30 Ocak 2014 Perşembe
Kaldı sıfır...
Bu sene aile büyükleri yaprak gibi döküldü resmen. 1 sene içinde halam, teyzem ve şimdi de sona kalan amcam göçtü öbür dünyaya. diyorum tüm kardeşler buluştular diğer tarafta. kurmuşlardır pişpirik masasını, kadınlar hizmet eder, adamlar oynar, sohbet eder.
buluştular işte. darısı başımıza. yada benim başıma:)
Vurdu bu sefer anlamadım neden. ya üstüste geldiği için ya ailedeki en büyük olduğu için. ama zor geldi bu sefer. bir de sanırım artık yoruldum ölümlerden, üzüntülerden. her seferinde yeniden yeniden. bir de tabi ölümler arttıkça sevdiklerinin yada daha çok sevdiklerinin de öleceği gerçeği ile yeni baştan yüzleşiyor insan. bir süredir kendimi soyutlamış durumdayım, ölümler artık eskisi gibi üzmüyor beni. en azından bir duvar çekip arkasından bakıyordum. ama bu son olay duvarın da bir boka yaramayacağını, bir ölümün gelip onu da kum gibi dağıtacağını görmeme sebep oldu. korktum yine. aynı acıları tekrar tekrar yaşamak istemiyorum. sevdiklerimin aynı acıları yaşamasına şahit olmak da istemiyorum.
şeytan diyor souytla kendini herkesten herşeyden. ne mutlu ol ama ne de acı çek. ölmesin kimse ya, acı çekmesin kimse. yada ben erkenden gideyim de çekmeyeyim, acı çekeni görmeyeyim bir daha.
29 Kasım 2013 Cuma
kaşık çatlı
selam,
uzun zamandır yazmıyorum, daha doğrusu yazamıyorum. bazen aklıma geliyor ama bir türlü elim gitmiyor. yazacak konu gelmiyor aklıma.
eskiden her olayda yazmak isteyeceğim olumlu veya komik bir nokta bulurdum. şimdi sanırım bakış açımı kaybettim. özellikle son zamanlarda kendimi kaşlarımı çatmış olarak buluyorum. bunu neden yapıyorum bilmiyorum ama arabada, evde, ofiste her an öyleyim. ya derinden beni sıkan bişeyler var ya da... bilemiyorum işte.
geçen bir arkadaşım hayat enerjin azalmış senin dedi. belki de gerçekten öyle oldu.
ama çatık kaşlı kendimden hiç hoşlanmıyorum. çok itici... üstelik endişeleniyorum da. nedir benim sorunum diye:(
mutsuz muyum acaba? mutsuz da değilim aslında... o zaman nedir sorunum bilmiyorum...
falan filan işte..
29 Ağustos 2013 Perşembe
bunca zaman
Bunca zaman elbise konseptine haksızlık yapmışım resmen. neredeyse 40 oldum ve bu seneye kadar o kadar az elbise giydim ki... hele yazın. aman bacaklarım birbirine değecek, sıcaaak diyerekten hayatımdaki yerini minimuma indirdiğim bir kavramdı resmen.
ne kadar yanılmışım.
ne güzel bişeymiş meğer elbise giymek.
bacaklar çıplak, gayet serin serin dolaşabiliyorsun ortalıkta. üstelik tek parça, aman üstüne ne uydurdum derdin yok. takıyorsun, çıkıyorsun. hele de rahat ki...
neyse bu yaz itibariyle elbiselerimi sevgiyle kucaklıyorum:))))
25 Ağustos 2013 Pazar
Sokak insanı
Anladım ki ben insanı değilim. Ben sokak insanıyım.açık hava insanıyım. Evde oturmak bana göre değil valla.
Mesela normalde evde olunca mal mal tv karşısında oyun oynayarak geçiriyorum tüm zamanımı. Üstelik is falan yapmam gerektiğinde nanay. Ne konsantre olabiliyorum ne bisey. Hepsinden öte sıkılıyorum zaten. Ama bu akşam aldım laptopı geldim starbucksa, gayet keyifli bir şekilde oturuyorum. Hatta demin şarjım bitince eve gitmem gerekicek diye çok bozuldum bir an ama bahçesinde de priz varmış, çocuk gibi bir sevindim ki anlatamam:)))
Serin serin oh:)
22 Ağustos 2013 Perşembe
İnsanın kıçı açık kalırsa:)))
Ay ben dün gece (veya bu sabah) komik ötesi rüyalar gördüm. rüyamda Beren Saat'le karşılaşıyoruz. Meşhur diye hemen
üzerine atlamıyorum kızın ama bir şekilde muhabbete başlıyoruz ve kaynaşıyoruz. Beraber bir yerle gidiyoruz, koşturuyoruz falan. Bu arada meğer 6 aylık hamileymiş ama o haliyle ordan burdan atlayıp zıplıyor! "kızım deli misin?" diyorum falan.
detayları çok anımsamıyorum ama gayet detaylı ve uzun bir rüyaydı. uzun dediysem bildiğim kadarıyla bu rüyalar saniyelerle ölçülüyor ama bana göre uzundu:P
fışkiyeyi kim kırdı yaaa?
Fışkiyeyi kim kırdı?
ya şimdi benim işimin bir parçası ekonomiyi takip etmek ya, hadi en baştan oturduk makro öğreniyorum falan, onu geçtim de lan bu piyasalar 3 aydır allak bullak, hergün başka bişey oluyor, lan bu fışkiyeyi kim kırdı???
bende şans olsa sakin döneme denk gelirdim ama nerdeee... illa bir heyecan illa bir hareket... FED denen dana tahvil alımlarını azaltıcak diye millet kafayı yedi resmen. bana da dünya gazetesi, cnbc-e, bilimum ekonomi ve politika yazarı ile mutlu bir birliktelik kaldı.
bahtsız bedeviyi çölde kutup ayısı misali...
...
alakasız olacak ama bu arada söz konusu abi de tarih oldu... ben azimle adama sempati göstermeye devam ederekten o da bana "ben de seni arayacaktım" martavalı okuyaraktan bugüne geldik. ben de "öeh banane be!" dedim.
bu arada benim kırılma noktam annesinin 40ı oldu. adam durdu durdu 40ından önce aradı. ben de salağım ya, gelirim dedim. sonra gelirim dedim diye gitmek durumunda hissettim kendimi ama kendimden de nefret ettim.
şöyle bir manzara canlandırın gözünüzde: bir oda dolusu tanımadığım teyze ve ben. başımda mevlüt örtüsü, ben sinirden kuduruyorum. kendi kendime "burada benim ne işim var" diye söyleniyorum. o arada hoca dua ediyor ve benden "amin" sesi çıkıyor. sonra içime dönüp "hay selen, allah tependen vursun emi" geçiyor. dışarıya "amin"!!!
böyle bir ruh hali ile sonuna eriştik ve ben oradan nasıl kaçacağımı bilemedim.
ben de seni arayacaktım:PpP
hödük!
bayram dalışı
Ne zamandır yazasım var ama elim bir türlü gidemedi klavyeye. geçen bir niyetlendim ama onda da aptal internet explorerdan dolayı yazamadım falan filan.
şimdi ben nerelerdeyim neler yapıyorum diye merak edeniniz olduysa, keyfim yerinde sayılır. işe gidip geliyorum malum, iş yerinde durumlar eh işte. biraz sosyal boyutunu artırmam gerek, onun baskısı var üzerimde ama olacak inşallah.
sonra bayramda dalmaya endonezyaya gittim. seyahati uzun uzun anlatmak isterdim çünkü zaten uzuuun bir seyahat oldu kendisi:) 2 gün yol gittik adaya ulaşmak için. valla abartmıyorum. ben cuma akşam 5 gibi evden çıktım, TR saati ile pazar öğleden sonra 3 gibi falan ulaştık adaya... Önce Jakartaya uçtuk, ardından güya gece orada konakladık ama konaklama derken otele varmamız 8-9, ayrılış sabah 3!!! ardından bir uçakla balikpapan, oradan pırpırla berau ve en son berau dan tekneyle 3 saat adaya!!! yolda artık sefilleri oynadığımızı anlatmaya gerek yok sanırım.
Nabucco island diye bir adaya gittik ama ada haritada yok. etrafını 15 dakikada gezersin yani o derece. zaten sadece bizim kaldığımız otel kılıklı şeyden oluşuyor tamamı.
dalış haftası askeri kamp gibiydi.
7:15 koğuş kalk
7:50 kahvaltı
8:15 koğuş giyin (elbiseler vs... en sevimsiz adım, ıslak ıslak, ıyk!)
8:30 tekne hareket eder
dalış noktasına göre 15-45 dk arası tekneyle yol gitme
9:00 koğuş kuşan
atla
50 dk sualtı
koğuş tekneye çık
1 saat yüzey zamanı
koğuş yeniden kuşan
50 dk sualtı
koğuş tekneye dön,
13:00 adaya dönüş
koğuş soyun
14:00 öğlen yemeği
14:45 koğuş giyin
15:00 tekne hareket eder
koğuş kuşan, dal, çık, soyun
17:00 adaya dönüş
koğuş odalara dağıl,
duşunu al, hazırlan
19:00 akşam yemeği
21:00 koğuş odalara
21-22 arası koğuş uyu!
5 günümüz aynen bu tempoyla geçti. birtek biz bazı acemiler perşembe öğleden sonraki dalışa götürülmediğimizden dalış yerini masajla süsledik. cuma öğlen de dalışlar bitti zaten.
dönüş yolculuğunu anlatmama gerek var mı acep?
sabah 6:30 adadan hareket, öncesinde kalkış ve kahvaltı tabi, 4 saat tekne ile berau, oradan pırpırla balikpapan, 5 saat balikpapanda bekleme, uçakla jakarta. akşam 9 otele varış.
dönüşte 1 gün jakartada kaldık, biraz etrafı dolaşma şansımız oldu ama eh işte. benim için günün en güzel noktası tapioka tea bulmam oldu. mutluluk naraları attım resmen.
akşam 8 de uçağa bindik ve pts sabah istanbuldaydık...
ben aslında başka bişey yazacaktım ama unutmadan bunu da araya sokayım deyince uzadı bak sen...
dur ona ayrı bir post açayım:)
28 Mayıs 2013 Salı
:((
allak bullak oldum yine akşam akşam. benim için ne olduğunu henüz bilmediğim, özel biri olsun istediğim ama henüz sizli bizli muhabbeti bile tam aşamadığımız biri var. akşam birden annesinin vefat ettiği haberini aldım ve neye uğradığımı şaşırdım. kadıncağız üşütmüştü ama iyiydi, kendisi iş için yurtdışına gitmişti. ne ara ne oldu da öldü şoku ile aradım. seyahatteyken anne fenalaşmış, pıhtı atmış. pat diye gitmiş kadıncağız. sesi allak bullak geliyordu. anneye çok bağlı olduğu her halinden belli. babam geldi gözümün önüne. her kelimesinde ben de yaşadım onunla birlikte, yeniden anımsadım o çaresizliği, sahipsizliği, kimsesizliği. yeniden öksüz oldum, yeniden yetim oldum ben de. gözümden boşalan yaşlara engel olamadım. muhtemelen onu da ağlattım. anladım ama anladığımı anlatamadım. anlatmaya çalıştım ama anlatmak mümkün değil ki bu acıyı, bu duyguyu.
eve geldiğimden beri sersem gibi dolanıyorum ortalıkta. durup durup ağlıyorum yine. durup durup yaşıyorum yeni baştan. daha çok özlüyorum babamın kucağını.
haksızlık bu...
29 Mart 2013 Cuma
keyif modu
kutlamalara devam... var ya resmen alkolik olucam bu gidişle...
akşam ünivden 2 kız arkadaşım geldi. şarap peynir somon ve pizza kombinasyonu yaptık. muhabbet muhabbet... üniversite anıları... allahım ne güldüm yine. çoğunu unutmuşuz, herkes birbirine hatırlatıyor. gözümden yaş geldi bir ara.
sonra bir haber aldım. yine gözümden yaş geldi. bu seferki üzüntüdendi. çok sevdiğim bin yıllık bir arkadaşım babasını kaybetmiş. ne acı ki ben bile ne diyeceğimi bilemedim. acısını yaşadım ama söyleyecek birşey bulamadım.
falan filan işte...
akşam ünivden 2 kız arkadaşım geldi. şarap peynir somon ve pizza kombinasyonu yaptık. muhabbet muhabbet... üniversite anıları... allahım ne güldüm yine. çoğunu unutmuşuz, herkes birbirine hatırlatıyor. gözümden yaş geldi bir ara.
sonra bir haber aldım. yine gözümden yaş geldi. bu seferki üzüntüdendi. çok sevdiğim bin yıllık bir arkadaşım babasını kaybetmiş. ne acı ki ben bile ne diyeceğimi bilemedim. acısını yaşadım ama söyleyecek birşey bulamadım.
falan filan işte...
28 Mart 2013 Perşembe
Gönül yayları...
bu aralar benim fantazilerime konu olan ama bundan bihaber olan bir abi var ortamda. aslında kendisini hepi topu 1 kez görmüş olup o günden beri fantazi modunda eğleniyorum ve "nasıl yapsam da yeniden görme fırsatı yaratsam" diye kendi kendime düşünüyorum. dedim ya abi olaydan bihaber ve benimkisi tamamen fantazi. yani 2. görüşümde "ay bu muydu" deme ihtimalim de çok yüksek.
neyse geçenlerde bu abiye bir belge vermem gereken bir durum çıktı ortaya ancak ben fantazimin baş kahramanına uğramak için doğru saç/baş/kıyafet/makyaj kombinasyonunu beklediğimden bir türlü bu olayı gerçekleştiremedim. geçen nihayet "tamam bugün olabilir" diyerek alo dedim, onun da yerinde olmayacağı tuttu. bu arada abi evli mi bekar mı çoluğu çocuğu var mı hiç bir fikrim yok:)
bugün tam işten çıkarken lan hadi bir daha deneyeyim şansımı dedim. ancak gene ıskaladım. öyle olunca bari biraz sohbet edeyim diyerek lafı uzatmaya çalıştım. ancak sohbet sırasında "...bugün benim doğumgünüm..." cümlesinin devamında abiden "aa bugün benim oğlumun da doğumgünü" cümlesini duyunca aklımdan geçen "hass... ulan bende de şans olsa zaten.." düşünceleri "aaa ne güzel, çok tebrik ederim. aman da ne mutlu" şekline ağzımdan döküldü ya kendimi ne kadar tebrik etsem azdır:))) bozuntuya vermeden şen şakrak kapadığım telefonun nihayetinde etrafa yaptığım böğürme konuşmaları ayrı bir komediydi diyebilirim.
napalım... sıradaki...
neyse geçenlerde bu abiye bir belge vermem gereken bir durum çıktı ortaya ancak ben fantazimin baş kahramanına uğramak için doğru saç/baş/kıyafet/makyaj kombinasyonunu beklediğimden bir türlü bu olayı gerçekleştiremedim. geçen nihayet "tamam bugün olabilir" diyerek alo dedim, onun da yerinde olmayacağı tuttu. bu arada abi evli mi bekar mı çoluğu çocuğu var mı hiç bir fikrim yok:)
bugün tam işten çıkarken lan hadi bir daha deneyeyim şansımı dedim. ancak gene ıskaladım. öyle olunca bari biraz sohbet edeyim diyerek lafı uzatmaya çalıştım. ancak sohbet sırasında "...bugün benim doğumgünüm..." cümlesinin devamında abiden "aa bugün benim oğlumun da doğumgünü" cümlesini duyunca aklımdan geçen "hass... ulan bende de şans olsa zaten.." düşünceleri "aaa ne güzel, çok tebrik ederim. aman da ne mutlu" şekline ağzımdan döküldü ya kendimi ne kadar tebrik etsem azdır:))) bozuntuya vermeden şen şakrak kapadığım telefonun nihayetinde etrafa yaptığım böğürme konuşmaları ayrı bir komediydi diyebilirim.
napalım... sıradaki...
iyi ki doğmuşum ki beeen:)
Yine süper bir doğumgünü geçirdim. Hiç öyle yaşgünü ruh halinde olmamama rağmen dün geceyarısından itibaren yağan kutlamalarla şımardıkça şımardım. gün boyu telefon ve mesajlara yetişmeye çalıştım. öyle güzel bir duygu ki... insanın sevilmesi, hatırlanması...
tabi gireceğim şeker komasından da bahsetmem gerek. öğlen hazineden eski arkadaşlarımdan 2si ile yemek yedik, muhabbet ettik. ardından tatlı faslı. sonra ofise geldim ve pasta kestiler. sonra akşam selim ve pınarla tepenyaki alaturka'ya gittik nihayet. orada da bilmem kaç parçadan oluşan orgazmik bir menünün tatlısı olan dondurmalı ananasın üzerine bir de bana doğumgünü tatlısı getirmesinler mi!
ama işin asıl keyifli tarafını anlatmadan geçemiycem: restoranda bir doğumgünü grubu daha varmış ve onlar oldukça kalabalıklardı. garson elinde maytaplı tabakla gelirken "oleeey" vs diye bağırarak alkışladılar. sonra garson bizim masaya gelince ben koptum. çocuk da "ama buranın" falan dedi gruba. tabi yerlere yattık öyle olunca. ben de soytardım gayet yüzsüzce:)
olayın müsebbibi ise restoranın işletmecisi. selim'le tanışıyorlarmış ve yanımıza geldi, bir miktar muhabbet ettik. ben de laf arasında doğumgünüm olduğundan bahsettim. adam direk nezaketen yollamış. çok hoşuma gitti ve takdir ettim. zaten yemekler süperdi, şimdi en favori mekanlarım arasında yerini aldı. yalnız kesinlikle çok aç gitmek lazım çünkü öksüz doyuran bir tarzları var:)
tabi gireceğim şeker komasından da bahsetmem gerek. öğlen hazineden eski arkadaşlarımdan 2si ile yemek yedik, muhabbet ettik. ardından tatlı faslı. sonra ofise geldim ve pasta kestiler. sonra akşam selim ve pınarla tepenyaki alaturka'ya gittik nihayet. orada da bilmem kaç parçadan oluşan orgazmik bir menünün tatlısı olan dondurmalı ananasın üzerine bir de bana doğumgünü tatlısı getirmesinler mi!
olayın müsebbibi ise restoranın işletmecisi. selim'le tanışıyorlarmış ve yanımıza geldi, bir miktar muhabbet ettik. ben de laf arasında doğumgünüm olduğundan bahsettim. adam direk nezaketen yollamış. çok hoşuma gitti ve takdir ettim. zaten yemekler süperdi, şimdi en favori mekanlarım arasında yerini aldı. yalnız kesinlikle çok aç gitmek lazım çünkü öksüz doyuran bir tarzları var:)
25 Mart 2013 Pazartesi
Sınırları zorluyorum resmen!
Son zamanlarda üzerimde tarif edilemez, sınır tanımaz bir şapşallık var ki ben bile hayretlere düşüyorum.
haftasonu eloş'un doğumgünü için istanbul'a gidecektim. hatta dilek'in ailesi ile birlikte arabayla gidecektik ve ben tüm hazırlıklarımı bu yönde yaptım. derken cuma akşamı gelen telefonla (feci hasta olmuşlar) bir an kendi başıma kaldım. üstelik hava da bozdu ve kar yağışı başladı. böyle olunca karlı havada o yolu tek başıma gitmek yemedi ve gecenin bir yarısı (aslında 10 falandı) apar topar uçak bileti bulup planları revize ettim.
neyse cumartesi sabah kalktım, sallana sallana hazırlandım, arabaya atlayıp alana gittim. tam alana girdim "ay yaa para çekecektim, dur atm'lere gideyim" derken birden kafama dank etti. cüzdan yanımda değil!!! yani kimlik yok, kart yok, para yok!!! akşam bileti almak için yatağımın başucuna getirdiğim cüzdanı orada bırakıp çıkmışım evden. uçağın kalkmasına yarım saat falan var, araba otoparkta (ki oradan çıkarmak için de para lazım), hayatta eve gidip kimlik yetiştiremem. naapsam derken aklım cepbank geldi. hemen bir garanti atm'sine gidip kendime para gönderdim. parayı çekince bir gıdım rahatladım - en azından eve geri dönebilicem - ama bu kez de uçuşa nasıl gidicem.
bu sefer bankoya gidip bir görevliye durumu anlattım. beni polise yönlendirdi. meğer polis tc kimlik numarası ile kontrol edip geçici bir belge düzenleyebiliyormuş. neyse o sayede bindim uçağa. yani istanbula gitmeyi başardım.
istanbul ayrı bir macera. 2 gün boyunca kimliksiz kartsız elimi kolumu sallaya sallaya dolaştım. param bittikçe cepbank ile kendime para gönderdim. ayaklı reklam panosu gibi dolaştım. (bu arada herşeyi nakit harcayınca insan 2 günde ne kadar para harcayabildiğini görüp dehşete düşebiliyormuş!) akşam arkadaşlarla yemeğe gittik. bana sürpriz doğumgünü yapmışlar, pek mutlu oldum, şımardım vs. gecenin sonunda ablamların arabası ile dönecektim eve ama beynimi yıkamaları (alkol yoktu ama ehliyet de yoktu) sonucunca taksiye vurdum kendimi.
pazar ayrı bir geyik. sabahtan kalkıp önce bıdığın doğumgününe gittim sonra dilek beni akşam alana bıraktı ve asıl macera orada başladı. meğer ankaranın uyguladığı sistem kontrolü ile uçağa binme izni istanbulda uygulanmıyormuş çünkü her bölge kendi valiliğinin iznine tabiiymiş. ben alanda öyle kaldım mı! allahım istanbula geldim ama dönemiyorum. otobüs ile dönsem, araba alanda. şehre varınca tee alana gidip oradan arabayı almam lazım. artık sabaha karşı falan evde olurum.
o sırada polisin yanından ayrılıp yine de de thy'yi zorlayayım dedim. adamlara sordum aynı durumu. oradaki görevli "miles and smiles kartınız var mı?" dedi. evet oldum birden. benim öyle ıvır zıvır kartları taşıdığım bir kartlığım var. o çantamdaydı. tam adama göstermek için miles and smiles'ımı ararken mezunlar derneği kimlik kartımı buldum aynı yerde. fotolu üstelik. bir anda yüzümde güller açtığını söylememe gerek yok sanırım. böyle mutlu mesut yollandım kapıya:)))
sonuçta haftasonu tam bir macera kıvamında geçti.
uzun lafın kısası: ne yaparsanız yapın kimliksiz çıkmayın kardeşim yola ;) boşuna fazla heyecan!
haftasonu eloş'un doğumgünü için istanbul'a gidecektim. hatta dilek'in ailesi ile birlikte arabayla gidecektik ve ben tüm hazırlıklarımı bu yönde yaptım. derken cuma akşamı gelen telefonla (feci hasta olmuşlar) bir an kendi başıma kaldım. üstelik hava da bozdu ve kar yağışı başladı. böyle olunca karlı havada o yolu tek başıma gitmek yemedi ve gecenin bir yarısı (aslında 10 falandı) apar topar uçak bileti bulup planları revize ettim.
neyse cumartesi sabah kalktım, sallana sallana hazırlandım, arabaya atlayıp alana gittim. tam alana girdim "ay yaa para çekecektim, dur atm'lere gideyim" derken birden kafama dank etti. cüzdan yanımda değil!!! yani kimlik yok, kart yok, para yok!!! akşam bileti almak için yatağımın başucuna getirdiğim cüzdanı orada bırakıp çıkmışım evden. uçağın kalkmasına yarım saat falan var, araba otoparkta (ki oradan çıkarmak için de para lazım), hayatta eve gidip kimlik yetiştiremem. naapsam derken aklım cepbank geldi. hemen bir garanti atm'sine gidip kendime para gönderdim. parayı çekince bir gıdım rahatladım - en azından eve geri dönebilicem - ama bu kez de uçuşa nasıl gidicem.
bu sefer bankoya gidip bir görevliye durumu anlattım. beni polise yönlendirdi. meğer polis tc kimlik numarası ile kontrol edip geçici bir belge düzenleyebiliyormuş. neyse o sayede bindim uçağa. yani istanbula gitmeyi başardım.
istanbul ayrı bir macera. 2 gün boyunca kimliksiz kartsız elimi kolumu sallaya sallaya dolaştım. param bittikçe cepbank ile kendime para gönderdim. ayaklı reklam panosu gibi dolaştım. (bu arada herşeyi nakit harcayınca insan 2 günde ne kadar para harcayabildiğini görüp dehşete düşebiliyormuş!) akşam arkadaşlarla yemeğe gittik. bana sürpriz doğumgünü yapmışlar, pek mutlu oldum, şımardım vs. gecenin sonunda ablamların arabası ile dönecektim eve ama beynimi yıkamaları (alkol yoktu ama ehliyet de yoktu) sonucunca taksiye vurdum kendimi.
pazar ayrı bir geyik. sabahtan kalkıp önce bıdığın doğumgününe gittim sonra dilek beni akşam alana bıraktı ve asıl macera orada başladı. meğer ankaranın uyguladığı sistem kontrolü ile uçağa binme izni istanbulda uygulanmıyormuş çünkü her bölge kendi valiliğinin iznine tabiiymiş. ben alanda öyle kaldım mı! allahım istanbula geldim ama dönemiyorum. otobüs ile dönsem, araba alanda. şehre varınca tee alana gidip oradan arabayı almam lazım. artık sabaha karşı falan evde olurum.
o sırada polisin yanından ayrılıp yine de de thy'yi zorlayayım dedim. adamlara sordum aynı durumu. oradaki görevli "miles and smiles kartınız var mı?" dedi. evet oldum birden. benim öyle ıvır zıvır kartları taşıdığım bir kartlığım var. o çantamdaydı. tam adama göstermek için miles and smiles'ımı ararken mezunlar derneği kimlik kartımı buldum aynı yerde. fotolu üstelik. bir anda yüzümde güller açtığını söylememe gerek yok sanırım. böyle mutlu mesut yollandım kapıya:)))
sonuçta haftasonu tam bir macera kıvamında geçti.
uzun lafın kısası: ne yaparsanız yapın kimliksiz çıkmayın kardeşim yola ;) boşuna fazla heyecan!
21 Mart 2013 Perşembe
tadilat neyin...
Evim güzel falan filan ama ev güzel olduğu için hiç kusuru da kalmasın diye bir ruh haline kapıldığım için tesisatçılarla akraba olmak üzereyim.
Önce banyo lavabomun sıcak suyunda sıkıntı vardı, "yok yaaa yüzümü ılık suyla yıkamak istiyorum beeeen" diyerek bataryasını değiştirttim. tabi doğru bataryayı bulana kadar 2-3 kere gidip gelmeleri gerekti. Bu arada duşakabinin gideri çekmediği için duşlarımı ördek formatında alıyordum. ona da bakın dedim. çabaladılar ama en sonun "abla (bu arada son zamanlarda o kadar çok "abla" oldum ki artık benimsedim) bunu sökmemiz lazım" dediler. e kendisi evin bir parçası olduğu için önce ev sahibinden izin almam gerekti. netekim aradım ok aldım ve önceki akşam gelip 3 saate yakın onunla cebelleştiler. söktüler yeniden taktılar vs. bu arada bol bol silikon kokladılar. ben acık baktım çok keskin kaçtım hemen oradan. 3 saatin sonunda kenar çıtası yetmediği için son işi bir sonraki güne bırakıp gittiler.
dün akşam sözleştiğimiz saatte eve gittim. anahtarı kapıya soktum ama girmiyor. takıldı gıcık. hayır sabah kitledim daha ne bu kıllık. neyse allahtan bir önceki akşam kapı açtıklarından da bahsetmişlerdi. hemen aradım kapıda kaldım diye. gelip önce kapıyı açtılar, sonra duşakabinin işini bitirdiler. bir de kilidimi değiştirdiler. artık resmen akraba olduk çoçuklarla:)
neyse şimdilik görünürde başka sorun yok g,b,. tabi daha duşu kullanamadım. kuruyacakmış o silikonlar. bakalım akşama test edicem. gene çekmezse kendilerini asmayı düşünüyorum bir yerlerden:)
Önce banyo lavabomun sıcak suyunda sıkıntı vardı, "yok yaaa yüzümü ılık suyla yıkamak istiyorum beeeen" diyerek bataryasını değiştirttim. tabi doğru bataryayı bulana kadar 2-3 kere gidip gelmeleri gerekti. Bu arada duşakabinin gideri çekmediği için duşlarımı ördek formatında alıyordum. ona da bakın dedim. çabaladılar ama en sonun "abla (bu arada son zamanlarda o kadar çok "abla" oldum ki artık benimsedim) bunu sökmemiz lazım" dediler. e kendisi evin bir parçası olduğu için önce ev sahibinden izin almam gerekti. netekim aradım ok aldım ve önceki akşam gelip 3 saate yakın onunla cebelleştiler. söktüler yeniden taktılar vs. bu arada bol bol silikon kokladılar. ben acık baktım çok keskin kaçtım hemen oradan. 3 saatin sonunda kenar çıtası yetmediği için son işi bir sonraki güne bırakıp gittiler.
dün akşam sözleştiğimiz saatte eve gittim. anahtarı kapıya soktum ama girmiyor. takıldı gıcık. hayır sabah kitledim daha ne bu kıllık. neyse allahtan bir önceki akşam kapı açtıklarından da bahsetmişlerdi. hemen aradım kapıda kaldım diye. gelip önce kapıyı açtılar, sonra duşakabinin işini bitirdiler. bir de kilidimi değiştirdiler. artık resmen akraba olduk çoçuklarla:)
neyse şimdilik görünürde başka sorun yok g,b,. tabi daha duşu kullanamadım. kuruyacakmış o silikonlar. bakalım akşama test edicem. gene çekmezse kendilerini asmayı düşünüyorum bir yerlerden:)
12 Mart 2013 Salı
tanıştık galiba
Dün İstanbulda şirketin yöneticiler toplantısı vardı. Adile Sultan Sarayı diye bir yerde. çok güzel bir yer yalnız, manzarası vs süperdi.
Toplantıya biraz erken gitmişim. kimseyi de tanımayınca bir köşeye sığınmamak için bayağı cebelleştim. Ardından patron geldi ve habire birileri ile tanıştırdı beni. sonuç? hiçbirini anımsamıyorum:))
bu arada en nefret ettiğim şey başıma geldi. Önce telefonumun sesini kapadım sonra patron gelince arar diye geri açtım ve sonra kapamayı unutmuşum. toplantının başında bangır bangır çalmaya başlamasın mı! neye uğradığımı şaşırdım. allahtan kucağımdaydı ve fazla çalmadan kapadım. ama o anda alı al moru mor olmuştum valla. bir de patron sağolsun bizi inek öğrenciler gibi büyük patronların hemen arkasına oturtmasın mı! ceo'nun kulağının dibinde bangırdatarak "wrong" çaldım ya ne diyim...
benim işe alma görüşmesinde şu toplantıyı benim bitirdiğim adam görevi bir diğerine devrediyor. bu toplantı bir nevi onun da vedası idi. kendisini pek sevmiştim, gidişine çok üzüldüm.
başkaa... ha evet toplantı sonrası yemekte 2 kadeh şarap içtim. 6 aylık detoks sonrası 2 kadeh bile çarpabiliyormuş insanı!
böyle işte:)
Toplantıya biraz erken gitmişim. kimseyi de tanımayınca bir köşeye sığınmamak için bayağı cebelleştim. Ardından patron geldi ve habire birileri ile tanıştırdı beni. sonuç? hiçbirini anımsamıyorum:))
bu arada en nefret ettiğim şey başıma geldi. Önce telefonumun sesini kapadım sonra patron gelince arar diye geri açtım ve sonra kapamayı unutmuşum. toplantının başında bangır bangır çalmaya başlamasın mı! neye uğradığımı şaşırdım. allahtan kucağımdaydı ve fazla çalmadan kapadım. ama o anda alı al moru mor olmuştum valla. bir de patron sağolsun bizi inek öğrenciler gibi büyük patronların hemen arkasına oturtmasın mı! ceo'nun kulağının dibinde bangırdatarak "wrong" çaldım ya ne diyim...
benim işe alma görüşmesinde şu toplantıyı benim bitirdiğim adam görevi bir diğerine devrediyor. bu toplantı bir nevi onun da vedası idi. kendisini pek sevmiştim, gidişine çok üzüldüm.
başkaa... ha evet toplantı sonrası yemekte 2 kadeh şarap içtim. 6 aylık detoks sonrası 2 kadeh bile çarpabiliyormuş insanı!
böyle işte:)
Eşek olayı...
Bu aralar bir şapşallık var üzerimde. Bugün de İstanbul'dan dönerken uçakta cep telefonumu düşürdüm. Artık kafam ne haldeyse ne yaptımsa telefonu inince açmak için çantama baktığımda telefonu bulamadım. sonra çantaya bir daha baktım, bir daha baktım, inanmadım bir daha baktım. ama ikincisinde de yoktu üçüncüsünde de ve sonrakilerde de. sonra belki paltomun cebindedir diye oraya baktım. cebimde de yok. sonra oturduğum koltuğa baktım, onda da yok. nedense gayet sakin bir şekilde indim uçaktan, inerken hosteslere sanırım apronda düşürdüm dedim. onlar da beni kayıp eşyaya yönlendirdiler. kayıp eşyaya gidene kadar anımsadım ki uçağa binerken tlf elimdeydi. gittim oraya, anlattım derdimi, uçağı düzenleyenlerle irtibata geçip koltuğumun oraya baktılar ama ı-ıh. dediler ki uçak istanbulda iyice temizleniyor. siz bi onları arayın sonra.
ben de öyle yaptım. istanbul'u aradım, TAV'ı aradım. Uçağın içinden THY ama uçak harici bölgeden TAV sorumluymuş TAV bizde yok dedi. Son şans akşam temizliği sonrası uçaktan çıkma ihtimali.
Bir yandan bütün verileri kontak bilgilerim vs herşey içinde, aklım çıkıyor, bir yandan bulunacağına dair bir his var içimde, öyle panik yapmıyorum veya hemen çözüm üretme yoluna gitmiyorum.
öğleden sonra bir mail geldi kayıp eşyadan, bulamamışlar. biraz moralim bozuldu ama yine de akşamı bekledim. temizlenirken uçaktan çıkacağına eminim çünkü:P
sonra az önce yine aradım istanbulu. yok dediler. uçaktan çıkmamış:( ben de olayı en başından uzun uzun oradaki görevliye anlattım. şuraya gittim şunu dediler, burası bunu dedi vs. Kız bayağı ilgilendi ne yalan diyim. sonra "bir dakika son listeye bakayım" dedi. sonra geldi, elinde siyah bir iphone varmış dış hatlardan. ı-ıh dedim. sonra bir de trabzon uçağından çıkan bir tane var dedi, şarjlı kılıf içinde. allah dedim. tlf açıkmış, bir çocuk fotosu var dedi. TAMAM! dedim. sonra içine baktı. bir mail veya mesajda yaptığım alışverişe dair gelen mesajı okudu ki içinde adım geçiyor. budur! dedik. bir sevindim anlatamam:))))
diyorum ki allah sevdiği kuluna eşeğini önce kaybettirir sonra yeniden buldururmuş. benimki de o misal oldu. ama daha ilk dakikadan içimde bulunacağına dair bir his vardı. yoksa eğerkendimi tanıyorsam şimdiye çoktan gidip yeni bir telefon almış olurdum.
ben bu işle ilgili de böyle bir ruh halindeydim. sanırım olacak şeyler benim içime doğuyor:) erdim mi nedir:P
yada evrene olumlu düşünce gönderince olumlu gerçekleşiyor herşey:)))
ben de öyle yaptım. istanbul'u aradım, TAV'ı aradım. Uçağın içinden THY ama uçak harici bölgeden TAV sorumluymuş TAV bizde yok dedi. Son şans akşam temizliği sonrası uçaktan çıkma ihtimali.
Bir yandan bütün verileri kontak bilgilerim vs herşey içinde, aklım çıkıyor, bir yandan bulunacağına dair bir his var içimde, öyle panik yapmıyorum veya hemen çözüm üretme yoluna gitmiyorum.
öğleden sonra bir mail geldi kayıp eşyadan, bulamamışlar. biraz moralim bozuldu ama yine de akşamı bekledim. temizlenirken uçaktan çıkacağına eminim çünkü:P
sonra az önce yine aradım istanbulu. yok dediler. uçaktan çıkmamış:( ben de olayı en başından uzun uzun oradaki görevliye anlattım. şuraya gittim şunu dediler, burası bunu dedi vs. Kız bayağı ilgilendi ne yalan diyim. sonra "bir dakika son listeye bakayım" dedi. sonra geldi, elinde siyah bir iphone varmış dış hatlardan. ı-ıh dedim. sonra bir de trabzon uçağından çıkan bir tane var dedi, şarjlı kılıf içinde. allah dedim. tlf açıkmış, bir çocuk fotosu var dedi. TAMAM! dedim. sonra içine baktı. bir mail veya mesajda yaptığım alışverişe dair gelen mesajı okudu ki içinde adım geçiyor. budur! dedik. bir sevindim anlatamam:))))
diyorum ki allah sevdiği kuluna eşeğini önce kaybettirir sonra yeniden buldururmuş. benimki de o misal oldu. ama daha ilk dakikadan içimde bulunacağına dair bir his vardı. yoksa eğerkendimi tanıyorsam şimdiye çoktan gidip yeni bir telefon almış olurdum.
ben bu işle ilgili de böyle bir ruh halindeydim. sanırım olacak şeyler benim içime doğuyor:) erdim mi nedir:P
yada evrene olumlu düşünce gönderince olumlu gerçekleşiyor herşey:)))
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
