıntı var. bir kasvet dolaşıyor sanki, böyle hıçkırarak böğürerek ağlamak istiyormuşum gibi. ya da ciğerlerim yettiğince çığlık atmak... Ama diğer yandan bunu gerektirecek somut bir durum da yok, anlayabilmiş değilim. Acaba yaşadığım stresin etkisi mi? neyse, bu da geçer herhal...

Gergin modu

Kendimi bitirme projesi teslim ederkenki gibi hissediyorum. Bitime saniyeler var ve hala bişeyler eklemeye çalışıyoruz. Haftasonu mesailerimi yapmamış olsam muhtemelen şu anda nal toplardık ama sabah gerginliğini engellemedi maalesef. Önümüzde daha 3 rapor var, imdat:(

23 Mayıs 2010 Pazar

Mayıs kırıklığı

Mayıs ayına tam gaz başlamıştım. Moral yerinde, aktivite seviyesi normal, blog yazısı hızla artıyor:) Blog yazısına özellikle değindim çünkü her ay yazdığım post sayısı artınca garip bir keyif alıyorum. Hatta kendi kendime 'bakalım bu ay diğerlerini geçebilecek miyim' gibilerinden bir yarış bile yapıyorum. Ama sırf sayıyı geçmek için post koymuyorum, yani hile yok. Neyse işte şimdiki rekor 39 ile nisana ait, bu ay öyle bir başladım ki nisanı geçecekmişim gibi geliyordu ama iş yoğunluğu öyle bir fren koydu ki ne yazı ne başka bişey:)
Neyse, ben yine ofisdeyim. Lolocum evde veya dışarıda ailesiyle. Bugün doğumgünü ayağına sabah hep beraber villa bosphorus'a kahvaltıya gittik. Bayılıyorum ben oraya, gayet sade ama doyurucu, tam türk usulü kahvaltı veriyorlar - kaymaklı ballı, sucuklu yumurtalı, beyaz peynirli, domatesli:))) Deniz de gerçek anlamda ayaklarının altında olunca son derece keyifli bir kahvaltı oluyor. Netekim biz de öyle yaptık. Gittik hep birlikte, bir yandan çaylarımızı yudumladık diğer yandan muhabbet ettik. Dilek'lerin başka arkadaşları da geldi, gayet cümbüş bir kahvaltı oldu. Ardından ben dedim "ben müsadenizle ofise:(". beni ofise bıraktılar, onlar nereye gittiler bilmiyorum. Bilmek istediğimden de çok emin değilim zaten. Bir yandan dışarıda güneş parıldıyor, diğer yandan bostancı'da flugtag gibi eğlenceler var...
Dün akşam da 9'a doğru gittim eve. Güya yanıma da dokumanlarımı aldım ki evde de çalışayım. Ama sohbet keyifli, bir baktım 11 olmuş, ben kucağımda ekrana bakıyorum ekran bana. Bari dedim 2 satır yazayım da ayıp olmasın, netekim aynen öyle yaptım. 2 satır bişey yazdım, kapattım.
Lolocum salı gidiyormuş. Geldiklerinden doğru dürüst bişey anlamadım ki:((( ama gene evde birilerinin olmasına alıştım bir nebze. akşam neşeyle yatağa gitmek, sabah kalkınca birilerine günaydın diyebilmek güzel bir duygu...
Neyse ben raporuma döneyim... daha bitmesine çoook var...

22 Mayıs 2010 Cumartesi

derin nefes alalım...

Evet yaşıyorum...
Yani buna yaşamak denirse...
Son 2 hafta boyunca işten hep geç çıktım. En erken 8-8:30 arası diyebilirim. a ama pardon salı gününün günahını almayayım, bölüm yemeği vardı, 7 olmadan çıkmıştım.
Çarşamba 19 Mayıstı, ofise 1-2 saat uğradım. Daha kalıp çalışacaktım ama bir arkadaşım geldiği için onu karşılamaya gittim. Günün kalan kısmı onlarla birlikteydim. Perşembe arkadaşımın ufak bir operasyonu vardı, bütün gün hastanede idik. Hastane olayı pek zevksiz, sanırım sevmiyorum kendilerini.
Perşembe günü de işte olmamanın cezasını şimdi çekiyorum. Dün 11'e doğru çıktım, bugün 3te yeniden geldim. 3'e kadar beklememin sebebi de sabahtan TEGV olması.
İşin kötü yanı ben işte çalışıyorum, arkadaşım yazık evde yatıyor. Allahtan annesi de geldi de, dedim siz kafanıza göre takılın, kendi evinizmiş gibi davranın, ben uyumadan uyumaya gelirim:)
Hakikaten çok sefil bir durum. Kızcağız ayda yılda bir evime geliyor ben yokum:( Neyse, napalım. bu da geçer.
Bu arada şu anda halim çok komik. Masada 2 adet bilgisayar, birinde hesaplama yaparken diğerinde yazım yapıyorum. Dosyalar çok büyük olduğu için hesaplama harici bir işlem yaparsam çakılıyor. O save ederken veya hesaplarken diğer bilgisayarda yazmaya devam ediyorum ben de.
Şu anda kaytarıyorum sanmayın, dosyayı ortak alana yüklemeye çalışıyorum. Dedim ya, 10 dakikadan fazla sürdü olay, diğer dosyayı da açamayacağımdan bari 2 satır çiziktireyim dedim:)
Bu arada yarın lolocuğumun doğumgünü. Sabah kahvaltıya gidelim bari diye kasıyorum biraz da. İşi bugün ne kadar kolaylarsam yarın o kadar zaman kazanmış olurum.
Allahtan hesaplamalar bitmek üzere. yazım işini evde de yapabilirim diye umuyorum.
Şu hafta bir bitse.. kendimi resmen üniv son sınıfta bitirme projesi teslim eder gibi hissediyorum:)
ahanda dosya taşındı... iş başına:)

21 Mayıs 2010 Cuma

Nefes alıyorum

evet nefes alıyorum en azından... kalanını sonra yazarım...
hayat çok zor:P

18 Mayıs 2010 Salı

Sobe!

Bilge, gördüm çık!:))))

hazineden bakan, çabuk kimliğini açıkla!!!

ya bu çok zevkli yaaa:)

lahana turşusu

Geçtiğimiz 2 gün birisi mir'isi yeni adresimi bulmakta süper azimli davranmış, araştırmacı ruhunu çok takdir ettim ama attığı taklalara da bir o kadar güldüm. ilk zorladığı linkler çalışmayınca gece yatıp üzerinde düşünmesi, ertesi gün "evraka!!!" nidaları ile yeni bir rota keşfedip sayfama ulaşması beni harbi onore etti:)
daha önce de demiştim şimdi de diyorum. bu ne perhiz bu ne lahana turşusu:)))