bir haftasonu geçirdim bu sefer. Cuma akşamı Otantik'e gittim ama 2 saat falan anca kalıp döndüm evet. Cts sabah TEGV de başka bir gönüllünün yerini doldurdum. Yerini doldurdum derken konuları bilmediğimden çocuklara oyun oynattım sadece:) Ardından öğlen eve geldim ve o oldu. Günün geri kalanını TV karşısında kırmızı koltuğumda pinekleyerek geçirdim. Akşamın tek farkı pineklememe Erdem ve Özlem eşlik etmesi oldu:)
Pazar günü planım öğlene kadar uyumaktı. Yatarken telefonu alarmı herşeyi kapattım. Kimse uyandırmasın beni, keyfimle uyuyacağım. Netekim öyle oldu. Keyifle uyandım, yatakta debelenmeye devam ettim, o tarafa devrildim, bu tarafa devrildim. Artık öğlen olmuştur herhalde diye telefonu açtım ki saat 8:57!!! Dumur halinde baktım telefona. Normalde cesedim kalkar o saatte yataktan ve ben gayet dinlenmiş moddayım. Yine de yediremedim kendime bu saatte kalkmayı, bir saat kadar daha debelendim ama sağolsun aşağıdakinin bağırtıları artınca kalktım 10 olmadan.
Yine bir film oldum dvd'ye, kuruldum koltuğuma. saat 13:30 gibi Ülkü ile buluştuk. Önce aç değiliz ayağına yattım ama sonra Go Mongo'ya doğru yönelince birden acıktık:) Orda yemeğimizi yedikten sonra biraz caddede dolandık, Cafe Cadde'de oturup çay içtik, dönüş yoluna geçtik. Bilet almaya geç kalınca kızcağız gece otobüsüne kaldı. Ben de onu eve sürükleyip TV karşısında pineklettim:) Zorla star wars izlettim, 12'de yolcu edip star wars'un sonunu yakaladım, ardından NCIS izleyip yattım.
Sabah? pazartesi ya bugün, sürünerek kalktım gene. Banyo ve kuaför ardından işteyim şimdi, ayılabilirsem çalışmaya başlıycam:))))
12 Şubat 2010 Cuma
Kaç ay aradan sonra
dün nihayet dansa gittim. yani dans gecesine. en son ne zaman gitmiştim hatırlamıyorum. o yüzden de bu kadar paslanmış olmama şaşmamak lazım. bir de tabi dans ayakkabısı yokluğu... tembelliği bırakıp gidip kendime bir ayakkabı almanın zamanı geldi sanırım. zaten denge problemim var, rahat dönemeyince daha da kötü oluyor:))))
10 Şubat 2010 Çarşamba
Biri bitmeden...
Alt komşu bitmeden şimdi bir de alttan üstten ya da yandan çocuk ağlaması renk katmaya başladı gecelerime:) kaç yaşında bilmiyorum (muhtemelen 3 falandır) ama her gece bir saatte uyanıp ciyak ciyak ağlıyo velet. Resmen tutturma ağlaması ama, annesinin sesi geliyor yatıştırmaya yönelik, velet banamısın demiyor. Olan benim uykuma oluyor:)
8 Şubat 2010 Pazartesi
Kesin dayak
Her tarafım ağrıyo yaa:( nasıl tutulmuşum, gece yatakta dönerken bile zorlandım. EN çok da boynum. son turda nasıl başardıysam öyle bir sarsılmıştı ki başım, maske kafamdan fırlamıştı. şimdi boynum yarı tutuk modda:(((
allahım dayak yemiş gibiyim yaaa:(
allahım dayak yemiş gibiyim yaaa:(
7 Şubat 2010 Pazar
Kayak vs dayak
oy allahım nasıl bir gündü.
Dün akşamkı lise tayfasu toplantısının ardından eve gelip yatmam 2'yi buldu, kayak için kalkış saati 3:40:) kafamı yastığa koymamla saatin çalması bir oldu:( 4 gibi aylin gelip beni aldı, kadıköy evlendirmenin önünde diğerleri ile buluşup bindik otobüse.
uykusuzluk sağolsun gidişte paso uyudum. 8:30 gibi vardık Kartalkaya'ya, amanın o ne soğuk ve rüzgar. hemen hazırlanıp çıktık piste ama rüzgar kaymayı çok zorlaştırıyor. 1-2 tur attım nazlıda, körelmişim ama eh işte duruyorum dengede. sonra aylin ve kaanla aşağıya inip geçen sefer kaydığımız kuzey pistine niyetlendik ancak rüzgar nedeniyle kaanın teleferike binmesine izin vermediler. tam geri dönüyorduk ki burcuyu gördüm, o çıkınca ben de peşine takıldım. Yukarı bir çıktık kı kuzey pisti kapalı! soldan başka bir pistten inmeye niyetlendik, yabancı gibi. zaten rüzgar çok, kayan az, ne tarafa vs derken burcuya sen git geliyorum dedim ve bir anda onu da gözden kaybettim ve orda kalakaldım. ne tarafa gideceğim konusunda hiçbir fikrim yok. bir müddet ortada durup ne tarafa gideceğime karar vermeye çalıştım. o sırada yanımdan 2 kişi geçti ama nasıl indiler göremedim. diğer taraftan da 3-4 kişi inice diğer tarafa yöneldim. tam ben diğer yola yöneldiğimde adının hikmet olduğunu sonradan öğrendiğim biri daha gelip rotayı sordu. valla ben de bilmiyorum ama bu taraftan inenler oldu, ben de onların peşinden inmeyi deniyicem dedim. bu kararın hayatımın en büyük hatası olduğunu takip eden 1.5 saat içinde anladım. meğer gitmeye niyetlendiğim rota en sert ve dik rotalardan biriymiş. hikmetin yardımı ile düşe kalka biraz indim ama çok yoruldum. sonra o da kayboldu ortalıktan, ben gene düşe kalka ilerliyorum ama ne bacaklarda güç kaldı ne bişey. tam acaba aylini arasam bana kızak mı gönderseler vs diye düşünürken bir baktım aylin ve kaan bitti yanımda. onlar da şans eseri seçmişler o rotayı. onların da yardımıyla, yarı yuvarlanarak, yarı popo üstü kayarak indim aşağıya. birara ben nefeslenirken aylin içime dolan karları temizliyordu. Bir seferinde de tepede kalan kayağımı almak için bayağı bir yukarı yürüdü garibim.
Neyse sonuçta 1.5 saatlik debelenme sonucunda salimen liftlere ulaşıp kendimizi chocolate'a attık. Ben önce sahlep su vs sonra yemek yiyerek kendime geldim. tabi bir yandan da kurumaya çalıştım.
Öğleden sonra daha uslu daha sakin patikalarda 1-2 turlayıp hava şartlarına yenik düştük. Hele son turumda önümü göremediğim için en son bir tümsekten uçup yere kapandığımda "yeter" diyerek noktayı koydum.
sonuç olarak hayallerimin ötesinde biraz yorucu ve yıpratıcı oldu bu seferki kayak turu. inşallah bir sonraki sefer daha keyifli olur:)
Dün akşamkı lise tayfasu toplantısının ardından eve gelip yatmam 2'yi buldu, kayak için kalkış saati 3:40:) kafamı yastığa koymamla saatin çalması bir oldu:( 4 gibi aylin gelip beni aldı, kadıköy evlendirmenin önünde diğerleri ile buluşup bindik otobüse.
uykusuzluk sağolsun gidişte paso uyudum. 8:30 gibi vardık Kartalkaya'ya, amanın o ne soğuk ve rüzgar. hemen hazırlanıp çıktık piste ama rüzgar kaymayı çok zorlaştırıyor. 1-2 tur attım nazlıda, körelmişim ama eh işte duruyorum dengede. sonra aylin ve kaanla aşağıya inip geçen sefer kaydığımız kuzey pistine niyetlendik ancak rüzgar nedeniyle kaanın teleferike binmesine izin vermediler. tam geri dönüyorduk ki burcuyu gördüm, o çıkınca ben de peşine takıldım. Yukarı bir çıktık kı kuzey pisti kapalı! soldan başka bir pistten inmeye niyetlendik, yabancı gibi. zaten rüzgar çok, kayan az, ne tarafa vs derken burcuya sen git geliyorum dedim ve bir anda onu da gözden kaybettim ve orda kalakaldım. ne tarafa gideceğim konusunda hiçbir fikrim yok. bir müddet ortada durup ne tarafa gideceğime karar vermeye çalıştım. o sırada yanımdan 2 kişi geçti ama nasıl indiler göremedim. diğer taraftan da 3-4 kişi inice diğer tarafa yöneldim. tam ben diğer yola yöneldiğimde adının hikmet olduğunu sonradan öğrendiğim biri daha gelip rotayı sordu. valla ben de bilmiyorum ama bu taraftan inenler oldu, ben de onların peşinden inmeyi deniyicem dedim. bu kararın hayatımın en büyük hatası olduğunu takip eden 1.5 saat içinde anladım. meğer gitmeye niyetlendiğim rota en sert ve dik rotalardan biriymiş. hikmetin yardımı ile düşe kalka biraz indim ama çok yoruldum. sonra o da kayboldu ortalıktan, ben gene düşe kalka ilerliyorum ama ne bacaklarda güç kaldı ne bişey. tam acaba aylini arasam bana kızak mı gönderseler vs diye düşünürken bir baktım aylin ve kaan bitti yanımda. onlar da şans eseri seçmişler o rotayı. onların da yardımıyla, yarı yuvarlanarak, yarı popo üstü kayarak indim aşağıya. birara ben nefeslenirken aylin içime dolan karları temizliyordu. Bir seferinde de tepede kalan kayağımı almak için bayağı bir yukarı yürüdü garibim.
Neyse sonuçta 1.5 saatlik debelenme sonucunda salimen liftlere ulaşıp kendimizi chocolate'a attık. Ben önce sahlep su vs sonra yemek yiyerek kendime geldim. tabi bir yandan da kurumaya çalıştım.
Öğleden sonra daha uslu daha sakin patikalarda 1-2 turlayıp hava şartlarına yenik düştük. Hele son turumda önümü göremediğim için en son bir tümsekten uçup yere kapandığımda "yeter" diyerek noktayı koydum.
sonuç olarak hayallerimin ötesinde biraz yorucu ve yıpratıcı oldu bu seferki kayak turu. inşallah bir sonraki sefer daha keyifli olur:)
5 Şubat 2010 Cuma
Bu pazar
Hah ha haaa, gidelim kaymayaaa
nihayeeet, gidelim kaymayaaa:))))
resmen mutluluktan yerimde duramıyorum. Şubat'ın ortası oldu ve ben nihayet kaymaya gidebilicem. Bu pazar, günübirlik, kartalkaya:)
Doya doya kar kokusunu çeksem içime, başka ne isterim ki:)
hah hah haaa, gidelim kaymayaaa:)))
nihayeeet, gidelim kaymayaaa:))))
resmen mutluluktan yerimde duramıyorum. Şubat'ın ortası oldu ve ben nihayet kaymaya gidebilicem. Bu pazar, günübirlik, kartalkaya:)
Doya doya kar kokusunu çeksem içime, başka ne isterim ki:)
hah hah haaa, gidelim kaymayaaa:)))
3 Şubat 2010 Çarşamba
Nihayet AVATAR...
Nihayet ben de bugün gidip Avatar'ı izledim. Hem de 3D. Tabi benim için 3D görünümlü 2D aslında. yani öyle görüntüler sebebiyle büyülenmedim. Ama çizilen dünya güzeldi gerçekten. Işıklar vs... Hikaye de alışılmış hikaye. Bir yerde kurtlarla dans yorumu okumuştum, gerçekten de aynı hikaye. ama güzel film. 3 saat sıkılmadan izliyor insan:)
Şimdi sırada izlemediğim bilimum diğer film var:)
Şimdi sırada izlemediğim bilimum diğer film var:)
2 Şubat 2010 Salı
Dürüstlük ve dostluk
İnsanlarla ilişki çok emek isteyen birşey. Öyle herkesle aynı frekansda iletişim kurmak çok güç. Ama belli başlı bazı kurallar, sınıflandırmalar olduğunu düşünüyorum.
Bir resmi ilişki içinde olduğun kişiler vardır. Son derece mesafeli, saygılı, iş ilişkisi türevinde. Özeline girmezsin, hal hatır sorar geçersin bu tip ilişkilerde.
Sonra yüzeysel muhabbetler vardır. Ortam paylaşırsın, geyik yaparsın ama ötesine gitmezsin.
Sonra arkadaşlar vardır, daha çok şey paylaştığın, ortak noktaların olan, konuşup danıştığın.
Bir de dostlar vardır. Bazısı ile yediğin içtiğin ayrı gitmezken bazısını on yılda bir de görsen fark etmez. rahatlıkla her derdini paylaşacağın, sana hep doğruyu gösteren, elini uzatsan yakalayacağını bildiğin insanlar....
Yazıya başlama amacım bu değildi aslında. Beni düşündüren başka bir şeyi paylaşacaktım.
İnsanları anlamak üzerine yazacaktım. Kendini karşındakinin yerine koymak, empati yapmak ama objektifliği de elden bırakmamak üzerine.
Mutsuzken veya kızgınken en çok ihtiyacımız olan şey birilerinin bizi, ne hissettiğimizi anlamasıdır. İnsan önce duygularının anlaşıldığını hissetmek ister, ancak ondan sonra haklı veya haksızlık üzerine yorum kaldırabilir. önce sakinleşmek gerekir ki daha net görebilsin olayı. Sakinleşmek için duymak istediği "haklısın" veya "olur böyle şeyler" gibi basit cümlelerdir aslında. yatıştıktan sonra dost olan kendisine olayın diğer boyutlarını da dile getirir. insan sakinken daha kolay algılar dostun eleştirilerini daha net düşünebilir diğer yönlerini.
Dost acı söyler, doğrudur. Ama dost acıyı söylerken yaraya tuz basmak zorunda değildir. dost acıyı yumuşatarak gösterir. karşındakinin sırtını sıvazlamak ve anlayış göstermek, onu sakinleştirmek seni daha az dost veya ikiyüzlü yapmaz. sadece daha anlayışlı yapar. Dürüst olmak pat diye suratına çarpmak değildir. daha yenilir yutulur lokmalar haline getirmek ve hazmedilmesini kolaylaştırmaktır.
Dostluk dürüstlük yapıcı eleştiride bulunmaktır ama her eleştiri yapıcı değildir. yapıcı olacağı düşünülse bile kullanılan kelimeler, tarz vs eleştirinin yapıcılığını ve etkisini değiştirir. pozitif kelimeler kullanmak dururken negatif kelimeler kullanmak kişiyi daha olumsuz etkiler. kızgınlığa kırgınlığa sebep olabilir...
...
ilk kez yazmak istediklerimi dile getirmekte bu kadar zorlanıyorum.
belki de söylemeye çalıştığım şey dostluk ve dürüstlük kisvesi altında anlayışsız insanların da yıpratıcı olabileceği.
ama aynı zamanda duymak istemediğiniz şeyleri söylemeyen insanların da dost kategorisine giremeyeceği...
ama dostun da insan ruhundan anlayanının daha makul olduğu:)))
...
sanırım böyle bişeyler işte.
Bu yazıyı yazdıktan bir süre sonra Maya Angelou'nun şu sözüne denk geldim:
The most called-upon prerequisite of a friend is an accessible ear.
Tam olarak benim anlatmaya çalıştığım şey olmasa da yakın gibi geldi bana:)
Bir resmi ilişki içinde olduğun kişiler vardır. Son derece mesafeli, saygılı, iş ilişkisi türevinde. Özeline girmezsin, hal hatır sorar geçersin bu tip ilişkilerde.
Sonra yüzeysel muhabbetler vardır. Ortam paylaşırsın, geyik yaparsın ama ötesine gitmezsin.
Sonra arkadaşlar vardır, daha çok şey paylaştığın, ortak noktaların olan, konuşup danıştığın.
Bir de dostlar vardır. Bazısı ile yediğin içtiğin ayrı gitmezken bazısını on yılda bir de görsen fark etmez. rahatlıkla her derdini paylaşacağın, sana hep doğruyu gösteren, elini uzatsan yakalayacağını bildiğin insanlar....
Yazıya başlama amacım bu değildi aslında. Beni düşündüren başka bir şeyi paylaşacaktım.
İnsanları anlamak üzerine yazacaktım. Kendini karşındakinin yerine koymak, empati yapmak ama objektifliği de elden bırakmamak üzerine.
Mutsuzken veya kızgınken en çok ihtiyacımız olan şey birilerinin bizi, ne hissettiğimizi anlamasıdır. İnsan önce duygularının anlaşıldığını hissetmek ister, ancak ondan sonra haklı veya haksızlık üzerine yorum kaldırabilir. önce sakinleşmek gerekir ki daha net görebilsin olayı. Sakinleşmek için duymak istediği "haklısın" veya "olur böyle şeyler" gibi basit cümlelerdir aslında. yatıştıktan sonra dost olan kendisine olayın diğer boyutlarını da dile getirir. insan sakinken daha kolay algılar dostun eleştirilerini daha net düşünebilir diğer yönlerini.
Dost acı söyler, doğrudur. Ama dost acıyı söylerken yaraya tuz basmak zorunda değildir. dost acıyı yumuşatarak gösterir. karşındakinin sırtını sıvazlamak ve anlayış göstermek, onu sakinleştirmek seni daha az dost veya ikiyüzlü yapmaz. sadece daha anlayışlı yapar. Dürüst olmak pat diye suratına çarpmak değildir. daha yenilir yutulur lokmalar haline getirmek ve hazmedilmesini kolaylaştırmaktır.
Dostluk dürüstlük yapıcı eleştiride bulunmaktır ama her eleştiri yapıcı değildir. yapıcı olacağı düşünülse bile kullanılan kelimeler, tarz vs eleştirinin yapıcılığını ve etkisini değiştirir. pozitif kelimeler kullanmak dururken negatif kelimeler kullanmak kişiyi daha olumsuz etkiler. kızgınlığa kırgınlığa sebep olabilir...
...
ilk kez yazmak istediklerimi dile getirmekte bu kadar zorlanıyorum.
belki de söylemeye çalıştığım şey dostluk ve dürüstlük kisvesi altında anlayışsız insanların da yıpratıcı olabileceği.
ama aynı zamanda duymak istemediğiniz şeyleri söylemeyen insanların da dost kategorisine giremeyeceği...
ama dostun da insan ruhundan anlayanının daha makul olduğu:)))
...
sanırım böyle bişeyler işte.
Bu yazıyı yazdıktan bir süre sonra Maya Angelou'nun şu sözüne denk geldim:
The most called-upon prerequisite of a friend is an accessible ear.
Tam olarak benim anlatmaya çalıştığım şey olmasa da yakın gibi geldi bana:)
Nefes...
Dün nihayet Nefes filmini izledim. bir arkadaşım dvd'sini getirdi, birlikte izledik. Yüreğim kaldırmaz diye tereddüt ediyordum izlemekten ama TV ortamı biraz da sohbet olunca daha kolay izledim diyebilirim.
Etkilendim mi? elbette... O ortamı TV de bile olsa görmek insanın tüylerini diken diken ediyor, o şartları görmek bile insanı sarsıyor ki yaşayanların halini, dahası ruh halini düşünmek bile zor. Bir de sinir savaşı durumu...
Allah tüm askerlerimize yardımcı olsun... Onlara yardım edebilecek başka kimse yok çünkü...
Nasıl bir nefrettir anlamıyorum... neyse, burası bunları tartışacak yer değil...
Etkilendim mi? elbette... O ortamı TV de bile olsa görmek insanın tüylerini diken diken ediyor, o şartları görmek bile insanı sarsıyor ki yaşayanların halini, dahası ruh halini düşünmek bile zor. Bir de sinir savaşı durumu...
Allah tüm askerlerimize yardımcı olsun... Onlara yardım edebilecek başka kimse yok çünkü...
Nasıl bir nefrettir anlamıyorum... neyse, burası bunları tartışacak yer değil...
Hayaller...
Ben hiç hayal kurmam ya hani... yavaş yavaş bu halimi değiştirmeye başladım sanırım. Mesela şu anda ofiste, dışarıda yağan yağmuru seyrederken bembeyaz bir dağda, konforlu bir klübede ateşin yanında battaniyenin altında olduğumu, dağın, çamların beyazlığını içime çektiğimi hayal ettim. sonra dışarı çıkıp karı kokladığımı, havasını içime çektiğimi hayal ettim:)))
Hayal kısmı güzel de sonra kendini gerçeğin içinde bulma kısmını sevmediğimden hayal kuramıyorum işte. Hayalden uyanmak hep daha zor geliyor bana:))))
Dağa gitmek istiyorum...
Hayal kısmı güzel de sonra kendini gerçeğin içinde bulma kısmını sevmediğimden hayal kuramıyorum işte. Hayalden uyanmak hep daha zor geliyor bana:))))
Dağa gitmek istiyorum...
1 Şubat 2010 Pazartesi
Gerçek dostlara:)
Ben aslında çok şanslı bir insanım. Çevremde sevmesini bilen ve sevgisini esirgemeyen o kadar çok arkadaşım, dostum, can yoldaşım var ki bazen ben bile bunun gerçek olduğuna inanamıyorum. "Böyle gidersen tüm arkadaşlarını kaybedersin" ithamlarına inat en beklenmedik anda, en beklenmedik yerden çıkıp "seni çok seviyorum" diyen dostlarıma...
Ben de hepinizi tek tek çok seviyorum... ve hayatımda olduğunuz, hayatımda kaldığınız ve bana varlığınızı hissettirdiğiniz için hepinize çok teşekkür ediyorum.
Kadehim olsa size kaldırırdım, ama eve gidince ilk işim şerefinize kadeh kaldırmak olacak:)
Hayat sizinle güzel:)
Ben de hepinizi tek tek çok seviyorum... ve hayatımda olduğunuz, hayatımda kaldığınız ve bana varlığınızı hissettirdiğiniz için hepinize çok teşekkür ediyorum.
Kadehim olsa size kaldırırdım, ama eve gidince ilk işim şerefinize kadeh kaldırmak olacak:)
Hayat sizinle güzel:)
Zzzzmir...
Muhtemelen ben yılbaşı gecesi leyleği havada gördüm. Gerçi biletleri önceden aldığım düşünülürse bu teorem çuvallıyor ama. Neyse, sonuçta bu haftasonu da kısa bir izmir kaçamağı yaptım.
Bu seferki hedef özlem ve göbeği idi:))) Şaka maka derken hatun 21 haftayı devirmiş, göbek kendinden önde gitmeye başlamış bile. Paytak paytak yürümeye de başlamış, tam olmuş:))) Zaten havaalanında görüp de "penguen gibi" dediğimde ikimiz de koptuk resmen:)
Özlemin evi pek şirin. Hele bir teras yapmışlar, direk bayıldım. Bana da öyle bir ev lazım aslında. Şu bir ton eşyadan kurtulup da öyle bir eve geçsem sanırım ben de daha mutlu olacağim:)))
Neyse, İzmir macerası daha çok muhabbet, muhabbet, tıkınma, muhabbet, balık-şarap ve sapık pazar kahvaltısı şeklindeydi. totalde 26 saat kaldigim düşünülürse bu performans bile fena sayılmaz hani:)
Bu seferki hedef özlem ve göbeği idi:))) Şaka maka derken hatun 21 haftayı devirmiş, göbek kendinden önde gitmeye başlamış bile. Paytak paytak yürümeye de başlamış, tam olmuş:))) Zaten havaalanında görüp de "penguen gibi" dediğimde ikimiz de koptuk resmen:)
Özlemin evi pek şirin. Hele bir teras yapmışlar, direk bayıldım. Bana da öyle bir ev lazım aslında. Şu bir ton eşyadan kurtulup da öyle bir eve geçsem sanırım ben de daha mutlu olacağim:)))
Neyse, İzmir macerası daha çok muhabbet, muhabbet, tıkınma, muhabbet, balık-şarap ve sapık pazar kahvaltısı şeklindeydi. totalde 26 saat kaldigim düşünülürse bu performans bile fena sayılmaz hani:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
