Sayfalar

26 Şubat 2007 Pazartesi

Drazen Petrovic'in ardından...


Dün televizyonda FB-EP basket maçını seyrederken aklıma Drazen Petrovic geldi. Aslında basketbolla ilgili bişey olduğu zaman hep anarım onu, yani unutmuş değilim hiçbir zaman. Onu seyretmek büyülü bir gösteri izlemek gibiydi benim için. Gençlik yıllarımın en önemli maçları onun sayesinde değer bulurdu. Avrupa ve Olimpiyat şampiyonalarını onun sayesinde kaçırmazdım. Yugoslavya'nın hiçbir maçını kaçırmazdım, özellikle Sovyetlere karşı olanlarını. Adımlarını, atışlarını hele de serbest atışlarını gözüm kapalı iken bile görebilirim, kendine has, öyle bir tarzı vardı. Benim için her zaman gerçek bir rüya olmuştu, çok erken uyandırıldığım bir rüya. Gerizekalı bir hatunun aramızdan çekip aldığı bir rüya...

Maçı babamda izlediğim için orda şansım olmadı ama sonra eve gelince ilk iş google'dan araştırdım. Anısına güzel bir sayfa yapmışlar. Drazen Petrovic. O kadar duygulandım ki sayfayı okurken, kendimi tutamayıp ağladım. Gerçi benim ağlamam için öyle fazla bir sebebe gerek yok ama bu sefer her damlasını hakettiği için ağladım. O zamanları hatırlamaya çalıştım. NBA'e draft edilişini. Pek sevinmemiştim ne yalan söyliyim. Hele ilk gittiğinde Blazers'da çok iyi performans gösteremeyince kendine yazık ettiğini düşünmüştüm. Ama sonra Nets'de tekrar yükselişi... Yükselişinin bu kadar iyi olduğunu bilmiyordum. Tabi o zamanlar internet yok bişey yok, hastası değilsen öbür yakadan haber almak zor:( O kısacık hayatına sığdırdığı başarının yanısıra NBA'de yabancı oyuncular adına yarattığı etkinin bu kadar büyük olduğunu, ne kadar azimli ve çalışkan olduğunu, herkes tarafından çok sevildiğini ve sayıldığını bilmiyordum. Dün akşam okudukça gözlerim doldu, ona olan saygım kat be kat arttı, kaybının acısı biraz daha katlandı. Hele Nets'in Drazen'in 3 numaralı formasını emekli edip salona astığını okuduğumdaki duygularımı anlatmak çok zor.
Sonra youtube'dan birkaç video izledim. ( Drazen Petrovic, Mix, dreamteam, 88 olimpiyat finali)Önce kendisi için yapılmış kısa bir dökümanter, oynadığı maçlardan kesitler. Onu tekrar şut atarken görünce bir miktar rahatladım. En azında bu sayede ölümsüzlüğü yakaladığını düşündüm. Ayrıca dokümanterde yeğeni Marco'nun ve stilinin ne kadar çok amcasına benzediğinden bahsediliyordu. Umarım o da amcası kadar başarılı olur ve ismini duyurur.
Dolaştığım sitelerde cenazesinden fotograflar vardı. Kalabalık inanılmaz boyuttaydı. Zagreb'de adına bir anıt mezar yapmışlar ve Cibano'da sanırım 112 sayı attığı stadyumun oralarda bir meydana adını vermişler. Bir kafesi varmış orda. Eğer birgün yolum Zagreb'e düşerse nereye gideceğimi çok iyi biliyorum artık.

22 Şubat 2007 Perşembe

Aylin'e veda

Son yazimda Aylin'in veda yemegine deginmistim. Bugun yemekten resimler gelmis, 1-2 tanesini sayfaya ekleyeyim istedim:)

Once sevgili daire baskanim, sahip Ozgur ve ben:)


Bu da Ozgur'un dunya tatlisi esi, mustakbel anne Ozge ve ben:D

Bu da Aylin ve ona aldigimiz muhtesem fincan:P (arka planda yine ben;))


19 Şubat 2007 Pazartesi

Ruzgar gibi gecti.

Bir haftasonu daha bitti. Ama ben izinliyim, yatmaya devam. Tabi gitmem gereken toplantilari gormezden geliyorum:)

Dun tam bir kosturmaca icinde gecti, once kahvalti, sonra Armada ve Migros. Haftasonu bu iki alisveris merkezinden birine gitmek bir cilginlik, ancak ben ikisine birden gitmek durumunda kaldim.

Sonra cts aksam 40 ayin carsambasi biraraya geldi. Ailecek aksam yemegine gidelim diye planlamistik ancak Aylin'in veda yemegi de bu haftaya organize edilince pespese 2 yemege gitmek durumunda kaldim:) Babamlarla aperatif digerleri ile arasicak:)

Asil kabus aksam eve gelince beni bekliyordu. Iceri girdigimde bir gaz kokusu aldim. Once onemsemedim ama sonra da icim rahat etmedi cunku koku gercekten vardi. Bende dogalgaz imdati aradim. Cok yogunlarmis ancak 2 gibi gelebiliriz dediler. Ben de ok dedim ama bir yandan da tirsiyorum gece gece. Neyse adam 1 gibi geldi. Gercekten kacak varmis ama kombide degil de ocakta imis. Alet bagirinca iyi ki cagirmisim oldum. Adamcagiz once servis cagirin dedi sonra bana sempati yapmis olsa gerek ki kendisi 10 dakikada yapiverdi. Ben de bir yandan gerilirken bir yandan dua ettim adama.

Bugun de Gulden'e ugradim. Kizcagizim hop oturup hop kalkiyordu evde, biraz onla oturup geyik yaptik. Sonra ona zorla Pride and Prejudice seyrettirdim. Saat 5.30 gibi Dora geldi de rahatladi kizcagiz. Ben de Burak'la bulusup Blood diamond'a gittim. Uzun zamandir bekliyordum bu filmi ancak cok kanli idi. Amma adam oldurduler yaa... Gerildim bayagi. Ruh halim zaten cok iyi diildi daha da bir karardi.

Son olarak son takintim Nelly Furtado'nun Say it right isimli parcasi. Repeat'e taktim deli gibi dinliyorum....

16 Şubat 2007 Cuma

Hirsiz (breaking and entering)

Sevgilisi olmayan bir grup kiz sevgililer gununde ne yapar? tabi ki sinemaya gider. Gunun talihli filmi turkce adi ile hirsizdi. Will ve Sandy'nin ofisleri tam acilis gecesi soyuldu. Soyanlar da binalarin tepesinde korkusuzca kosan Miro adli gocmen ve akrabalari. Will ve Sandy soyulan esyalari tekrar temin edince yine ayni cete tarafindan soyuluyorlar. Bu arada Will'in evde sorunlari var. Bir yandan bu sorunlar isleniyor filmde. Will ve Sandy tekrar soyulma riskina karsi is yerlerini gozetlemeye basliyorlar ve Will yine bir gozetleme sirasinda Miro'yu gorup takip ediyor. Miro tam eve girmek uzereyken annesi geliyor ve Will onlarla daha once karsilastiklarini farkediyor. Terzi olan anneden de etkilenmis olsa gerek ki kapida yazan tlf numarasini alip gidiyor. Sonra ceket diktirme bahanesi ile evlerine gidiyor. Derken aralarinda bir yakinlasma basliyor. Will cocugu ele vermiyor vs.

Aslinda film son derece agir bir sekilde ilerliyor. Izleyenlerin bir cogunun ici bayildi sanirsam. Ama ben enteresan bir sekilde begendim filmi. Will'in kargasasi, arayisi... film ama bana olasi geldi. ne bileyim...

Ha bir de Miro... cok begendim ben cocugu. Cok guzel bir cocuk. Rafi Gavron'mus adi. Kendisini izlemeye devam edicez:)

Yine telekom

Sali gunu yine mac vardi. Bu sefer de Panianios ile. Adamlarla 2 kere mac yapmistik, bu ucuncu oldu. Yenilmeye doymadi adamlar:DD Neyse pazar gunu Asli'da yapmis oldugum reklamlar neticesinde Mesut, Sener, Asli ve Huseyin'i de kandirdim. Bunun uzerine Sali gunu spor salonunun onunde bulustuk. Bulusmasina bulustuk da aman allahim o nasil bir kalabaliktir oyle. Maca daha 45 dakika varken salon dolmustu ve iceri giremedik:( Kaldik mi ortada kos kos. Neyse Allahtan orada bir otel vardi da lobisine gidip televizyon actirip orda izledik maci. Daha dogrusu ilk yariyi orda izledik, arada sansimizi bir kere daha denedik ama nafile. Cevik kuvvet nur dedi peygamber demedi. Bize de ikinci yariyi evde izlemek dustu. Mac gene cok heyecanliydi. Az daha gidiyordu ama 78-77 de olsa kazandik maci. Gene verdik beyinlerine:)))

Nihayet!!!

Kac gundur girmeye calisiyorum alet bir turlu sign in olmama izin vermedi. gerci oyle yazacak ahim sahim biseyim yoktu belki de ama olsun baglanamamak zormus...

Didem'den sonra gectigimiz pazar Asli'nin da dogumgununu kutladik. Tabi bu kez iki isi bir arada yapip evlerini de ziyarete gitmis olduk. Cimcime dokturmustu masallah. Hele bir pirasa boregi yapmis ki resmen parmaklarimi yedim. Sadece ben degil butun herkes parmaklarini yedi. Ama tarif konusunu hic acmayalim, bende kotu anilari var:(

6 Şubat 2007 Salı

Vs. vs.



Aksam son dakika golu ile Selim'le bulustuk. Ben spordan cok ac cikmistim, o da isini anca bitirmis. Dogru dedim Armada'ya:) Biz guya yemek yiyip muhabbet edicez, adam bir fircaladi neden bloguna yazmiyorsun diye. Amanin oldum ben de, yazayim artik bari:)

Soyle bir dusunelim bakalim neler yapmisiz...

Hah evet, 26 ocak haftasonusu Gaziantep'e gittim dayimlarin yanina. Kimbilir kac sene olmustu gormeyeli, yaklasik bir senedir de niyetleniyordum ama bir turlu girisememistim, nihayet seytanin bacagini kirdim. Gerci cuma aksam gidip pazartesi sabah dondugum icin nasil gecti anlamadim bile ama uzuuun uzun muhabbet ettik, mutlu dondum resmen.

Sonra mubarek 3 aylara girdik bu Ocak'da. Mubarek 3 aylar Didem, Asli ve benim dogumgunlerimiz. Bu 3 ay mutlaka gorusup sonra 9 ay bulusamadigimiz icin boyle adlandirdik. Ilk bulusma 21'inde Didem icin kahvalti organizasyonu oldu.


Hep beraber Umitkoy'deki Liva'ya gittik. Uzatmali bir kahvalti sabahi yasadik. Tabi Gani tembeli resimleri gondermedigi icin susleyemiyorum ama her zamanki gibi keyifli bir aktivite oldu. Simdi darisi bu haftasonu Asli'ninkinde.






Asli demisken gecen pazar da ondaydim. Is yerinden arkadaslari tenis maci yaninda hamsi partisi yapacakmis, ben de sarkintilik yaptim hemen:) Hamsi de yanindaki tatlilar da muhtesemdi. Bir de beni 5'de yiycez diye kandirmamis olsalardi da asiri kahvalti yapmadan gitmis olsaydim daha iyi olacakti ama tok halimle bile bayagi iddiali idim:)

Ondan onceki pazar da guya Saltuk'un veda brunch'i vardi. Guya diyorum cunku amac o olmasina ragmen resimlere bakinca olay Can bebesinin etrafinda donmus imaji edindim resmen. Ama o da cok tatli sipa naparsin:)

26 Ocak 2007 Cuma

Dedendennnn...


Bizim Gülden'in muhteşem bir oğlu var. Adı Dora. Benim son eğlencem dillendikleri için Dora ve Sarp Derin'in (muti'nin oglan) hikayelerini dinlemek. İki tane favorim var:

Eylül müydü Ekim mi hatırlamıyorum, Gülden'in annesi ameliyat olmuştu ve ben de evlerine ziyarete gittim. Tabi adı ziyaret ama olay daha çok muhabbet tarzında gelişiyor. Muhabbet koyulaşınca süre de uzadı ister istemez ve bizim serseri da uykudan uyandı. Tabi önceleri mahmurluk var velette pek yaklaşmıyor felan. Agizda emzik, ayılma modunda. sonra açıldı zibidi, arabalarını pis diyerek siliyor vs. çok komik velet. Emzikle oynarken birara yere düşürdü, Gülden de eline aldı. Bu biraz sonra gelip annesine "meme" dedi. Gülden de "bu yere düştü, pis oldu, sana yenisini vericem" dedi. Dora da tekrar oyununa döndü. Az sonra sahne tekrarlandı. "Meme", bu pis, yıkadıktan sonra alırsın vs. Bu arada biz de kimbilir kimi çekiştiriyoruz, Gülden de oturduğu yere çakıldı kaldı, gidip oğlanın emziğini yıkamıyor veya yenisini getirmiyor. Dora gene "meme" dedi. aynı muhabbet tekrarlandı. Çocuk da tekrar oyununa döndü. Kısa bir an sonra gözlerinde bir ışıltıyla "dedendennnn" diyerek içeri koştu. İçerde dedesi yeni emzik vermiş olacak ki mutlu mesut ağzında emzikle girdi odaya:) Gülmekten kriz geçirdim resmen.

Geçen de Mutlu anlattı. Kayınvalidesine gitmişler. Evde başka misafir de varmış ve adam da memleketine döneceği için Mutlu'lar dönüşte onu Aşti'ye bırakacaklarmış. Kemal elinde birkaç parça eşya olduğu için önden inmiş ama Sarp Derin Kemal'in indiğini görmemiş. Tabi bunlar giyinmişler, misafir amca da bunlarla giyinip inmeye başlamış. Sarp Derin adama bakıp ısrarla "bu geliy, baba yerde?" demiş. Mutlu diyor ki en az 10 kere "bu geliy, baba yerde?" diye işaret etmiş. O kadar güldüm ki:) Sonra arabanın yanında Kemal'i görünce rahatlamış ki adama dönüp "sen de gel" demiş:)))))))))

Muhteşem bu veletler yaaaa:)

15 Ocak 2007 Pazartesi

Hastayım bu reklamlara...

Son zamanlarda çocuk gibi bazı reklamlara takılmış durumdayım. İşte örnekler:

Bacardi

Akbank1

Akbank2

Fiat

buldukca gene yazarım:)

Macellan

Cumartesi günümü Özge'ye tahsis ettim. Kızcağız gittiğinden beri doğru dürüst görüşememiştik zaten. Gerçi günü tahsis ettim dediğime bakmayın ancak 13:40 sularında buluşabildik. İlk işimiz tıkınma işini aradan çıkarmak oldu. Ne zamandır gitmiyormuşuz ikimiz de Kuki yapalım bari dedik. Oturduk. Ne yiyeceğimize karar veremediğimiz için steak sandwich ve peynirli salata istedik. Açlık oranımızı biraz abartmış olacağız ki - ya da porsiyonlar büyüktü- tabaklarımızı bitiremedik bir türlü. Tabi bunda çayın yanında gelen kurabiyelerin payı da büyüktü.
Neyse sinemaya gitme hevesinde olduğumuz için 3 gibi Kuki'den kalkıp yola koyulduk. Tabi Tunalı'dan çıkabilmek bir ölüm. Nihayet Eskişehir yoluna ulaştığımızda Özge benzin almak isteyince ben de fırsattan istifade düşen plakamı taktırdım. Sonuç olarak 4 olmadan Bilkent'e varmıştık.
Ben son zamanlarda sinema olayını biraz abartmış olduğum için çoğu filmi görmüştüm. Yine de 2. kez görmeye itirazım olmadığından The Holiday'e gittik. Ben filmi ilkinde çok eğlenceli bulmuştum gene çok eğlendim. Bence mutlu, hoş ve de boş bir film. Gerçi ben gene ağlayacak yerler buldum ama çıktığımızda ikimiz de gayet güleç moddaydık.
Tabi adamlar film boyunca şişelerce alkol tükettiği için bizim de canımız bişeyler içmek istedi. Bilkent'te tek alkol alternatifi Macellan olduğu için de oraya yöneldik.
Meğersem Macellan ne hoş bir yermiş!!! ve hatta akşamları ne kadar daha da hoş oluyormuş. Klasik bira şarap takılmayalım diye kokteylleri bir yokladık. Alternatifler bayağı boldu. Ben herzamanki gibi Long Island Ice Tea istedim, Ozge ise Mojito takıldı. İçkiler gayet güzeldi. Benimki biraz sert olmuştu gerçi ama iyi geldi. Sonra müzikler de gayet eğlenceli idi. kokteyllerimiz üzerine şarap arasına hot wings vs ekleyince garsonlar bir miktar şaşkınlık geçirdi tabi ama biz çok eğlendik. Masaya gelip giden meyve ve fıstık tabaklarını hiç itiraz etmeden boşalttık. Bir saat oturup bişeyler içer kalkarız diye girdiğimiz Macellan'dan 23 sularında gayet çakırkeyif ötesi bir şekilde ayrıldık. Sonuç ben o halde eve dönemeyeceğim için Ozge'ye sığındım:)
Gerisi malum, Pazar günü bir akşamdan kalmalık, bir yorgunluk:)))

Heh heee!

Pazar günü televizyonda FB-Türk Telekom basket maçı vardı. Kazanan ilk yarıyı lider kapatacak. Maç televizyondaydı diyorum çünkü İstanbul'da olduğu için gidip yerinde seyretme şansım olmadı. Babamlarda geçtik TV karşısına mailecek izledik heyecanla.
Normal şartlar altında FB taraftarı olmama rağmen Ankara'lı olmanın ve son zamanlarda maçlarına gitmenin verdiği heyecanla maçta TT taraftarlığına soyunmuştum. Maç oldukça çekişmeli geçti. Genelde TT önde götürdü ama fark 13 sayıya çıktıktan 2 dakka sonra 4 sayıya iniverdi ve hatta bir noktada FB 4 sayı ile öne geçti. Hatta o nokta maçın bitimine 3 dakika kala falandı. Gidip de boş dönülen bilimum atak, kaçan 3lükler. Dedim ya son 3-4 dakka FB bir coştu, aha dedim maç elden gidiyor. Nasıl bir baskı, nasıl bir pres. Allahtan çabuk toparladı bizimkiler. Haluk gene kritik 1-2 üçlük attı. Son 30-35 saniyey de 3 sayı geride girdik. Sonra Dudley 3lük atıp eşitledi. Şimdi hatırlamıyorum ama son 5 sn de top bize geçti, onlar atamadı sanırım biz de rebound aldık, acaip hızlı saldırıp elden ele geçirdiler topu ve son saniyede Jagla 3lük soktu. İnanamadım. Evde nasıl bir çığlık modundaydık anlatamam:)))
Simdi yarin Panianios yada her ne .. ise onlarla maçı var gene. Bu sefer de TV den seyretmek durumundayız. Evde tek başına izlemek keyifli olmuyor, muhtemelen ablamlara gider onlarla izlerim gene.

10 Ocak 2007 Çarşamba

Konu yok

Yazasım geldi ama öyle yazılacak bariz bir konu malesef yok.

Birkaç gündür üzerimde bir kırıklık var. Bayram sırasında pekçok insan hasta olmuş, sanırım kendimi eksik hissettim. Pazartesi aksam sürünerek spora gittim ama tamamlayamadım bile. Eskiden lay lay lom şeklinde yaptığım yürüyüşte bile çok zorlanınca ağırlıklara geçmeden evin yolunu tuttum. Bugün de kendimi hala çok yorgun hissettiğim için sporu ekmeye karar verdim. Gerçi benim tembellikler hep böyle başlar ama hakikaten kendimi yorgun hissediyorum. Umarım çok uzatmam olayı.

Dün akşam yine telekomun maçına gittik Ege'yle. Bu sefer Papa gelmediği için yollar açıktı. Ama Ege Papa vardı, trafik kötüydü olayına takılmış, ışıkta bile dursak "papa mı çıktı?" felan gibi sorular sordu:))) Artık Papa'yı ne sanıyorsa. Tabi yolun büyük kısmını çocuğa Papa nedir, neden trafiği felç ederi anlatmaya çalıştım ama sonuçtan pek emin diilim. (hemen burda bir dip not: Tatilde konuştuğumuz bir bayan Papa'nın ziyaretini sordu. Biz de herkesin pek kötü andığını çünkü trafiğin felç olduğunu söyledik. Megerse almanyada bomboş sokakları gösterip ilgi yoktu felan demişler. çok güldük). neyse dedim ya Papa yoktu bu sefer, zamanında ulaştık salona. Talep de diğer maç kadar değildi. Sanırım bunda karşı takımım yunan olmamasının etkisi büyük:) Sonuç gene galibiyet oldu. Tuttuğun takım kazanınca maç izlemek daha keyifli oluyormuş. Maça giderken yolda Ege'yi tezahurat etmezse bir daha maça götürmeyeceğim konusunda tehdit ettiğim için bayağı bağırdı çocukcağız. Zavallı çocuklara tehdit etmeden bişey yaptırmak mümkün olmuyor zaten. Bu arada kendisiyle yaptığımız pazarlık sonucunda play station artık benim oldu:P Çok saf oluyor bazen bu veletler:) (Geçen hafta ona kale almıştım. Çok beğenmiş. Hatta playstationdan bile çok sevmiş. onu da ben almıştım zaten. ben de o zaman ps benim olsun diyince hemen olur dedi kekim.)

Gidecek film arıyorum bu aralar. blood diamond henüz gelmedi ülkeme. Şimdi listemde deja vu bulunmakta. bir de chic flick olaraktan the holiday. ama ona gidecek kız bulmam lazım lakin burak hayatta gelmez. Burak dedim aklıma geldi. Geçen Burak'a bloguma bakmadığı için sitem ettim. "Niye bakayım ki, hepsini biliyorum zaten" dedi. Doğru söze ne hacet!!!

4 Ocak 2007 Perşembe

Hala yağmur...

Ya bir yağmur neden bu kadar uzun sürer??? Hem de insan tatildeyken.. Söyle bir güneş açsa mesela. Valla hemen kendimizi denize atıcaz. Ama sürekli yağıyor ve hava soğuk. Aslında dışarıda cazip cazip bize bakan bir ısıtmalı havuz var ama dedim ya soğuk işte. İçeridekiyle ve jakuzi ile yetinmemiz gerekiyor. Ha bir de sürekli oyun durumu. Pişti ve tavla oynamaktan gına geldi. Üstelik artık Burak tavlada beni yenmeye başladı. Hiç hoş bir durum değil yani. Tabi kaç gün dipdibe olunca da dönüşte bir süre birbirimizi ne kadar görmek isteyeceğimizden şüphem var. Gerçi cumartesi overall diyoruz ama bakalım.
Bu arada ultra herşey dahilde kalmanın sonuçlarını cumartesi tartıda görücez bakalım. hiç hoş diil:P

3 Ocak 2007 Çarşamba

Ocak ayında Kemer

Bayramın 3. günü Burak'la Kemer'e gitmeye karar verdik. Sabah 8'de çıktık yola. Yol gayet boştu. Bayram trafiği bitmiş, dönüş trafiği henüz başlamamış. Yol alabildiğine uzanıyor önünde. Tabi ister istemez gaza biraz fazla dokunmaca. Sonuç: radar:( 122 ile radara yakalanmışız. Bayram bayram olacak iş midir:( bayağı da yüklü bir cezası var. İlk cezayı yedikten sonra 100 ile gitmeye başladık yolda. Sonra 2 radar daha atlattık kazasız belasız:)
Kemer'e 4 sularında geldik. 1-2 otel gezdikten sonra Amara Wing resort denen bir yerde karar kıldık. Ben geçen yaz Amara Dolce Vita'da kalmıştım Sandra'larla. Güzel bir tatil köyüydü o da. Bu da ona benziyor ama diğeri daha büyük ve güzeldi. Gerçi hava soğuk olmasa bundan da bir o kadar memnun kalabilirdik:) Kendimizi bilimum tavla ve kağıt oyunları ile oyalıyoruz şu anda. Bugün yağmur yağmasa denize girmeye kararlıydık. Sırf ocakda yüzdük demek için. Ama azimliyiz yarın yüzücez. Hele deniz sulu ısıtılmış havuz var dışarda. Ben feci göz koydum. Yağmur dindiği an ordayım. Sonra artık Ankara'ya nasıl döneriz bilmem ama yüzcez işte:))))))

1 Ocak 2007 Pazartesi

Yeni yil

Bir yil daha boyle bitti. Yaklasik 2 saat kadar once yeni yila girdik. Girdik de sanki iyi mi oldu, yas gene 1 yas buyudu:( sonra butun gece okuz gibi yedim ve sunger gibi ictim. simdi gozlerim kapaniyor ama 2 satir yazip oyle yatayim dedim.
Ustelik bu yil yeni yil kurban bayraminin kurbani oldu. Butun gun bayram muhabbeti ardindan aksam yeni yil muhabbeti.
Herkesin yeni yili kutlu olsun:) yeni yil hepimize yeni yildan beklentilerimizi getirsin, basta mutluluk ve saglik olmak uzere her istedigimize kavusma imkani saglasin.
MUTLU SENELEEEEERRRRR:)))

PS: amaaaan simdi tv'de hope springs basladi. benim gibi bir colin hastasi... nasil uyuyacagim ben simdi:(