Sayfalar

17 Aralık 2006 Pazar

Prison Break

Bugun guya kalkip bilimum is halledecektim. Ancak kalktigimda saat 11:30 felan olmustu. Kahvalti hazirla' ye derken yarim olmus. Sonra 1-2 dizi derken 2 oldu. Simdi cikip islerimi halletsem diye dusunurken dedim ki kendi kendime 'ne zamandir su prison break'i seyredemiyorum, 1 bolum izliyim'. Iste oturdum 2de, guya bir bolum izleyip kalkicam, 3 mu izledim 4 mu bilemiyorum, acaip sardi. Cocuga zaten hasta oldum. Ventworth Miller imis kendisi. Allah askinda Ventworth nasil bir isimdir yaa, hangi mantiktaki ebeveyn cocuguna boyle bir isim verir gercekten merak ediyorum. Bu bana seyi hatirlatti. Bizim okulda cok yakisikli bir cocuk vardi. Adinin 'Besir' oldugunu ogrenince iptal olmustum. Neyse ne diyordum, cocuk cok hos bir tip. Aslinda daha once 'human stain' de oynamis ama ben o filmden nefret ettigim icin hafizaya kaydetmemisim:) Simdi burda izledikce daha bir eridim ne yalan diyim. Colin abimden sonra favori listemdeki yerini aldi:) hatta boyle giderse esitler bile:DDD

10 Aralık 2006 Pazar

Spor ve asure

Dun yillar suren bir aradan sonra tekrar spora yazildim. visnelik'e. Daha giristen kayit yapan cocuga 'ben kaydoluyorum ama muhtemelen gelmem' deyince 'en sevdigimiz musteri profili' diyerek beni kopardi. gelmeme sebebine de 'tembellik' deyince cocukcagiz verecek bir cevap bulamadi. neyse ben girip iceri ilk heves sakin sakin yurumeye basladim. once kola baglanmasi gereken bisey varmis, onu baglamadigim icin alet asiri elektrik yuklenip beni guzel bir carpti. sonra ogrenip devam ettim. hanuz 20 dakika felan yurumustum ki adinin sonradan Devrani oldugunu ogrendigim hoca yanima gelip bana ufak capli bir program yapti. Ben once nazlandim ama sonra iyi dedim. kosu bandi ve bisiklet sonrasinda bana orami burami calistirmak icin alet ve hareket yazmak uzere bir koseye oturttu. Onun her soyledigi alete ben 'iyy o salak seyi yapmam, ayy o aptal aleti hic sevmiyorum' gibi yorumlarda bulununca biraz gozleri yasarip isyan etti. Neyse ben de cocukcagizi uzmemek adina bir tur tum hareketlerin uzerinden gecelim dedim. Dedim de sonumun boyle olacagini bilsem der miydim. Sabah uyandigimdan beri oflayip puflamaktayim. Once karin ve bel kaslarim olmak uzere hemen heryerim agriyo. Yaptigim da hareket olsa. Resmen nasil hamlamissam! Oturdugum yerden bile zor kalkiyorum. Burak bugun de gitme laflari ediyor ama bakalim, ben yarin gitmeyi dusunuyorum. hahahah eger gitmezsem hoca telefon edip taciz edecekmis beni oyle dedi. gorelim bakalim.

Bugun bir de bizim lisenin asure gunu vardi. Gecen hafta bir guruh amanda gidelim vs diye gaze gelmisti. Hatta ben mumkun oldugunca yaymaya calistim. ama bugun olup da yumurta kapiya dayaninca basta Burak ve Gulden olmak uzere teker teker sattilar. Ben de zaten heryerim agriyo diye satmaya meyillenmistim ki Ilkay acip gitme konusunda itici guc oldu. Ozlem ve Saltuk zaten gitmislerdi. Ben de iyi deyip dustum yola.

Iyiki de gitmisim. Cok fazla kisi goremedik aslinda ama okulu tekrar gormek hos oldu. Gerci iceri siniflara girmedik, spor salonunda takildik ama gene de eglenceliydi. Sonra anonim reloaded olarak sahne aldi. Dun aksam yeterince tepinmemis gibi biraz da onlarin esliginde sallandik. saat 4 falandi ordan da ayrildik.

Simdi mi? pestil vaziyetinde evde oturuyorum. Bir yandan da Burak arayip da 'hadi spora' diyecek diye odum kopuyor:DDD

Overall afterall

Ne zamandir kurtlarimizi dokememistik. Dun aksam Overall'a gidip soyle bir eglenelim dedik. Gerci ben saat ilerledikce yan cizmeye meyillenmistim ama 10 olup Burak aradiginda once North'a gidecegimizi ogrenip yumusadim. En kotu ordan tuyerim diyerek Burak ve Halide ile bulusmaya North'a yollandim. North ayni North, ne zamandir gitmiyorum gene de degismemis. Karisik, her telden calan muzikler esliginde geceyarisini bulduk. o sirada Halide'nin arkadasi Gurol da geldi. Ben de biraz havaya girmistim ki hep beraber Overall'a yollandik. yollandik dedigim ikisinin arasi 3-5 apartman zaten. Kapida once bizi dolu diye bekletme moduna girdiler. Ben de en hoslanmadigim sey oldugu icin '5 dakikadan fazla beklemem' derken iceri aldilar. Hakikaten kalabalik. Girisimizle birlikte Burak bara yonelirken Gurol da gayet iyi bir lokasyon tuttu. yarim saat kadar salindiktan sonra canli grup cikti. Aaa ben bu grubu biliyorum, bunlar daha once Amarillo'da caliyordu. Solistleri de son derece basarili bir kiz. Neyse canli grup nerdeyse 3:30'a kadar sahnede kaldi. Biz de costukca costuk. Muzik ve parcalar gercekten cok iyiydi. Bizim genclik ve gunumuzden rock agirlikli. grup ara verdiginde DJ de havayi bozmadi. hatta en son Duman'dan `seni kendime sakladim` calarken grup yerini alinca DJ muzigi kesti ama herkes koro halinde sarkiya devam etti. Biz zaten hop hop yerimizde duramiyoruz. bayagi bir dans edip desarj olduk diyebilirim. Bu arada nihayet grubun adini da ogrendim. Bonus track imis. neyse canli muzik bitince ust kata ciktik. orasi biraz daha cistak biryer. ilk girdigimizde sexy back caliyordu, amanin oldum, ama sonraki sarkilar cok uymayinca 10 dakka durup geri indik alt kata. Alt kat da artik bosalmis sayilirdi. biraz salinip yasli insanlar olarak evimize donduk.

3 Aralık 2006 Pazar

Burhan Ocal... Caz miymis degil mi?

2 hafta felan oldu, Burak arayip 'ekolarla burhan ocal'a gidicem, gelir misin?` dedi. Burhan Ocal? kim ola ki dedim. Vurmali calgilarla seyediyomus. neyse aktivite olsun, geri kalmayalim diye ok dedim. Sonra gecen hafta Gulden `kizim o adam caz yapar` deyince 'neeeeeee!!!' oldum. Halbukim ben vurmali calgilar deyince yok Asena cikacak felan diye bekliyordum. neyse soylene soylene gittim dun aksam. Hatta dedim ki simdi bu caz ise tek basina cekilmez, onden burak'la bulusup bir bira devirdim. gerci yetmezdi ama zaman azdi.

Program aksam 10'da baslayacakti ama tabi bu kapi acilis saatiymis. Iceri girince Burhan abinin 1 gibi cikacagi duyumu alip 'neeee???' mi tekrarladim. Bu arada benim gozumun onunden kokorecler gecmeye basladi. Meger aksam yemegini atlamisim. Herneyse derken 'DJ Funky C' abim calmaya basladi. Biz de yerimizde saliniyoruz, bazi parcalari taniyorum yani cok umutsuz degilim. Allahtan Ekrem'in tayfasi (esi mine'nin arkadaslari ve kuzeni) kafa tipler, onlarla muhabbet vs. Neyse iceri giyince aldigimiz duyum dogru degilmis, ben kendimi buhran abiye hazirlarken Burhan abi 11:30 gibi cikti. Once isinma turlari vs. Sanki adam calmiyormus gibiydi. Ama sonra hem biz sahneye yaklastik hem de Burhan abi acildi. Vaaav, adam harbi iyi. o darbukayi nasil caldigina inanamadim, parmaklar motor gibi. Muzik desem o garip disko tarzi ile birlesince gercekten keyifli bir hal aldi. Hele 1-2 kadehle birlesince sikayetler sadece ayakkabinin topugundan ibaret oldu.

Buhran halini almayan Burhan abi 1.5 saatten fazla sahnede kalip dokturdu. Kizlar sahnede oynadi felan derken baktik saat bayagi gec olmus. Biz de yasli insan toplulugu olarak 1:30 sularinda hayatindan memnun ayrildik salondan. Sonra yolda kokorec olayina girdik burak'la. Gece guzelce noktalanmis oldu.

Bu aktiviteden cikarilan ders: bi daa Gulden'in yorumlarina inanmadan once 2 kere dusunulecek:DDD

1 Aralık 2006 Cuma

zor oldu ama...

Nihayet artik benim de bir dsl baglantim var. coook uzun saatler ugrasmami gerektirdi ama sonunda baglanti calisti:) ben de kendi bahtsizligimla ilgili tum sorulari sonuclandirmis oldum. artikin blogumu daha guncel tutabilirim:)

29 Kasım 2006 Çarşamba

Mavi... Beyaz... Türk Telekom

Dün aksam Atatürk Spor Salonu'nda Türk Telekom - Panionios basket maçı vardı. Biz de mailecek Ege'ye basketi sevdirme çalışmaları kapsamında maça gitmeye karar verdik. Ve fakat Papa hazretlerini unutmuşuz. Papa hazretleri Ankara'da olduğu için trafik felç! İşten ablamlara 40 dakkada felan gidebildim ve bu arada şans eseri ve kıl payı bir kaza atlattım (sanırım freni bosalan kamyonet beni sıyırıp arkadaki araca girdi). Neyse Ege'yi aldıktan sonra da spor salonuna gitmem 1 saati geçti. Oyle olunca da maç başlamış oldu. Salona vardığımızda kapı duvar, salon dolu diye içeri almazlar, kapıda 40 kişi felan biriktik. Neyse allem ettik kallem ettik sonunda bizi de aldılar ama maçın ilk yarısı bitti bu arada.
İlk yarıda Telekom az farkla önde olmasına rağmen ikinci yarı bayağı bir başabaş geçti. Hatta bazı anlarda Panionios öne geçti. Ankaragücü taraftarı olduğu her halinden belli bir grup hiç susmadan tezahurat yaptı. Salonun devamı bizim gibi seyircilerdi. Ama sessiz de değildik hani. Bayağı bir coştuk bizde. Güya amaç Ege'ye sevdirmekti ama Murat ve ben sanırım daha çok eğlendik:). Sonuçta Telekom son dakka açıldı ve maç 82-75 bitti.:D
Bu arada kapıda bizi almadıkları sıradaki muhabbetler çok komikti. Gene Ankaragücü taraftarı olduklarını tahmin ettiğim tiplerden "yunana karşı oynuyoz bee niye almıyonuz?" "amerikalı mısın kardeşim" "milli maç bu yunana karşı" gibi yorumlar yükseldi. Tabi işe politikayı katanlar vs gırla gitti.
Uzun zamandır maç izlememiştim, keyifli oldu valla:)

28 Kasım 2006 Salı

Ceyn'in dogumgünüsü


Malumumuz 12 Kasım Ceyn'in doğumgünüsü. E biz de arkadaşları olaraktan yeni annemizi unutmayalım, doğumgününü evde 1 saatliğine de olsa kutlayalım dedik. Her ne kadar kendisi amacımızın bebeği görmek olduğunu iddia etsede kesinlikle öyle değildi yani. Herkesin eve girince Can'a saldırması ya da çocuğun elden ele dolaşması tamamen rastlantıydı.

İlgiyi Can'dan sonra benim günün anlam ve önemine uygun olarak giydiğim gömleğim çekti. Dolapta kalan yegane giyilebilir şeyin biraz parlak renkli olması benim suçum mu?



Neyse oğlanla biraz oynayıp onu uykuya yatırdıktan sonra nihayet sıra Zeynep'in pastasına gelmişti. Şaşkın ben mum almayı unutunca bizim kıza kibrit üflemekten başka çare kalmadı. Her ne kadar Saltuk pastaya kahve dökmek konusunda ısrar ettiyse de onu da ikna edip kibritleri bir güzel üflettik:) Artık ne dilek tuttu bilmem:)

Biz de önce 1 saat oturup kalkıcaz deyip sonra 2 saat üzerinde kalaraktan yeni bebekli çifti bir miktar meşgul etmiş olduk... ama eğlenceli bir gün oldu sanırsam.

Mutlu yıllar Zeynep'cim:)

Can bebeği takdimimdir




Nihayet anası resimlerini göndermiş de size Can bebeği takdim edebileceğim. bu "elma kurdu" henüz 3.5 haftalık ama baksanız hiç de öyle durmuyor:) Bebek sahibi olmak isteyen çiftlere de ideal bir demo kaynağı kendisi:)

Bu gördüğünüz mekan Özlem'in odası olmakta. Baktık hava da güzel, gezenti anası oğlanı da alıp Hazine'ye geldi bir öğlen. tabi biz de hatun bol. hemen üşüştük odaya, oğlanın başına. Maşallah o da ilk başlarda pek bir keyifli idi, oynadık acık. Tabi sonra acıkmasıyla sesi değişiverdi oğlanın. Tesadüfün bu kadarı olacak ki benim de tam işe dönme vaktim gelmişti:D Hikayenin sonunu bilemiyorum o yüzden:)


Ayrıyeten görüldüğü üzere benim kucağımda gayet mutlu ve sakin olan velet Banu "ablası"nın kucağında mızırdamakta... ben kendisini Banu'ya teslim ettiğimde gayet keyifliydi yani:)



Bu arada aptal smile adsl nihayet iptalimi gerçekleştirdi. Geçen hafta yaşadığım sinir krizi ve ödeyeceğim telefon faturası yanıma kar kaldı! ama onlardan kurtuldum ya bu yeter bana. Dün de gidip telekoma başvurdum. Sanırım bu aksam evden bağlanabileceğim.

yasasın özgürlük:)

24 Kasım 2006 Cuma

Nihayet...

Öf yaaa, her açıdan amma zorlu bir hafta geçirdim.

Önce 40 ayın çarşambası bir araya gelmiş gibi işler yığıldı. Hafta boyu hergün en erken 10'da çıkabildim işten. Bir de üstüne smile adsl kavgam eklenince harbi yorucu bir hafta oldu.

Az önce aldığım bir telefona göre yarın smile belasından kurtuluyorum. Tabi bundan önce verdikleri bilgilerin doğruluğuna bakarsak bu da güvenilmez bir bilgi ama ben bu kez inanmak istiyorum. Tabi bunun için yapmam gerekenleri şöyle bir özetlersek: muhtemelen bir aylık abone ücretini aşan telefon görüşmeleri, geçirilen sinir krizleri, yazılan bilimum email ve şikayet. 1 hafta içinde herhalde en az 10 konuşma yapmışımdır ki son 3-4 tanesi yaklaşık yarımşar saat felan sürdü. tabi konuşma içeriği giderek sertleşip ağırlaştı ve ses tonum yükseldi. en sonunda bugün müşteri temsilcilerinden umudu kesip doğan online'i aradim. Çözümü kim sağladı bilmiyorum ama şu beladan kurtulayım başka bir şey istemiyorum.

Şimdi önümde sakin bir haftasonu uzandığını hayal ediyorum. Bugün erkenden eve gidicem, aldığım prison breakleri seyredicem ve huzur adamlığı yapıcam. sanırım bu kadarını hakettim.

ps: müşteri temsilcileri için üzülmedim desem yalan olur. hele dün akşam bir kızı çok zorladım:( sonradan da üzüldüm ama şirketlerinin suçu ben napayım.

21 Kasım 2006 Salı

Gülerim aglanacak halime...

Dün aksam ben smile ile ilgili yazımı post ettikten sonra yine dalga gecer gibi arayıp "kurulum?" dediler. Ben gene ucarak adamları aradım. Bu kez de daha 5 saat önce 1 hafta olan iptal süresini 20 güne çıkardılar.

Smile icin de su yakıştırma uygun olur sanırım

S(üründüren)M(ağdur eden)İ(nleten)L(anetli)E(ziyet) hattı...

20 Kasım 2006 Pazartesi

Smile adsl: Çıldırtan hizmet anlayışı

Allahım salağım ben. Yani hayatımda ilk defa bir reklama kandım al işte olacağı budur yani.

Dedim ki artık eve adsl baglatma zamanı gelmiştir. Ha gittim ha gidicem vs derken bu embesil smile adsl reklaminı gordum televizyonda. reklam da sirin yani. hersey online veya telefon ile. tam benlik yani tembel isi. aradim carsamba aksami, abone oldum. su anda yogunuz pazartesiden sonra yetkili servis size ulasir, hafta ici baglarlar dedi aboneligimi alan cocuk. iyi dedik, bir heyecan beklemeye koyulduk. pazartesi oldu arayan yok, sali oldu tıs yok. sali aksami "bakin kac gundur bekliyorum, yarin beni arasınlar" telefonu yaptim. carsamba tık yok. carsamba haftadönümünü kutlarken arayıp "iptal edin" dedim. aman baglanir kesin bağlanır laflarına önce kanmadım ama sonra bunca bekledim, simdi telekomda da beklemem gerekir dur bir şans daha vereyim dedim. demez olsaydim. cuma ogleden sonra hala ses çıkmaması üzerine sinir katsayım artmış bir şekilde iptal edilmesini istedim. bir-iki mırın kırın sonrası iyi tamam dediler. ben de soluğu telekomda aldım. meger aynı kampanya orda da varmış ancak talebimi alamadılar çünkü aptal smile portumu aktive etmiş ama ben iptal istediğimde iptal etmemiş. O can havliyle aradığımda da "2 gün içinde anca iptal olur" dediler. ben gene klasik sinir krizi geçirip verip veriştirdim. Cumartesi tekrar aradım. Pazartesi iptal olur dediler. (Bu arada dalga geçer gibi kuruluma gelicez diye aramaları da cabası. hiçbir yere gelemezsiniz oldum). Pazartesi yani bugun aradığımda ise çığlıklarım karşısında dayanamayan kız "ben size kesin süreyi öğreneyim" diyerek iptal yapan tarafla bağlantı kurdu. bana önce 2 gün denen süre 1 haftaya çıktı. benim ses tonumun da hangi oranda arttığını sanırım tahmin edersiniz. yaklaşık yarım saat sonra telefonu kapadığımda koridordan geçen biri "geçmiş olsun" deme gereği hissetti. artık nasıl çınlattıysam ortalığı.
bu gerizekalıları nereye şikayet edebilirim bilmiyorum ama sinir katsayım giderek yükseliyor. hergün karşıma çıkan talihsiz müşteri temsilcisine değişik oranlarda verip veriştiriyorum. sonuç ne iptal işlemi gerçekleşiyor ne de ben telekoma başvurabiliyorum.
bazen diyorum soyle elimde üstün güçlerim olsa... kesin felaket bir tip olurdum. zaten asabiyim, gelmeyin üstüme:)

10 Kasım 2006 Cuma

Last Stop!


Dun aksamki muhtesem kesfim: Last Stop. Rasim Bey’le arada yaptigimiz gibi bulustuk bahceli 7’de. Nere gitsek acep diye dolanirken dedi Teknosa’nin karsisina yeni bir yer acilmis. Benim de zaten teknosaya gidesim var. dsl baglaticam ya, ufak eksikleri gidermem lazim. Asil mp3 calar almak istiyorum, mallara bakmak lazim. Neyse, teknosaya girdik ciktik sonra bu denilen yere gittik. Ben daha giristen bir begendim zaten. Birincisi kocaman biyer, koltuklar felan da var. havadar, sonracima menu gayet genis. Menude turlarken ne yiyecegimize karar veremeyip bir miktar abartmisiz. Yalniz daha denemek istedigimiz cok sey var. onun icin ziyaret isini tekrarlamayi dusunuyoruz. Is cikisi kesin gidilesi biyer. Abonesi olma yolunda ilerlemeyi dusunuyorumJ

Yiye ice saati 10 etmisiz. Guzellesmisiz de tabi. Allahtan mesafe yakin da polis derdim olmadi. Sonra bi heves buraki aradim. Bir miktar dalga gecti gerci benle ama yarin benle camuflage’a gelmeyi kabul ettigi icin affettim onu:D

8 Kasım 2006 Çarşamba

Ah Bezen'im bugun senin kulaklarını çın çın çınlattım. neden mi? dişçiye gittim de ondan:) Son zamanlarda anlaşmışlar gibi tüm dolgularım birer-ikişer kendilerini imha edip beni sinir etme moduna gectiler. En sonunda bugun 4. dolgum da yenilendi ama ben hala 3. nun etkilerinde kurtulamamıştım. İşin daha kötüsü, hicbir seyden korkmayan ben dişçi yolunda bir geriliverdim neden bilemiyorum.

Aslina bakarsaniz en zorlandiğim tedavi türü diş tedavileri. Benim gibi geveze bir insanin bilmem ne kadar süre ile konuşmadan o koltukta oturduğunu düşünsenize bir. Aklından binbir turlu sey geciyor ama sen bu gelenlerden hicbirini aktaramiyorsun. Kabus! Neyse başa gelen çekilir modunda oturdum koltuga. Herzamanki soytarılığım üzerimde. Ayrıyeten hafif bir gerginlik mevcut tabi. Doktor tam iğneyi yaptı aklıma Bezen'in karikatürü geldi. Tabi o halde anlatamadım da, içimde kaldı. Gene de uyusana kadar bilimum lafı pespese sıraladım:) Sonra o igrenc oyucu alet vs. Hani canım yanmıyor ama o uyusukluk hissinden nefret ediyorum yaa! sanki yumruk yemissin gibi geliyor insana. bir de konusurken peltek peltek oluyorsun ya, sinir otesi! Diş de maşallah banamısın dememiş, çürümüş. Adamcağız oydu da oydu. Ben bir yandan anesteziye şükrederken diğer yandan küfreden bir tip (içinden tabi). Neyse bu da bitti geldim ama benim 3. dolgu hala sızlıyor. Hayır gecmezse ucunda kanal tedavisi var, olsa da geçecek olmasa da...

7 Kasım 2006 Salı

Kısa kısa...

Yazasım geldi bugün...

En son yazdığımdan beri asır olmuş, hergün yaptığım 1-2 şey geçiyor aklımdan yazmak için ama bir türlü fırsat bulup da yazamıyorum. Fırsat bulmuşken bugün biraz gündemi yakalayayım dedim.

1. Gecen hafta konsere gittim. Manhattan Transfer. Malumunuz ben aslında caz sevmem. Ama bu gruba karşı tee kücüklüğümden kalan bir sempatim var ne yalan diyim. Sanırım yıllar evvel TV de bir konserlerine rastlamış ve kötü olmadıklarına karar vermiştim. Sonuç olarak Ankara'ya geldiklerini duyunca ölmeden görsem iyi olacağına (ben değil onlar) karar verdim. Tabi hemen ilgili şahısları da toparlayıp çarsamba akşamı konsere gittim. Konser mahaline geldiğimizde yalnız olmadığımızı farkettim. Ne o kardeşim, duyan gelmiş. Gerçi yaş ortalamasına bakılınca gelenlerin duymakta zorlandığı izlenimine de kapılmadım değil ama kendimi genç hissetmek için iyi bir bahanem oldu:) . Neyse salona girdik, yerimiz gayet güzeldi, koltuklara yayıldık. Konser başladı. Hakkaten de fena degil felan modundaydim ki bizim muziplikler başladı. Önce arkadaki adam ne üdüğü belirsiz bir ses çıkardı. Öksürdü mü, gıcık mı temizledi yoksa böğürdü mü anlayamadım ama o ses yaklaşık bir şarkı boyunca bizi güldürmeye yetti. Tabi sessiz gülücez diye harcadığımız ekstra çabadan bahsetmiyorum. Sakinleştikten sonra konseri dinlemeye devam ettik. Ancak bu sefer de solo performanslar başladı ve ben neden cazı sevmediğimi bu kez keşfettim. Tüm şarkı boyunca piyano ile vokali eşlemeye çalıştım ama olmadı. O zaman anladım ki bana göre caz, değişik enstrümanların birbirinden bağımsız ses çıkardığı bir müzik dalı. Buna bir de solistin de kendi kafasına göre takılması eklenince benim tüylerim kabarıyor. Ne kadar uğraştımsa da bir uyum bulamadım. Bunu cazı kötülemek için söylemiyorum. Sadece bende caz kulağı olmadığını söylüyorum:) İtiraf ediyorum bundan dolayı da kendimi kesinlikle kötü hissetmiyorum. Neyse sonuçta grup olarak kulağa kötü gelmediler, yani bence konser fena değildi.

2. Geçtiğimiz 2 hafta bebek yoğun bir dönemdi. Önce bayramın ilk günü (23 Ekim) Gökben Ayşe'yi, sonra da 30 Ekim'de Zeynep Can'ı aramıza getirdi. Gerçi Can tembeli gelmemekte ısrarlıydı ama sonuçta velet dana olma yolunda ilerlediği için çekip aldılar sıpayı. İkisi de birbirinden şekerler. İlk fırsatta fotoğraflarını ifşa edeceğim. İlk önce Ayşe ile tanıştık. Tabi kız olmanın da verdiği bir hava ile minicik bir şeydi. Ben oyuncak olduğunu iddia ettim ama anne ve babası olmadığından emin görünüyordu. Sonra da geçen hafta Can'la tanıştık. Ne yalan söyliyim Ayşe'den sonra Can abi gibi geldi bana. Sanki sonra doğan o değilmiş de 2-3 hafta önce doğmuş gibiydi. Kıza o kadar laf ettik ama Zeynep iyi beslemiş oğlanı:) Duyduğum kadarıyla da ikisi de geceleri analarını pek uyutmuyormuş. Velet düşünenlere duyurulur.

3. Diğer yandan gene geçtiğimiz haftasonu Mutlu'larla Esin'e gittik. Sarp Derin çok şekerdi. Batu'nun neden yürüyemediğine bir türlü anlam veremedi ve çok bozuldu (dip not: batu 5 aylık, Sarp Derin ise 2 küsür yaşında). Kendi çapında koşturdu durdu ortalıkta. Çok şirindi. Batu desen zaten tam yeme çağında. Hani bu açıdan bakınca sevilesi yaratık şu çocuklar. Ama en güzel yanları ağladıklarında annelerine postalama imkanı:D

Sonra bu pazar Esin'leri yolcu ettik. Artik onlar bir Stockholm, yok hayır Stuttgart, yok neydi Strasburg yolcusu:) Bir türlü gittikleri yeri öğrenemedim de. Ben ısrarla onları Stockholm'e gönderiyorum. Esin dedi ki ziyaretlerine giderken bilet almadan önce mutlaka konuşmalıymışız. Beni Stockholm'den karşılayamazlarmış:) :)

Latife...

Dun aksam babamla "Mustafa Kemal'le 1000 gün. Latife" isimli tiyatro oyununa gittim. Babam ilk bahsettiginde Latife'yi Fikriye olarak algılayıp heyecanlanmış ve olaya atlamıştım. Olayın aslını farketmem için afişlere bakıp "hmm "1000 gün, neden ki 1000 gun, daha uzun zaman birlikte degiller miydi?" diye düşünmem gerekti. Sonra jeton düştü. Latife, M. Kemal'in karısıydı. Biran için çok bozuldum ama iş işten geçmişti. Hem gala gösterisiydi. Cumbaba felan da geldi (bu arada cumbaba gelince ayağa kalkılıyormuş, bunu da öğrenmiş oldum). Neyse oyun başladı. Latife Hanım yaşlanmış, Mustafa Kemal'le anılarını anlatıyordu. Anlatırken o günlere dönüyor felan. Dediğim gibi daha önceden izlemiş olduğum belgesel vs. den dolayı ben hep Fikriye sempatizanı idim. Hafif bir önyargı ile izledim oyunu. Ancak oyun ilerledikçe insan biraz da anlayış göstermeye başlıyor. Yani evlendiklerinde Ata 41, Latife 22 yaşındaymış. Daha çok çocukmuş ve anladığım kadarıyla da Ata'ya aşık. Durum böyle olunca kıskanç olması veya Ata'yı anlayamaması ve daha da önemlisi onun çevresindeki yoğunluğu dolduramaması çok doğal gibi geldi bana.
Oyunun bir sahnesinde de Fikriye'den bahsediliyordu. Ata'nın evlendiğini duyunca apar topar çıkıp gelişi, köşkte kalması ve Latife'nin kıskançlık yapıp onu göndermesi, sonra Fikriye'nin Ata'yı görmek için yarattığı bahaneleri izleyen ve Ata'nın "ben emir vermeden bir daha köşke gelmesin" emri neticesinde intiharı.
Sonuçta oyun fena degildi. Ben klasik arada gözyaşlarımı tutamadım, zırladım. Sanırım bu zırlamamda son zamanlarda okuduğum "Çılgın Türkler"in etkisi de var. Yani zaten sulu gözlüyüm ama bu da tuz biber oldu. Ayrıca oyunu seyrederken "Nutuk"u okumaya da karar verdim. Çok geç kalmış bir karar olsa da hiç olmamasından iyidir.

Dip not: Bugün bayık ötesi semineri dinlerken oyunu, Latife'yi ve Fikriye'yi düşündüm. Fikriye'yi daha çok ama. İçim titredi düşünürken. Latife Ata ile evlenmiş ancak elindekinin değerini bilememiş, ama Fikriye değerini bildiği ve sevdiği adami asla elde edememiş... Sonra düşündüm biran için. Acaba bende de biraz Fikriye mi var?