Bu yıl denk geldi 29 Ekim'de Ankara'daydım ve gönlümce 29 ekim'i kutlayabildim. Ancak 10 Kasım törenleri için aynı şey mümkün olamadı. Bizimkiler Ankara'ya gittiler Anıtkabir'e, kursum başladığı için gidemedim. Kadıköy Belediyesi insan zinciri oluşturdu, önceki gece ablamlarda kaldığım için gidemedim. ikisi de içimde o kadar kaldı ki...
Derken cts sabah ablamla şehre inerken (beni taksime bırakacak) 8:30 sularında dolmabahçe'nin önünden geçiyorduk ve kalabalığı gördüm. Biran gözlerim ışıldadı. (kaza kurşunu olduğumu öğrendiğim andan birkaç dakika sonrası). Hemen arabadan inip kalabalığa karıştım. 9:05'de saygı duruşunda bulundum, istiklal marşına eşlik ettim, Atatürk maskemi taktım:)
aslında kalabalık saraya girmiş ama ben meydan tarafında olduğumdan onu göremedim dolayısıyla ben de giremedim. çok isterdim atamın son nefesini verdiği odaya da gitmek ama farketmemişim. Neyse gene de bir törene katılmış olduğum için mutlu oldum...
demek ki gerçekten isteyince bişeyleri, evren sana yol gösteriyormuş...
13 Kasım 2012 Salı
Kaza kurşunu...
yazacak ne çok şey birikmiş... hepsini bir seferde anlatmak istemediğimden başlıklara bölmeye karar verdim. bu da ilki...
Cumartesi sabahı yani 10 Kasım sabahı ablamla şehre inerken (cehennemin dibinde yaşadıkları için bana şehre inmek şeklinde geliyor olay) muhabbet bir şekilde hayattaki en büyük travmalara geldi. ölüm, boşanma, aldatılma, taşınma... bir de kardeş doğumu varmış listede. ancak ablam bir kardeşi olmasını çok istediği için "seni kıskanmadım" dedi. ben de "zaten sen istedin diye doğmuşum sanırım" deyince ağzından "aslında sen kaza kurşunuymuşsun"u kaçırdı.
Biran varlığımı sorguladım. Nerdeyse 40 yaşındayım (bunu da başka yerde söylemem bak) ve ben kaza kurşunu olduğumu öğrenince biran yıkıldım... tamam uzun sürmedi ama yine de bir gidip geldim karışık duygularda...
sonra devamını anlattı minnoş. annem daha hamile olduğunu öğrenmeden bir rüya görmüş. rüyasında hamile imiş ve bir kızı oluyormuş. Bunu babama söylemiş. bu arada bir dip not geçmek gerek: annemle bende kan uyuşmazlığı var. dolayısıyla ikinci çocuk riskli. hele o yıllarda.. dolayısıyla bizimkiler 2. çocuk yapmaya korkuyorlarmış ve istememişler. annemin bu rüyası üzerine babam "sen kız olacak diye istemiyorsun bu çocuğu. ben kızım olsa da istiyorum" deyince sonlandırmadan devam etmişler...
bu detayı duyunca da bu sefer "aslan babam" diye daldım olaya... "sonra bir de neden babamı daha çok seviyorsun diyorsun:)"
Babamın bir golü de ben doğduğumda gelmiş mesela. Halam kız olduğumu duyunca "neydem, kız!" demiş de babam halamı terslemiş:))))
sonuçta bir miktar sarsılsam da nerdeyse 40 yıldır burada olduğuma göre üzerinde durmak saçma olur sanırım... hayır bir de ortada hesap soracak kimse yok:PpP
30 Ekim 2012 Salı
bayram x 2
Bir bayramı daha geride bıraktık. aslında 2 bayram bıraktık. biri kurban bayramı diğeri cumhuriyet bayramı.
ne zamandır gidemiyordum bu sefer sürenin uzunluğunu da fırsat bilip koştum ankara'ya. gerçi çoğunluk şehir dışında ama kalan sağlar benimdir diyerekten gittim valla. iyi ki de gitmişim. o kadar keyifli geçti ki 5 gün anlamadım ne zaman gittim de ne zaman dönüş vakti geldi:(
bu sefer ankaraya varınca içimi bir sevgi kapladı. özlemişim lan şehri resmen. seviyorum ben ankarayı. hala seviyorum. içindekiler daha güzel yapıyor ama şehiri de seviyorum.
Çarşamba gider gitmez soluğu serkanda aldım. beyazlarımdan arındıktan sonra doğru kuzenlere. gece ablamlar da geldiler. perşembe onlarla dolandık biraz, paso aile muhabbeti yani. gayet keyifli idi. cuma da akşama kadar kuzenlerde takıldım sonra dido'ya. akşam orda kaldım, sohbet muhabbet süper. bir nevi de aydınlanma yaşadım sayelerinde, bilahare bahsederim. ama beni içinde bulunduğum karanlık dünyadan çıkaracaklar gibi görünüyor. neyse cts gecesi istikamet ise burak ve derya. onlarla da sohbet muhabbet. pazar öglen perihan hanım, akşama kadar da anilar vs...
bir baktım pts olmuş, kurban bayramı bitmiş. derken sabah 11 suları biber gazı yemeye eski meclisin önüne gittik ama biz varasıya gazı ve suyu sıkmışlardı, bana bişey kalmadı. onun yerine usluca yürümek düştü meclisten anıtkabire. allahım o ne kalabalıktı. tek başıma olmama rağmen kendimi hiiç yalnız hissetmedim. elimde bayrak salladım durdum.
anıtkabir de artık yürüyüş bittiği ve dikilme faslı başladığı ve ben yalnız olduğum için fazla oyalanmadım. bahçeliye uzadım. derken pisimle buluştuk ancak ben yorgunluktan ölmek üzereyim. 7 gibi ondan ayrılıp eve geldim, bi duş alıp kendime geldikten sonra kısa bir ziyaret için özlem ve saltuk'a uğradım.
gece saat 1 otobüsü ile de istanbula döndüm.
5 günü bu kadar kısa özetledim diye böyle yalap şaplak geçti sanmayın, sadece uzun uzun yazacak takaatim yok şu anda:)))
ama çok güzel geçti be yav...
ne zamandır gidemiyordum bu sefer sürenin uzunluğunu da fırsat bilip koştum ankara'ya. gerçi çoğunluk şehir dışında ama kalan sağlar benimdir diyerekten gittim valla. iyi ki de gitmişim. o kadar keyifli geçti ki 5 gün anlamadım ne zaman gittim de ne zaman dönüş vakti geldi:(
bu sefer ankaraya varınca içimi bir sevgi kapladı. özlemişim lan şehri resmen. seviyorum ben ankarayı. hala seviyorum. içindekiler daha güzel yapıyor ama şehiri de seviyorum.
Çarşamba gider gitmez soluğu serkanda aldım. beyazlarımdan arındıktan sonra doğru kuzenlere. gece ablamlar da geldiler. perşembe onlarla dolandık biraz, paso aile muhabbeti yani. gayet keyifli idi. cuma da akşama kadar kuzenlerde takıldım sonra dido'ya. akşam orda kaldım, sohbet muhabbet süper. bir nevi de aydınlanma yaşadım sayelerinde, bilahare bahsederim. ama beni içinde bulunduğum karanlık dünyadan çıkaracaklar gibi görünüyor. neyse cts gecesi istikamet ise burak ve derya. onlarla da sohbet muhabbet. pazar öglen perihan hanım, akşama kadar da anilar vs...
bir baktım pts olmuş, kurban bayramı bitmiş. derken sabah 11 suları biber gazı yemeye eski meclisin önüne gittik ama biz varasıya gazı ve suyu sıkmışlardı, bana bişey kalmadı. onun yerine usluca yürümek düştü meclisten anıtkabire. allahım o ne kalabalıktı. tek başıma olmama rağmen kendimi hiiç yalnız hissetmedim. elimde bayrak salladım durdum.
anıtkabir de artık yürüyüş bittiği ve dikilme faslı başladığı ve ben yalnız olduğum için fazla oyalanmadım. bahçeliye uzadım. derken pisimle buluştuk ancak ben yorgunluktan ölmek üzereyim. 7 gibi ondan ayrılıp eve geldim, bi duş alıp kendime geldikten sonra kısa bir ziyaret için özlem ve saltuk'a uğradım.
gece saat 1 otobüsü ile de istanbula döndüm.
5 günü bu kadar kısa özetledim diye böyle yalap şaplak geçti sanmayın, sadece uzun uzun yazacak takaatim yok şu anda:)))
ama çok güzel geçti be yav...
23 Ekim 2012 Salı
Karar zamanı
Yeni bir kurs buldum gibi. kasım ortasında başlayacaklarmış. cts pazar günleri 10:30 - 16:30 arası.
başka bir okula gitme konusunda kendimi biraz huzursuz hissediyorum ama sonuçta eğer buradaki kurs bitecekse yapacak bişey yok değil mi?... keşke akademi de devam edebilsem.
yeni bir oyun başlatıyorlar. vardiya oyuncuları olarak. altan hocadan provalara katılmak için izin aldım ama provalar hafta içi mesai saatinde:( ulan tam da işe başlayacak zamanı buldum ha:(
yaaa ühühühüühühüh...
piyango aldım az önce. bana çok para çıksın ki geçim derdi olmadan şu işe devam edebileyim:)
öğrencilik ne güzelmiş yaa, ekmek elden su gölden yaşıyorsun, anan baban bakıyor sana, sen istediğini yapıyorsun... aaah ah!
başka bir okula gitme konusunda kendimi biraz huzursuz hissediyorum ama sonuçta eğer buradaki kurs bitecekse yapacak bişey yok değil mi?... keşke akademi de devam edebilsem.
yeni bir oyun başlatıyorlar. vardiya oyuncuları olarak. altan hocadan provalara katılmak için izin aldım ama provalar hafta içi mesai saatinde:( ulan tam da işe başlayacak zamanı buldum ha:(
yaaa ühühühüühühüh...
piyango aldım az önce. bana çok para çıksın ki geçim derdi olmadan şu işe devam edebileyim:)
öğrencilik ne güzelmiş yaa, ekmek elden su gölden yaşıyorsun, anan baban bakıyor sana, sen istediğini yapıyorsun... aaah ah!
22 Ekim 2012 Pazartesi
şimdi nolcek?
Az önce sonuçlar açıklandı. 61 ortalama ile bitirmişim. sınıfın en yüksek notu. ama diğer sınıflarda 2 tane 75 varmış...
aslında bu civarlarda bir not bekliyordum. 64-65 olsa diyordum, 61 olmuş... ilk duyduğumda sevindim ama aslında daha iyi olmalı... daha iyi olması için ne yapmalıyım şimdi bu bulmam gerekiyor. acaba şu craft'a yazılmayarak hata mı yaptım:(
neyse bulucam bişeyler devam etmek için. ilerletmem lazım bu olayı. bir yol gösterici bulmam lazım:)
şu oyun provalarında hocaları biraz sıkıştırayım bakayım ne yapabilirim:)
aslında bu civarlarda bir not bekliyordum. 64-65 olsa diyordum, 61 olmuş... ilk duyduğumda sevindim ama aslında daha iyi olmalı... daha iyi olması için ne yapmalıyım şimdi bu bulmam gerekiyor. acaba şu craft'a yazılmayarak hata mı yaptım:(
neyse bulucam bişeyler devam etmek için. ilerletmem lazım bu olayı. bir yol gösterici bulmam lazım:)
şu oyun provalarında hocaları biraz sıkıştırayım bakayım ne yapabilirim:)
akşam olsana!!!
Hay Allahım yaa, yeminle heyecandan kafayı yiycem.
Cuma günü kursumuzun bitirme sınavı vardı. Aslına bakarsanız bizimki sertifika programı olmadığı için sınav falan olmayacaktık ama biz halimizi görelim diye cazlayınca peki dediler ve bizi de sınava aldılar. 2 hafta boyunca tirat ve şiir çalıştım gergin bir biçimde. tabi bu arada evdekileri ne derece baydığım konusuna hiç değinmiyorum. Gariplerim akşamları oturup benim ultra tiratlarımı ve şiirimi dinlediler:))
neyse cuma geldi çattı, gittik erkenden okula. bir heyecan bir heyecan sormayın. hatta sınava girmeden önce gidip likör falan aldık kendimize. isim sırasına göre girilecekmiş, ben 5. girdim. benden önce fatih girdi, ben kapıda beklerken garip bir sakinlik çöktü üzerime. dedim selen hadi bakalım.
girdim sınıftan içeri. hoşgeldin beş gittin. hangisiyle başlayacaksın dediler. dedim fidelia. başladım oynamaya. birara baktım resmen ellerim titriyor. hani gerçek anlamda titriyor ancak heyecan gösteren tek yer ellerim. gözardı etmeye çalışıp devam ettim. bir yerde repliğimi karıştırdım ama devam selen dedim, durmak yok.
ilk tiradı yarım kestiler ama herkesinkini kesiyorlarmış. sonra şiire geçtim. arda'dan aldığım tüyo eşliğinde arada seyircinin yüzüne de baktım. seyirci dediğim de vahide hoca ve diğerleri. ama o anda onlar benim için vahide hoca ve diğerleri değildi. onlar kimse değildi, kimliklerinden sıyrılmış beden olarak gördüm onları. neyse şiirimi okudum, ardından serbest tiradımı yaptım. şiiri ve son tiradı kesmediler. onları koşturarak bitirdim.
birçok yorum yaptılar. normalde sesin güçlü, neden daha alçak konuşuyorsun dedi vahide hoca. dedim o kadar çok espri konusu oluyor ki baskılamaya çalışıyorum. sonra dadıyı seçmekle aslında hata ettim, yaşlı kadın falan dedim. yok sen yaparsın sende o enerji var dedi ersin hoca. diksiyon hocası "hem, annem ve lazım" kelimelerini yanlış söylediğimi söyledi. farkındayım ama heyecandan işte:)
neden koştun dediler dedim yine heyecandan.
sonra vahide hoca bana birkaç yorum yaptı, ağzı açık baktım kadına. sen gerçekten istiyor musun dedi. istediğini ben görüyorum ama sen istiyor musun. dedim istiyorum ama yeteneğim var mı bilmiyorum. önce istemek dedi o da. bu konuda biraz konuştuk. sonra bana "sen aslında çekingen bir yapıya sahipsin ve enerjinle bunu kapatmaya çalışıyorsun" dedi. ben orda kalakaldım. kadın beni hepi topu 3-5 dakika gördü ve bir cümlede özetledi. düşüp bayılacağıdım resmen:)
neden kısa programa geldin diye sordu, o denk geldi dedim. aslında diğerine de tekrar gelsem mi diye sordum ama pek tavsiye etmediler dedim. araştırıyorum ben yeni kursları, soğutmak istemiyorum dedim. hatta sizin belki ileri derece bir kurs açacağınızı söylediler, ona alırsanız ona da gelmek istiyorum dedim. bütün workshoplara geleceğim dedim. dedim de dedim. ne çok dedim yaaa:P
neyse sonuç olarak sende o enerji, ışık var dediler. bir de kimsenin istediğin şeyleri yapmana engel olmasına izin verme vs dediler. vahide hoca'ya bunları sizden duydum ya çok mutlu oldum diyerek hoplaya zıplaya çıktım sınıftan.
tabi ben öyle kendi kendime çok sevindirik çıktım ama belki de tamamen yanlış yorumladım söylediklerini. yada kızı gaza getirelim yazık morali bozulmasın demiş de olabilirler:)
henüz notlar açıklanmadı. bugün öğleden sonra açıklanacakmış. 50 baraj notu. bakalım geçebilecek miyim:)
heyecandan patlayacağım. haftasonu kolay geçti ama şu gün geçemiyor bir türlü... akşam olsana be!!!
Cuma günü kursumuzun bitirme sınavı vardı. Aslına bakarsanız bizimki sertifika programı olmadığı için sınav falan olmayacaktık ama biz halimizi görelim diye cazlayınca peki dediler ve bizi de sınava aldılar. 2 hafta boyunca tirat ve şiir çalıştım gergin bir biçimde. tabi bu arada evdekileri ne derece baydığım konusuna hiç değinmiyorum. Gariplerim akşamları oturup benim ultra tiratlarımı ve şiirimi dinlediler:))
neyse cuma geldi çattı, gittik erkenden okula. bir heyecan bir heyecan sormayın. hatta sınava girmeden önce gidip likör falan aldık kendimize. isim sırasına göre girilecekmiş, ben 5. girdim. benden önce fatih girdi, ben kapıda beklerken garip bir sakinlik çöktü üzerime. dedim selen hadi bakalım.
girdim sınıftan içeri. hoşgeldin beş gittin. hangisiyle başlayacaksın dediler. dedim fidelia. başladım oynamaya. birara baktım resmen ellerim titriyor. hani gerçek anlamda titriyor ancak heyecan gösteren tek yer ellerim. gözardı etmeye çalışıp devam ettim. bir yerde repliğimi karıştırdım ama devam selen dedim, durmak yok.
ilk tiradı yarım kestiler ama herkesinkini kesiyorlarmış. sonra şiire geçtim. arda'dan aldığım tüyo eşliğinde arada seyircinin yüzüne de baktım. seyirci dediğim de vahide hoca ve diğerleri. ama o anda onlar benim için vahide hoca ve diğerleri değildi. onlar kimse değildi, kimliklerinden sıyrılmış beden olarak gördüm onları. neyse şiirimi okudum, ardından serbest tiradımı yaptım. şiiri ve son tiradı kesmediler. onları koşturarak bitirdim.
birçok yorum yaptılar. normalde sesin güçlü, neden daha alçak konuşuyorsun dedi vahide hoca. dedim o kadar çok espri konusu oluyor ki baskılamaya çalışıyorum. sonra dadıyı seçmekle aslında hata ettim, yaşlı kadın falan dedim. yok sen yaparsın sende o enerji var dedi ersin hoca. diksiyon hocası "hem, annem ve lazım" kelimelerini yanlış söylediğimi söyledi. farkındayım ama heyecandan işte:)
neden koştun dediler dedim yine heyecandan.
sonra vahide hoca bana birkaç yorum yaptı, ağzı açık baktım kadına. sen gerçekten istiyor musun dedi. istediğini ben görüyorum ama sen istiyor musun. dedim istiyorum ama yeteneğim var mı bilmiyorum. önce istemek dedi o da. bu konuda biraz konuştuk. sonra bana "sen aslında çekingen bir yapıya sahipsin ve enerjinle bunu kapatmaya çalışıyorsun" dedi. ben orda kalakaldım. kadın beni hepi topu 3-5 dakika gördü ve bir cümlede özetledi. düşüp bayılacağıdım resmen:)
neden kısa programa geldin diye sordu, o denk geldi dedim. aslında diğerine de tekrar gelsem mi diye sordum ama pek tavsiye etmediler dedim. araştırıyorum ben yeni kursları, soğutmak istemiyorum dedim. hatta sizin belki ileri derece bir kurs açacağınızı söylediler, ona alırsanız ona da gelmek istiyorum dedim. bütün workshoplara geleceğim dedim. dedim de dedim. ne çok dedim yaaa:P
neyse sonuç olarak sende o enerji, ışık var dediler. bir de kimsenin istediğin şeyleri yapmana engel olmasına izin verme vs dediler. vahide hoca'ya bunları sizden duydum ya çok mutlu oldum diyerek hoplaya zıplaya çıktım sınıftan.
tabi ben öyle kendi kendime çok sevindirik çıktım ama belki de tamamen yanlış yorumladım söylediklerini. yada kızı gaza getirelim yazık morali bozulmasın demiş de olabilirler:)
henüz notlar açıklanmadı. bugün öğleden sonra açıklanacakmış. 50 baraj notu. bakalım geçebilecek miyim:)
heyecandan patlayacağım. haftasonu kolay geçti ama şu gün geçemiyor bir türlü... akşam olsana be!!!
16 Ekim 2012 Salı
Zurna zırt diyecek
Bu cuma sınavım var. 2 haftadır onunla yatıp kalkıyorum. Bir tane zorunlu tirat, bir tane serbest tirat ve bir de şiir dramatize edecekmişiz sınavda. hadi zorunlu olanı onlar veriyor da serbest olanları nerden bulayım krizini bir şekilde atlattıktan sonra tirat ve şiirle yatıp kalkmaya başladım 2 haftadır.
zorunlu tirat ariel dorfman'ın "dullar" oyunundan fidelia. allahım zorunlu değil de zor olsun diye seçmişler sanırım. ezberleyene kadar resmen anam ağladı. tabi ezber işin kolay kısmı. asıl zor olan onu oynamak:( henüz beceremedim, karar veremedim nasıl yapacağıma:(
sonra geldi serbest tirat sancısı... o mu bu mu derken romeo ve juliet'teki "dadı" da karar kıldım. önce oyunu oku, sancılar içinde tiradı ezberle. dün akşam onu da yaptım sanırım. yani en azından ezber kısmı. dramatizasyon hala nanay.
ve bir de şiir seçimi... benim gibi şiir özürlü bir insan.. ulan şair bile bilmem ne şiiri derken... (aslında önce sessiz gemiyi okumak istemiştim ama altan hoca burun kıvırınca...) internet sağolsun araştırırken can yücel'in "bağlanmayacaksın"ını buldum. bir anda "buldum":) haftasonu onu da ezberledim.
ezberler tamam da asıl işin zor kısmı hala beni bekliyor.
cuma günü dananın kuyruğu kopacak... kurul önünde - ki kurulda vahide gördüm de olacak - performanslarımızı sergiliycez... dilim tutulmazsa iyidir...
2 haftadır ödevi olup da yetiştiremeyen öğrenci modunda kıvranıyorum yeminle... hayat memat meselesiymiş gibime geliyor. bir de uzun dönem öğrencilerin notlarını görünce listede (40lar gırla gidiyor) iyice moralim bozuldu.
görücez bakalım bu cuma anyayı konyayı... alıcam boyumun ölçüsünü...
ve işte sanki evren benim bu durumuma aşina gibi bu haftaki yalan dünya'da nurhayat oyunculuk dersi alıyordu... kendimi gördüm sanki ekranda:)
bir de bu var:)
zorunlu tirat ariel dorfman'ın "dullar" oyunundan fidelia. allahım zorunlu değil de zor olsun diye seçmişler sanırım. ezberleyene kadar resmen anam ağladı. tabi ezber işin kolay kısmı. asıl zor olan onu oynamak:( henüz beceremedim, karar veremedim nasıl yapacağıma:(
sonra geldi serbest tirat sancısı... o mu bu mu derken romeo ve juliet'teki "dadı" da karar kıldım. önce oyunu oku, sancılar içinde tiradı ezberle. dün akşam onu da yaptım sanırım. yani en azından ezber kısmı. dramatizasyon hala nanay.
ve bir de şiir seçimi... benim gibi şiir özürlü bir insan.. ulan şair bile bilmem ne şiiri derken... (aslında önce sessiz gemiyi okumak istemiştim ama altan hoca burun kıvırınca...) internet sağolsun araştırırken can yücel'in "bağlanmayacaksın"ını buldum. bir anda "buldum":) haftasonu onu da ezberledim.
ezberler tamam da asıl işin zor kısmı hala beni bekliyor.
cuma günü dananın kuyruğu kopacak... kurul önünde - ki kurulda vahide gördüm de olacak - performanslarımızı sergiliycez... dilim tutulmazsa iyidir...
2 haftadır ödevi olup da yetiştiremeyen öğrenci modunda kıvranıyorum yeminle... hayat memat meselesiymiş gibime geliyor. bir de uzun dönem öğrencilerin notlarını görünce listede (40lar gırla gidiyor) iyice moralim bozuldu.
görücez bakalım bu cuma anyayı konyayı... alıcam boyumun ölçüsünü...
ve işte sanki evren benim bu durumuma aşina gibi bu haftaki yalan dünya'da nurhayat oyunculuk dersi alıyordu... kendimi gördüm sanki ekranda:)
bitti:(
Bu yazıyı geçen hafta yazmaya başlamışım ama kalmış. yine de post edeyim:)
Bitti...
3 aydır sonsuz keyif aldığım, bitmesini istemediğim, benim için amaç, araç, heves, eğlence, tutku, merak, çaba olan kursum dün akşam sona erdi. Haftaya bitirme sınavımız olduğu için henüz kendimi sudan çıkmış balık gibi hissetmiyorum ama o gün de yakındır.
neler öğrenmedim ki ben bu kurs esnasında. aslında neler öğrendiğimi ben de bilmiyorum. kağıt üzerine dökebileceğim bişey değildi belki de, bir bakış açısı, empati kurma, hayal etme, doğaçlama.. ben asla yapamam dediğim birçok şeyi istesem yapabiliyormuşum aslında. istesem ve çalışsam...
Karmakarışık duygular içerisindeyim. devam etmem gerektiğini biliyorum. unutmamak soğumak için. ama doğru yoldan gitmek istiyorum. okuldan kopmak istemiyorum falan filan.
Bitti...
3 aydır sonsuz keyif aldığım, bitmesini istemediğim, benim için amaç, araç, heves, eğlence, tutku, merak, çaba olan kursum dün akşam sona erdi. Haftaya bitirme sınavımız olduğu için henüz kendimi sudan çıkmış balık gibi hissetmiyorum ama o gün de yakındır.
neler öğrenmedim ki ben bu kurs esnasında. aslında neler öğrendiğimi ben de bilmiyorum. kağıt üzerine dökebileceğim bişey değildi belki de, bir bakış açısı, empati kurma, hayal etme, doğaçlama.. ben asla yapamam dediğim birçok şeyi istesem yapabiliyormuşum aslında. istesem ve çalışsam...
Karmakarışık duygular içerisindeyim. devam etmem gerektiğini biliyorum. unutmamak soğumak için. ama doğru yoldan gitmek istiyorum. okuldan kopmak istemiyorum falan filan.
23 Eylül 2012 Pazar
İçimde kalmasın
Ay yazmazsam içimde kalacak.
Hani benim Feriha takıntım vardı ya, Feriha dizisi ve Çağatay Ulusoy'un kendisi. evet işte o takıntımdan nihayet kurtuldum. Bu iş için de dizinin yapımcısı Fatih Aksoy'a teşekkürü bir borç bilirim.
Neden derseniz, şimdi bu şaşkaloz önce dizi bitcek dedi, sonra sezon sonu çıkıp "ne bitmesi ben böyle bişey demedim" diye diziyi uzatmaya karar verdi. e bu arada başroldeki feriha'dan tutun da anası, abisi handesi dahil bisürü oyuncu başka dizilerle anlaşmıştı. sonuç olarak onlar diziye veda edecekti ama çağatay'ın hayran kitlesi vardı ve ordan çok ekmek yenirdi. bu mantıkla yola çıkarak dizinin sonunu çok abuk değiştirdiler, bilimum oyuncuyu öldürdüler, dizinin adını "Adını Feriha Koydum - Emir'in Yolu" yapıp yeni yayın dönemine koydular. Bir de tüm bu saçmalıklar yetmezmiş gibi Çağatay'a asker traşı yapıp o sevimli çocuğu tipsizleştirdiler. yine de hadi bakalım ilk bölümü izleyeyim, severim kendisini dedim ama yok valla, çekilecek hali kalmamış dizinin. emir psikopata bağlamış, kalan tipler birbirinden itici... ben birinci bölümden sonra veda ettim. veda etmeyi bırakın fragmanlarına bile bakmaz oldum (bazı dizileri fragmanları ile takip ediyorum da). yine de 2 haftadır reytinglerde en yüksek de çıkıyordu da inanamıyordum. nihayet bu hafta darbeyi yemiş ve 4. sıraya düşmüş. sanki bana bir kazık atmışlar da ağızlarının payını almışlar gibi bir sevindim anlatamam:)))
Çağatay'a yazık olacak ama o embesil yapımcılara müstehaktır valla. biraz burunları sürtülür inşallah, seyirciyi salak yerine koymanın dersini alırlar...
ahahah şimdi ben böyle dedim ya, haftaya kesin tavan yapar.
ama ne olursa olsun, ben kurtuldum ya:DDD
Hani benim Feriha takıntım vardı ya, Feriha dizisi ve Çağatay Ulusoy'un kendisi. evet işte o takıntımdan nihayet kurtuldum. Bu iş için de dizinin yapımcısı Fatih Aksoy'a teşekkürü bir borç bilirim.
Neden derseniz, şimdi bu şaşkaloz önce dizi bitcek dedi, sonra sezon sonu çıkıp "ne bitmesi ben böyle bişey demedim" diye diziyi uzatmaya karar verdi. e bu arada başroldeki feriha'dan tutun da anası, abisi handesi dahil bisürü oyuncu başka dizilerle anlaşmıştı. sonuç olarak onlar diziye veda edecekti ama çağatay'ın hayran kitlesi vardı ve ordan çok ekmek yenirdi. bu mantıkla yola çıkarak dizinin sonunu çok abuk değiştirdiler, bilimum oyuncuyu öldürdüler, dizinin adını "Adını Feriha Koydum - Emir'in Yolu" yapıp yeni yayın dönemine koydular. Bir de tüm bu saçmalıklar yetmezmiş gibi Çağatay'a asker traşı yapıp o sevimli çocuğu tipsizleştirdiler. yine de hadi bakalım ilk bölümü izleyeyim, severim kendisini dedim ama yok valla, çekilecek hali kalmamış dizinin. emir psikopata bağlamış, kalan tipler birbirinden itici... ben birinci bölümden sonra veda ettim. veda etmeyi bırakın fragmanlarına bile bakmaz oldum (bazı dizileri fragmanları ile takip ediyorum da). yine de 2 haftadır reytinglerde en yüksek de çıkıyordu da inanamıyordum. nihayet bu hafta darbeyi yemiş ve 4. sıraya düşmüş. sanki bana bir kazık atmışlar da ağızlarının payını almışlar gibi bir sevindim anlatamam:)))
Çağatay'a yazık olacak ama o embesil yapımcılara müstehaktır valla. biraz burunları sürtülür inşallah, seyirciyi salak yerine koymanın dersini alırlar...
ahahah şimdi ben böyle dedim ya, haftaya kesin tavan yapar.
ama ne olursa olsun, ben kurtuldum ya:DDD
22 Eylül 2012 Cumartesi
Bitmesiiiiinnn...
Kursun son 2 haftasına girdik. o kadar üzülüyorum ki anlatamam:(
uzun zamandır bu kadar çok keyif aldığım başka birşey olmamıştı. Resmen dersleri iple çekiyorum. ama işte bitiyor. şimdi de dersler bitince ne yapıcaz derdi sarmış durumda. hocaları sıkıştırmaya başladık. atölye falan varmış. onlara gelebilirsiniz dediler...
bu arada bir hocamız var. uğur hoca. kendisi tatlı sertlerden. hani hem seversin hem korkarsın ya, neyse işte. bol bol kitap okuyun falan demişti. okuduklarımızın listesini gönderiyoruz haftada bir (optional). perşembe gecesi 2. listemi gönderdim. aferinnn yazmış. bir mutlu oldum anlatamam. çok güldüm kendime sonradan. ama bir de sevindim ki sormayın:)
bu arada gerçekten psikopat gibi okumaya başladım. özellikle tiyatro oyunları. mesela hayatımda ilk kez shakespeare okudum desem!!! üstelik ben shakespeare'i hep ağır ağdalı şeyler yazıyor sanırdım. meğer ne kadar keyifli, esprili, zeki imiş oyunları. şok içindeyim resmen. tabi benim yaptığım sadece okumak. inceleyince kimbilir içinden daha neler çıkıyordur.
bir de gürhan hocamız var... sanırım hepimizin gözdesi. dersleri çok keyifli geçiyor. aslında tüm dersler çok keyifli geçiyor ama bu derslerde biraz da uygulama yaptığımızdan sanırım... yok ya haksızlık etmiyim şimdi. hepsi güzel... ama en güzeli bu:PPP
ne diyordum, son dersinde kısa bir piyes çalıştık. parça parça okuduk. duygu geçişleri vs üzerinde yoğunlaştık. ders hiç bitmesin istedim.
sonra pınar hocanın dersine ise doğaçlama yapıyoruz, en son çamaşır astım:DDD daha sabah astığım için de becerdiğimi söylediler. ama daha doğal olmam gerekiyormuş:) "bak ben çamaşır asıyorum" olayını pek gözlerine sokmuşum:)
şimdi böyle yazınca çok anlamsız geliyor di mi? anlatması zor yaşaması o kadar keyifli ki... 3 saat ders nasıl geçiyor, nasıl bitiyor anlamıyorum resmen.
gerçi dün canımı çook sıkan bir olay oldu. okulda birileri cüzdanımdan 100 tl yürütmüş. muhtemelen sınıftakilerden biri. o kadar canım sıkıldı ki anlatamam. insan yüzyüze baktığı birilerinden böyle bir davranış görünce gerçekten hayal kırıklığına uğruyor.
çok canım sıkıldı çok.
uzun zamandır bu kadar çok keyif aldığım başka birşey olmamıştı. Resmen dersleri iple çekiyorum. ama işte bitiyor. şimdi de dersler bitince ne yapıcaz derdi sarmış durumda. hocaları sıkıştırmaya başladık. atölye falan varmış. onlara gelebilirsiniz dediler...
bu arada bir hocamız var. uğur hoca. kendisi tatlı sertlerden. hani hem seversin hem korkarsın ya, neyse işte. bol bol kitap okuyun falan demişti. okuduklarımızın listesini gönderiyoruz haftada bir (optional). perşembe gecesi 2. listemi gönderdim. aferinnn yazmış. bir mutlu oldum anlatamam. çok güldüm kendime sonradan. ama bir de sevindim ki sormayın:)
bu arada gerçekten psikopat gibi okumaya başladım. özellikle tiyatro oyunları. mesela hayatımda ilk kez shakespeare okudum desem!!! üstelik ben shakespeare'i hep ağır ağdalı şeyler yazıyor sanırdım. meğer ne kadar keyifli, esprili, zeki imiş oyunları. şok içindeyim resmen. tabi benim yaptığım sadece okumak. inceleyince kimbilir içinden daha neler çıkıyordur.
bir de gürhan hocamız var... sanırım hepimizin gözdesi. dersleri çok keyifli geçiyor. aslında tüm dersler çok keyifli geçiyor ama bu derslerde biraz da uygulama yaptığımızdan sanırım... yok ya haksızlık etmiyim şimdi. hepsi güzel... ama en güzeli bu:PPP
ne diyordum, son dersinde kısa bir piyes çalıştık. parça parça okuduk. duygu geçişleri vs üzerinde yoğunlaştık. ders hiç bitmesin istedim.
sonra pınar hocanın dersine ise doğaçlama yapıyoruz, en son çamaşır astım:DDD daha sabah astığım için de becerdiğimi söylediler. ama daha doğal olmam gerekiyormuş:) "bak ben çamaşır asıyorum" olayını pek gözlerine sokmuşum:)
şimdi böyle yazınca çok anlamsız geliyor di mi? anlatması zor yaşaması o kadar keyifli ki... 3 saat ders nasıl geçiyor, nasıl bitiyor anlamıyorum resmen.
gerçi dün canımı çook sıkan bir olay oldu. okulda birileri cüzdanımdan 100 tl yürütmüş. muhtemelen sınıftakilerden biri. o kadar canım sıkıldı ki anlatamam. insan yüzyüze baktığı birilerinden böyle bir davranış görünce gerçekten hayal kırıklığına uğruyor.
çok canım sıkıldı çok.
15 Eylül 2012 Cumartesi
allah iyiliğimi versin e mi!!!
sabah sabah kendime çok güldüm.
şimdi ben yıllardır devasa yatakta tek başıma yatmanın şımarıklığını yaşıyorum. bu sebeple gece boyu yatağın içinde fır dönüyor, şekilden şekile giriyor ve hatta bazen çapraz falan bile yatıyorum. yıllardır da böyle uyuyorum napayım.
bugün de diğerlerinden farklı değildi. tek farkı saat 9 gibi uyandığımda uyanmak istemedim ve gözüme bir göz bandı takıp uyumaya devam ettim. (kısa bir süre öncesine kadar bu zımbırtılar beni rahatsız ederdi ama valla işe yarıyor.) neyse ben böyle yatakta dolana dolana uyurken telefon çaldı ve ben gözümdeki zımbırtının da etkisiyle yataktaki konumumu şaşırıp telefona ulaşmak için yatakta dönünce kendimi yerde buldum!!!! meğer kenarına kadar gelmişim debelenirken. e tabi telefon da çalınca can havliyle dönünce olanlar oldu. bir yandan güldüm, diğer yandan telefonu açmaya çalıştım vs.
İşin komik yanı telefonda hiç bozuntuya vermeden güzel güzel konuştum. kapadım telefonu. sonra olay o kadar komiğime gitti ki arkadaşı geri arayıp "ya ben sana demin demedim ama şimdi çok güldüm, ben telefonu açıcam diye yataktan düştüm" dedim. karşıdaki dumur tabi:)))
bu arada geçen bir tecrübem daha oldu. tabi yatakta tek başına yatmaya alışık ben, ablamlar bize gelmişti, ege benim yatakta uyudu. gece sen çocuğu unut, dön ve bir kafa at çocuğa:)))) neye uğradığını şaşırdı garibim. tabi ben de.. ama düğün ertesi bol alkollü bir durum olduğundan çok üzerinde duramayıp sızdım hemen. allahtan ertesi gün ege olayı hatırlamadı:DDD
şimdi ben yıllardır devasa yatakta tek başıma yatmanın şımarıklığını yaşıyorum. bu sebeple gece boyu yatağın içinde fır dönüyor, şekilden şekile giriyor ve hatta bazen çapraz falan bile yatıyorum. yıllardır da böyle uyuyorum napayım.
bugün de diğerlerinden farklı değildi. tek farkı saat 9 gibi uyandığımda uyanmak istemedim ve gözüme bir göz bandı takıp uyumaya devam ettim. (kısa bir süre öncesine kadar bu zımbırtılar beni rahatsız ederdi ama valla işe yarıyor.) neyse ben böyle yatakta dolana dolana uyurken telefon çaldı ve ben gözümdeki zımbırtının da etkisiyle yataktaki konumumu şaşırıp telefona ulaşmak için yatakta dönünce kendimi yerde buldum!!!! meğer kenarına kadar gelmişim debelenirken. e tabi telefon da çalınca can havliyle dönünce olanlar oldu. bir yandan güldüm, diğer yandan telefonu açmaya çalıştım vs.
İşin komik yanı telefonda hiç bozuntuya vermeden güzel güzel konuştum. kapadım telefonu. sonra olay o kadar komiğime gitti ki arkadaşı geri arayıp "ya ben sana demin demedim ama şimdi çok güldüm, ben telefonu açıcam diye yataktan düştüm" dedim. karşıdaki dumur tabi:)))
bu arada geçen bir tecrübem daha oldu. tabi yatakta tek başına yatmaya alışık ben, ablamlar bize gelmişti, ege benim yatakta uyudu. gece sen çocuğu unut, dön ve bir kafa at çocuğa:)))) neye uğradığını şaşırdı garibim. tabi ben de.. ama düğün ertesi bol alkollü bir durum olduğundan çok üzerinde duramayıp sızdım hemen. allahtan ertesi gün ege olayı hatırlamadı:DDD
8 Eylül 2012 Cumartesi
Bir düğün bir hikaye...
Bir düğün:
Dün akşam kuzenimin oğlunun düğünü vardı. evet durumun vahametinin farkındayım. bırak kuzenleri kuzenlerimin çocukları evleniyor artıkın.
Bu durumun farkında olarak gittim düğüne, hatta arada "lan damadın annesinin kuzeniyim, damatla toplasan 2 saat falan konuşmuşluğum var, yazık çocuğa" diye düşünmedim desem yalan olur. yine de kuzendir dedik ve gittik.
dip not: düğün Esma Sultan'da, muhteşem mekan.
Gittik düğüne, önden kokteyl vardı ama geç kaldığımız için onun sonuna yetiştik anca. sonra ufaktan uzun zamandır görmediğim kuzenleri vs gördüm. sarmaş dolaş hasret gidermeyi müteakip gözüme çocukluğumdan anımsadığım, çook sevdiğim ve yıllaaardır görmediğim bir sima ilişti. Bende isim ve yüz eşleşmesi zaman alır ama Rahime ablayı anında tanıdım. Ablama sordum onlar değil mi diye, onayladı. bu arada rahime abla da bana dikkatle baktı ama tanıyamadı. sonra gidip yanlarına hatırlatınca pek bir sarmaş dolaş olduk. şansıma ben onlarla aynı masadaydım. gece boyunca sevgi kelebeği modundaydık.
tabi bizimki ve yan masa akraba masası gibi bişeydi. yaş ortalaması 24lük çıtır kızımıza rağmen 50 civarındaydı sanırım. özellikle gecenin ilerleyen saatlerinde gelin ve damadın genç arkadaşları oynamaya başlayıp da pisti domine edince artık yaşlı akrabalar sınıfına doğru ilerlemekte olduğum gerçeği ile yüzyüze geldim. arada piste çıkıp farkı kapamaya çalıştıysam da pistte de tanıdığım ve karşımda dans edenler yine yaşını almış akrabalar olunca çabalarım şamar gibi suratıma suratıma indi.
geceye dair tek umut verici olay after party de 3'e kadar kalıp hoplayıp zıplamaya devam etmemiz oldu. bu sayede postu biraz düzelttik diycem ama 65lik kuzenim de bizimle aynı saatlerde ayrıldığı için durumu varın siz düşünün!!!
Bu arada after party de gayet güzeldi. kapıda ışıklı gözlükten şapkaya tutun bilimum aksesuar dağıttılar. geceye özel esprili t-shirtler giydi herkes. bir de artık ayakları patlayan kızlar (ben dahil) ayakkabıları çıkarıp yalınayak dansetmeye başlayınca gece daha renkli bir hal aldı. hayır çok iğrenç değiliz, yerde beyaz halı kaplıydı:)))
Bir hikaye:
Düğün sırasında ilginç bişey oldu. ben normalde çocukluğumu hiç hatırlamam. ama bir anda gözümün önünde bir sahne canlandı. Bülent abi ile Rahime ablamın nişanı evlerinin terasında olmuştu. bir an onu anımsadım ve rahime ablaya söyledim. ben 8 yaşındaymışım o zaman.
sonra o da bana bir hikaye anlattı. onlar pazartesi günü ankarada evlenmişler. dolayısıyla annemler beni nikaha götürmemiş. ama ben o kadar ağlamışım ki gelin görücem diye annem bana gelini eve getireceğine söz vermiş. nikah dönüşü rica etmiş ve bize gelmişler. zaten annemi ve babamı ayrı severlerdi, kıramamışlar. rahime abla kapıyı açtığında yüzündeki ifadeyi görmen lazımdı dedi. gelin geldi diye o kadar sevinmişim ki... annem de bak sana söz verdim, getirdim demiş. sonra ben yanına oturmuşum gelinin, eteğini falan sevmişim. ben olayı hiç anımsamıyorum ama bunu dinleyince çok duygulandım.
özellikle de annesini hiç hatırlamayan, anne mevhumunu unutmuş birinin kendisinin de onu seven, söz verdiği için zoru başaran, onu düşünen bir annesi olduğunu duyması idi beni duygulandıran... benim de beni çok seven bir annem varmış...
Dün akşam kuzenimin oğlunun düğünü vardı. evet durumun vahametinin farkındayım. bırak kuzenleri kuzenlerimin çocukları evleniyor artıkın.
Bu durumun farkında olarak gittim düğüne, hatta arada "lan damadın annesinin kuzeniyim, damatla toplasan 2 saat falan konuşmuşluğum var, yazık çocuğa" diye düşünmedim desem yalan olur. yine de kuzendir dedik ve gittik.
dip not: düğün Esma Sultan'da, muhteşem mekan.
Gittik düğüne, önden kokteyl vardı ama geç kaldığımız için onun sonuna yetiştik anca. sonra ufaktan uzun zamandır görmediğim kuzenleri vs gördüm. sarmaş dolaş hasret gidermeyi müteakip gözüme çocukluğumdan anımsadığım, çook sevdiğim ve yıllaaardır görmediğim bir sima ilişti. Bende isim ve yüz eşleşmesi zaman alır ama Rahime ablayı anında tanıdım. Ablama sordum onlar değil mi diye, onayladı. bu arada rahime abla da bana dikkatle baktı ama tanıyamadı. sonra gidip yanlarına hatırlatınca pek bir sarmaş dolaş olduk. şansıma ben onlarla aynı masadaydım. gece boyunca sevgi kelebeği modundaydık.
tabi bizimki ve yan masa akraba masası gibi bişeydi. yaş ortalaması 24lük çıtır kızımıza rağmen 50 civarındaydı sanırım. özellikle gecenin ilerleyen saatlerinde gelin ve damadın genç arkadaşları oynamaya başlayıp da pisti domine edince artık yaşlı akrabalar sınıfına doğru ilerlemekte olduğum gerçeği ile yüzyüze geldim. arada piste çıkıp farkı kapamaya çalıştıysam da pistte de tanıdığım ve karşımda dans edenler yine yaşını almış akrabalar olunca çabalarım şamar gibi suratıma suratıma indi.
geceye dair tek umut verici olay after party de 3'e kadar kalıp hoplayıp zıplamaya devam etmemiz oldu. bu sayede postu biraz düzelttik diycem ama 65lik kuzenim de bizimle aynı saatlerde ayrıldığı için durumu varın siz düşünün!!!
Bu arada after party de gayet güzeldi. kapıda ışıklı gözlükten şapkaya tutun bilimum aksesuar dağıttılar. geceye özel esprili t-shirtler giydi herkes. bir de artık ayakları patlayan kızlar (ben dahil) ayakkabıları çıkarıp yalınayak dansetmeye başlayınca gece daha renkli bir hal aldı. hayır çok iğrenç değiliz, yerde beyaz halı kaplıydı:)))
Bir hikaye:
Düğün sırasında ilginç bişey oldu. ben normalde çocukluğumu hiç hatırlamam. ama bir anda gözümün önünde bir sahne canlandı. Bülent abi ile Rahime ablamın nişanı evlerinin terasında olmuştu. bir an onu anımsadım ve rahime ablaya söyledim. ben 8 yaşındaymışım o zaman.
sonra o da bana bir hikaye anlattı. onlar pazartesi günü ankarada evlenmişler. dolayısıyla annemler beni nikaha götürmemiş. ama ben o kadar ağlamışım ki gelin görücem diye annem bana gelini eve getireceğine söz vermiş. nikah dönüşü rica etmiş ve bize gelmişler. zaten annemi ve babamı ayrı severlerdi, kıramamışlar. rahime abla kapıyı açtığında yüzündeki ifadeyi görmen lazımdı dedi. gelin geldi diye o kadar sevinmişim ki... annem de bak sana söz verdim, getirdim demiş. sonra ben yanına oturmuşum gelinin, eteğini falan sevmişim. ben olayı hiç anımsamıyorum ama bunu dinleyince çok duygulandım.
özellikle de annesini hiç hatırlamayan, anne mevhumunu unutmuş birinin kendisinin de onu seven, söz verdiği için zoru başaran, onu düşünen bir annesi olduğunu duyması idi beni duygulandıran... benim de beni çok seven bir annem varmış...
6 Eylül 2012 Perşembe
Demokraside çareler tükenmez
Son zamanlarda gayet avam bir alışkanlık geliştirdim. İşin komik yanı bundan büyük de zevk alıyorum: Balkona çamaşır asmak. Neden bilmiyorum ama hoşuma gidiyor. Tabi çamaşırların hızlı kuruyor olması da cabası.
tabi işin incelikleri var. nevresim havlu vs gibi büyük ve dışarıdan görünmesinde sakınca olmayan nesneler en dışa, daha ufak tshirt vs içe doğru. Kuralım ise iç çamaşırları asla dışarı asmamak. avamız dedik de o kadar da değil.
İşte bugün de aynı gazla yıkadığım çamaşırların arasına karışmış bir don utanmadan astığım nevresimin arasında kalmış. Nevresimi asarken birden bişey düştü. Bir baktım benim don ağaca takılmış bana ööyle bakıyor. hayır bir de öyle bir düşmüş ki nerden bakarsan bak don olduğu belli.
bütün gün kara kara düşündüm, lan nasıl alıcam bunu diye. 2 mtlik ucu kancalı bir sopa bulsam tam süper olacak da bu tanıma uyan sopa nereden bulunur. Apartman görevlisine sorsam, ağaçtan don alıcam demek de olmaz... çamaşır alıcam desem adam geliyim ben alayım dese ne yapıcam vs.
akşam derse giderken bahçede gördüğüm tırmığa da yan gözle baktım. acaba işe yarar mı diye ama bilemedim.
sonra gece gelip yaptığım maymunluğu selim'e anlatırken "evde süpürge yok mu?" dedi. onun bu sorusuyla bende şimşekler çaktı. Koştum elektrikli süpürgeyi kaptım. borusu dona ulaştı, çalıştırınca da hoop çekiverdi:))))
don sağ ben selamet kapattık olayı:)))
3 Eylül 2012 Pazartesi
Suits
Aşık oldum ben... Kendisinin rol adı Harvey Specter... Muhteşem bir tip, süper karakter. Hani izlerken dibim düşüyor denir ya, aynen öyle. resmen dibim düşüyor... ben harvey istirem...
Hangi dizi derseniz dizinin adı Suits. Olaylar bir avukatlık firmasında geçiyor. Dava vs kısmı da heyecanlı ama son derece eğlenceli, esprili bir dizi. İzlerken çok keyif alıyorum ama maalesef 2. sezon da bitti ve yeni sezon teee Ocakta.:(
Tatilin dibine vurmaca...
aylardır tembel modundayım ama tam tatil sayılmaz ya... okulun tatil olmasını da fırsat bilip Bodrum'a Dileklerin yanına gittim. Önce biraz tedirgin gittim ama süper keyifli bir hafta oldu.
Dileklerin yazlığı Hebil koyunda. gittiğim en güzel denizlerden biri diyebilirim. muhteşem bir mavi. hafif serin, süper bir deniz. ağaç altı şezlongla da birleşince son derece keyifli bir sahil modu oldu. Üzerine bir de Ela faktörü binince... yeme de yanında yat.
Ela zibidisi ilk 3 gün beni görünce ağız büküp ağladı. Ama öyle komik ki, etrafta anası varsa kucağıma geliyor, sonra birden yabancı biri olduğumu idrak ediyor, suratıma bakıp dudak büzmeye başlıyor. anında annesine atıveriyorum, hoop gülüyor:))) öyle sevimli ki... 3. günden sonra kucağımda ağlamamaya başladı. bi komik bi şeker... paso onla oynadık. ama olay tabi ağlayınca annesine verme modu olduğu için en keyifli bebek sevme olayı:)
salı gece bodrum tatilinden döndükten sonra çarşamba ablamların 30 ağustos tatilini birleştirip bozcaadaya gideceğini öğrendim. anında onlara yazıldım. geçen sefer bozcaada'ya günübirlik gittiğimden aklım kalmıştı. bu kez 3 gece konakladık. yolda yine gelibolu, çanakkale şehitliği derken keyifli bir yolculuk oldu. sezonun son denizine de orada girdim. yalnız yok böyle soğuk bir deniz. resmen uyuştum. buna rağmen ısrarla girdik denize. dona dona yüzdüm resmen. bıçak gibi keskin derler ya, aynen öyleydi işte. dışarıda manyak bir rüzgar olmasına rağmen ıslakken bile sudakinden daha az üşüyorsun...
keyifli 3 günün ardından kabus dönüş yolunda oldu. 2.5 saat feribot kuyruğunda bekledik. yol uzadı da uzadı. resmen yola çıkmamızla eve varmamız arasında 12 saat geçmişti. Bayılacaktık resmen...
ama iyi eğlendim be.... üstüste 2 keyifli tatil:)
Dileklerin yazlığı Hebil koyunda. gittiğim en güzel denizlerden biri diyebilirim. muhteşem bir mavi. hafif serin, süper bir deniz. ağaç altı şezlongla da birleşince son derece keyifli bir sahil modu oldu. Üzerine bir de Ela faktörü binince... yeme de yanında yat.
Ela zibidisi ilk 3 gün beni görünce ağız büküp ağladı. Ama öyle komik ki, etrafta anası varsa kucağıma geliyor, sonra birden yabancı biri olduğumu idrak ediyor, suratıma bakıp dudak büzmeye başlıyor. anında annesine atıveriyorum, hoop gülüyor:))) öyle sevimli ki... 3. günden sonra kucağımda ağlamamaya başladı. bi komik bi şeker... paso onla oynadık. ama olay tabi ağlayınca annesine verme modu olduğu için en keyifli bebek sevme olayı:)
salı gece bodrum tatilinden döndükten sonra çarşamba ablamların 30 ağustos tatilini birleştirip bozcaadaya gideceğini öğrendim. anında onlara yazıldım. geçen sefer bozcaada'ya günübirlik gittiğimden aklım kalmıştı. bu kez 3 gece konakladık. yolda yine gelibolu, çanakkale şehitliği derken keyifli bir yolculuk oldu. sezonun son denizine de orada girdim. yalnız yok böyle soğuk bir deniz. resmen uyuştum. buna rağmen ısrarla girdik denize. dona dona yüzdüm resmen. bıçak gibi keskin derler ya, aynen öyleydi işte. dışarıda manyak bir rüzgar olmasına rağmen ıslakken bile sudakinden daha az üşüyorsun...
keyifli 3 günün ardından kabus dönüş yolunda oldu. 2.5 saat feribot kuyruğunda bekledik. yol uzadı da uzadı. resmen yola çıkmamızla eve varmamız arasında 12 saat geçmişti. Bayılacaktık resmen...
ama iyi eğlendim be.... üstüste 2 keyifli tatil:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
